a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

18 Temmuz 2016 Pazartesi

On 18.7.16 by altug   No comments
Durmuyoruz. Yürüyoruz, Yazıyoruz. Sunuyoruz. Paylaşıyoruz.

Sonbaharda neler yapıyoruz? Bugün aramızda uzun süren (10 dak.) görüşme sonucunda programımızı yaptık. Tarihler belli değil tabii. İlerleyen haftalarda tarihleri de duyuracağız.


* Karia Yolu'na kaldığımız yerden devam ediyor, Ören'den yola çıkarak, Akyaka'ya ulaştıktan sonra, 2017 İlkbahar'da 12 günlük Datça Yarımadası için Akyaka'da kısa bir mola veriyor olacağız.

* Yoğun kar yağışı sebebiyle mahsur kaldığımız Frig Yolu'nun Yumaklı (Kütahya) Köyünden yolumuza devam ederek 2 günlük bir Zahran Vadisi geçişini tamamlayacağız. Geçen ilkbahar içimizde kaldı devam edemedik diye.

* Karia Yolu'nu yürümeye başladık. İyi bir tempo ile 8 günde bitirilebilen 175 km.lik İç Karia (Ege) parkurlarını anlatalım dedik. Sunumda yanında ne veriyoruz? Likya Yolu buluşmamızın anılarını. Burada başlayan güzel arkadaşlık ve dostlukları. Sunum ve söyleşi için çalışmamız devam ediyor.

* Bu adamların İstanbul'da kamplı ne işi var değil mi? Tam İstanbul değil aslında. Bir haftasonu bir araya gelip bir gece bir arada olalım dedik. Karadeniz sahili Şile, Ağva veya Kerpe (Kocaeli) civarları olabilir. Katılım sınırlı sayıda olacak malum Likya Buluşmasını da böyle yaptık. Anafikir ateş yakmayı, çadır kurmayı, uyku tulumuna girmeyi öğretmek değil tabii. Bir arada olmak. Birbirimizden öğreneceğimiz çok şeyler var...

31 Mayıs 2016 Salı

On 31.5.16 by altug   No comments
Yaklaşık 1 sene önce yaptık duyuruyu. Bu çağrı bir rehberlik hizmeti değildi. Rehber de değiliz zaten. Günce, Facebook, Sunumlar, Söyleşiler derken o kadar büyüdük ki bazı arkadaşlar ile dağlar bayırlar haricinde de görüşecek hale geldik.

Bu yürüyüş ekibi öyle olmalıydı ki hem tecrübeliler, hem de ilk defa yürüyecekler bir arada olmalıydı. En doğru ve güzel etkileşim buydu aslında. Böyle bir ekip kurarak ne de doğru bir tercih yapmışız ki yol boyunca en ufak bir sorun yaşamadık, günler geçtikçe birbirimizi çok daha iyi tanıdık. Hele ki veda seremonisinde birçoğumuzun gözlerinin dolması yürüyüş boyunca kazanılan güzel ve içten dostlukların, arkadaşlıkların dışa vurulması gibiydi.

Yürüyüşümüze katılan Yasemin Türkoğlu'nun bizimle paylaştığı, içinden geldiğince yazdığı bu yazıyı paylaşıyoruz.

Meğer ne kadar koca, organize bir grup olmuşuz da haberimiz yokmuş...

Bizim yürüyüş yazısı mı? Yazmadan olmaz. Yakında...





IŞIK ÜLKESİNİN IŞIK ÇOCUKLARI....


"Aylar boyunca Likya yolunu araştırdım internetten, yazılı kaynaklardan, giden bilen var mı diye Facebook mesajlarından..... Ve bir gün karşıma likyayolu.org sitesi çıktı. Baştan sona yazılan herşeyi okudum, günlerce tekrar tekrar. Likya ile ilgili yazılmış kitaplardan, haritalardan, diğer yazılmış herşeyden çok daha dokunulabilir, daha gerçekti sanki. Hele o duyuru yok mu "18 - 22 Mayıs Likya Yolu'nu yürüyeceğiz" işte o bana, hiç tanımadığım bir "erkeğe" :) mail yazdırıp ben de gelmek istiyorum dedirtti.

Sevgili Altuğ ile bir kaç kez mailleştik, gerçi ilk mail "yerimiz yok, başka bahara" tadındaydı ama yüreği o kadar kocamandı ki 2 ay sonra beni arayıp "ya Yasemin Hanım hala istiyor musunuz yürümeyi, benim gönlüm elvermedi sizi arkada bırakmaya" deyiverdi ve dünyalar benim oldu. Her maili küçük küçük, korkutmadan, yolun zorluklarından haberdar eden, yola nasıl hazırlanmam gerektiği, çantamın neden hafif olması ve nasıl hafif bir çanta hazırlayabileceğimi, anlatan bilgilerle doluydu. 4 Şubat'taki (Maltepe/İstanbul) sunumuna gittiğimde ancak yüz yüze tanışabildik. 

Çevremde akıllı, uslu, temkinli biri olarak bilinirim, hiç tanımadığım bir adamın, hiç tanımadığım insanlarla kurduğu ekiple yola çıkacağımı duyan herkes fenalık geçirdi. Nasıl cesaret edebildiğim çok sorgulandı, herkes benimle ilgili endişe duyarken, ben yalnızca "Fizik kondisyonlarım yeterli olacak mı?" "Altuğ Bey beni dahil ettiğine pişman olur mu?" "Grubu yavaşlatır mıyım?" endişeleri içerisindeydim. 

Neyse uzatmayayım 18 Mayıs 2016 geldi, Kaş Meydan'da Noel Baba çay bahçesinde 19 kişi buluştu, herkes tanıştı, yola çıktık erkenden.

İlk mola Kaş çıkışı kırmızı dut ağacının altındaki caminin çeşmesinde verildi. Rota; Kaş-Büyükçakıl Plajı-Limanağzı-Çoban Plajı-Ufakdere yada Fakdere'ye varış ve ilk uzun mola. Bu yürüyüş, birbirini tanımayan insanları ufak ufak birbirine yaklaştırdı, çıkınlar açıldı, yemekler yendi. 


Deniz, girenlerin tüm yorgunluğunu almış, ben de uyuyarak kendime gelmiştim. Yola koyulduk yeniden, hedef Üzümlü, kamp atacağız orada.


Üzümlü'ye giden yol, gayet iyi, çok zorlanmadım. Üzümlü'ye erken bir saatte vardık sanırım 18:00 gibiydi, çadır kentimizi kurduk, Osman, Erkal Bey, Garip ve Nuriye çadır komşumdu sonra en sıkı yol arkadaşlarım oldular. Yemekler yendi, sohbetler edildi, Süleyman Abinin taaa Fransa'dan getirip yol boyu Altuğ'un taşıdığı şarap içildi, dostluklar oluşmaya başladı. Yattık, uyuduk, dinlendik.

Sabah neşeyle toplanan ekip, kahvaltı sonrası yola revan oldu. Ve Boğazcık'a tırmanış başladı, güneş tepede, inanılmaz yoruldum, dedim ki olmayacak, yapamayacağım, Boğazcık'a bir km.'e kala Altuğ'un yanına gidip, dönme imkanımın olup olmadığını sordum bir hayli çekinerek, gözlerinde "yapma be Yasemin sen bu yolu yürüsün" ifadesi varken, gayet anlayışlı, ve içten bir samimiyetle "tabi ki, Boğazcık'tan transferini sağlayabilirim, sakın dert etme" cevabı beni çok rahatlattı. Ama vazgeçtiğimi duyan Nuriye ve Garip'in beni vazgeçirmek için dökmedikleri dil kalmadı, ve beni ikna ediverdiler, hele bi de Apollonia Lodge'da (Boğazcık) yediğim tereyağlı omlet, ve içtiğim çay, beni kendime getirdi. Eğer dönseymişim çok hata edermişim. Mola'dan sonra Aparlae'ye doğru inişe geçtik, ben böyle güzel yerler hiç görmedim. Hele akşam kamp attığımız Purple House ve çevresi, masal diyarı gibiydi. Batık şehri görmek için denize girenler de su altını anlata anlata bitiremediler. Purple House'un bahçesinde Rıza, kamp ateşi için çok korunaklı bir yer ayırmış, gece yaktığımız ateşin çevresinde dizilip içtiğimiz biranın tadını herhalde çok uzun yıllar hatırlayacağım. Sabah öğlene doğru yola koyulduk yeniden, bu sefer hedef "Kale". Üçağız'a kadar yol sarp ama tırmanış olmadığından nispeten kolay yürüdüğüm bir yol oldu. Üçağız'a vardığımız da Altuğ bize tekne keyfi yaptırdı, Kale'ye deniz yolu ile ulaştık, ah nasıl güzeldi. Rüzgar püfür püfür, manzara ömre bedel... Kampı Mehtap Pansiyon'da attık, yine deniz keyfi, birlikte masa başında yenen yemek, keyifli sohbetler, dondurma ile yapılan final ve güzelim Kekova manzarası....


Sabah çok erken uyandık. Osman, Orhan, Bülent ve Michele bizden ayrılıyordu o sabah, vedalar edildi, yolcularımız sanal dünyaya geri dönerken biz gerçek dünyada yeniden yola koyulduk. Bugün son gün, herkes sessiz sanki, yol hiç bitmese keşke, böyle çadır kurup kaldırarak, inip çıksak, bu güzelim Işık Ülkesinden hiç ayrılmasak. Birbirinden güzel manzaraları ardımızda bırakarak Çakıl Plajına geldik, yine bir Deniz molası, herşeyin keyfine vara vara yapılan her eylem en güzel eylem bence...


Mola sonrası güzelim manzara eşliğinde doktorumuz Cem'in usul usul anlattıklarını dinleyerek, Çayağzı'na vardık, tahta köprüyü geçerken, Carretta Carretta'nın çapkın çapkın yüzüşüne şahitlik ettik, sanki bitiş hediyesi gibiydi herbirimiz için... Çayağzı'nda asırlık ağacın gövdesinde odunlu semaverde demlenen güzel çay, yaşlı amcanın konukseverliği, hepimizin içini ısıttı. 

Ve Andriake'ye varış, son buluş....

Gönüllü olmak, gönül vermek ne demek Altuğ ve Mehmet'le beraber olduğunuzda daha da iyi anlayacağınız kelimeler. Aslına bakarsan kısıtlı tatil imkanlarını, hesapsız, sırf onlarla birlikte yürüyebilelim diye armağan ediverdiler. Diyeceğim o ki; Sevgili Altuğ ve Mehmet, belki de kendilerinin ve ailelerinin zamanlarından çalarak, gördükleri güzellikleri, tanımadıkları insanlarla paylaşarak, yolları aydınlatıyorlar, onlar gerçekten Işık Ülkesi'nin ışık olmuş çocukları gibi....

İyi ki varsınız, çok ama çok teşekkürler, artık sitenizde "hayaller gerçeğe dönüştürülür" ifadesini kullanabilirsiniz. Ve bugüne kadar düet yapmıştınız ama şimdi bir orkestranız var.

Sevgiyle,

Yasemin Türkoğlu Karataş







30 Mayıs 2016 Pazartesi

On 30.5.16 by altug in , , , ,    No comments
Sosyal ortamlarda paylaşımların çoğalması, alternatif doğa turizmine yönelimin artmasıyla başta Likya Yolu olmak üzere yürüyüş yollarında çok sayıda yürüyüşçü görmeye başladık. Bu çok sevindirici ancak sayının artması bazı sorunları da beraberinde getirmeye başladı. Bunun en başında çevre kirliliği ve yangın tehlikesi geliyor.

Yolları bulduğumuz gibi bırakmamız, bizden sonrakilere yürünebilir olarak devredebilmemiz için bu iki konuda tecrübeli, tecrübesiz hepimize önemli görevler düşüyor.

Yangın Tehlikesi: Özellikle “kamp ateşi olmadan olmaz” diyerek yakılan ateşler, söndürülmeden atılan sigara izmaritleri, kamp ocaklarının önlem alınmadan kullanımı neticesinde aşağıda fotoğraflarını gördüğünüz 29 Mayıs 2016 tarihinde Gelidonya Feneri-Adrasan arasında, yürüyüş yolu üzerinde yangın çıkmıştır.

Bu bölge biz yürüyüşçüler haricinde kullanılmayan bir alan olduğundan kuvvetle muhtemel yukarıdaki belirttiğimiz sebeplerden birisi sonucunda bu yangın çıktı.

Lütfen yürüyüş yollarının ateş yakmaya uygun yerler olmadığını unutmayalım. Bu konuda bizim de hatalarımız olmadı değil ama bu yaşananları gördükçe çok daha bilinçli olacağımıza söz veriyoruz. Yürüyüşçü sebepli olmasa da 2014 yazında Adrasan’ın rüzgarın da sert esmesi sonucunda neredeyse küle döndüğünü unutmayalım. Hatırlayalım.

Ufak bir kıvılcım, azcık bir rüzgar, söndürülmeyen bir sigara tüm yolu yok edebilir. “Lütfen bulduğumuzdan daha kötü halde bırakmayalım”. Bu yoldan geçen bir çift ayaktan öte değiliz. Dolayısıyla arkamızda bıraktıklarımız doğanın değil bizim artıklarımız.

NOT: Bu yazıyı yayınladıktan yaklaşık 1 ay sonra Kumluca, Adrasan ve Çıralı'yı da kapsayan, yürüyüş yolunun da içerisinde bulunduğu Musa Dağı parkurları adeta kül oldu...

Gelidonya Feneri - Adrasan arasında çıkan yangın


yangın olan bölüme helikopter harici araç giremiyor maalesef. Yürüyenler bilir.



Çöpler / Çevre kirliliği: Belki en az dikkat edilen ancak giderek artan boyutta bir çevre kirliliği ile karşı karşıyayız. Doğa yürüyüşlerinde çöp bırakmamak gerçekten çok önemli. Burada en önemli nokta “dolusu taşınıyorsa boşunu da önümüzdeki ilk yerleşime kadar taşınması”. Yakmak, gömmek çözüm değil. Atıklarımız doğanın değil bizim parçamız.

Aşaıdaki fotoğraflar Gelidonya Fenerinde fener sorumlusu tarafından paylaşıldı. Bunun gibi çok sayıda nokta var. Lütfen temiz tutabilmek için elimizden geleni yapalım ve birbirimizi bilinçlendirelim. Özellikle toplu yürüyüşlerde tüm ekibi her gün uyaralım.

Geçtiğimiz sene taşıdıklarının ağır olması sebebiyle pantalon ve çaydanlığını yolda bırakıp Facebook’ta “bizden sonrakilere bıraktık” diyenler vardı.

Fener uzaktan bakınca ne güzel değil mi?

Yakınına gelince durum bu. Taşınamadığı için rüzgar olmayan zamanlarda fener görevlisi tarafından yakılıyor.

Çöplerin yakılması sonucunda patlayan kamp ocağı kartuşu. Bunu yakan arkadaş hastanelik oldu.

Çöplerini beraberlerinde taşıyan turist grubu

Bu konuda atılmak istenen bir adım varsa likyayolu.org, yani Altuğ ve Mehmet olarak elimizden geleni yapmaya hazırız.

Doğanın bir parçası olduğumuzu, bu yollardan gelip geçen bir gezgin olduğumuzu, arkamızda bıraktıklarımızın bizden başka kimseye ait olmadığını lütfen unutmayalım. 


Sevgiler

25 Mayıs 2016 Çarşamba

2015 ilkbaharı ile birlikte Kaş yönünden gelip Boğazcık'a doğru tırmanan yerli ve yabancı yürüyüşçülerin (özellikle ilk defa yürüyorlarsa) çıkış sırasında orjinal yol işaretlerinin değiştirilmesinden kaynaklı olarak, ters yöne giderek ciddi zaman kaybı, hatta geldikleri yere geri döndüklerini (sahile) duyuyoruz ve okuyoruz. Bu durum hepimizde can sıkmaya ve paniğe yol açmaya başladı. Sonuçta yabancı bir coğrafya ve özellikle kaş'tan tek bir seferde yürünüyorsa Boğazcık'a tırmanmak akşam saatlerini bulduğundan moral bozukluğu yaratıyor.

Bu tür yol işaretlerinin ticari amaçlı olarak değiştirilmesi çok sık görülmeye başladı. Ancak bu nokta susuz ve yerleşimin sık olmadığı Kaş-Boğazcık bölümünde çok kritik bir konumda kalıyor.

Altuğ ve Mehmet olarak bu durumu Mayıs yürüyüşümüzde yerinde tespit edelim dedik.

Bu bölümde geçmiş yıllara göre toprak araç yolu açılarak yollar genişletilmiş. Bu değişikliği fırsat bilenler de kendilerince yolu değiştirmişler. Bu durum yürüyüşçü sayısını eğer GPS kullanmıyorlarsa şimdiden azaltmaya başlamış durumda.

Sahilden Boğazcık'a doğru çıkarken yaklaşık 1 km. sonra bir keçi ağılının yanından geçiliyor. Ağıla gelmeden hemen önce patikadan toprak yola çıkılıyor. Ağılı geçtikten sonra toprak yol genişliyor ve daha belirgin hale gelmeye başlıyor. Bu noktadan (ağıl) yaklaşık 5-10 dakika sonra (en fazla 200 metre kadar yürünüyor) toprak orman yolunun "T" şeklinde ayrıldığı noktaya ulaşılıyor. Burası son senelerde yol genişletme çalışmaları sebebiyle her iki yöne de yol var gibi gözükse durum böyle değil maalesef.

Yürüyüşçülere birbirine benzeyen sağ veya sol şeklinde bir seçenek sunar gibi duran "T" yol ayrımında denizi/sahili solunuza alarak SOLA yani karşınızda kocaman dikilen Egegediği tepesine (Kaş istikameti) doğru dönmeniz gerekiyor. İŞARETLER VAR AMA "T" AYRIMINDA SAKIN SAĞA SAPMAYIN. SAĞDAKİ İŞARETLER LİKYA YOLU İŞARETLERİ DEĞİL.


İşte harita üzerinde "T" ayrımının olduğu nokta. Sağa sapmayın. Doğru olan yol sarı ile çizilmiş rota.

Tam "T" yol ayrımının olduğu nokta. Tam karşısı buradan görünmüyor ama Boğazcık.
Bu "T" ayrımına gelmeden sağda Aperlae/Purple House ve Apollonia Lodge tabelası bulunuyor. "T" ayrımında sağda işareti görüp hemen aldanmayıp denizi solunuza alıp sol koldan devam ettiğinizde telefon direkleri üzerinde eski işaretleri görmeye başlayacaksınız.

"T" ayrımından Kaş istikametine doğru sola saptıktan yaklaşık 100-200 metre sonra yol sağa sapıyor ve yeniden köye doğru yükselmeye başlıyorsunuz.

Ayrımdan sonra da Boğazcık'a kadar neredeyse tamamı bu orman yolundan çıkılıyor. Sadece bir bölümde patikaya girilerek 700-800 metre patikadan yürünerek eski bir sarnıca çıkılıyor. Bu patika kaçsa bile toprak yol köye çıkıyor zaten.

Duyduğumuza göre yol boyunca Boğazcık'tan öteye yolun uzun ve zor olduğunu söyleyenler çıkabiliyormuş. Bunu diyenlere inanmayın çünkü Kekova parkurlarının en zor kısımları Kaş-Boğazcık etapları olup, özel bir sebebiniz yoksa Likya Yolu'nun en keyif ve heyecan veren parkurlarının araç ile bypass edilmesine izin vermeyin.

Aşağıda fotoğraflarla da durumu tariflemeye çalışacağız ancak karışıklığı engellemek için;

- Mümkünse sahilden sonra çıkışa başladıktan sonra GPS'inizi aktif hale getirerek doğru olduğunu bildiğiniz bir rotayı takip etmek. Bizim aşağıda paylaştığımız rota birebir orjinal rotanın takip edildiği, herkes tarafından kullanılan güvenilir dosyalardan biri.


- Patikalar sonrası keçi ağılı ve toprak orman yollarına ulaştıktan sonra daha dikkatli olup "T" şeklindeki yol ayrımında sola devam etmeyi (Kaş istikametinde çok yüksek karşınızda dikilen soldaki Egegediği Tepesi) atlamamak. Çünkü sizi yanıltacak yol işaretini sağda görebiliyorsunuz ki solda hemen işaret görebilmek mümkün değil. Dalıp sağa saparsanız ciddi zaman kaybı yaşayabilirsiniz. Zaman kaybının ötesinde kaybolma riskiniz de olabilir. Geçtiğimiz yıllarda (2015) yabancı bir turist grubunun bir şekilde sahile geri ulaşıp yola devam etmekten vazgeçip sahile tekne istediğini biliyoruz.

Patikadan toprak yola çıkılıyor.


Toprak yol keçi ağılının yanından geçiyor.


Keçi ağılından sonra toprak yol daha belirgin hale geliyor ve genişliyor.


Yol ayrımına ulaşılmak üzere. Sağda yol kenarında Purple House ve Apollonia Lodge tabelası var.


Ekip kendinden emin bir şekilde yürüyor ama ileride yol karışacak.


"T" yol ayrımına ulaştık. Sağa baktığımızda hemen önümüzden gelen arkadaşlarımızdan biri doğru yönde olduğunu sanıyor ama durum öyle değil maalesef.

"T" ayrımından Kaş yönüne doğru soldan devam ediyoruz. Karşıda Egegediği Tepesi. Deniz solumuzda kalıyor.
Burası çok kritik bir nokta!!!!


Yol ayrımına ulaşmadan yol kenarındaki tabela.


Ekip soldan yola devam ediyor.


Sağa sapanlar arkadan bize yetişiyor. Boğazcık'tan Kaş' yönüne doğru gidenler için de buradan aşağı sahile doğru sağa dönmek gerekiyor tabii.


Sola saparak denizi solumuza aldık ve yürümeye devam ediyoruz.


Deniz solumuzda kaldı. Aşağıda Körmen Adası görünüyor.


Toprak yoldan devam ediyoruz. Karşımızda koca bir tepe var. Egegediği. Yol kenarlarında işaretleri görebiliyoruz. Muhtemelen yol genişletme çalışmaları sırasında birçoğu kaybolmuş.


Sola sapınca manzara daha güzel. Solumuzda aşağıda dün gece kamp attığımız Üzümlü İskelesi ve Körmen Adası gözüküyor.


Biraz sonra yönümüzü yeniden Boğazcık'a çeviriyoruz ve tam bir 90 derece sağa doğru saparak çıkışa devam ediyoruz.


Bu naktadan sonra köye tırmanış devam ediyor.


Çıkışa devam.


Yolun sola doğru kıvrıldığı noktada hemen sağda babalar bizi yeniden patikalara davet ediyor. Toprak yoldan devam etmiş olsak yine köye ulaşabilirdik ama amaç kırmızı-beyaz işaretleri takip etmek.


Mola da dahil yaklaşık 15-20 dakikalık bir yürüyüşün ardından eski sarnıca ulaşıyoruz ve toprak yola yeniden çıkıyoruz.


Sarnıcı arkamızda bıraktık. köye doğru ilerliyoruz.


Yol tabelası varsa sorun yok.


İşte harita üzerinde "T" ayrımının olduğu nokta. Sağa sapmayın. Doğru olan yol sarı ile çizilmiş rota.

22 Mayıs 2016 Pazar

Yaklaşık bir sene önce yaptığımız duyuru sonrasında bizim bile heyecanla beklediğimiz toplu Likya Yolu yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Etkinliğe o kadar yoğun bir talep oldu ki herhalde yol boyunca ordu kalabalığı şeklinde yürüyebilirdik.

Yürüyüşe Kaş’tan başladık, Üzümlü İskelesinde kamp attık, ertesi gün Aperlae, üçüncü gün kampı Kaleköy’de attık ve finali Çayağız’da yaptık.

Performans yürüyüşü yapmadık tabii. Amacımız buraları daha önceden yürümüşler ve ilk defa Likya’yı yürüyeceklerin de birarada olduğu bir etkinlik yapmaktı.

Çok da güzel oldu. Uyum, arkadaşlık ve katılımcıların birbirini teşvik ettiği harika bir yürüyüş oldu. Bu kadarını biz bile beklemiyorduk. Yürüyüş yepyeni ve uzun sürecek arkadaşlıkları da ortaya çıkardı. Amacımız da buydu. Katılan herkesin memnun kaldığını ümit ediyoruz çünkü biz Altuğ ve Mehmet olarak halen bu yürüyüşün etkisindeyiz...

Katılan veya kontenjan sebebiyle katılamamış herkese çok teşekkür ediyoruz. www.likyayolu.org üzerinden başladığımız yol hatırlarımızın paylaşımı, ardından sayısı 10000’e yaklaşan bu Facebook grubu, diğer yürüyüşyolları hakkında paylaşımlarımız ve sonunda en güzeli de yol arkadaşlarımız, yürüyüş boyunca karşılaştığımız arkadaşların bize duydukları güven ve gösterdikleri içten samimiyet oldu.

Mola verdiğimiz Ufakdere (Isa Hammaloğlu), Apollonia Lodge (Boğazcık), birer gece konakladığımız Aperlae (Rıza Cüce) ve Mehtap Pansiyon’a (Kaleköy), hatta yürüyüş sonunda soluklanmak için durduğumuz Andriake Camping Demre’ye de hepimize gösterdikleri ilgi alakaya da teşekkür ederiz. Konakladığımız her yerde fiyatlar ve imkanlar gayet makuldü. Bedava, indirimli vs. konaklamadık yani. Yanlış anlaşılma olmasın.

Yazılar hikayeler sonra. Hatta yaz sonrası yürüyen arkadaşların da katılacağı farklı bir sunum da yapabiliriz. Bu da demek oluyor ki bizimle yürümüş arkadaşlar bu sunumun aktif bir üyesi...

Takipte kalın. Yollara devam edeceğiz.

Sağolsun Mehmet tarafından hazırlanan bu video yürüyecekleri günceler kadar teşvik edecektir diye umuyoruz...

YOUTUBE LINK

Kaş'tan başlıyoruz. 18 Mayıs 2016.

Ufakdere'de mola zamanı

Üzümlü İskelesi Kampı. İkinci gün sabahı.

Boğazcık hatırası. Hedefimiz ikinci gün sonunda Aperlae'ye varmak.

Üçüncü gün sabahı. Aperlae'den (Purple House) yola çıkıyoruz.

Dördüncü gün Kaleköy'den (Mehtap Pansiyon) başlar.

YÜrüyüş Çayağız'da (Demre) biter. "Keşke bitmese" dediğimiz anlar.
Balıkadan Salih'te çay molası.

5 Mayıs 2016 Perşembe


12 Mayıs 2016 PERŞEMBE – İstanbul İFSAK – (Taksim)

Likya Yolu – Yürümek üzerine
Saat 20:00

Dönemin son sunumda yine İstanbul’daydık.

Daha önce görüşemediğimiz, önceki sunumlara gelip kalabalık olduğu için kapılardan dönmüş, etkinliğe ilgi gösteren diğer tüm arkadaşlara anlattık Likya'yı. Likya’yı bilmek şart değildi, çünkü “yürümek” üzerine de konuştuk.

Bu adres paylaştıkça büyüyen dinamik bir grup oldu. Dün akşam İFSAK’taki sunuma katılan herkese çok teşekkürler. Sunuma katılan herkesi sıkmadan, içerikten kendilerine birşeyler katabildiysek ne mutlu...

Dün akşam da dışarıda arkadaşların kaldığını söylediler. İFSAK’ta da oturacak yer bulamadıysak artık yer garantisi vermiyoruz. J

Nazik davetleri için İFSAK yönetimine çok teşekkür ederiz...


Sonbahar sonrası farklı bir sunumla yine birlikte olacağız. Yürüyüp, yazıp, paylaştığımız sürece devam... Sevgiler.

12 Mayıs 2016 PERŞEMBE
IFSAK – Taksim
Saat 20:00

http://www.ifsak.org.tr/tr/etkinlik-detay/likya-yolu-altug-senel/4975






23 Mart 2016 Çarşamba

On 23.3.16 by altug in , ,    2 comments
Tarihin tozlanması kuvvetle muhtemel beyaz sayfalarına kısa bir not düşelim: Frig Yollarındayız.


Mehmet ile 24 Mart 2016 Perşembe günü itibariyle yola çıkıyoruz. Çantalar hazır. Hava yağmurlu olacak gibi. Varsın olsun. Yine de yürürüz. Bir aksilik olmazsa Pazar (27 Mart) dönüyoruz.

Kuzey Rotası Yeniceçiftlik'ten başlayarak Zahran vadisi geçişi ile Kırka'da bitirmeyi planladık.

Sonrasını anlatacağız zaten www.likyayolu.org gibi uzun uzun... (www.frigyolu.info)

Fotoğrafın yanına her parkura 2-3 dakikalık videoları veya yürüyüşü hakkında videolar eklemeye çalışacağız.

Bu yürüyüş ile kısa videolar da çekmeye başlıyoruz. Yürüyüşte video çekebilmemiz için bize makina (Nikon Coolpix AW130) sağlayan Nikon Türkiye Distribütörü Karacasulu'ya da teşekkür ediyoruz.