a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

11 Nisan 2014 Cuma

On 11.4.14 by altug
Çıralı sahilinde sabah erkenden, 06:30 gibi ayaklanıyoruz. Bugün Hedef Musa Dağı üzerinden Adrasan ve Deveçiftliği. Burada bekleyip kahvaltı için zaman öldürmenin bir anlamı yok diyerek hızlıca toparlanıp 06:50’de Olympos sahilinden yola çıkıyoruz.

Sırtımızda yüklerle muhtemelen Likya Yolu yürüyüşlerinin en hızlı Musa Dağı tırmanışını yapacağız. Molasız, su içmeden... Ne gereği vardı diye sormayın zira bir önceki akşam Mehmet ve Altuğ aralarında atışınca (önümüzdeki 2 gün yanımızdaki para bize yeter mi yetmez mi konusu. Para kalmadı ama hallederiz. Nasıl hallederiz? Kısır dialogu) sinirlerini birbirinden değil, kendilerini dağa vurarak çıkartıyorlar. Olan Rabia’ya oluyor bu arada. Arada kaynıyor. Yukarıda da herşey normale dönüyor tabii. Bizim kavga dövüşümüz de böyle. Hep eğlenip gülecek değiliz ya.


Aslında bu bölümde Musa Dağı çıkışını uzun uzun yazmak gibi bir niyetimiz yok açıkçası. Tek diyeceğimiz molasız çıkmayın. Biz örnek olunmaması gereken bir hareket yaptık.

Bu bölümü sadece hatıra olarak yazdığımızdan daha detaylı parkur bilgilerini aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz:

Ulupınar-Yanartaş-Çıralı-Olympos-Musa Dağı

Musa Dağı-Adrasan-Gelidonya Feneri-Karaöz

Sabah su molasız çıkış yapacağımızı düşünmeden Olympos içerisinden akan buz gibi sudan yanımıza alarak saat 07:15’de Olympos Çayı’nı (Akçay) geçerek çıkışımıza başlıyoruz.


Sabah güneşinde Olympos sahili



Ekip ayılmaya çalışıyor

Kaptan Eudemos'a selam ediyoruz.


Tel örgülerin yanından Akçay'a doğru ilerliyoruz

Dereden karşıya geçiyoruz.

Tırmanış başlıyor

Molasız çıkış. Olan Rabia'ya oldu...
Gerçi artık o da dert etmiyor.

Toplam 8 km.’yi molasız ne kadar da çıktığımızı soracak olursanız tam 2 saat diyebiliriz. Musa Dağı’nın tepesindeki çoban kulübesine saat 09:15’te ulaşıyoruz. Kahvaltıyı burada ederek Adrasan’a ineceğiz.

Çıkış bölümü boyunca parkur yorumu yapmak gerekirse, buraları yürüdüğümüz 2012 senesinden bu yana işaretlerde ve patikalarda bir değişiklik olmadığını da belirtelim. Çoban Kulübesinin oradaki su az da olasa akıyor tabii ilerleyen aylarda (yaz sebebiyle) kurumuş olabilir. Adrasan’a iniş boyunca da durum aynı. Her yer yerli yerinde. İnsan birşey almamış, ev yapmamış. Doğa da böylece kendi kendini korumuş.

Yarım saatlik bir dinlenmenin ardından keyifler de yerine geliyor ve Adrasan’a inişe başlıyoruz. Artık bacaklar pergel gibi açıldı neredeyse koşar adım iniyoruz. 2012 yılında da böyle inmiştik. Birçok yerde dejavu yaşıyoruz. Adrasan’a indikten sonra seraların içerisinden geçerek dereyi geçiyoruz ve hemen yol dibinde karadut ağacını farkediyoruz. Hemen ileride gördüğümüz insanlardan helal etmelerini rica edip onay aldıktan sonra ağaca dalıyoruz. O kadar şuursuzca yiyoruz ki üstümüz başımız leke oluyor adeta. Ama hepsi koca koca karadutlar o kadar güzel yeniyor ki anlatılması gerçekten zor. Yorgunluğun üzerine çok lezzetli gidiyor.  İshal olmaktan korktuğumuz için tadında bırakıyoruz. Özellikle Mehmet ve Altuğ kilo bazında yedikleri için bu kararı alıyor. Rabia daha sakin. Ona gözleme, pide, zeytin, çay türü şeyler yetiyor.

Bu arada geçtiğimiz yerlerde insanlar bize portakal da ikram ediyor. Önden giden Mehmet ve Rabia teşekkür ederek yola devam ederken arkadan gelen Altuğ hiçbir teklifi geri çevirmiyor ve verilen her portakalı yiyiyor. Mevsimden dolayı biraz kurumuşlar ama yine de sulu sulu pek güzel. Altuğ adeta C Vitamini patlaması yaşıyor. Adrasan’a kadar 5 portakal ve 1 kiloya yakın karadut yedi.


İniş başlıyor

Seralar

Karadut'a saldırı


Portakal için teşekkür ediyoruz


Adrasan sahiline saat 12:15’te varıyoruz. Aslında neden erken vardığımızı veya deveçiftliğine neden erken gideceğimizi anlayamayacağız ama Adrasan sahilinde zamanımız oluğu için 1 saat kadar mola veriyoruz. Bu arada dün akşam konuştuğumuz üzere Öz Likya Pansiyon’dan Birsen Hanım’ı arayarak yarın için geleceğimizi söyleyeceğiz. Bu kadar yürüyüşten sonra son geceyi pansiyonda ve balık restoranında balık ziyafeti ile bitirmek çok güzel olacak.

Bazı sağlıksız şeyler neden aklımıza bir anda gelip kafalara saplanır bilinmez ama akşam deve çiftliğinde ufak bir ateş yakıp sucuk yapmak istiyoruz. Grup ortak kararı. Adrasan sahilinde akşam için sucuk ve ekmek alıyoruz. Karaöz’e kadar da yanımızda yeterli miktarda yiyecek var. Bu arada Altuğ Karaöz’de Öz Likya Pansiyon’u arayarak Birsen Hanım ile görüşüyor ve Karaöz’de pansiyon işini de çözmüş oluyoruz. Bu arada Birsen Hanım’ın eşi Ramazan Bey de bizi ücreti karşılığında Antalya’ya bırakacağı için yanımızdaki para da bize yeteceğinden durumumuzdan oldukça memnunuz. Zira cepte sadece 20-30 lira para kaldı. Akşam restoran kredi kartı, pansiyon ve Antalya ulaşım parasını yolda bir bankamatik’ten çekeceğiz.

Yaklaşık 1 saat kadar ağaç altında oturup Adrasan’da zamanı öldürüyoruz. Adrasan da aynı Çıralı gibi henüz sezonu açmamış tekneler ve pansiyonlar tadilatta. Etrafta matkap, çekiç ve testere sesi var. Bu yazıyı yazarken 2014 yaz aylarında çıkacak orman yangınından habersiz, yanacak yemyeşil tepeleri son kez seyrediyoruz. Hatta yanacak pansiyonların çalışmaları hemen gözümüzün önünde...

Saat 13:15’te Adrasan’dan deveçiftliğine doğru yürümeye başlıyoruz. Sakin 2-3 km.lik yürüyüşün ardından saat 13:50’de bugünün kamp alanına, yani deveçiftliğine ulaşıyoruz. Özetle bugünü 19 km. yürüyüş ile sonlandırıyoruz.


Deve çiftliğinde okullarını kırmış gibi görünen gençlerin gürültülerini, Ankaralı Turgut tarzı müziklerini bir süre dinlemek zorunda kalacağız. Hem mangal hem bira içiyorlar. Ama zararları yok. Sadece müzik sesi biraz açık ama onu da dert etmiyoruz. Biz onlardan uzakta bir yerde oturup bolca üşütüp aptala çeviren rüzgar eşliğinde bir güzel kestiriyoruz. Yaklaşık 1 saat kadar uyumuşuz uyandığımızda hava güneşli olmasına rağmen üşüyoruz. Bir yerlerden çalıçırpı, odun toplayıp –tepemizdeki güneşe rağmen- ısınmaya karar veriyoruz. Ateşi derin kazılmış çukurun içerisinde çok büyütmeden, etrafında toplanarak yakıyoruz.. Çok dikkatli olmak lazım. Zaman zaman rüzgar bir artıyor ki bırakın çocukların müzik seslerini kendi konuştuklarımızı duyamayacak dereceye geliyoruz.

Uyku öncesi can sıkıntısı fotoğrafları


Güreş seansının ardından yorgun düşen çocuklar gitmek üzere toparlanıp arabalara binip çiftliği terk ediyorlar. Giderken selam da veriyorlar sağolsunlar. Sonunda meydan bize kalıyor. Kendimize bir an önce bulunduğumuz vadi içerisinde korunaklı, rüzgarı az bir yer bulmamız gerekiyor. Hava kararmaya başlamadan aramaya başlıyoruz ve çeşmenin yakınlarında basamak basamak yapılmış teras türü düzlüklerde en az rüzgarlı yeri kendimize belirleyip çadırı kuruyoruz. Bunca Likya Yolu süresince çadırı bu kadar gergin bir şekilde sabitlemek zorunda kalmamıştık.

Bulunduğumuz yerde, yine kuytu bir yerde ateşi yakıp hem ısınıp hem de sucukları pişiriyoruz. Rüzgarın yönü biraz değiştiğinden ateşi rahatlıkla yakabiliyoruz.

Çek Rabia çek

Yaklaşıp da çek. Şanımız duyulsun.


Hadi biraz da biz seni çekelim. Ayıp olmasın.


Nooluyo? İki lokma yemek yedirmediniz.


İyisin iyi...

Biz ateşi yakarken Gelidonya Feneri tarafından Alman bir aile çıkıp geliyor. İki anne 3 çocuk. Takdir edilesi. Onlar da etrafta kamp için yer bakınırken rüzgarı anlatıyoruz ve bulunduğumuz terasın bir altındaki bölümde çadır kurmalarını tavsiye ediyoruz. Kendimize hemen kamp arkadaşlarını da edinmiş bulunuyoruz böylece. Alman aile harika bir koordinasyon ile çadırları kuruyor, biri kamp ve yemek ateşi için odun topluyor, ötekisi yemekleri hazırlamaya başlıyor. Paskalya tatilini bu şekilde değerlendiriyorlar. Ne güzel değil mi? Küçük kızları bile bir işler yapıyor ve herkes halinden çok memnun. Yaptıkları tatil çok para, yetenek vs. gerektirmiyor. “Yabancıların bizden fazla tatilleri var” deyişi birleştirilen resmi ve bayram tatilleri sebebiyle çok gerilerde kaldı. Ne olursa olsun yaptıkları aktiviteye özenmemek elde değil.


Yemeğimizi yedikten ve ateş başı sohbetin ardından çadırlarımıza girerek yarınki son yürüyüş için şarj olmaya başlıyoruz. Yarın hedef Gelidonya Feneri ve Karaöz. Altuğ ve Mehmet bu parkuru daha önce yürüdüklerinden asıl heyecan Rabia’da. Gelidonya’yı görmek için sabırsızlanıyor.