a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

27 Nisan 2012 Cuma


AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
7.GÜN PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 08:45
Bitiş: 16:50 (verilen tüm molalar dahildir)
Toplam mesafe: 16 km. (Daha detaylı hesap olarak Çayağzı - Kapaklı Köyü 6 km., Kapaklı - Kale arası 7 km., Kale (Simena) - Üçağız (Teimiussa) arası 3 km.)
Su: Kekova parkurları (Çayağzı-Kaş arası) genelde yol üzeri su kaynakları bakımından çok zengin değil. Kaynaklarda yazıldığı gibi parkur boyunca sarnıçlar var ama bunların sularının temiz olduğunu söylemek zor. Kaynatarak içilebilir. Zaten su olanlarının kenarında ipi ve kovasını göreceksiniz  Suyu kullanmadan kontrol etmekte fayda var. Genelde yerli halk bu sarnıçları keçiler için de kullanıyorlar. Çok çok zorunlu kalmadıkça sarnıçlardan su çekmemenizi öneriyoruz. Kullanmak zorunda kalsanız bile mutlaka kaynatın. Çayağzından yola çıkarken yanınızda sularınız olsun. Parkur üzerinde tek su kaynağı Kale'de. Parkur üzerinde Kale'nin arkasındaki Üçağız köy mezarlığının çeşmesinden su ihtiyacınızı giderebilirsiniz. Zaten bu kaynaktan sonra da Üçağız'a 3 km. kalıyor. Çayağzı-Kale arasındaki susuz 13 km.lik parkurda çok ihtiyacınız olursa Kapaklı köyünün yakınından geçerken köye girip su alabilirsiniz. Parkur Kapaklı'ya girmiyor ancak 300 metre aşağısından Kale'ye doğru devam ediyor. Yürüyüş yorgunluğunun üzerine ekstra parkur dışına çıkıp su ihtiyacınızı karşılama kararı size kalmış ancak yanınıza 1-1.5 litrelik bir su aldığınızda Çayağzı-Kale arasını rahatlıkla tamamlayabilirsiniz. Yukarıda yazdığımız Kapaklı önerimiz acil durumlar için aklınızda bulunsun.
Yemek: Her sene binlerce turist ağırlayan Üçağız'da yemek sorununuz tabii ki olmayacak. Her keseye uygun bir yemek mutlaka bulabilirsiniz. Yemek pahalı veya tercih dışı gelirse konserve türü yiyeceklerin satıldığı market de bulunuyor Üçağız'da. Sonraki günler için bu marketten de yemek ikmali yapmanızı tavsiye ediyoruz. Üçağız bu sebeple önemli bir yol istasyonu. Bu parkur çok uzun olmadığından yemek sorununuz olmayacaktır. Çayağzından çıkarken veya çıktıktan sonra doyurucu bir öğün ile yemek ihtiyacınızı karşıladığınız takdirde yolda sadece bir avuç kuruyemiş bile sizi Üçağız'a rahatlıkla ulaştırır. Aralarda bir yerlerde kamp atacaksanız yanınıza su ve yemeğinizi almak zorundasınız tabii.
Kaleköy Mehtap Pansiyon veya Üçağız'daki farklı yemek seçenekleri ile yemek ihtiyacınızı giderebilirsiniz.
Konaklama: Artık Kekova'nın tarihi, doğası ve sakinleştirici etkisi altındasınız. Yerleşimin az olduğu, çadırın her yere kurulabildiği yerlerdesiniz. Üçağız'da da bir çok pansiyon mevcut ancak ücretlerinin çok da ucuz olmayacağını hatırlatmakta fayda var. Üçağız'a vardığınızda sormanız gerekecektir. Üçağız halkı eğer kalabalık bir grup değilseniz ve resmi tatil günlerine denk gelmediğiniz takdirde çadır konusunda sorun yaratmadan uygun bir yere çadır kurmanıza izin verecektir. Buralar 1. derece SİT alanı olduğundan çadırınızı, denizi ve tarihi birarada görebileceğiniz bir yere kurmanızı tavsiye ediyoruz. Bu parkur üzerinde manzarası ömre bedel çadır kurulabilecek  çok sayıda yer olduğunu da söyleyebiliriz. Kapaklı'ya yakın, parkurun ortalarında yer alan Gökkaya Koyu'nun çadır grupları için çok uygun olduğunu belirtmek lazım.
Yine de son dönemlerde artan yürüyüşçü sayıları ve grupları sebebiyle Üçağız'da kamp imkanının riskli olmaya başladığını söylemek lazım. Eğer Gökkaya civarında kamp atmak yerine Üçağız'a yakın bir noktada kamp atmayı tercih ederseniz. Sırasıyla, Kaleköy/Simena'da Mehtap Pansiyon'un (Saffet / 535 - 592 12 36) bahçesinde kamp atabilirsiniz. Bunun için mezarlığın oradan yaklaşık 15-20 dakikalık bir yürüyüş (yaklaşık 1 km.) ile muhteşem Kekova manzaralı, duş/su/tuvalet/yemek/deniz imkanının olduğu bu noktada kalabilirsiniz. Yemek yemeniz şart değil ama çok cüzi bir çadır parası var. Malum su ve tuvalet imkanlarından faydalanılıyor.
Kaleköy'e kadar yürümeyip Üçağız'a yakın bir noktada yol üzerinde kamp atmak istenirse mezarlığın karşısındaki oldukça geniş limanda da (Alanköy mevkii) kamp atabilirsiniz. Burada hem mezarlıktan su temin etme imkanınız var, hem de sabah kalkıp direk olarak yolunuza devam edebilirsiniz.
Pansiyon imkanları bu bölgede yürüyüşçüler için limitsiz. Bunu yukarıda belirtmiştik zaten.
Parkur Zorluğu: Çayağzı-Üçağız arası zor bir parkur değil. İşaret sorunu da yok. Yolun belki 3'te 1'i Kale arkasındaki ve civarındaki alabildiğine geniş düzlüklerden, son 3 kilometresi de köy yolundan yürünüyor. Ancak geriye kalan bölümler biraz daha dikkat gerektiriyor ki Kekova bölgesi parkurları genelde kayalıklı ve patikaları da bu kayalıkların arasından yürünen dar keçi yolları şekilde. Tabii patikalar dar olunca çok hızlı yürüyemeyebiliyorsunuz. Zaman zaman dikenli patikalardan da geçiş yapıyorsunuz.
Zamanınız varsa, aceleniz yoksa aralarda mutlaka mola verin. Harika manzaraları, tarihi seyretmeden yolunuza devam etmeyin.
Ciddi tepe çıkış ve inişlerinin bulunmadığı bu parkurda biraz dikkat ile zorluğu unutup tarihi, denizi, doğayı hissederek, koklayarak yürümenizi tavsiye ediyoruz.

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resimin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Güzel bir sabaha ilk olarak Altuğ uyanıyor ve doğruca Andriake kalıtılarının yolunu tutuyor. Mehmet uykusuna devam ediyor. Aslında Altuğ da uyusa haklı zira tüm gece korkunç sinek istilası altında neredeyse tüm geceyi uyku tulumlarımızın içerisinde havasız geçirdik.kafamızı çıkartığımız anda saldırmaya hazır bekleyen sivrisineklerin seslerini tulumun içerisinden bile duymak mümkündü. Yorucu bir günün sonunda kaliteli bir uyku çekemedik desek yeridir.

Cibinlikli sediri seçen Mehmet cibinlik olduğunu sabaha karşı görmüş ama iş işten geçmiş tabii. Sabah 06:00'da uyanan Altuğ Andriake turu için Mehmet'i de çağırıyor ancak bir gün öncesinin ayak su toplama baş mağduru Mehmet'ten biraz daha uyku ihtiyacı olduğu cevabını alıyor ve Altuğ antik şehir turuna yanlız çıkıyor. 

Bir gün önceki (6.gün yürüyüşümüz) yazımızda Andriake fotoğraflarını paylaşmıştık. 6. gün notlarımızdan Andriake fotoğraflarımıza ulaşabilirsiniz. Saat 7'ye doğru kampa dönen Altuğ Mehmet'i uyanmış ve ayaklarına pansuman yaparken buluyor. Bir gün önceden çok fazla dağılmadığımız için toparlanmamız zor olmayacak ancak Mehmet bir yandan bu ayaklarla nasıl yürüyeceğini kara kara düşünüyor.

Bugün Kekova heyecanı var. Tarihle, denizle ve doğa ile başbaşa bir 3 gün geçireceğiz. Zaten Kaş'a kadar yürüyeceğimiz bu parkurlar Likya Yolu'nun en çok merak ettiğimiz bölgeleri arasında.

Tuvalet arası ve toparlanma işlemlerimize devam ederken saat 07:30 gibi Barış kahvaltımızın hazır olduğunu söylüyor ve toparlanmaya kısa bir süre ara veriyoruz ve kahvaltımızı yapıyoruz. Zaten toparlandık sayılır ama sakin sakin düzenliyoruz eşyalarımızı. 

Kahvaltımızı yumurta, domates, peynir, biber gibi sade ve doyurucu bir öğünle tamamlıyoruz. Mehmet'in ayakları dışında keyfimiz yerinde. Bir yandan Barış bize yürüyeceğimiz patikalar hakkında bilgiler vermeye, Çakıl Plajında yüzebileceğimizi anlatırken, biz de onu dinlemeye devam ediyoruz.

Andriake Camping'in işletmecisi Barış, Kekova bölgesi ve Myra hakkında oldukça bilgili. Bizden yürürken sağımıza solumuza iyi bakmamızı istiyor zira yürüyeceğimiz her yerde antik kalıntıları görebilmek mümkünmüş buralarda. Her ihtimalae karşı bize telefonunu da veriyor ki kaybolma, sakatlanma riskine karşı güzel bir davranış diye düşünüyoruz. 6. gün rota detaylarında belirtmiştik ama tekrar yazalım ve not olsun yürüyecekler için (Barış Bey - www.andriake.com - 535-5010532, 535-2264936, 242-8713130).

Barış'a bugünkü hedefimizin Üçağız olduğunu söylediğimizde yolun çok zor olmadığını, genellikle düzlükler yürüyerek Üçağız'a çok fazla yorulmadan ulaşabileceğimizi söylüyor. Kekova bölgesi minimum 3 günde yürünebilen, çok yükseltinin olmadığı rahat yürünebilen parkurları içeriyor. Zaman zaman kayalıkların arasından dar patikalardan yürünse de burası tarih ve doğanın iç içe olduğu, deniz manzarasının irili ufaklı adalar ve yatlardan oluştuğu eğlenceli ve güzel bir parkur.

Ödeme işlerini de tamamladıktan sonra çantalarımıza son bir düzen vermek üzere sofradan kalkıyoruz. Sofradan kalkarken taze lavaşları da almayı ihmal etmiyoruz. Bunlar ekmekten daha az yer kaplıyor ve daha doyurucu. Biz toparlanırken Barış vedalaşıyor ve motorsikleti ile Demre'de bulunan dükkanına gidiyor. Kampingi kendisinden 10 dakika sonra gelecek olan bir çalışanına devrediyor. Buralarda kötü birşey olacağı yok ama 10 dakikalığına kampingi biz bekliyoruz. Zaten gelecek arkadaş bize gelirken Barış'a yaptığımız ödemenin para üzerini de getirecek. 10-15 dakika sonra arkadaş geldiğinde biz çantalarımız sırtımıza geçirilmek üzere hazır bir şekilde bekliyor durumdayız zaten. Kendisiyle de vedalaştıktan sonra saat 08:45'te yürüyüşe Çayağzı sahilinden başlıyoruz.

Yürüyüş başlıyor. Köprüden geçiyoruz.

Kumsalın sonuna kadar gideceğiz.


Çayağzı deresinin üzerinden geçen köprüden geçerek sahile iniyoruz ve kumsalın diğer ucuna doğru kıyıdan yürümeye başlıyoruz. Kekova bölgesine yaklaştıkça heyecanımız artıyor. Buranın çok da küçük bir kumsalı yok. Barış'ın dediğine göre bu kumsalın sonunda da küçük bir dere varmış ve onun da üzerinden bir köprüden geçerek doğaya karışacakmışız. Kumsalın sonuna yaklaştıkça derenin denize karıştığı yeri görmeye başlıyoruz. Fotoğraf ve video çeke çeke yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşle kumsalın sonuna varıyoruz.

Karşıdaki tepelerin dibinden yürüyeceğiz bugün
Bugün hava parçalı bulutlu olacak. Tam yürüyüş havası
Fotoğraf ve video çekerek yolumuza devam ediyoruz.
Kumsalın sonuna yaklaştık. Hemen karşıda köprüyü görüyoruz.
Çayağzı'nı arkamızda bırakıyoruz.
Kumsalın sonundayız.
Karasu Çayı (Kara Emilik Deresi) üzerinden karşıya geçeceğiz.
Köprüden geçerek patikaya giriyoruz ve
yürüyüş başlıyor.
Kumsalın sonuna varıp kumsaldan biraz içeriye doğru yürüdüğümüzde, tahtaların üstüste çakılarak inşaa edilen derme çatma, ilave üzerine ilave yapılmış bu küçük köprü karşımıza çıkıyor. Hemen dibinde küçük barakada sabah kahvaltılarını yapan 2 balıkçıyı selamlıyoruz. Bizi sabah çayına davet etselerde bu nazik davetlerini geri çevirerek, yolumuza devam etmek zorunda olduğumuzu söylüyoruz ve Karasu Çayı (yerel adı ile Kara Emilik Deresi) üzerindeki köprüden karşıya geçiyoruz. Karşıya geçtiğimizde de işaretler bizi karşılamaya başlıyor zaten.

Çayağzı arkamızda kaldı ve patikalardan ilerlemeye başlıyoruz. Bu arada balıkçıların orada gördüğümüz, ısrarla peşimize takılan köpeği bizimle gelmemesi için vazgeçirmemiz için yaklaşık 1-2 km. yol yürümemiz gerekecek. Likya Yolunda köpeklerin buraları yürüyen gezginlere karşı özel bir ilgisi var. Geçen sene Kumluova'da neredeyse yarım gün boyunca peşimizden gelen köpek (başka köpek grubunun saldırısına uğradığında bizi kaybetmişti yoksa oldukça ısrarlıydı), Yayla Kuzdere'de Alman ve Hollandalı turistlerin kilometrelerce peşine takılan örneklerimiz mevcut.

Patikaya girer girmez karşımıza sonradan üzerine beton dökülmüş bir sarnıç çıkıveriyor. Hayvan düşmesin diye ağzı çalılarla kapatılmış ve içerisinde su var. tabii suyun temizliğini konusunda çok emin değiliz. Sarnıçın az ilerisinde de küçük bir ağıl karşımıza çıkıyor ve yürüyüşümüze ağılın hemen yanından sahile paralel devam ediyoruz.

Yol boyunca göreceğimiz bir dolu sarnıçtan ilki
hemen yolun başında karşımıza çıkıyor. İçerisine
hayvan düşmesin diye dikenlerle kapatılmış.
Sarnıcı geçince küçük bir ağıl karşımıza çıkıyor.
Yeniden patikalardayız.
Zeytin ağaçları arasından sahile indik.
Çakıl plajına kadar sahilden yürüyeceğiz.
Çakıl plajı karşıda belli belirsiz görünmeye
başlıyor. Buradan Çakıl plajı olduğunu anlayamıyoruz.
Ayakta çanta düzeltme molası.
Bugün manzaramız çok güzel.
Çoğunlukla sahilden yürüyoruz.
Buralarda patika biraz kayalık halini alıyor.
Bilek burkmamak için dikkat etmek lazım

Deniz seviyesinden yaklaşık 15-20 metre seviyelerinde hemen sahilin dibinde yürüyoruz. Patika biraz dar ancak iniş çıkışı ve kayalığı çok olmadığından zor değil. İşaret sorunumuz yok. Zaten buralarda başka yollara sapmak da pek mümkün değil. sağımız solumuz çalılık dikenlik ve kayalık. Barış'ın tavsiye ettiği çakıl plajını arıyor gözlerimiz. ancak görünürde bir sahil yok. Geçtiğiniz her yerde sahil kayalık ve denize bu bölgelerden girebilmek mümkün eğil. Ancak denizin ne kadar temiz olduğunu anlatmak gerçekten çok zor. Masmavi bir deniz var hemen dibimizde.

GPS'e göre Çakıl Plajı bir koy olarak daha içeride ve önümüzde gibi gözüküyor. Ağıl ve sarnıcı geçtikten yaklaşık 1 km. sonra çok hafif bir yükseltiyi geçtikten sonra bembeyaz Çakıl plajını karşımızda görüyoruz. Kesinlikle burada denize gireceğiz. Güzel bir tempo ile Çakıl Plajını gördüğümüz noktadan yaklaşık 1 km.lik bir yürüyüş ile saat 10:00'da plaja varıyoruz.

Karşılarda bir yerlere yürüyeceğiz.
O kadar çok koy, burun ve ada var ki ne nerede buradan anlamak zor.
Muhtemelen tam ortada önde Aşırlı adası, en arkada Kekova Adasını görüyoruz.
Arasıra kısa çıkışlar yapıyoruz. Bu çıkış bize çakıl plajını gösterecek.
Çıkıştan hemen sonra Çakıl Plajı karşımızda.
İşte karşımızda Çakıl plajı. Kesinlikle denize girmeye kararlıyız.
Tempo yapılabilecek bir patika yok. Kayalıklardan yürüyoruz.
Çakıl Plajındayız. Deniz zamanı!!!
Denizi kirletmeden önce fotoğraf ve video molası veriyoruz.
Denizden önce son fotoğraf.
Çakıl plajının arkasında irili ufaklı tarlalar ve kışın belirli bir dönem aktığı belli olan ancak şu anda kuru olan bir dere yatağı var. Çayağzı Andriake Pansiyon ile burası arasındaki mesafe 3 km. Burası haliyle el değmemiş, bakir, koca koca yuvarlak bembeyaz taşlardan oluşan bir plaj. Tıpkı kartpostallarda gördüğümüz şekilde. İnsan yok, deniz turkuaz, bembeyaz sahil, arkası yeşillik gibi. Hemen çantalarımızı çıkartarak, sabah denizine girmeye hazırlanıyoruz. Kekova'nın yanlız sahillerinde denize girmek? Hayal gibi. Ama artık gerçek!!

Hızlıca tshirtlerimizi çıkartıp denize giriyoruz. Burada dere yatağı dışarıdan kurumuş gibi gözükse de su buz gibi. Denizin dibinden tatlı su dökülmeye devam ediyor. Suyun içerisinde tuzlu ve tatlı suyun karışmamasından dolayı yerel buz gibi bölgeler var. Keyfimiz yerinde. Su tarif edilemeyecek kadar berrak ve temiz. Denizde 10-15 dakika keyif yapıyoruz. Suyun soğukluğu bizi tam anlamıyla ayıltıyor. Suyun dibi bile çakıl. Hatta bir ara şortlarımızı bile çıkartıp yüzüyoruz. Gerçekten çok özgürüz. Fazla zaman kaybetmeden denizden çıkıyoruz ve sahilde çakıllara boylu boyunca uzanarak kendimizi kurumaya bırakıyoruz.

Bu da buz gibi deniz sonrası hatıra.
Kendimizi doğal imkanlarla kurumaya bıraktık.
İşte burası yüzdüğümüz yer...
Çakıl Plajında yüzerken özgürlüğü
sonuna kadar hissediyorsunuz.
Yaklaşık 45 dakikalık, hayatımız boyunca unutamayacağımız bu molanın ardından toparlanarak 10:45 gibi tekrar yola koyuluyoruz. Kumsalın diğer tarafına geçerek arkamıza son bir bakış ile bu cennet gibi yerden ayrılırken oldukça fazla çalı bulunan bu bölgede kısa süren bir işaret kaosu yaşıyoruz. Çevreye dağılıp, GPS yardımı ile patika ve işaretlere ulaşarak yürüyüşümüze kaldığı yerden devam ediyoruz. Patikayı bulur bulmaz karşımıza bir sarnıç daha çıkıyor ve bu noktadan sonra hafifçe tırmanıyoruz deniz seviyesinden 50 metrelere. Bu bölgeler için bunu tırmanış olarak kabul etmek gerekiyor çünkü Kekova parkurları genelde deniz seviyelerinde yürünen bir parkurlar. Önümüzdeki 3 km. boyunca sahilden biraz daha içeride 50-80 metre seviyelerinde yürüyeceğiz. Patika zaman zaman dikenli ve kayalıklı hale gelse de Kapaklı köyüne yaklaştıkça, patika daha geniş ve belirgin bir görünüm alıyor. Bu patikanın yürünmesi kolay ancak taşların üzerinden atlamak zorunda olduğunuz durumlarda ayağınızı burkmamak için dikkat etmeniz gerekiyor.

Çakıl plajından ayrılıyoruz. Şort hala ıslak ama kuruyacak bir şekilde.
Çaklı plajından manzaralar.
Hemen karşıdaki burundan yürüyerek plaja indik.
Patika dar olduğundan hiç belli olmuyor.
Plajın hemen arkasında kurumuş dere yatağı farklı çalılardan belli oluyor. 
İşaret kaosunun ardından patikayı
çalılar arasında buluyoruz.
Bir sarnıç daha karşımıza çıkıyor.
Bunların içi dolu aama içilebilir değiller.
Yeniden sahile yakın yürüyüşe devam ediyoruz.
Patika dar ve kayalık.
Kapaklı'ya yaklaşıyoruz. Aşırlı adası hemen karşımızda.
En arkada Kekova Adası var.
İlerledikçe ileride görünen sahillere ve koylara da yaklaşmaya başlıyoruz. Hangi ada ve tepe neresi daha anlayamıyoruz ancak Kale daha bulunduğumuz noktalardan görünmüyor tabii ki. Bu noktadan tek görebildiğimiz Aşırlı Adası ve arkasında daha puslu görünen bölgeye adını veren Kekova Adası. Bu arada Aşırlı Adasında 2004 yılında adaya salınmış, çok sayıda ceylan, karaca ve dağ keçisi yaşıyor. Ayrıca bu adada da M.S. 6-7 y.y.lardan bugüne gelen tarihi kalıntılar olması sebebiyle de 1. derece SİT alanı kapsamında.

Patika genişlemiş durumda ve yarım saatlik bir yürüyüşün ardından yerleşime yaklaştığımızı artık iyice belirginleşen patika, ileriden gelen keçi sesleri ve bakımlı zeytin ağaçlarından anlıyoruz. Buralarda tempolu ve keyifli yürümek mümkün zira patika toprak ve geniş. İşaret sorunu yok. Zaten patika kaybolmanıza imkan vermeyecek kadar da belirgin.

Sahilden yürüyüşümüz devam ediyor ancak
zeytin ağaçlarının boyu büyüdü ve deniz manzaramız kapandı.
Kapaklı'ya yaklaşıyoruz
Patika buralarda genelde toprak ve rahat.
Karşımıza bir sarnıç daha çıkıyor.
Sarnıç içi kalite kontrol. Onaylamadık.
Bugün hava da parçalı bulutlu ve yürüyüş daha rahat ve keyifli geçiyor. Tek sorun Mehmet'in ayağındaki su toplarının tempolu yürümesine engel olması. Kapaklı köyüne yaklaşmış durumdayız ve karşımıza bir sarnıç daha çıkıyor. Sarnıçın içerisinde su kontrolünü yaparak yolumuza devam ediyoruz. Kapaklı köyünden sesler daha yakın artık. Yürüyerek yaklaşık 400-500 metre yukarıda. Ancak patikalar bizi köye çıkartmayacak aksine, sahile doğru indirecek. Sarnıcı geçtikten sonra Mehmet önümüze çıkacak ilk rahat düzlükte mola vermemizi teklif ediyor ve önerisi oy çokluğu ile kabul ediliyor. Sarnıcı geçtikten 100 metre sonra çantalarımızı rahatlıkla indirebileceğimiz bir açıklıkta 15 dakikalık mola veriyoruz.

Hem su molası hem de Mehmet'in bandajlarını kontrol etme molası oluyor aslında. kara kara düşünüyor bu su toplarıyla Kaş'a nasıl varacağım diye. Ancak yürümeye kararlı ve yürüyecek. Altuğ bir yandan çevreyi daha iyi tanıyabilmek için harita ve GPS'i kontrol ediyor ve ne kadar yolun kaldığını kestirmeye çalışıyor.

Bu noktadan Kapaklı'ya doğru yürüyüp sahilden içeriye gireceğiz.
Aşağısı Kapaklı Koyu.
Kapaklı'ya varmadan önce su ve ayak bandaj molası
Keçiler "Kapaklı'ya hoşgeldiniz" diyor.
Molanın ardından yeniden ayaklanıyoruz ve yollara koyuluyoruz. Moladan sonra Mehmet'in ayakları biraz daha iyi durumda. Su toplarının kendi kendine patlamasını bekliyoruz. Hata olduğunu yaklaşık 1 saat sonra başımızdan geçecek ilginç bir olay üzerine öğreneceğiz.

Yola çıkar çıkmaz Kekova'nın bekçileri keçiler ile karşılaşıyoruz. Bu sevimli hayvanlar her taşın altına girip yeşil ne bulurlarsa yiyebiliyorlar. hatta diğer küçükbaş hayvanlar gibi değiller. İnsandan kaçmıyorlar aksine üzerinize gelip sizi koklayıp tanımaya çalışıyorlar. Keçilerle selamlaştıktan sonra işaret sorunu olmayan patika üzerinde ilerliyoruz.10 dakikalık bir yürüyüşün ardından diğer yönden gelen iki Türk turistle karşılaşıyoruz. Önlerinde Çayağız'a ne kadar yol kaldığını, bizim ne kadar yolumuz kaldığı hakkında birbirimize bilgiler veriyoruz ve farklı yönlere doğru ilerliyoruz. Ayaklarımızın durumu hakkında bilgiler verdiğimizde bize ilginç bir Türk icadı diyebileceğimiz kadın pedini öneriyorlar. Kendileri ayakkabı tabanlarına nasıl yapıyorlarsa ped koyuyorlarmış. İlginç geliyor. Zaten istesek de buralarda bulmak çok da mümkün değil.

Dağ bayır demeden gezinen Kekova'nın gerçek bekçileri.
Denizden bir miktar içeriye girdik.
Ancak yol yürüyüş için rahat.
Kapaklı'ya yaklaşırken Türk turistlere
rastlıyor, pedli bir sohbet yapıyoruz.
Yerleşimden sesler gelmeye başladı.
Kapaklı'ya varıyoruz. Burası aynı zamanda
Istlada antik şehrinin olduğu bölgeler.
Yaklaşık 10 dakika sonra saat 12:50 gibi sağımızda kalan tepeleri daha rahat görebildiğimiz bir noktaya geliyoruz. Yukarıda Kapaklı Köyü'nü görüyoruz. Acil su ihtiyacı olacakların bularda bir mola verip yukarıda köye çıkmaları gerekiyor. Bu noktada solumuzda çalılar ve zeytin ağaçlarından deniz gözükmüyor ancak hemen aşağıda küçük Kapaklı Koyu var.

Bu arada Kapaklı Köyü'nün aslında Istlada adı verilen Likya Bölgesinin küçük bir antik kentinin yanına kurulduğunu belirtelim. Küçük olmasına rağmen Kapaklı Köyü'nün Hoyran mevkii ve Gökkaya Koyu civarlarında çok fazla el değmemiş M.Ö 4. y.y.'a ait Hoyran Mezar Anıtı, ev ve kaya tipi mezarlar, küçük kale kalıntıları ve kilise gözünüze çarpacaktır. Bu bölgede Likya, Hellenistik, Roma ve Bizans Çağı eserlerini görmek mümkündür. Istlada bu bölgedeki Apollonia, Aperlae ve Phellos gibi bir beyin oturduğu küçük Likya şehirlerinden biridir. Kilise kalıntılarının olduğu Gökkaya Koyu ve daha yukarıdaki Hoyran'ın birbirlerine bağlı olduğu tahmin edilmektedir.

Kapaklı (Istlada antik şehri). Aşağısından geçiyoruz.
Kapaklı'da mola vermeden yola devam ediyoruz ve patika bizi güney batıya doğru yani Kale'ye doğru döndürmeye başlıyor. Bu zamana kadar batıya doğru yürümüştük ancak şu anda Kekova'nın en güney uçlarına doğru dönüyoruz. Mehmet'in ayaklarında sorun olmasa daha bir keyifli olacak yürümek. Herşeye rağmen buralarda yürüyor olmaktan dolayı oldukça mutluyuz orası ayrı.

Kapaklı'yı arkamızda bırakarak yürüyüşümüzü deniz seviyesinden 80 metre yükseklikte sürdürüyoruz. Yaklaşık 100-150 metre sonra yeniden deniz seviyelerine inmeye başlayacağız. Daha birkaç gün önce 1700 metrelerde yürürken 7. gün yürüşümüzün zirve noktasından geçiyoruz. Kapaklı bölgesi bu parkurun en yüksek noktası. Şaka gibi.

kapaklı'yı arkamızda bıraktık.
Yol genişledi ve rahat bir patika oldu.
Yol rahat ama Mehmet'in ayakları
su toplamış durumda.
Bir sarnıç daha. Buralarda Mehmet'in keyfi yok. 
Az sonra 9 günlük  yürüyüşümüzün en ilginç, hayatımız boyunca çok zor unutacağımız bir anına yaklaştığımızdan habersiz sohbet ederek yürüyoruz. Karşımıza bir sarnıç daha çıkıyor. Aslında bu sarnıçların hepsinde su var ancak daha önce de belirttiğimiz gibi kalitesi tartışılır. Sarnıçı geçtikten 5 dakika sonra yolumuzun üzerinde ayakkabılarını çıkartarak mola vermiş 50 yaşlarında iki Hollandalı bayan turist ile karşılaşıyoruz.

Mehmet'in son 2 gündür ayaklarındaki su toplarına bağlı olarak çektiği acıların sonu anlamına geliyor bu karşılaşma. Ayakkabılarını çıkartmış çimlerin üzerinde uzanıyorlar. Merhaba demek ve bir sorun olup olmadığını öğrenmek için yanlarına gidiyoruz. Kızkardeşlerinden yaşlıca olanın bacaklarında yürüdükçe biraz ağrısı oluyormuş, dolayısıyla mola vermişler. Önlerinde yaklaşık 3-4 saatlik bir yürüyüşü olduğunu söyleyince çok da tedirgin olmuyorlar. Bacaklarında ağrısı olan insanımızı buralarda herhalde milyon verseniz yürütemezsiniz. Kronik bacak ağrısını bile bile binlerce kilometre uzaktan buralara yürümeye gelen insanları ellerinden öpmek lazım.

Mehmet de ayaklarındaki sorunu aktarıyor ve doktor ayağımıza gelmiş oluyor. Hollandalı turistlerden diğeri kimsesizlere hizmet veren bir hastanede gönüllü hemşire olarak çalışıyormuş. Dolayısıyla Mehmet'e yardımcı olabileceğini, su toplarını patlatıp yanında bulundurduğu özel bir yara bandı ile tedaviyi yapabileceğini söylüyor. Biz Türk insanıyız şimdi terli ayakkabıları çıkartıp nasıl tedavi ettirelim? Mehmet çekinerek ayaklarının terli olduğunu söylüyor. Mehmet'e oturmasını ve tedaviyi yapmak istediğini söylüyor. Benzer sorunu kendisinin de yaşamış ve özel yarabandı altında iyileşmiş su topunu gösteriyor. Altuğ'un da Mehmet'i zorlamasıyla Mehmet ayakkabıları çıkartıyor ve operasyon başlıyor.

İşte doktor ayağımıza geldi!!!
Böyle bir durumda su topunun patlatılıp içerisindeki suyun iyice çıkartılıp derinin kaldırılmadan, içinin hava almamasını sağlayacak şekilde bir yara bandı ile kapatılması gerekiyormuş. İğneyi iyice temizledikten sonra Mehmet'in su toplarını patlatıyor ve içilerini son damlasına kadar boşaltıyor. Altuğ da bu anın keyfini çıkartarak çantasından çıkarttığı kuruyemişleri yemeğe ve ikrama başlıyor.

Su topu operasyonu başlıyor.
Su toplarının içi iyice temizlenip boşaltılıyor
Operasyon bitmek üzere birazdan bant yapıştırılacak.
Hollandalı turistlere ne kadar teşekkür etsek azdır.
Bugün dahil önümüzdeki 3 gün yürüyebilmemizi sağladılar.
Mehmet'in tedavisi sıkılan su toplarının üzerine yapıştırılan özel küçük ve şeffaf yara bantları ile son buluyor. Bunlar denize girilse bile kolay kolay çıkmazmış. Derinin 2-3 güne kadar kaynayıp kapanacağını söylüyor. Mehmet'in gözlerinin içi gülüyor. Şans eseri mi denir, kader mi denir bilinmez ama bu iki bayan resmen kurtarıcımız oluyor. Yarabantlarının ufacık kağıtlarını bile yanlarında taşıdıkları küçük çöp poşetine atarak daha da takdirimizi kazanıyorlar.

Onlar bir süre daha dinlenmeyi tercih ederken biz fazla zaman kaybetmeden yola çıkıyoruz. Kendilerine yardım edebileceğimiz birşey olup olmadığını soruyoruz ve nazikçe teşekkür ediyorlar. Biz de kendilerine çok teşekkür ederek yeniden yola çıkıyoruz. Doğada doğal şartlarda kurulan dostluk ve arkadaşlıklar çok daha değerli. Yaşanan anlar, hatıralar çok zor unutuluyor. Hatta unutulmuyor. Bu yürüyüşü hatırladıkça aklımıza ilk geleceklerden biri de bu an.

Geniş patikalardan artık daha rahat yürüyoruz.
Gökkaya Koyu'na doğru ilerliyoruz.
Buralarda işaret sorunumuz da yok.
Yeniden deniz seviyelerine doğru inişe geçiyoruz. Patika geniş ve yürümesi çok keyifli. Ayaklar düzelince bulunduğumuz ortamın keyfi yeniden çıkmaya başlıyor. Birimiz kendini kötü hissetse bile her ne yapıyorsak ikimiz için de zehir oluyor o an. Mehmetin ağrısı kesinlikle azalmış durumda, gerektiğinde eski tempomuza ulaşabileceğiz. Ancak tempo yapılmaması gereken harika manzaralı bölgelere yaklaşıyoruz artık. 

Yukarıda yazdığımız için çok yüksek bir noktada değiliz ama belli belirsiz 80 metreden 20 metrelere doğru oldukça geniş sayılabilecek patikalardan yürüyoruz. Çok da bodur olmayan ağaçlar arasından yürüdüğümüz için çok da uzakta olmayan deniz manzaraları yok henüz. Ancak yol patikalar arasından giderek genişleyen bir düzlük halini alıyor. Hollandalı turistlerden ayrılmamızın üzerine yaptığımız 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından keçiler tarafından karşılandığımız geniş bir düzlüğe çıkıyoruz. Hayvanların dinlenme saatine denk gelmişiz. Çoğu istifini bozmadan bizim önlerinden geçişini izliyor. Çok şirin gözüküyorlar.

Gökkaya'ya varmadan yeniden keçilerle karşılaşıyoruz
Yaklaştıkça keçiler de ayaklanıyor.
Bazıları bizi melül melül seyrederken
bazıları istifini bile bozmuyor.
İçlerinden biri vardı ki çekinmeden yanaştı Altuğ'a
Altuğ da başta çekinse de bu sevimli dostu selamlıyor
Altuğ'un perlona yapışan keçiyi fotoğraflamanın zamanı.
İşaret sorunumuz olmadan yürüyüşe devam ediyoruz.
Bugün hava da parçalı bulutlu, yol da rahat
ayaklar da düzeldi. Yürüyüş çok keyifli bir hal aldı.
Bu düzlüğü arkamızda bıraktıktan sonra yeniden bodur ağaçlar arasından patikaya giriyoruz. Bu bölgede işaret sorunumuz yok. babalar ve boyalar yolumuzun üzerinde. Patika bu bölgelerde kayalık değil ancak daha önce geçtiğimiz yerlere göre daha dar. Yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından patikanın kayalık olduğu bir bölgeye geliyoruz ve patikanın bizi 20-25 metre kadar yükselttiği bir yerde basit bir çıkış yapıyoruz. Karşımızda boylu boyunca uzanan, buralara göre oldukça yüksek sayılabilecek Sandallı Tepesi bulunuyor. GPS'e göre denize, yani birçok mavi tur teknesinin demirlemek için tercih ettiği Gökkaya Koyu'na çok yakınız. Zaten bu sefer yerleşim sesi değil teknelerin sesini duyuyoruz. Kayalık çıkışı yaparak dar bir patikadan yeniden deniz seviyesine doğru alçalarak yaklaşık 1-2 dakikalık yürüyüşle zamanında yerleşim olan bir yere çıkıyoruz. Artık tekne sesleri çok daha belirgin derken harabe halinde terk edilmiş taşlardan yapılmış bir eve ve olağanüstü manzarasıyla Gökkaya Koyu'na çıkıyoruz. Sarnıçın da bulunduğu bu evin çevresinde kısa bir süre gezinti yapıyoruz. Kapaklı'dan Gökkaya Koyu yaklaşık 2.5-3 km. sürüyor.

Ağaçlar arasından sahile yaklaşıyoruz ancak henüz manzaramız yok.
Sandallı tepesi karşımızda. Çok yakınız.
Sandallı tepesi sırtlarında kaya mezarları var gibi.
Patika çalılık halini aldı.
Patika yeniden rahatladı.
Artık tekne sesleri de duyulabiliyor.
Daha önce yerleşim olduğu belli olan bir düzlüğe çıkıyoruz.
Buralarda Istlada antik şehrinin kilise kalıntıları olduğunu okumuştuk.
Gökkaya Koyu karşımızda.
Ev çok da yeni değil ve içerisinde eski bir taş ocak göze çarparken alt katı muhtemelen ağıl olarak kullanılmış gibi gözüküyor. Muhtemelen SİT alanı sebebiyle yıkıma uğramış bu eve harabe halde diyebiliriz. Ne manzarası var ama!!! Ömre bedel.

Aslında bu bölgede sadece ev yok çevrede belli belirsiz antik kalıntılar da göze çarpıyor. karşımızdaki Sandallı Tepesinin yamaçlarında, evin çevresinde oyuk bölgeler, üstüste konmuş dikdörtgen bloklar rahatlıkla görülebiliyor. Artık Kekova'nın kalbindeyiz ve etkilenmemek elde değil. Buraya varmadan önce çok daha gerilerden gördüğümüz üzerinde antik kalıntıların ve yaban hayvanlarının yaşadığı Aşırlı Adası ve daha ileride Kişneli Adası tam karşımızda. Onun haricinde irili ufaklı çok sayıda adacık var bu koyda. Deniz ise durgun ve birkaç tekne haricinde oldukça tenha. Yazın bularaları çok kalabalık oluyordur herhalde. Tekne ile burada zaman geçirmenin de insanın ruh halini ne kadar düzelteceğini de konuşmadan geçemiyoruz tabii.

Muhtemelen kilise kalıntıları bunlar.
Hemen yıkık evin yukarılarında görülebiliyor.
Gökkaya Koyu. En solda kesik çıkan Aşırlı adası.
İleride Kişneli Adası var. Onun arkasında Büyük olan Kekova Adası.
Artık kullanılmayan evin çevresinde gezi gözlem turundayız
Bu evde bu manzarayla zamanında iyi yaşanmıştır kesin.
Öndeki küçük adanın arkasında Kişneli Adası görünüyor.
Patika işte bu yamaç üzerinde.
Evin sarnıcı bile var.
Sarnç ve çevresinde su çekmek için kovalar
Bu kadar inceleme yeter. Fotoğraf molasının ardından yola devam.
Evin çevresindeki fotoğraf ve manzara molamızın ardından işaretleri en son gördüğümüz yere geri gidiyoruz ve kayalık sayılabilecek ve denizi solumuza alarak karşımızdaki Sandallı tepesinin yamaçlarından, deniz seviyesinden 20-25 metre yükseklikte yürüyoruz. Solumuzda Gökkaya Koyu'nun ve daha belirgin olarak görebildiğimiz Aşırlı Adası var. Yaban hayvanlarının yaşadığı Aşırlı adasında küçük bir iskele göze çarpıyor. Arkamıza dönüp baktığımızda ise arkamızda bıraktığımız maki türü bitki örtüsünün yanısıra, evin tepesinden Aşırlı adasına doğru giden elektrik hattının farkına varıyoruz. Buralarda dar ve taşlıklı patikadan yürüyerek bir miktar yükseldik ancak kısa bir süre sonra yeniden deniz seviyesine doğru tekne çekek yeri gibi görünen ancak SİT alanından olsa gerek sadece tabanı ve elektrik direği kalmış bir iskeleye doğru iniyoruz. İniş sırasında işaretler var ve yol kayalık. İnişi yaparken harika manzaraları ve burada demirlemiş teknelerin kimlere ait olduğunu tahmin ederek konuşa konuşa yürüyoruz.

Yer yerin bir bekçisi var.
Aşırlı Adası manzarası ile Sandallı tepesi yamacından yürüyoruz.
Gökkaya koyu. Soldaki ağacın arkasında
biraz önce geçtiğimiz yıkık ev var.
Sahile doğru iniyoruz.
Arkamıza yani Kapaklı tarafına doğru bakıyoruz.
Arkamızda bıraktığımız yıkık ev ve yürüdüğümüz yollar
Artık kullanılmayan iskeleye iniyoruz.

İskele aşağıda. İşaretler bizi
doğruca oraya doğru indiriyor.

Gökkaya Koyu genel görünüm.
Deniz seviyesine inmeye çok az kaldı.
Aşağıda iskele görülüyor.
Koyda tekneleri demirli,dolaşmaya çıkmış İsveçli çiftle karşılaşıyoruz.
Buraya aşağıdaki küçük tekneleri ile gelmişler.
İnişimizin tamamlanmasına yakın yaşlı bir çift aşağıdan bize doğru yürüyor. Çantaları falan yok ve oldukça keyifli görünüyorlar. Merhabalaştığımızda İsveçli olduklarını ve koyda demirli yatlardan birinde kaldıklarını, yatın şişme botu ile buraya yürüyüşe geldiklerini söylüyorlar. İsveç'ten buralara gelip bu cennet koylara demirleyip, şehirin kargaşasından uzakta doğa gezintisi yapıyorlar.geze denizde uyku. Kelimeler yetersiz. Oldukça güzel ve akıcı ingilizce konuşuyorlar. Karşılıklı kısa sohbet ve şakalaşmadan sonra yolumuza devam ediyoruz. Yıkık iskeleye kadar indik.

Tam deniz seviyesindeyiz diyebiliriz. Kullanılmayan tekne çekek yerinden deniz seviyesine yakın bir patikadan yaklaşık 600-700 metre yürüyeceğiz. Aslında bu bölgelerde yol biraz patikadan çıkıp yerini kayalık ve bodur dikenli çalılığa bırakıyor. Yine de manzaramız zaten çok hızlı yürümemizi gerektirmiyor. İrili ufaklı adacıklar, sezonu açmış, koyda deniz molası veren bangır bangır müzik çalan gezi teknelerini izliyoruz. Hiç birşey keyfimizi kaçıramaz. Kekova çok özel bir yer. Buraları yaşamak lazım. Sadece tekne ile gezip gitmek yeterli değil gerçekten.

Koyda yer yer turistik gezi tekneleri de var
İleride görünen beyaz renkli tekne az önce
karşılaştığımız İsveç'li çiftin tekneleri
İskeleyi arkamızda bırakıp yürüyüşümüze
sahile paralel devam ediyoruz.
Çayağzı yönüne doğru bakıyoruz. Burası koyun girişi.
Bu bölgede çok sayıda doğal barınak mevcut.
Gökkaya da bunlardan biri.
Bangır bangır müziği ile koyda demirli bir gezi teknesi.
Biz yürürken teknedekiler denize atlayıp duruyorlar.
yazın burada yüzmek heralde harika olur.
İyice deniz seviyesine indik.
Birazdan sahilden  içeriye doğru gireceğiz.
Kişneli Adasının yanındaki küçük adanın tam karşısındayız.
Gökkaya'yı arkamızda bıraktıktan sonra haliç gibi
doğal liman şeklinde ince uzun bir koya daha veriyoruz
Yüzler gülüyor artık.
Yeniden içerilere doğru giriyor,
Kale'ye doğru ilerlemeye başlıyoruz.
Ara sıra kayalardan kayalara sekerken dikkat etmemiz gerekse de yol çok uzun sürmüyor. Aşırlı adasını arkamızda bıraktığımız ve denizin yeni bir koy oluşturduğu bir noktadan yeniden içeriye doğru giriyoruz. Zaten girer girmez yol yeniden rahat bir patika halini alıyor. Tekne çekek yerinden bu nokytaya yürüyüşümüz rahat bir tempoda yaklaşık 20-25 dakika sürdü. Saat 14:30 gibi Gökkaya Koyunu arkamızda bırakıyoruz ve yönümüzü Simena yani herkes tarafından bilinen adıyla Kaleköy'e (Kale) çeviriyoruz. GPS'e göre 3-3.5 km yolumuz var. Buraya kadar çok zor yollardan geçmedik, Barış'ın da Kale'ye doğru yolun daha rahatlayacağını aklımızın bir kenarına da yazmıştık zaten.

Gökkaya Koyunu arkamızda bırakıp yaklaşık 15 dakika süren 600-700 metrelik bir yürüyüşle, geniş sayılabilecek toprak patikadan ilerledikten sonra solumuzda Kale'nin en doğu ucunda bulunan "Sağkale" denen tepedeki kale kalıntısını görmeye başlıyoruz. Burası Kale köy merkezinin tepesindeki herkes tarafından bilinen Simena kalıntılarının bulunduğu kalıntı değil. Simena'ya yani Kale'ye daha 2 km.lik yürüyüş mesafemiz var.

Patika geniş ve rahat. solumuzda az önce arkamızda
girişini bıraktığımız haliç şeklinde ince uzun koy var
Patikalardan sonra oldukça
geniş bir ovaya çıkıyoruz.
Hemen sağımızda Simena'nın uzantısı "sağkale"yi
görüyoruz. Kale Köyü'nün bildiğimiz kalesi daha ileride.
Kalenin bulunduğu, fotoğrafta görünen tüm tepelerin
hemen önü deniz ve karşısında Kekova adası var.
Sağkale denen bu yapı yüzyıllarca yıkılmadan ayakta kalabilmiş.
Bu bölgede patika giderek genişliyor ve patika olmaktan çıkıp alabildiğine geniş bir ova oluyor. Bu bölgeler deniz seviyesinden yaklaşık 15-20 metre yükseklikte. Kafanızda canlanması bakımından deniz tarafından (Kekova Adası tarafından), tekne turları sırasında (Deniz tarafını merak edenler için Kaş kalkışlı yürüyüş ızdırabı olmayan, ferah ve sakin Kekova turu videosunu buradan da izleyebilirsiniz. Videoyu bizimle paylaşan Çağatay Yılmaz'a teşekkür etmemiz gerekir.) bakıldığında sahil tarafında görünen yüksek tepelerin hemen arkasında çok geniş ovalar mevcut. Kale'ye gidip Simena kalıntılarına çıkıp arkada bulunan geniş ovayı görenler ne anlatmak istediğimizi anlayacaklardır. Sahildeki 100 metre yükseklikteki tepelerin arkasındaki dümdüz geniş ovalardan Kale'ye doğru yürüyoruz. Yolda işaretler de görülüyor. Zaten kaybolmak da mümkün değil.

Giderek çok geniş bir ova halini alan bu bölgede yürümek de keyif veriyor. Mehmet'in ayağı bariz olarak çok iyi durumda. Artık şikayet etmiyor ve bugünkü hedefimize giderek yaklaşıyor olmamızın da verdiği bir mutluluk var tabii. GPS'e göre yaklaşık 2 km. sonra Simena'nın arkasına gelmiş olacağız. Hele yol böyle düz oldukça tempolu yürümek de kolay ancak burlarda olmak keyif verdiğinden çok da hızlı yürümek istemiyoruz. Artık Kekova'dayız. Bu bölge her yönüyle binlerce yıllık tarihi barındırıyor. Çevredeki kalıntılar, sarnıçlar, tek tük de olsa etraftaki yüksek ağaçlar bile oldukça yaşlı.

Alabildiğine geniş bir ovada yürüyoruz.
Kale'nin hemen dibinden geçiyoruz.
Koca sene kış ve ilkbahar yağmurları ile suyunu
ağzına kadar toplamış burcun yanından geçiyoruz.
Çıktığımız ilk geniş düzlükte kış ve ilkbahar yağmurları ile ağzına kadar su ile dolmuş burcu görüyoruz. Burçlar ileride de karşımıza çıkacak ve Kekova bölgesi için eski zamanlardan bu yana bir gereklilik. Bahçe sulama, hayvancılık işleri ve ulaşımın da denizden olması sebebiyle bu burçların içerisinde toplanan su kurak yaz aylarında önemli bir ihtiyacı karşılıyor. Burçların haricinde bu düzlükte etrafımıza da dikkatle bakıyoruz çünkü yer yer antik kalıntıları da görebiliyoruz.

Yürüdükçe Kale'ye yaklaştığımızı ileride görünen irili ufaklı çardak ve keçilerden anlıyoruz. İnsana karşı gösterdiği dost tavırlarla şirin keçilerle fotoğraf çektirmeden yolumuza devam etmiyoruz. yanlarına gittiğimizde bazısı kaçıyor bazısı koklamak için yanaşıyor.

Altuğ yürürken bir yandan da GPS'ten
ne kadar yol kaldığını kontrol ediyor.
Yolumuz alabildiğine düz.
Dümdüz yürüyoruz kilometrelerce.
Yeniden keçilerle karşılaşma başlıyor. 
Burada keçiden başka küçükbaş veya büyükbaş hayvan yok.
Sen nereden çıktın yahu???
İşte Kekova'nın bekçileri. Her devirde yaşamışlar buralarda.
Onlar kaçıyor Mehmet kovalıyor.
Meğer bunlar çeteymiş. Kovalamaktan vazgeçtik.
Alabildiğine keçi.
Keçilere bakarken tarihi kalıntıları da kaçırmamak lazım.
Soldaki yaşlı ağacı geçtikten sonra mola vereceğiz.
Yavru keçi ve anası
Anası nereye yavrusu atlaya zıplaya peşine.
Sağkale, ve burcu arkamızda bıraktıktan yaklaşık 1 km sonra ileride Kale ve Simena'nın tepesindeki herkes tarafından bilinen kale ve Türk bayrağını görmeye başlıyoruz. Yerleşime de çok yaklaştığımızı fark ettiğimizden içimiz daha da rahatlıyor. Kale ile Üçağız arasını yürümek zaten sorun değil. Çünkü köy yolundan yürüyeceğiz. Kale'ye gelmeden 10-15 dakikalık bir ihtiyaç molası veriyoruz ve bu harika düzlükte bir süre oturarak soluklanıyoruz.

kale Köyünün arkalarına çıkıyoruz.
İleride tepesinde Türk bayrağı ile Simena da görülüyor.
Burada da seralar var. 
Simena'ya doğru yaklaşıyoruz.
Yerleşimin içerisinden Üçağız köy mezarlığına doğru yürüyoruz
Bir sarnıç da burada var.
SİT alanından olsa gerek burada pek yeni ev yok.
Hepsi eski gibi duruyor.
Kale köyü ve Simena kalesi tam karşımızda. Gidenler bilir, kalenin önündeki sahilde tekne turlarının Kale Köy ayağı olan iskele var 
Molanın ardından son bir tempo ile Kale Köyü'nün yerleşimine ve köy mezarlığının olduğu noktaya ulaşıyoruz ve Simena-Üçağız ayrımının olduğu sarı Likya Yolu tabelasını da hemen karşımızda zaten. Gökkaya koyundan Üçağız köy mezarlığı yaklaşık 4 km. sürdü ve molalarla yaklaşık 1-1.5 saatte rahat rahat vardık. Simena'ya gidecekler mezarlığın olduğu bölgeden soldaki kaleye doğru ayrılmaları gerekiyor ancak biz Simena'yı daha önce gezdiğimizden tekrar gitme gereği duymuyoruz. Zaten Simena'yı gezip yola devam edecekler bu noktaya tekrar dönüp Üçağız'a devam etmek zorundalar.

Simena, yani Kale köyü mezarlıktan yaklaşık 300 metre uzaklıkta ve gezilip görülmeye değer. Müze Kartı olanlar Simena kalıntılarını ücretsiz gezebilir tabii. Yazın buralara tekne turu yapıp Kale köyünde dondurma yiyip ve limonata içmiş olanlar tekrardan bunları yapma fırsatını bulabilirler. Üçağız'a devam edip buna rağmen Kale'yi de gezip görmek isteyenler burası için 2 saat ayırmayı göze almaları gerekir. Ayrıca Üçağız'ın denizi biraz çamurlu dolayısıyla denize gireceklerin bizce Kale'yi tercih etmeleri yerinde bir karar olur.

Üçağız'a devam etmeden önce eski Simena antik kenti üzerine kurulan Kale köyü hakkında bazı tarihsel bilgiler verelim: Kent içerisinde bulunan yazıtlardan M.Ö. 4. y.y.'a kadar gidilebiliyor. Ortaçağ'da kullanılan Simena kalesi kalıntıları birkaç bloktan ibaret olan bir tapınak ile stoa yer almaktadır. Yine kale içerisinde, doğal kayaya oyulmuş Likya şehirleri içerisindeki en küçük tiyatro olan 7 sıralı, 300 kişilik bir tiyatro yer almaktadır. Kaya mezarının üzerinde Roma Devri duvarları ve geç devir suru vardır. Bu bölgede üç ayrı tarihsel dönem görebilmek mümkündür Kıyı kesminde bulunan harap durumdaki hamamın kitabesinde "Aperlae halkı ile meclisi ile birliğin diğer şehirleri tarafından İmparator Titus'a armağan edilmiştir" ibaresi bulunmaktadır.

İkisi ev tipi mezar olmak üzere Kale'de birçok mezar görülmektedir. Ev tipi mezarlarda Lykia dilinde yazıt dikkati çekerken Kale'den Üçağız'a doğru baktığınızda Üçağız bölgesinin çok emniyetli bir doğal liman olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır...

Telefon direğinin sağından giden patika
Kale köy'e doğru gidiyor. 
Tabelanın olduğu noktadan Üçağız köy mezarlığı ve çeşmesi.
Mehmet ayakkabısının içerisine girmiş taşları çıkartıyor.
Üçağız köy mezarlığında bulunan çeşmede su molası veriyoruz ve kana kana su içiyoruz. Yazdıklarımızı okuduğunuzda bu çeşmenin Çayağzı yönüne yürüyecekler için son su kaynağı olduğunu bir daha belirtmekte fayda var. Bu parkur Gelidonya Feneri parkuru gibi çok fazla susuzluk çektirecek türden değil ama yine de 10 km. üzerinde yol yürüyorsunuz ve su her ortamda hayati önem taşıyor.

Saat 16:15 ve zaman kaybetmeden Üçağız yönüne doğru devam ediyoruz. Üçağız'a kadar köy yolundan yürüyeceğiz zaten. Mezarlığı geçtikten sonra gezi teknelerinin kızakta bakımlarının yapıldıklarını görüyoruz. Solumuzdaki deniz Üçağız'ın bulunduğu mantar şeklindeki körfezin  en doğu ucu. Üçağız'ın açık denizlere bağlı olan ağzı çok açık olmadığı için bu bölgenin denizi dalgaya kapalı ve oldukça durgun.

Simena'yı arkamızda bırakarak Üçağız'a doğru yürüyoruz.
Üçağız'da da tekneler bakımda.
Yaza hazırlık tüm hızıyla devam ediyor.
Bu neden böyle olmuş anlayamadık.
Geçmiş olsun diyelim yola devam edelim.
Üçağız koyu'nun en doğu ucu. En batısını yarın göreceğiz.
İçerisinde Likya şehirlerinin en küçük antik tiyatrosunu
barındıran Simena oldukça etkileyici gözüküyor.
Tekne bakımları olanca hızıyla devam ediyor. Teknelerde çalışan insanlar müziğin sesini sonuna kadar açmışlar tüm koy bangır bangır. Yol teknelerin bulunduğu yerden yükselerek devam ediyor. Üçağız'a kadar köy yolu boyunca yürüyeceğiz ve yolun başında dikçe bir çıkış yapıyoruz. Bu çıkışın ardından çıkış hafifliyor ve karşımıza ikinci bir su kaynağı çıkıyor. Aslında su saatini de görünce akan suyun şebeke suyu anlıyoruz ama bunun bir önemi yok çünkü buralarda şebeke suları içilebiliyor. Yükseldikçe (deniz seviyesinden 50 metre kadar) tüm Üçağız koyunu ve Kale köyünü yukarıdan rahatlıkla görüyoruz. Çıkıştan hemen sonra iniş başlıyor ki bu bugünün son inişi. Çıkışımız ise bitti. Çünkü Üçağız'a 1.5 km kalmış durumda. 7. günü de kazasız belasız tamamlamak üzereyiz.

Üçağız'a doğru indikçe antik kalıntılar, yolun sağındaki eski sarnıç gözümüze çarpıyor. Lahit ve diğer yapılar köy merkezinde daha fazla ama yukarıda da çok sayıda kalıntı görebilmek mümkün.

Üçağız koyunun girişi
Simena'nın Üçağız yolu üzerinden görünüşü.
Adeta doğal bir liman olan Üçağız
içerisine demirlemiş tekneler.
Geriye doğru bi bakış: Patikalar hemen karşıdaki tepe ve
yerleşimin arasından köy mezarlığına çıkıyor
Bugünlük çıkışlar bitti. Artık son iniş ve düzlükteyiz.
Üçağız girişi. Daha ilerideki adalar Kekova açıklarındaki adalar.
Solda ileride Kekova adasının başlangıcı. Batı ucu.
Üçağız girişi. ileride görünen büyük kara parçası Kekova Adası.
Üçağız'a inerken karşımıza
çıkan son sarnıç.
Üçağız'a çok az kaldı.
Üçağız'ın iç tarafından görülebilecek eski evleri.
Burada bir yaz geçirmek güzel olurdu.
GPS'te mesafe belli oluyor ama psikolojik olarak "Ne zaman varacağız?" şeklinde sabırsızlanmaya başlarken köyün ilk yerleşiminin yanından geçiyoruz ve 16:50'de Üçağız meydanına iniyoruz.

Daha saat erken ve hava aydınlık. Hemen soda molası vereceğiz. Köy meydanındaki bakkalda çantalarımızı çıkartıyoruz ve dinlenmeye başlıyoruz. Daha nerede kalacağımız konusunda karar vermedik. Artık doğanın bir parçası olduğumuzu hissediyoruz ve nerede yatarsak yatalım çok da sorun olmayacak şeklinde bir ruh halimiz var.

Üçağız halkı da yoğun geçecek bir yaz tatiline hazırlık yapıyorlar, yastıklar havalandırılıyor, restoranların çoğu açık ama kapalı olanları da var. Hele köy meydanını bu kadar boş görünce şaşırmamak elde değil. Onlarca otobüsün park ettiği bu meydana yazın araba girmesi gerçekten çok zor.

Üçağız'a doğru son adımlar
Üçağız'dayız. Yerel halk yaza hazırlık halinde.
Yaza göre oldukça tenha.
Tarihin gölgesinde pansiyonların
yastıkları havalandırılıyor
Sahil bomboş. Yazın buralar 
Köy meydanındaki bakkalın önünde sodalarımızı içtikten sonra çadır kuracağımız bir yer bakmaya karar veriyoruz ve çantalarımızı bakkala emanet ediyoruz. Tabii burada birçok yer pansiyon olduğundan çadır imkanı biraz kısıtlı. Sahile yakın bir yerde kalmayı tercih ettiğimiz için açık görünen alanlarda çadır için yer bakıyoruz. Köylüler istediğimiz yere çadır kurabileceğimizi söylüyorlar ve tabanı çok da rahat olmayabilecek çakıllı bir düzlükte çadırımızı kurmakta karar kılıyoruz. İskele, deniz tam önümüzde. Ne olursa olsun manzaramızın keyfi yeter. Yerlerde yatmaya alıştık zaten. Mehmet'in ayağı da düzeldi dolayısıyla patlak matta yatmayı bile umursamıyor.

Bakkala gidip çantalarımızı aldıktan sonra çadır düzlüğümüze geliyoruz ve hemen çadırımızı kuruyoruz. çadır kurmaktan öte üzerimizi değiştirmek ve hava kararmadan da Üçağız'da keyif yapmak istiyoruz. Artık çadır konusunda o kadar hızlıyız ki. kurulduğunu, çantalarımızdan sadece ihtiyaçlarımızı çıkartıp temizlenip paklanıp üzerimizi değişip çadırı uyku moduna hazırlamamız 15 dakikayı geçmiyor.

Aslında burası çadır tabanı için çok da uygun bir yer değil.
Mehmet de "buraya çadır mı konur yahu!!" diyor.
çadır kurduğumuz yerin hemen arkasında kalıntılar var.
Aslında Üçağız'da her yer tarihi kalıntılarla dolu.
Köy yaşamı arasına kalıntılar da entegre olmuş
Dağ taş kaya tipi mezarlarla dolu.
Aslında birçoğu Roma döneminden kalma.
Üçağız girişindeki adalar ve karşı koyları
Yukarıda eski yapılar (kule kalıntısı) da göze çarpıyor
Üçağız köy merkezi
Yazın koşuşturmacasını bekleyen tekneler
Kaş yönüne doğru bakıyoruz.
Üçağız liman görüntüleri
Üçağız limanı
Üçağız merkezi
Hemen çadırların dışına çıkıp çevreyi çantasız, yürüyüş kıyafetsiz rahat rahat gezmeye başlıyoruz. Bir baştan bir başa yürürken aynı zamanda akşam yemeğinde ne yiyeceğimizi düşünüyoruz. Alında restoranların birçoğu açık ancak rakılı balıklı yemek yemeyeceğiz tabii. Yine de düşünmek için zamanımız var. Üçağız'ın dizi dizi kaya mezarlarının olduğu en doğu ucunda bulunan pansiyonun iskelesinde yemekten önce bira keyfi yapmaya karar veriyoruz. Üçağız'da konumu sebebiyle böyle bir keyif yapmadan ayrılırsak hiç olmaz. Birer bira sipariş ederek telefon görüşmelerimizi yapıyoruz. İkimizin de keyfi yerinde. Mehmet'in ayakları düzeldi. Hollandalı turistlere bugün bile dualarımızı gönderiyoruz. Üçağız koyunu seyrediyoruz. Balıkçılar yavaş yavaş denizden dönüyorlar. İnanılmaz bir manzara var burada. Özellikle Kekova bölgesinde kendimizi doğa ve tarihin bir parçası gibi hissediyoruz adeta. Buralarda zamanın geçmesini istemiyor insan.

Biralardan sonra yemek konusunda son kararımızı verebilmek için restoranların olduğu yere doğru yürüyoruz. Restoranların sokalında bir ileri bir geri yaptıktan sonra balık sofrası kurmamaya karar veriyoruz zira burada restoranların çoğunda, büyükşehirlerde adı salata bar olan ancak burada tamamen zeytinyağlı mezelerden oluşan açık büfe şeklinde bir akşam yemeğini tercih ediyoruz.

Çadırı kurduk, hava kararmadan keyife başladık.
Bu teknelerle bu koylarda gezmeyi hayal etmeden geçmiyoruz tabii.
Telefon zamanı
İşte bütün günün yorgunluğunun çıktığı an.
Burada bu anı yaşamak gerçekten çok şeye bedel.
Balıktan dönen tekneler
Üçağız merkeze birazdan yemek için karar vermeye gideceğiz.
Sahildeki kaya mezarları. Denizin önünde Roma
zamanından kalma iskele de kalıntıları da görülebiliyor.
İskele kalıntıları sahil boyunca gayet belirgin.
Biribirinin üzerine binmiş onlarca kaya mezarı.
Üçağız merkezine gidiyoruz.
Akşam oluyor. Fotoğrafı bir kenara bırakıp yemeğe gitme zamanı.
Üçağız meydanındaki muhtemelen
zeytin dövmek için kullanılmış bir dibek
Yemek zamanı. Bakmayın böyle sakin göründüğümüze.
4'er tabak zeytinyağlı yedik. Afiyet olsun bize.
Akşam hava kararmaya yakın restoranlardan birine oturup istediğimiz kadar yiyebileceğimiz açık büfe zeytinyağlı yemek yiyiyoruz. Çok aç olduğumuzu restoran sahibine söylemiyoruz tabii. Söylemediğimiz için 4'er tabak yiyiyoruz. Kimse rahatsız olmasın diye tabaklarımızı restoran çalışanlarının masa başında olmadığı, servis yaptıkları zamanda dolduruyoruz. Zeytinyağlı kırmızı biberler, kızartmalar, barbunya, sigaraböreği ve daha birçok ev yapımı mezeyi midelere indiriyoruz. Çok da lezzetliler. Açız aç!!! Bu akşam da mide bayramını hak ettik. Kişi başı bu açık büfeye 12 TL para veriyoruz. Neredeyse her restoranda fiyatı aynı.

Yediklerimizi gece sahilde yürüyerek
sindiriyoruz. Pişman değiliz.
hava karardı. Uyku zamanımız geldi.
Yarın hedef Boğazcık Köyü.
Gece karanlığı çöktü.
Bize de uyku bedene girdi bile.
Deniz çok berrak
Hava karardı ve uykular vücuda yerleşmeye başladı. Yediklerimizi sindirmek için kısa bir yürüyüş yapıyoruz ve çadırımıza doğru gidiyoruz. Bu kadar yememize rağmen mideler hala dolmadı desek yalan olmaz. Çadıra girip uyku tulumlarına giriyoruz. Daha yaz gelmediğinden geceleri dağda da yatsak, sahilde de yatsak çiğ yağıyor ve serin oluyor. Bu gece uyuyacağımız uyku son günlerin en huzurlusu herhalde. Kekova'dayız. Yürüyerek yaşıyoruz buraları. Karış karış. Sindire sindire. Zaten Yatmadan da bayağı bir şaklabanlık yapıyoruz. Patlak mat üzerinde uyuyan Mehmet'in bilie umurunda değil matın patlak olması. Ayaklar düzelmiş, karnı tok. Daha ne olsun???

Kekova'yı yaşamak... Tarifsiz bir mutluluk. Buraları gerçekten çok özel yerler.

Hani uyku bedene girmişti??
Mehmet çadırda hortladı.
Bugünü bitirmeden önce Üçağız ile ilgili tarihsel bazı önemli bilgiler vermek bu bölgelerde yürüyeceklere yararlı olacaktır diye düşünüyoruz:

Theimussa (Üçağız) doğal bir liman görünümündedir. Theimussa aslında Türkçe'ye kendi anlamıyla gelmiştir. "Three mouths" yani "Üç ağız" anlamına gelmektedir. Üçağız Koyu'nun kuzey kıyısında yer alan Üçağız Köyü'nün içinde görülen kalıntılar Theimussa antik kentine aittir. Şehrin tarihi hakkında pek bilgi yoktur, ancak bir kitabelerden tarihinin M.Ö. IV. yüzyıla kadar indiği anlaşılmaktadır. Mezar kalıntılarına ilave olarak köyün kıyısında söveleri hâlâ yerinde bir kapı ile alçak bir kayalık üzerinde kule kalıntısı da görülebilir.

Doğuda denizin hemen yukarısında birbiri ardına sıralanmış birçok lahit görülür. Bu mezarların çoğu Hellenistik ve Roma dönemine ait olup üzerindeki yazıtlardan burada yatanların Kyaenai ve Myra vatandaşı oldukları yazılıdır.

Kale'deki Simena, Apollonia, İsinda ve Aperlae ile birlik oluşturduğu gibi herhalde Theimussa da Myra ve Kyaenai ile bir birlik oluşturmuş olup o şehirlerden birisi ile Likya Birliğinde temsil edilmekteydi. Şehrin doğu ucunda bulunan kayaların kesilmesiyle 28 metre uzunluğunda 8 metre genişliğinde bir iskele bulunmaktadır. Kayaların kesilme izleri bugün bile görülebilir.

Bulunduğumuz tüm bölgeye Kekova'ya adını veren Kekova Adasıdır. Bu büyük ada Kale köyü'ün (Simena) tam önünde yer almaktadır. Doğa ile tarihin bütünleştiği ve turkuaz denizin binlerce koyla çevrildiği bir yeryüzü cennetidir Kekova. Kaş'tan sonra Uluburun geçilerek Kekova'ya doğru yol alındığında önce Sıçak Yarımadası ile karşılaşılıyor. Sıçak İskelesi’nde Aperlae antik kenti, yarımadanın ucunda ise Toprakada ve Karaada yer alıyor. Bundan sonra Kekova Adası uzanıyor. Bu adadan dolayı tüm bölge Kekova adıyla anılıyor.

Kekova bölgesinin bu koyları, her mevsimde doğal liman görevi üstlendiği için bugün bile denizcilerin, yatların en favori kıyılarındandır. Kekova Adası’nın kuzey sahili boyunca, antik Apollonia kentinin M.Ö. 4. yüzyıla ait yazlık yalıları, yer yer su içinde görülebiliyor. Tarih içinde yörede oluşan tektonik olaylar bazı yalıların deniz seviyesinin altında kalmasına yol açmış. Simena Kalesi bu berrak sularda gezinen yatların, sayısız koyların ve adaların kuşbakışı seyredilebileceği en iyi yer.

Kekova Likya dilinde Dolichiste olarak yazılmaktadır. 4.5 km²'lik yüzölçümü olan bu adada kimse yaşamamaktadır. İtalyan işgalinden sonra adanın hangi ülkeye ait olacağı konusunda Türkiye ve İtalya arasında bir süre uzlaşılamamıştır. 1932 yılındaki anlaşma ile Türkiye'ye bırakılmıştır.

Kuzey tarafında ikinci yüzyılda depremlerle yok olan antik Dolkisthe kentinden kalma batıklara yer yer rastlanır. Kekova, Bizans döneminde yeniden kurulup gelişmiş fakat gelişmesi Arap istilaları yüzünden devam edememiştir.