a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

31 Mayıs 2011 Salı


AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
5.GÜN PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 09:10
Bitiş: 20:40 (verilen tüm molalar dahildir)
Toplam mesafe: 23 km.
Su: Bu parkur da yerleşim yerlerinden geçtiğinden sularınızı tazelemek için imkanınız olacak. Hatta Akbel'den soda, tatlı-tuzlu, ekmek gibi ihtiyaçlar da karşılanabilir. Üzümlü Akbel arasında dere ve irili ufaklı yerleşimlerden geçeceğiniz için sularınızı tazeleyebilirsiniz. Akbel hatta Bezirgan parkurunun girişine kadar ana yoldan yürüyeceğiniz için bakkal ve su ihtiyaçları Akbel'den karşılanabilir. Bezirgan ve Sarıbelen'de bakkal bulamayacaksınız.  Bezirgan çıkışı oldukça zorlayıcı ancak Bezirgan'da su var. Bezirgan-Sarıbelen arası da oldukça dik çıkış ve inişlere sahip, yerleşim ve su yok.
Yemek: Akbel'den geçeceğiniz için yemek sorununuz yok. Üzümlü'den ineceğiniz yer bakkal, çay bahçeleri ve restoranlarla dolu. Ancak Bezirgan ve Sarıbelen'de yemek sorunu yaşayabilirsiniz dolayısıyla Akbel'de 1-2 öğün yemek takviyesi yapmanızı tavsiye ediyoruz.
Konaklama: Kalkan civarında (Akbel) konaklamak problem olmayacaktır. Bezirgan yaylasına çıktıktan sonra Bezirgan'da (bir pansiyon levhası gördük) veya Sarıbelen'de konaklayabilirsiniz. Bezirgan'da camiinin yanında Nisan-Kasım arasında açık kahve olarak çalışan Derviş Cafe adında (+90-535-926 75 74) bir işletme var. Çadır kamp sorunu tabii ki yok ancak konaklama konusunda cafe sahibi Derviş Bey belki yardımcı olabilir.  Sarıbelen'de konaklama ve yemek (akşam yemeği ve kahvaltı) ihtiyaçlarınızı Sarıbelen'de yerel halktan Neşet Karagül'ün (539-331 54 85) bahçesinde veya size göstereceği evde gönlünüzden kopan miktar karşılığında yapabilirsiniz. Kendisi oldukça misafirperver ve çevre hakkında bilgi sahibi. Ayrıca bahçesinde gürül gürül akan çeşme de var. Ayrıca 2013 yılından itibaren de Sarıbelen'de Die Pause Pansiyon adı ile yeni bir işletme daha var (Janine - dipausepension@gmail.com - (+90-535-519 56 79)). Alternatif olabilir. Burada çadır da kurabilirsiniz.
Parkur Zorluğu: Parkur Xanthos bölgesine göre çok daha zor. Üzümlü'den çıktıktan sonra bir süre köy yollarından ilerledikten sonra patikalara giriyorsunuz. Hatta bir ara oldukça dik yükseldikten sonra yamaçlardan Akbel'e iniyorsunuz. Dereyi geçip yükselmeye başladıktan sonra işaretlere dikkat edin. Akbel'e inen tepelere vardıktan sonra kayalar ufalandığından yol ve işaretleri görmeniz oldukça zorlaşıyor. Bu bölgede işaret kaybetmeyin zira kayalıklı bir vadinin tepesinden geçiyorsunuz. Düşme tehlikesi olabilir. Kalkan'a inip yüzmek istiyorsanız Akbel'den de aşağıya inmeniz gerekiyor. Ancak ertesi gün burayı geri çıkmak zorundasınız. Kalkan merkeze inmeyip Akbel'den Bezirgan'a devam edecekseniz Kalkan'ın tepesinden giden  asfalt yoldan 4 km. kadar yürümeniz gerekiyor. Bezirgan yaylasına çıkış dik ve uzun. Sık sık mola verin, susuz kalmayın. Bezirgan yaylasına varıp 15-20 dakika yorgunluk molası veya yemek molası vermenizi tavsiye ediyoruz. Bezirgan-Sarıbelen arası artan yorgunlukla birlikte zor sayılabilir. Bezirgan'dan Sarıbelen'e giderken asfalta paralel oldukça dik bir çıkış yapacaksınız. Bu yol sizi uzun zamandır kullanılmayan genişçe bir araba yoluna çıkaracak. Asfaltı arkanızda bırakıp bu toprak yolun bir süre sonra vericiye doğru götürdüğünü göreceksiniz. Burada belirgin bir işaret problemi var ve eski işaretler silinmemiş Dolayısıyla sakın vericiye kadar yürümeyin!!! Aksi takdirde moraliniz bozularak geri dönmek zorunda kalacaksınız. Asfalt yol üzerindeki Yumrutepe trafik levhası veya su terfi istasyonunu geçtikten yaklaşık 1 kilometre sonra yolun sola girdiğini (yamaçtan asfalta ineceksiniz) kaçırmamanız lazım. Yoksa bu bölgede canınız çok sıkılabilir. Bolca hafriyatın döküldüğü buradan inmek herhelde parkurun en can sıkıcı yeri. Oldukça dik inişten sonra asfalta çıkıyorsunuz ve karşınızda gördüğünüz köy Sarıbelen. Asfalttan çıkıp yolun karşısındaki Sarı Likya Yolu tabelalarını gördükten sonra tarlaların arasından Sarıbeln'e çıkıyorsunuz. Tİşaretleri kaybetseniz bile tarlaların içerisinden yükseldiğiniz zaman köylerden birinin bahçesine çıkacaksınız zaten. Genel olarak Bezirgan civarının orta üzeri zorlukta olduğu, geri kalan bölümlerin orta zorlukta olduğu bir parkur.
Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resimin üzerine tıklayınız.


5.GÜN ROTASI - MapMyRide

HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE.  (altugsenel@gmail.com)
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yorgunluk ve sivrisinek faciasının ardından sabah çok erken uyanmak nasip olmuyor tabii. Saat 07:30 gibi kalkıp toparlanmaya başlıyoruz. Tamamen toparlanıp 08:15'de kahvaltımızı köy kahvesinde yapıyoruz. Uzun zamandır böyle kahvaltıya hasrettik. 09:00'da herkesle vedalaşarak yola çıkıyoruz.

Kahvaltı soframız hazır

Yola çıktık

Hava açık ve yürüyüşe oldukça uygun görünüyor bugün. Tepelerden yürüdüğümüz için belli olmuyor tabii.

1-1.5 km. kadar köy içerisinden yürüdükten sonra patikaya giriyoruz. 1.5-2 km.lik bu patika bizi köyün diğer yamacındaki yerleşime çıkartıyor.  Ana yola çıktıktan yaklaşık 200 metre sonra karşımıza bizi medeniyetten ayırıp patikalara doğru götüren Sarı Likya Yolu (Akbel-3 km.) tabelası çıkıyor.

Patikalara yeniden girdik. Manzara seyretmeden yola devam etmiyoruz.

Kınık manzaramız

İşaretlerimiz. Yola devam.

Akbel'den önceki son asfalt

Köyden ve asfalttan çıktık. Dere yatağına doğru iniyoruz.


Patikaya girer girmez inişe başlıyoruz. Yolumuz bir iki evin yanından geçen patikaları takip ederek aşağıdaki dere yatağına kadar iniyor. Gürül gürül akan dere yatağından karşıya geçmek zorundayız. Dolayısıyla ayakkabılar çıkmak zorunda. "hayır" demeden ayakkabılar çıkartılıyor, hatta fotoğraf molası da verdikten sonra yola devam ediyoruz. Derede fotoğrafı öyle abartmışız ki koyunlarını dereden geçirmek için Aysel Teyze çaresizce bizi bekliyor. Hayvanlar derenin öbür tarafından toplaşmış çekilmemizi bekliyorlar. Dağ başı bile olsa hayvan sabırla beklemesini biliyor. Sabırsız insanoğlu örnek almalı valla.

Karşıya geçme zamanı

Keyfimizi bekleyen koyunlar ve Aysel Teyze.
İşte keyif budur...
Karşıya geçelim artık. Hayvanlar telef oldu...

Daha işimiz bitmedi. Biraz daha beklesinler.

Artık sıra koyunlarda

Bu fotoyu Aysel Teyze için çektik. Kendisine göndereceğiz.

Tırmanış başladı.


Dere yolunu hayvan trafiğine açar açmaz 100'e yakın koyun peşi sıra geçişe başlıyor. En son Aysel Teyze de karşıya geçip 5 dakikalık sohbetin ardından (fotoğraf postalama  sözümüz var) yola koyuluyoruz. Dereyi geçer geçmez dere yatağının diğer yamacına kayalık bir patikadan tırmanmaya başlıyoruz. Oldukça kayalıklı bir yamaçtan işaretleri görerek ilerleyip tepedeki zeytin bahçesini geçtikten sonra çarşak şeklinde yeni bir kayalık bölgeden yürümeye devam ediyoruz ancak bu sefer işaretler ortada gözükmüyor. Her zaman yaptığımız gibi işaretleri birbirimizden çok uzaklaşmadan aramaya başlıyoruz. Oldukça fazla yükselmiş durumdayız ve kenarlara yaklaşırsak aşağıya düşme tehlikesi yaşayabiliriz. GPS'e göre işaretlerin yakınındayız ancak hareket alanımız oldukça dar.

Oldukça fazla yükseldik. Dere yatağı fotonun hemen solunda aşağılarda kaldı.

İşaretleri kaybettik. Çıkış yolu arıyoruz.


Yaklaşık 15 dakikalık stres dolu işaret aramalarımız nihayet sonuç veriyor ve Mehmet'in sesi çalıların hemen yanından duyuluyor. Patika ağaç ve çalılar sebebiyle görülmeyecek şekilde daralmış. geçerken oldukça dikkat etmemiz gerekiyor zira sağımız derin bir boşluk. 15-20 dakikalık kısa bir stresin ardından yol yeniden açılıyor. Hemen önümüzde Akbel'i, aşağıda ise villa ve butik otelleri görmeye başlıyoruz. 1.5 km.lik tarlaların arasından yaptığımız kolay bir yürüyüşün ardından Akbel'e iniyoruz.

Akbel'e az kaldı. İşaretleri bulduk.

Akbel yolunda son tırmanışlar.

Akbel'e varıyoruz.
Akbel'e vardık.


Akbel'e inişimizi bir evin bahçesinin içerisinden bizi pek istekli karşılamayan bir köpek eşliğinde yapıyoruz. Yanımızda Mehmet'in yolculuk öncesi satın aldığı köpek kovucu var. Gerçekten işe yarayan bir cihaz. Bisiklet, yürüyüş sporları yapan herkesin yanında bulundurmasında fayda var. Tam cihazı kullanmaya başlayacağımız sırada ev sahibi yardımımıza koşuyor ve köpeği kontrol altına alıveriyor. Ev ahalisi ile merhabalaşarak ana yola iniyoruz. Yola indiğimiz yerde bir çeşme var. Suyu sırtından çıkartmaya üşenen Altuğ çeşme başında susuzluğunu gideriyor.

Fethiye-Kaş karayolunun Akbel-Kalkan bölgesindeyiz. Bu zamana kadar uzunca bir mesafe yürüdüğümüzü buraya geldiğimizde anlıyoruz. Yolun karşısındaki çay bahçelerinden birine doğru yöneliyoruz. Su ve mineral eksikliğimizi tamamlamak için çay, maden suyu ve gazoz sipariş ederek dinleniyoruz. Günler sonra elimize hiç yokluğunu hissetmediğimiz gazete değiyor. Şöyle bir bakıyoruz ve ilgilenmeden bir kenara koyuyoruz. Konular belli: 2011 Seçimleri. Çay bahçesindeki esnaf ile bir süre sohbet ediyoruz. Daha önce de yazdığımız gibi bu bölge insanı bizim gibilere alışık dolayısıyla kimse şehir insanının o rahatsız edici bakışlarını taşımıyor. Böylelikle siz de rahat davranabiliyorsunuz.

Akbel'de mola
Akbel'den yola çıkıyoruz.


Doğal yaşamaktanmıdır yoksa Akbel'de şehir hayatının kokusunu aldığımızdan mıdır bilinmez ama canımız tost, döner, köfte, gözleme gibi yemekler çekmiyor. Yemeği bir kenara koyun, buz gibi bir biraya bile burun kıvırır olduk. Çektiğimiz eziyetten midir bilinmez ama çantamızda büyük gururla taşıdığımız erzağımız daha bir tüketilebilir geliyor şahsen. Bu arada burası turistik yer olduğu için girişte yazan fiyatlar da aynı şekilde turistik. Yukarıda yediğimiz 25 TL.lik yemeğe burada 50 TL.'den aşağı veremeyiz herhalde.

Önümüzde daha çok yol var ve zaman kaybetmeden devam etmek durumundayız. Esnafla vedalaşarak asfalttan yolumuza devam ediyoruz. Asfalt yolu 4 km kadar takip ettikten sonra yeniden patikalara girerek Kalkan'ın hemen arkasındaki oldukça yüksek tepeyi aşmamız gerekiyor. Geceyi Kalkan'da geçirmeyi planlayıp ertesi gün Bezirgan'a çıkacaklar için bizim tırmanışa Akbel-Kalkan'ın da eklenmesi gerekiyor. Asfalttan yürümeye devam ettikçe canımız sıkılıyor ancak sağ tarafımızda Kalkan manzarası gerçekten muhteşem. Fotoğraf molası vermeden yolunuza devam etmeyin deriz.

Kalkan

Kalkan


Günlerdir bizi taşıyan trekking ayakkabılarımız asfalta göre değil açıkçası. Biraz ilerledikten sonra ayak ve ayakkabı bakımı için yol kenarındaki villalardan birinin araba park alanına yayılıyoruz. Mehmet'in ayakları fena. Su toplayan yerleri bant ile kapatması gerekiyor. Altuğ'un durumu nispeten daha iyi. Ayakların bakımına ilave olarak kuru çorap giyiyoruz. Çorapları Üzümlü'de yıkadık ve çaput gibi çantalarımıza kuruması için tek tek astık. Tüm bunlara ilave olarak Mehmet yol boyunca ayakabısından içeriye giren taş-topraktan muzdarip. Kendisi çare olarak koli bandı ile ayak bileği ve ayakkabıyı sarıyor. Ancak bu da işe yaramayacak maalesef.

Mola vermeden yol üzerindeki bakkaldan soda alıyoruz ve yürümeye devam ediyoruz. Esnafa patikayı sorduğumuzda hemen ilerideki camiyi geçtikten 500 metre sonra yol yukarıya çıkıyormuş. Asfalttan sıkılmış durumdayız. Solumuzdaki tepelere baktığımızda bizi uzun ve zorlu bir Bezirgan tırmanışımnın beklediğini görüyoruz. Yaklaşık 200 metreden oldukça dik bir yamaçtan 700-800 metrelere çıkacağız. Durmadan yolumuza devam ediyoruz ve camiyi geçtikten sonra yol göstericimiz sarı renkli tabelaları görüyoruz. Sola saparak yukarıya doğru çıkacağız. Bu arada Kalkan yönünden, yani aşağıdan  gelen yol da buraya çıkıyor. Yolun hemen sağında yürüyüşümüzün 2. gününde Alınca-Boğaziçi arasında gördüğümüze benzer eski bir sarnıç var. işte tırmanış yeniden başlıyor ve medeniyetten uzaklaşma zamanı. Halimizden memnunuz ama.

Bezirgan patikasının başındaki eski sarnıç

Tırmanış başlıyor. Sola dön...

Dağ başında bile karşınıza çıkan yol arkadaşlarımız


Daha yolun başında diklik başlıyor. Birkaç evi geçtikten sonra yeniden patikadayız. Daha farkında değiliz ama taşlık ve yol üzerinde karşımıza çıkan, halen kullanılan su kuyularının da olduğu bu yolun daha sonra gerçekten antik yol olduğuna tanık olacağız. Yukarıya doğru baktığımızda "bu yol biter mi" diye söylenmiyor değiliz ancak bir yandan da birbirimize "yavaş yavaş, sohbet ede ede çıkalım" diyoruz. Hakikaten bir konuya kendinizi sardırıp yürüyünce yol daha bir kısalıyor. Özetle, Bezirgan çıkışı uzun zigzaglar çizerek çıkılan dik bir parkur. Bezirgan'da su olduğunu bilerek, bol bol su molası verip, uçsuz bucaksız Akdeniz ve Kalkan manzarasını seyrederek çıkmayı planlıyoruz.

Her ne kadar bol mola vermeyi planlamış olsak da "burayı geçelim, şuraya varalım" diyerek uzun bir süre molasız yürüyoruz. Manzaramız harika. Bayağı bir yükseldikten sonra zigzagların ardından eski ve halen kullanımda olan bir su kuyusunda mola veriyoruz. Su kuyusu derken suyunun içilebildiğini pek sanmıyoruz. Muhtemelen Bezirgan yaylasına hayvanlarını götüren köylüler hayvanları için kuyudan su çekiyorlar sadece. En azından görünüm o şekilde.

Yeniden tırmanıyoruz

Kalkan manzaramız

Eğilmeden batonları yerden alma teknikleri. Ders No.41

Akbel yönüne doğru bir bakış


Yarım saat kadar kuyunun üzerine oturup yeniden sessizliği dinleyip Kalkan manzarası seyrediyoruz. Sadece bu manzara için bile burasını yürümeye değer. Yorgunluk kendini hissettiriyor, içimiz geçmeye başlıyor ancak daha yolumuz var. Yola devam etmek zorundayız. Bizi dakika dakika takip eden hayranlarımıza!! cep telefonundan bulunduğumuz yerin tam noktasını gönderiyoruz. Bunu emniyet olması açısından, günde 3-4 kez yürüyüşümüzün belirli zamanlarında yaptık. Yıllar önce yine bu ikili Kaçkarlar'da Kızıl Gedik Geçidinden geçip Libler gölüne kestirme sanıp hızlı bir iniş yapıyorlardı az daha!!!. Düştüğümüz yerde bizi kimbilir kaç yıl sonra bulurlardı??

Tüm yorgunluğumuzu bir kenara bırakıp yürüyüşe devam ediyoruz. Göz kararı baktığımızda tırmanış parkurunu neredeyse yarılamış gibi görünüyoruz. Muhtemelen 1 saate kalmadan hemen tepenin ardındaki Bezirgan yaylasına ulaşacağız.

Yürüyüşe konuşarak devam ediyoruz ve tırmanışın biteceği yeri görmeye başlıyoruz. Zigzaglar bitti ve son düzlüğe girdik. Aşağıya baktığımızda azımsanmayacak bir tırmanış yaptığımızı anlıyoruz. Yol boyunca yürüyüşün fotoğrafçısı olan Altuğ'a Mehmet bir iyilik yaparak fotoğrafını çekeceğini söylüyor. Altuğ'tırmanışın bittiği yere doğru yürürken Mehmet fotoğraf çekiyor.

Zigzaglarla tepenin arkasına geçeceğiz. Nasipse...

O kadar yükseldik ki Kalkan manzarası tek seferde kadraja sığıyor artık

Kaş tarafına bir bakış. Kendisi daha ortada yok tabii.

Üzerinde yürüdüğümüz yolun antik olduğu her halinden belli.

Durmak yok.

Mehmet'e de durmak yok.

Mehmet'in koli bandından ayakkabıya taş, toprak girmeme çözümü. Nafile çözümler.
Altuğ tırmanışı bitiriyor.

Sadece 50 metresi kaldı. kayanın hemen arkasından içeriye gireceğiz.

Altuğ Mehmet'i beklemede

Mehmet'i beklerken

Çıktığımız yollar aşağıda gözüküyor.

Yokuş haricinde yürüyüş çok zor değil. Likyalılar sağolsun.

Yürü Mehmet Yürü...


Bu arada son düzlüğe galmeden yürüdüğümüz yolun antik bir yol olduğu örülmüş taşlardan rahatlıkla anlaşılıyor. Çavdır-Üzümlü arasındaki su kanallarındakine benzer şekilde taşlar üstüste konarak yollar oluşturulmuş.

Sonunda tırmanış bitiyor. 5 gündür yürüyoruz ve performansımız oldukça iyi. Bazen haritayı açarak tüm hayalimiz olan Kaş'a kaçta ulaşabileceğimizi, Kaş'ta neler yapabileceğimizi konuşuyoruz. Kalkan'a son bir bakış ve fotoğraf molası ile yeniden içerilere giriyoruz. Rotamız "Bu kadar deniz manzarası yeter" diyor.

Burada da yanlız değiliz.

Kalkan manzaramız puslandı.

Deniz'e son bir bakış. Ver elini Kaş...

Bezirgan'a doğru ilerlemeye başlıyoruz.

Bezirgan yollarında


Derin sayılabilecek bir vadinin tabanından ilerliyoruz ve kısa bir yürüyüşün ardından Bezirgan ile özdeşleşen dizaynının Roma döneminden kaldığı yazılıp çizilen, klübeye benzeyen Buğday ambarlarına varıyoruz. Oldukça fazlalar. Osmanlı zamanında, hatta bugün bile kullanılıyorlar. Ambarların yanından geçerken Bezirgan'ı da görüyoruz.

Vadinin arasından Bezirgan gözükmeye başladı

Roma ve Osmanlı döneminden kaldığı söylenen buğday ambarları

Buğday ambarları

Bezirgan'a vardık. Dümdüz bir yayla. Karşıdaki tepenin ardına geçeceğiz birazdan.

İşaret sorunumuz da yok


Bezirgan beklediğimizden de büyük ve tam anlamıyla bir yayla. Yerleşim oldukça fazla. Hatta pansiyon tablelaları da var. Kimseye sormaya gerek kalmadan, fazla da vakit kaybetmeden su molası vermek için önümüze çıkan çeşmenin dibinde Limonlu Tang, su ve kuruyemiş molası veriyoruz. Buz gibi Limonlu Tang o kadar güzel geldi ki tarifi yok.  İnsan evladı bir kap su ve tang ile şehirde bu kadar mutlu olabilirmi bilinmez tabii. Burada dönüş için Kaş'a telefon edip Ulusoy'da kendimize Cuma akşamı saat 18:30 İstanbul otobüsüne yer ayırtıyoruz. Hüzün zamanı...

Şakası bir yana dönüş için ilk kez konuşmaya başladığımız yer burasıydı sanıyoruz. Bu kadar güzel anlar hatıra olup gidecek ama en önemlisi yaşamış olmak olacak tabii.

Yol kenarına uzandık ve Bezirgan'ı şaşkın bir şekilde izliyoruz. 10-15 tane beklerken, beklediğimizden de büyük olduğunu görüyoruz. Kalkan ve Kaş, özetle denizler bölgesi oldukça pahalılanmış durumda. Dolayısıyla burada yatırım yapacak türk ve ingilizler artık yukarıdaki yayla köylerine yerleşmeye başlamışlar. Bu gerçeği Kaş'a gittiğimizde öğreneceğiz tabii. Kaş ve Kalkan'ın tepelerine çıkp güzel villalar, yabancılara ait evler görürseniz şaşırmayın.

Bezirgan içerisindeyiz


Bezirgan ve evleri. Burası oldukça eski bir yerleşim.

Sarıbelen'e yaklaşıyoruz adım adım.

Bezirgan'dayız

O da ne öyle??? Altuğ fotoyu çekerken farketmemiş bile.


Harita ve GPS'e bakarak günün son parkuru olan Sarıbelen'e ne kadar kaldığını hesaplamaya çalışıyoruz. Muhtemelen 2-3 saatlik bir yolumuz var gibi gözüküyor ve vakit kaybetmeden yola koyuluyoruz. İşaret problemimiz yok. Ayrıca ne yöne ilerleyeceğimizi az buçuk kestirebiliyoruz. Tam yola çıktığımız sırada bir araba yanımızda duruyor ve bize daha yeni topladığı avuç avuç erik veriyor. tanrının sevgili kullarıyız, sulu erikleri emerek mutluluk içerisinde tüketiyoruz. Bu arada doğrulamak için yolda birine Likya yolu patikasını soruyoruz ve doğru yolda olduğumuzu anlıyoruz. Zaten işaretleri de yolumuzun üzerinde görebiliyoruz. Ev ve camiinin yanından ilerleyerek köyün dışına doğru ilerliyoruz. karşımızda oldukça yüksek, uzun ve yeni yapılmış uzun bir köy yolu var. Birbirimize acaba araba yolundan mı yürüyeceğiz diye soruyoruz ancak işaretler bizi patikaya sokuyor bile. Belki de tüm yürüyüşümüzün en tatsız, antik yol ile alakası olmayan bir patikaya girdiğimizden habersiz anlatılamayacak derecede dik bir patikadan Yumrutepe'ye tırmanışa başlıyoruz.

Tırmandığımız patika yeni yapılan karayolun hemen yamacından çıkan, karayolu için yığılan toprak ve kayadan oluşan sevimsiz bir parkur. Tırmanışın hemen başında uzaklarda tarlası ile uğraşan köylü ile bağırarak selamlaşıyor, doğru yolda olduğumuzu bağıra çağıra teyit ettiriyoruz. Morallerimizi bozmadan tırmanmaya devam etmek durumundayız. Bezirgan arkamızda kaldı. Hatta o kadar dik bir çıkış yapıyoruz ki kısa bir sürede de oldukça aşağıda kalıyor.

Yukarılara doğru çıktıkça karayolunda Yumrutepe Geçidi levhasını ve bir su istasyonu görüyoruz. Diklik sanki buralarda bitiyor gibi gözüküyor ve kafamızda kendimize burasını hedef belirliyoruz. Arkamıza baktığımızda sanki saatlerdir tırmanıyormuşuz gibi geliyor. Bezirgan'a ilk çıktığımız düzlük ve vadinin de göründüğü oldukça büyük Bezirgan yaylası kısa bir süre içerisinde tek bir manzarada toplanmış durumda.

Su istasyonunu da geçtikten, kısa bir süre sonra tırmanışımız bitiyor ve kullılmayan bir köy yoluna çıkıyoruz. Buradan itibaren işaret sorunu başlıyor!!!! Aslında başımıza geleceklerden, yaklaşık 1 saat zaman kaybedeceğimizden habersiz yoldan yürümeye devam ediyoruz. Dik tırmanış bitmiş durumda.


Karayolunun yamacından tırmanıyoruz.

Bezirgan manzarası

Bezirgan Manzarası No.2

Dik çıkışta temiz su kaynağı da var. Suyunuz sıfırsa içmeye çalışabilirsiniz.

Bezirgan çok aşağılarda kaldı

Yola çıktık.

Karayolunun hemen yanındayız ancak paralel gitmeyeceğiz.

Başka tırmanış istemiyoruz artık.


Gözlerimiz Sarıbelen köyünü arıyor ancak gittiğimiz yönde köy yok. Çevrede bazı yerleşimler gözüküyor ancak hangisinin Sarıbelen olduğundan emin olamıyoruz. Ancak yürüdüğümüz yönde köy yok ve dik olmasa da yol bizi bir TV vericisine doğru götürüyor. Tek tük işaretler görüyoruz ancak gariptir ki bazılarının üzeri "X" ile silinmiş bazıları halen duruyor. Kafamız karışıyor. GPS'teki rota bizi normal araba yolundan götürdüğü için bu noktada GPS de kullanılamaz durumda. Oldukça fazla ilerledik ve vericiye yaklaştık. Bulunduğumuz noktadan haritaya bakıyoruz ve tepenin karşısındaki köyün Sarıbelen olduğunu anlıyoruz. Anlamasına anlıyoruz ancak artık çok geç. Zira bulunduğumuz konumun köye ulaşımı ile alakası yok. Bu noktada geri dönmemiz gerektiğini, patikanın aşağılarda bir yerlerde kaldığından kesin eminiz artık. Güneş tepenin ardına inmek üzere ve acele etmek durumundayız. Çadır kurmak için sevimsiz bir yerdeyiz. En son işareti gördüğümüz yere kadar geri yürümeye karar veriyoruz. Bir yandan bizi aşağıya indirecek işaret ve patika arıyor gözlerimiz. Ancak yok. İşaretlerden ümidimizi kesip aşağıya doğru patika olduğunu düşündüğümüz bir yola girerek aşağıya inmeye başlıyoruz. Çok fazla olmasa da aşağıya iniyoruz ve yolun bittiğini, aşağıya inmek için kendimizi zorlarsak düşme tehlikesi ile karşı karşıya kalacağımızı görerek yukarıya çıkıyoruz. Moraller sıfır.

Sarıbelen karşı güneş vuran yamaçta. Ancak daha çok yolumuz var.

Bezirgan hap kadar kaldı

Kaybolduk. Altuğ yolu arıyor. Neredeyse vericiye vardık.


Yukarıya geri çıktıktan sonra en son gördüğümüz işarete doğru iniyoruz. En son işaretin üzerinde "X" yok. Ancak çevresinde de iniş yok. Bir iki işaret daha geri inelim olmazsa karayoluna çıkıp Sarıbelen'e ulaşalım diyoruz. Aksi takdirde hava kararacak.

Geri yürüdüğümüz sırada Mehmet bizi aşağıya indirecek patika ve işaret yerine geçen baba'yı görüyor. Bizi aşağıya indirecek patikayı bulduk. Ancak bu babayı görüp iniş olarak anlamamız gerçekten çok zor çünkü işaretler yolun diğer tarafında ve bizi yukarıya doğru çıkartıyor. Tam bulunduğumuz yerde işaretin belirgin "r" şeklinde yapılmış olması gerekirdi. Bu bölümü yürüyecekler için bu noktanın önemli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü başka yerden iniş şansınız olmayacak. Bazınız şu olmalı: "Su istasyonunu geçip patikadan yola çıktıktan sonra yaklaşık 750-800 metre sonra iniş yapacağınız patika veya noktaya varıyorsunuz. Eğer daha fazla yürürseniz geri dönmeniz gerekiyor. Yukarıda verdiğimiz linklere detaylı bakarsanız 18. ve 19. kmlerde neler çektiğimizi daha iyi anlayacaksınız.

Aşağıya doğru dikenlerin ve hafriyatın arasından inişe geçiyoruz. İnişe geçtiğimiz yerden çevre köylerde yaşayanlar aşağıya çöpleri ve hafriyatları sallamış. Çok kötü bir yerden inişe geçiyoruz. Tüm yürüyüşümüz boyunca geçtiğimiz EN KÖTÜ ve EN SEVİMSİZ yer. Hava da karardığından hızlı inmek durumunda olduğumuzdan 500 metrelik bu dik inişi, mümkün olduğunca çabuk geçmek durumundayız. İniş sırasında ayrıca dikkat etmeniz gerekiyor zira bazı yerlerde kayalardan kayalara sekip atlamanız gerekiyor. Sık çalılardan da basacağınız yerleri görmek zor olabiliyor zaman zaman.

Yer yer işaretlerin olduğu hızlıca bir iniş yapıyoruz ve vardığımız ilk düzlükte su molası veriyoruz. Zaman kaybetmeden inişe devam ediyoruz. Acele edelim derken ecele gitmemek için dikkati elden bırakmıyoruz. Yürüyüş batonlarımız tüm yürüyüşümüz boyunca en büyük yardımcımız. Bir süre sonra köyleri biribirine bağlayan asfalt yola çıkıyoruz. Yukarıdaki mezbelelikten kurtulmuş olmanın verdiği bir mutluluk hali var ikimizde de. Asfalttan 100-150 metre kadar çok kısa bir mesafe yürümeye devam edince hemen ileride sarı renkli Likya Yolu tabelasını görüyoruz. Bu tabela bizi tarlaların arasından, hemen yukarıda görünen Sarıbelen'e çıkartacak. Çok az yolumuz kaldı. Ancak günün yorgunluğu ikimizde de zirve yapmış durumda. Hava da kararmak üzere olduğundan uzun soluklu bir mola vermeden yola devam ediyoruz.

Kaostan sonra bu tabelayı görmek mutluluk verdi. Sarıbelen hemen karşımızda.


Ekinler çok büyüdüğünden işaret görmek zor. Ağaçların üzerine bakıyoruz ancak işaretler kaybolmuş durumda. Köye yakın olduğumuzdan patika çok. Bizim gibi gezginler haricinde köy halkı da bu yolu kullanıyor sonuçta. Tarlayı geçtikten sonra debisi düşük bir derenin yatağından geçiyor, kendimizi yeniden bir tarlanın içerisinde buluyoruz. Çok arıyoruz ancak işaret gözükmüyor ortalıkta. Sonuç olarak işaretlere en fazla 10-15 metrelik uzaklıktayız, mantık olarak işaret de aynı şekil ve yöne gitmek durumunda. O yüzden rotamızı aldatmamış durumdayız.

Tarladan çıktıktan sonra artık bizi köy yoluna çıkartacak olankısa ve dikçe bir patikayı görüyoruz. Aslında çok patika var ancak bir çabuk varmak için zigzag çizmeyen, en kısasını gözümüze kestiriyoruz. Bu arada yukarıdan köylülerin sesleri çok net duyulabiliyor artık.

Sırtımızdaki ağırlıklar artık dayanılmaz bir çile vermiş durumda ve mola vermeden çıktığımız için Altuğ'dan ilk isyan geliyor. Köye yaklaşmış olmamıza rağmen direk olarak yere oturup "yeterrr!!!" diyor. Tabii bu "yeter" yetmiyor. Mehmet'in dostça tesellileri ve kısa bir molanın ardından Altuğ sakinleşiyor ve çıkışa devam ediyor.

10 daika bile geçmeden evlerden birinin arka bahçesine çıkıyoruz. Bizi  ilk olarak evin spastik olduğu belli olan çocuğu karşılıyor. Bize mutlulukla birşeyler anlatmak istiyor ancak yapamıyor. Sesini duyan annesi gelip bizi görüyor. Kendisi henüz soru sormadan biz kendisinden bahçesine çıktığımız için özür diliyoruz ve köy meydanını soruyoruz. Yolu bize evin ön kapısına gelerek gösteriyor. Sonunda Sarıbelen köy yoluna çıkıyoruz. Oğlu ile arkamızdan el sallayan anne bize köy merkezinin (cami, çeşme, bakkal vs.) yaklaşık 1-2 km. uzakta olduğunu söylüyor. Köye gelen sebze kamyonundan alışveriş yapan, bahçesinde akşam sefası yapan çevre halk ile selamlaşıyor yolumuza devam ediyoruz. Köy içerisine çıkmak bizi her türlü rahatlatmış durumda. Dik çıkışlar, çamur, taşlar olmadığından kaslarımızı rahatlatma fırsatı oluyor. Çok kısa bir süre sonra aşağıdan gelen işaretleri elektrik direkleri üzerinde görmeye başlıyoruz.

Köyün lambaları artık yanmış durumda ve akşam ne yiyeceğimizi konuşurken arkamızdan biri koşarak bize doğru yaklaşıyor. "Durun" gibi bağırıyor ancak biz üzerimize alınmadan yürüyoruz. yanımıza yaklaştığında artık dumak zorunda kalıyoruz istemeye istemeye. Çünkü bir an önce çantalarımızı çıkartmak ve daha fazla zaman kaybetmek istemiyoruz.

Kendini Neşet olarak tanıtan Sarıbelen'li arkadaş oldukça güler yüzlü. Bize nereye gittiğimizi, nerelerden geldiğimizi soruyor ve akşam kendisinde kalabileceğimizi söylüyor. Büyükşehir insanları olarak bu teklif yürüyüşümüzün 2. gününde gelmiş olsa tedirginlik yaşardık ancak çok sayıda köyden geçip çevre halkını daha iyi tanıyınca teklifini çok fazla düşünmeden önce birbirimizin gözlerine bakarak kabul ediyoruz.

Neşet'in dediğine göre köy merkezinde karnımızı doyuracak bir alternatif yokmuş. Büyük beklentilerimiz yok tabii. Ancak camiinin avlusunda ayaklarımızı yıkayabilecek bir çeşme olması bile yeterli bizim için, zira mutfağımız sırtımızda.

Neşet "hemen şurası" diye evini gösterip, bizi düşünmeden hızlı adımlarla yürüyor. Biz iki gariban da yorulduğumuzu söyleyemeden onun temposuna ayak uydurmaya çalışıyoruz. Zavallı biz.

Evine varıyoruz ve bize hemen yanındaki boş evde mi yoksa çadırımızda mı konaklayacağımızı soruyor. Hiç düşünmeden "çadır" diyoruz ve bizi evin önündeki bahçeye indiriyor. kısa bir tetkikten sonra çadırımızı evin balkonunun altına kuruyoruz. Bu gece olası bir yağmurdan korunmanın ötesinde, dümdüz bir betonun üzerinde uyuyacağız. Şanslı biz.

Ertesi sabah kahvaltı fotomuz. Neşet sağolsun. Çadırımız korunaklı yerde kuruluydu.

Herşey için teşekkür ederiz sevgili Neşet Karagül


Güleryüzü eksik olmayan Neşet'e çadırı kurduktan sonra yemek yiyebileceğimizi söylüyoruz. Buna göre hazırlık yapacak sağolsun. Hemen çadırımızı kurup fazla yayılmadan üstümüzü başımızı değiştirip kurutulup, havandırılacak eşyalarımızı asıyoruz. Hava karardı ve çantalarımızdan kafa fenerlerimizi çıkartıyoruz. Pil ömrü oldukça uzun bu ledli bu kafa fenerlerinden yanınızda mutlaka bulundurmanızı öneriyoruz. Eğer konaklayacaksanız mutlaka işinize yarıyor. Tam işimiz bitiyor Neşet'in yan taraftaki evine yemeğe geçiyoruz. Evine doğru yürürken bahçesinde gürül gürül akan çeşmede ellerimizi yüzümüzü de yıkıyoruz.

Annesi ile birlikte yaşayan Neşet'in evi bu civardaki gerçek köy evini görebilmeniz için güzel bir örnek. Hemen balkonuna bizi buyur ediyor ve sofranın kurulu olduğunu görüyoruz. Menüde sıcak yemek var!!! Önce tarhana çorbası ile başlıyoruz sonra sırada soslu-yoğurtlu kızartma, salata, yoğurt ve bulgur var. Kendisi bize sorular soruyor ancak kısa cevaplar ile geçiştirmek durumundayız maalesef. Yemekten sonra konuşacağımız zamanımız olacak.

Bu moral verici yemek bittikten sonra önümüze koca bir demlik çaydanlık getiriyor ve sohbetimiz başlıyor. Neşet bizim haberimizi selam verip köy merkezini sorduğumuz köylülerden almış. Hatta bahçesine çıktığımız teyze de yengesiymiş. Bizden sonra hemen Neşet'i aramışlar ve haberimizi vermişler.

Aslında kendisi ziyaretçileri kaçırmamak için günün belirli saatlerinde dürbünle inişi aradığımız verici yolunu dürbünle izliyormuş. Artık deneyiminle Kalkan, Akbel veya Bezirgan'dan saat kaçta verici yoluna gelinebileceğini bildiğinden eline dürbünü alıp beklemeye başlıyor. Biz üzümlü'den geldiğimiz için farklı bir saatte oradan geçmişiz ve bizi görememiş. Kendisine o civarlarda işaretlerin tutarsızlığını ve 1 saat yolu kaybettiğimizi anlatıyoruz. Dediğine göre çevre insanının, turistlerin pek konaklama yapmasını istemediklerini dolayısıyla işaretleri de kendi haline bıraktığını söylüyor.

Bu köydeki tek pansiyon buraya yerleşen ve Kate Clow'u da tanıyan Tim adında eşi ile Moonstone House'u (link)işleten bir İngilizmiş. Çiftliği hemen köyün dışında Sarıbelen-Gökçeören yolu üzerindeymiş. Likya Yolu kaynakları anladığımıza göre hep burayı tavsiye ettiklerinden Neşet sadece dürbünle görebildiği misafirleri yakalayabiliyor. Daha önce evini gösteren tabelalar koymuş ancak bir süre sonra tabelaları çıkartmışlar. Kendisine göre suçlu turist istemeyen köylü.

Tim ile yakın zamanda 2 Avustralyalı turist için tartışıp küsmüşler. Yine turistleri dürbünle bulup evine götürürken arabayla hemen yanından geçen Tim ingilizcesi ve Likya Yolu bilgisiyle turistleri alıp götürmüş. O gün bugündür Tim ile konuşmuyormuş. Neşet'in de tek tük de olsa gelip kalanı var. Eğer çevre halkını tanımak isterseniz Neşet'in misafirperverliğini ve içten bir köylü profilini yakından görmenizi tavsiye ederiz.

Sarıbelen'de bize unutmayacağımız bir misafirperverlik gösteren Neşet Karagül. Teşekkürler.


Bize daha önce kendisinde kalan turistlerle çektirdiği fotoğrafları gösterip konuşmasına nefes almadan devam ediyor ancak yorgunluğumuz daha fazla oturmamıza müsaade etmiyor maalesef. Kendisinden müsaade isteyip çadırımıza iniyoruz.

Sabah kaçta yola çıkacağımızı, kahvaltı isteyip istemediğimizi soran Neşet'ten sabah kahvaltı da gelecek. Bu zamana kadar çok duamızı almış durumda. Yürüyüşünüz boyunca çevre halktan kendinizi geri çekip soyutlamamanızı öneriyoruz. Yürüyen Türk turist sayısı az olduğundan, sizinle konuşmaya başlayınca ağırlıklı olarak şehir hayatı ile ilgili merak ettiklerini soruyorlar. Türkçe bilmeyen turist bile olsa yoldan geçen bir tanrı misafiri ile anı paylaşmak onları çok mutlu ediyor. Umarız şehirlere göç etmeyip, oldukları yerde kirlenmeden daha uzun yıllar buradan geçen turistleri ağırlamaya devam ederler.

Neşet'in bizden "gönlünüzden ne koparsa" diye utana sıkıla isteyeceği konaklama parasını yarın sabaha vereceğiz kendisine. Bazı anların bedeli gerçekten yok.