a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

1 Mayıs 2015 Cuma

Herşey yardım talep eden bir email ile başladı. Ailesi ve yakın akrabaları ile birlikte Likya Yolu’nu yürümek isteyen ve bunu yakın akraba buluşması gibi de organize etmek isteyen İsveç’li grup ile birlikte yürüyüp organizasyonlarına yardımcı olmak heyecan ve mutluluk verdi.


70’li yıllarda İran’dan İsveç'e giden, çoğunluğu doktor, güleryüzlü ve canayakın ekipten Hodjat ile organizasyonu yapıyoruz. Hodjat kendi dilek ve temennilerini Altuğ’a aktarırken Altuğ da pansiyon ve servisi organize ediyor. Çok kısa sürede yürüyüşe hazır bir haftalık program ortaya çıkıveriyor.

Programımızın detayları şu şekilde:

- Öludeniz’de buluşma

- Kayaköy Turu ve Paragliding
- Likya Yolu: Fethiye/Ovacık – Faralya/Kelebekler Vadisi
- Babadağ
- Likya Yolu: Faralya/Kelebekler Vadisi – Kabak
- Likya Yolu: Kabak – Alınca
- Likya Yolu: Alınca – Sidyma/Dodurga



İşte hepimizin heyecanla beklediği program başlıyor. 01 Mayıs 2015 Cuma günü tüm organizasyonu yaptıktan sonra tüm aile ile Ölüdeniz Türk Otel’de toplanıyor olacağız. Ne yazık ki Altuğ bu sefer yoldaşı Mehmet’siz buralara geliyor. Mehmet iş sebebiyle katılamadı tura. Yürüyüşlerde biribirimize o kadar çok alışmışız ki Altuğ çoğu zaman sağında solunda Mehmet’i aradı durdu. İnsanın tanıdığı, bildiği kişilerle güle oynaya yürümesi gibisi yok.

01 Mayıs sabahı ilk uçak ile önce Dalaman ardından Ölüdeniz’e gelen Altuğ otele yerleşip boş boş Ölüdeniz sahilinde zaman geçiriyor. Ekibin çoğu Likya Yolu öncesinde Alanya’da tatil yaptığından tüm yolculuk boyunca kahrımızı (yalan yok. kendisini hiç bir zaman üzmedik) çekecek olan İbrahim Abi tarafından Fethiye’ye getiriliyor. İbrahim Abi Milli Eğitim’den emekli bir memur. Daima güleryüzlü ve iyiniyetliydi. Sağolsun bize sürekli ihtiyacımız olan yerlerde Fethiye’den şarap takviyesi de yaptı. Bu konuda hakkını ödeyemeyiz.

Alanya grubundan bağımsız olarak otele ilk olarak Almanya’dan Dalaman havaalanına gelen Nilo ve Matze ulaşıyor, ardından Alanya’dan gelen kalabalık ekibin ardından, son olarak da gece İsveç’ten gelecek Hodjat’ın kızı Safagh ve Christoffer ekibe katılacak.

Toplamda 14 kişiyiz ancak yürüyüş 12 kişi ile olacak.

Mayıs başı itibariyle Ölüdeniz’de sezonun yeni açılmaya başladığını söylemek yerinde olur. Daha tatil sezonunu açmayan Türk ziyaretçilerin yerinde yüzlerce yabancı turist göze çarpıyor. Pansiyonlar ve Restoranlar hem açık hem de tadilatta olduğundan tanışma faslımızın ardından çıktığımız akşam yemeğinde bu sorunu yaşıyoruz. Restoranlarda yereli personel yok, yetişemiyorlar. Ama yine de keyfimiz yerinde.

Programımıza göre Likya Yolu’nu yürümeye 03 Mayıs Pazar günü başalyacağız. 02 Mayıs’ta Kayaköy’ü gezip dönüşte Paragliding (yamaç paraşütü) yapma planımız var. Sadece Likya Yolu yok.

Bu türlü bir yürüyüşe imrenmemek elde değil zira Mehmet’le tüm Likya Yolu yürüyüşlerimiz sürekli bir koşturmaca ile geçtiğinden bu tür ekstra aktiviteler hayal gibi geliyor ama tatil de böyle olmalı zaten. Hata kesinlikle bizde. Ama yapacak birşey de yok tabii.

Konakladığımız Türk Hotel’de Cumartesi sabahına uyanmak üzere odalara çekiliyoruz.


Ölüdeniz'de otelimizin bahçesi. Türk Hotel.


Bu mevsimde Türkler yerine genellikle
Genelde Alman ve İngilizler var.


Sahilde paragliding yapanları seyretmek bayağı eğlenceli.
Yapması da bir o kadar heyecanlı.


Paraşütü topluyorlar


İnenlere yardım şart


Paraşütleri topladıktan sonra gemilerdeki miçolar gibi
paraşütleri taşıyan ve sonraki turlara hazırlayan gençler var.


Paraşürler yaza hazırlanıyor. Yazıları yazılıyor.


Paraşütün bağlantıları.
Tüm bağlantılar böyle ince değil tabii.


İnene yardım.
Dikkat edin yürürken kafanıza biri inmesin.


Pilotsuz tek başına inmiş,
ehliyetli bir paraglidingçi


Ehliyetli bir paraglidingçi daha iniyor.


Ehliyetli bir paraşütçü daha


Ellerinde telsizle ekibi
bekleyen paragliding firması sorumluları.


Paramotor da var


Bu kadar paragliding yapan görünce yapmaya karar veriliyor.
Hodjat ve Nilo paragliding ile ilgili bilgi alıyor.
Altuğ bu konuda yardımcı olup uygun fiyat ve bilinen bir firma ile konukları paraşüte gönderecek.


Akşam yemeği zamanı.
Ölüdeniz'de otel ve restoran sezonu yeni açıldığından
serviste aksamalar var.


Siparişler alınıyor. Ne olursa olsun yabancı
misafirler biz Türklerden daha sabırlı.
Biz Türkler sipariş verince kronometreyi çalıştırıyoruz.
Altuğ için de geçerli olmak üzere daha sakin
bir yaşam sürmemizin gerekliliğinin farkına varıyor insan.


İşte Mayıs Likya Yolu ekibi.
Eğlenceli, uyumlu ve mutlu bir aileydi.

Onlarla yürümek büyük keyifti.




02 Mayıs 2015 – Cumartesi




Sabah kahvaltısının ardından saat 09:00’da bizi almaya gelen minibüse binerek Kayaköy için yola koyuluyoruz. Aslında Ölüdeniz’den Kayaköy ve civarındaki bölgelere (Gemiler Koyu, Afkule gibi) işaretli yürüyüş parkurları (Fethiye Alternatif Yürüyüş Parkurları) var. Yürüyerek çevreyi keşfetmek isteyenler programlarına mutlaka eklemeli.



Bu alternatif bölümlere güncede de yakın zamanda yer vereceğiz. Planımızda bu bölgeleri araçla gezmek olduğundan asıl yürüyüşü Likya Yolu parkurlarına bırakıyoruz.



Bu arada en baştan belirtmek gerekirse ekibin performansı küçümsenecek gibi değil. 70li yıllarda İran’da çıkmadıkları dağ zirvesi kalmamış ve halen aktif olarak da yürüyorlar. Zamanında İran’dan İsveç’e göçmüş bu güleryüzlü aileyi tanıyıp performans ve azimlerini gördükçe biz Türk yaşıtları ile arada büyük farklar olduğunu görememek mümkün değil.



Ekipte bir bypass’lı ve protez dizkapaklı yürüyüşçülerin olduğunu ayrıca belirtmek lazım.



Cumartesi sabahı Kayaköy’ü geziyoruz. Çay molasının ardından şöförümüz İbrahim Abi bizi Gemiler koyuna götürüyor. Gemiler Koyunu tepeden izledikten sonra Kayaköy’e geri dönüyor, öğle yemeğinde gözleme yiyiyoruz. Gözlemeyi buralarda yiyince tadı bir farklı oluyor adeta.



Kayaköy mutlaka görülmeli. Zamanından Fethiye merkezinden bile daha kalabalık bir nüfusa sahip Kayaköy, Fethiye ilçe merkezinin 8 km güneybatısında kurulmuş tipik bir Rum yerleşim yeri. Geçmişi, MÖ. 3000'lere kadar gitmekte. Eski adı Levissi olan Kayaköy’de (Likya adı Karmilasos), tarihi taş mekânların yanı sıra evler arasına serpiştirilmiş çok sayıda şapel, iki büyük kilise, bir okul ve gümrük binası günümüze kadar gelmiş. Kayaköy, cumhuriyet öncesine kadar Türkler ile Rumların bir arada yaşadığı 6500 nüfusa ulaşmış zengin bir yerleşim merkezi. 1923 yılında Kayaköy’de yaşayan Rumlar, nüfus mübadelesine tabi tutularak Yunanistan’a gönderilip Batı Trakya’dan gelen Türkler de Kayaköy’e yerleştirilmiştir. Ancak buraya gelen Türkler, çevre ve yaşam koşullarına uyum sağlayamadıkları için büyük bir kısmı Türkiye’nin başka bölgelerine göç etmişlerdir. Böylece Kayaköy nüfusu azalmış ve sosyo-ekonomik hayat neredeyse sıfırlanmıştır. Zamanla da bu koca şehir talana uğramış ve şimdi terk edilmiş halde turistik ziyaretlere açık. Kayaköy’ün kurulduğu yamacın da deprem bölgesi olan Fethiye’de depreme en dayanıklı bölge olduğunu belirtmekte fayda var. Eskilerin bir bildiği varmış diyelim.



Kayaköy turu dar sokaklarda başlıyor.


Kayaköy'ün kurulduğu yamaçtan yukarılara çıkıyoruz.
Sağlı sollu evler ve şapeller göze çarpıyor.


Kayaköy ve aşağılarda görünen verimli ovaları


Kayaköy Hatırası.
Matze evleri daha detaylı incelemeye devam ediyor.


Su burada altın değerinde. Kuyulara toplamak için
her türlü düzenek düşünülmüş Kayaköy'de


Terk edilmiş Kayaköy evleri.
Tarihe ve doğada yanlızlığa yenik düşüyorlar bir bir.


Kilise'den kalenin bulunduğu tepeye doğru çıkıyoruz.


Bir başka Kayaköy manzarası daha.
Bu bölgeye Ölüdeniz'den yürüyüş yolu da var.


Burada yaşayacağım bile deseniz
ayağa kaldırmak artık çok zor.


Kale çıkışından manzara


Aşağılarda irili ufaklı şapeller göze çarpıyor.
Bu da buranın zamanında oldukça kalabalık
olduğunun bir belirtisi.


Kaleden görünüm


Her yer ev ve yerleşim.
Mübadele çok insanı yurdundan koparmış.


Yeniden aşağıya iniyoruz.


Çevrede artık tek duvarı kalmış evler de var.


Evin alt katı ve üst katı bir olmuş. Alt katlar genelde
ahır veya kiler, üst katlar yaşam alanı olarak kullanılmaktaydı.


Dağlardaki yerleşimlerden farklı olarak su toplanan
kuyular evlere bitişik olarak görülebiliyor.


Şapelin yanından aşağıya doğru iniyoruz.


Bir başka Kayaköy hatırası


Şapelin içi.
Yerlerde özenle örülmüş mozaikler görülebiliyor.

1.5 saatlik Kayaköy turu sonrasında çay molamız.
Sırada Gemiler Koyu var.

Gemiler adası (Gemile Adası) eskiden ada değilmiş ancak depremlerle ada haline gelmiş. Su altında kalan bölüm görülebilmektedir. Gemiler Adası’nın eski adı Aya Nikola olup ada üzerinde erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemine tarihlenmiş kiliseler ve sarnıç kalıntıları bulunmakta. Ayrıca orman içerisinden işaretlenmiş patikalar üzerinden ulaşılan Afkule Manastırı da özellikle bu bölgeyi tabanlara kuvvet keşfetmeyi düşünenler tarafından mutlaka programa dahil edilmeli.



Uzun uzun devam eden, tükenmek bilmeyen tarihsel bilgilerin ardından yeniden turumuza dönelim.



Gemiler Koyu ve Adası manzarısında
hatıra fotoğrafımızı çektiriyoruz.


Gemiler Adasında fotoğraf molası


Gemiler Koyu


Depremler sonrasında anakaradan
ayrılmış Gemiler Adası.


Kayaköy’de öğle yemeğinin hemen ardından Ölüdeniz’e geri dönüyoruz ve grupta paragliding yapacak 8 kişi saat 15:00’te Ölüdeniz’den Babadağ’a doğru hareket ediyor. Aşağıda kalanlar da yukarıdan inecekleri karşılamak üzere sahile iniyorlar.


Paragliding yapmayan grup Ölüdeniz’de denize girip kano yaparken paragliding tecrübesini yaşayan ekip yüksek bir adrenalin ile ayaklarını karaya basıyor. Yükseklik korkusu olmayanların bu tecrübeyi yaşamaları gerek. Atladıktan sonra çekilen videoları seyretmek bile heyecan veriyor. Atlama sırasındaki heyecana da 2 gün sonra Babadağ’a çıktığımızda birkez daha tanık olacağız.

Kayaköy'e geri döndük. Öğle yemeği zamanı.
Tabii ki köy yerlerinin vazgeçilmez fastfoodu Gözleme.

Yemeği beklerken

Ekip afiyette

Ekibin paragliding zamanı.

Herkes birer birer iniyor

İnişler tamamlandı.

İniş sonrası herkes mutlu, şaşkın ve etkilenmiş
durumda. Yükseklik korkusu olmayan herkes denemeli.

Fotoğraf makinaları ile çekim yapmak yasak.
Herkes pilotun Gopro makinası ile uçuş sırasında
çektiklerini para ile almak durumunda.

Paragliding sonrası Altuğ da likyayolu.org üzerinden tanıştığı
arkadaşları ile görüşme fırsatı buluyor. İnternet büyük, dünya küçük. 

Dün akşamki yemeğin geç gelmesinden ötürü yemeğimizi otelde yiyeceğiz. Herkesin ortak kararı Türk yemekleri ile akşam yemeğini yemek. Yemekte çorba, dolma, taze fasülye, cacık ve bulgur var. Herkesin keyfi yerinde.

Akşam yemeğimiz otelde. Gayet bol ve lezzetli.
Yarın yürüyüşe herkes hazır.

Tüm gruba yarın sabah başlayacak yürüyüş hakkında bilgiler verip harita üzerinde açıklamalar yapan Altuğ özellikle kırmızı-beyaz çizgiler konusunda herkesi uyarıyor. Her ne kadar grup yürüyüş konusunda tecrübeli olsa da, bölgede kaybolmak çok da kolay olmasa da gerekli uyarıları yapmakta fayda var. Adı hatırlatma da olsa bu tür tavsiyeler her yürüyüş öncesi herkes için geçerli.

Yarın hedefimiz yarım gün sayılabilecek bir yürüyüşle Ovacık’tan çıkarak Faralya, George House.

Üçüncü gün Ovacık-Faralya yürüyüş yazılarını okumaya devam etmek için link