a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

21 Nisan 2012 Cumartesi


AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1.GÜN PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 06:30
Bitiş: 19:30 (verilen tüm molalar dahildir)
Toplam mesafe: 32 km. (Hisarçandır-Göynük Milli Parkı 25 km., Göynük Milli Park-Kamp alanı (Göynük Yayla yolu üzerinde Alayapı Belini geçtikten 3 km.sonraki tek su kaynağında) arası yaklaşık 7 km. Likya Yolu tablelaları yanlış.
Su: Su sıkıntısı yok. Hisarçandır'da suyu yarım alıp çıkış sırasında yürüyeceğiniz köy yolu üzerindeki çeşmelerde tazeleyebilirsiniz. 1460 metrelerdeki yayladan (yerleşim ve toprak yoldan patikaya geçmeye başlayınca, bir başka deyişle Göynük 11km tabelasını gördüğünüzde) suyunuzu doldurup inişe başladıktan belirli bir süre su yok ancak bu ciddi bir problem yaratmayacaktır. Özet olarak uzun iniş sırasında su yok. Göynük taraflarına yaklaştıkça dere kenarlarından yürüyeceğiniz için su probleminiz çözülmüş olacak. Göynük Milli Parkından Göynük yaylasına doğru çıkarken su yok. Dolayısıyla bu dik çıkış için yanınızda su olmalı. Yaklaşık 8.5 km sonra Alayapı Belini geçtikten 3 km. sonra bir çam ağacının dibinde (Veli Suyu) bu yol üzerindeki tek su kaynağına geleceksiniz. Su çok temiz ancak yalaktan doldurmanız gerekli.
Yemek: Parkur üzerinde bakkal, restoran ve büfe yok. Yayla evlerinde her zaman birileri olmayabiliyor. Antalya veya Hisarçandır'a gündüz varırsanız ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Göynük Kanyon'u işletenlerde yemek imkanı var. Göynük yerleşim olduğundan ihtiyaçlarınız karşılanabilir. Göynük'ten Göynük Yaylasına yürüyeceğiniz parkurda da yemek ve büfe imkanı yok. Hisarçandır ve Göynük parkurlarının neredeyse tamamı orman içi yorucu yürüyüşler ve yemeğinizi yanınızda getirmeniz mantıklı olur.
Konaklama: Çadır varsa konaklama sorun değil. Ancak Göynük Milli parkında çadır kurmaya izin vermiyorlar ve sizi orman içerisine gönderiyorlar. Çadırı olmayanlar için tek seçenek Göynük. Göynük merkezine Göynük Milli Parkından sonra 2-3 km.lik ekstra bir yürüyüşle varılıyor. Göynük yaylasına devam edecekler yeniden Göynük Milli parkına yürümek zorundalar.
Parkur Zorluğu: Antalya'nın bu bölgeleri Likya Yolu'nun en zor parkurlarını bünyesinde barındırıyor. Yol üzüründe bulunan onlarca ağaç gerek yaşlılık gerekse orman yangını sebebi ile patikalar üzerine devrildiğinden altından, üstünden veya yanından geçmeniz gerekiyor. Bu da temponuzu düşürüyor. Yol üzerinde heyelan olmuş bazı yerler var. Dikkatli ve yavaş geçmeniz gerekiyor. Hisarçandır Göynük arası mesafe Likya Yolu tabelaları 19 km olarak gösteriyor ancak yanlış.  Yolun çoğunluğu patika ancak mesafe uzun olduğundan sakin olmanızı öneriyoruz. Bir süre sonra bu uzun mesafe sizi sıkabilir. İnişin çoğunluğunu çam ağacı gölgelerinden yapıyorsunuz. Göynük Milli Parkından Göynük yaylasına giden yol oldukça dik ve zigzag şeklinde kıvrılarak çıkılan bir patika. Çam ağaçları gölgesinde yaklaşık 4-5 km.lik dikçe bir çıkış yapmanız (Dereboğaz geçişi) gerekiyor. Göynük Milli Parkından Yayla patikasına girmek biraz karışık. Milli Park çalışanları bir düzenleme yapmışlar dolayısıyla patikaya girdiğinizde 100-150 metre kadar işaret ve baba yok ancak ayak izleri size yolu gösteriyor.
Hisarçandır'a ulaşım: Hisarçandır'a ulaşım biraz zahmetli. Konyaaltı/Hurma Mahallesi üzerinden buraya çıkılıyor (yaklaşık 20 km.). Taksi mantıklı bir ulaşım gibi gözükse de Antalya havaalanı veya minibüs garajlarından buraya günün belirli saatlerinde buraya sık olmayan minibüs seferleri olduğu yazılsa da denk getirebilmek zor olabilir. Dolayısıyla başlangıç noktasına çıkışın en mantıklı yolu taksi veya kalabalık gruplar için minibüs kiralamak olabilir. Daha önce buralara gelmiş arkadaşların verdiği referanslar ile Kip Tur'dan (+90-242-462 12 12) minibüs transferi için fiyat alınabilir. Firma ve seçenek çok. Bunu sadece fikir vermesi açısından ekledik. Taksi fiyatını düşürmeyi düşünürseniz. Havaalanı veya otogardan belediye otobüsleri ile Konyaaltı'na ulaşıp oradan taksi tutulursa fiyat biraz daha makul olur ama yürüyüş öncesi otobüslerde bir o kadar da yorucu olabilir.
Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resimin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sabah saat 6:00'ya doğru sabah ezanının hemen öncesinde Altuğ Mehmet'i uyandırıyor. Birgün önceki ulaşım yorgunluğunu üzerimizden atmayı başardık. Fazla dağılmadığımız için toparlanmamız kolay oluyor. Daha önce yaptığımız gibi kahvaltımızı köyden çıktıktan sonra uygun bir yerde yapmaya karar veriyoruz. Sabah namazından çıkan köylüler bizi görüyor ve yanımıza gelerek kısa bir sohbet ediyoruz. Kendilerine yürüyüş programımızı anlatınca oldukça şaşırıyorlar zira bizim gibi uzun mesafeli yürüyenler yerine daha kısa parkurları tercih ediyor çoğu kimse.


Hergün yaptığımız gibi bugün yürüyeceğimiz yol hakkında kısa bilgiler alıyoruz. En önemlisi su problemimiz olmayacağını öğreniyoruz. Hava oldukça serin ve polarlarımızı çıkarmanın yanısıra şort giymek bile zor geliyor.


Altuğ ayılmaya çalışıyor



Bu posta kutularından en son ne zaman gördünüz?

Köy ahalisi ile vedalaştıktan sonra toparlanıyoruz ve 06:30'da yola çıkmaya hazır hale geliyoruz. 

Geçen sene Ölüdeniz başlangıcında yaptığımız gibi Likya Yolu başlangıç tabelası önünde hatıra fotoğrafı çektirmek istiyoruz. Tam makinayı otomatiğe ayarlarken köyden arabası ile giden birilerini durdurup fotoğrafımızı çekmesi için ricada bulunuyoruz. Güler yüzlü bu insanlar nazik teklifimizi kırmıyor. Arabasından iniyor ve bu anı ölümsüzleştiriyor.


İşte birbirimize söz verdiğimiz gibi. Bu noktadayız ve başlıyoruz yeniden...

Hisarçandır başlangıcı burası. Caminin hemen dibi.


Köyün yolu üzerinden yükselerek yürüyüşe başlıyoruz. Sabahın sessizliğinde  adımlarımız ve batonlarımızın yere vuruşlarını dinliyoruz ve yolculuk boyunca yolumuzu gösterecek kırmızı-beyaz işaretler yeniden karşımıza çıkıyor. İlk işaretleri gördükçe birbirimize "işaret" diye gösteriyoruz. Sanki köy içerisinde kaybolacakmışız gibi!!!

Yükseldikçe yerleşim de seyrekleşmeye başlıyor ve Hisarçandır aşağıda kalmaya başlıyor. Uzunca bir süre bu toprak köy yolundan güzel manzaralar eşliğinde yaklaşık 8-9 km. çıkış yaparak yürüyeceğiz. 


Köy yolundan yürüyoruz

Hisarçandır aşağıda kaldı


Yolu ilk defa yürüdüğümüz ve geçen seneden tecrübeli olduğumuz için Kate Clow'un bizi her an bir patikaya sokabileceğini düşünerek işaret görmediğimiz yerde GPS yardımı alıyoruz veya en yakın işareti görmeye çalışıyoruz. Ancak yukarıda villa tipli evleri geçtikten sonra göreceğiniz Likya Yolu tabelasına kadar köy yolundan yürümeye devam ediyoruz. Patikalara sapmak yok.

Yükseldikçe yukarılardaki iğneli ağaçların yaşları ciddi derecede artmaya başlıyor. Gövdeleri oldukça kalın devasa ağaçlar. Bazıları yılların yorgunluğuna dayanamamış devrilmiş ve kendisini doğanın döngüsüne teslim etmiş. Kıvrılarak devam eden ve arkasında bize manzara anlamında değişik sürprizler sunan doğa, karşımızdaki dağlarda sabah sisi ile muhteşem manzarlar sunmaya devam ediyor.


Yürüyüş devam ediyor. Yollara alışmaya çalışıyoruz.

Yükseldikçe toprak rengi kızıllaşmaya başlıyor.

Görülmeye değer bir sabah manzaramız var.
Çantalara alışmak ve gerekli ayarlarını tamamlamak için zaman zaman mola veriyoruz.

Hisarçandır gözden kayboluyor artık. Bu güzel manzarada sıkılmadan yürüyoruz.


Başlangıçtan sonra karşımıza ilk Likya Yolu tabelası çıkıyor. Daha önümüzde çok yolumuzun olduğunun bir göstergesi bu aynı zamanda. Yine kısa bir fotoğraf ve çanta ayarlama molası veriyoruz. Çantalar yeni olduğu için sırtımıza alışması zaman alıyor ancak geçen sene kullandığımız 10 küsur senelik çantalara göre çok daha rahat ve kullanışlı olduklarını sırtımızda taşıdıkça anlıyoruz. Gerçi bu sefer geçen sene yaptığımız hatayı yapmadığımızdan çok daha hafif çanta ve yüklerle yürüyoruz. Haftalar süren "yükte optimizasyon" projemiz olumlu netice vermiş durumda. Geçen sene 21-22 kiloluk çantalar bu sene 14 kilolara inmiş durumda. Hafifliklerini daha yolun başında havaalanında tarttırdığımızda anlamıştık.

Bu arada bu tabeladan kısa bir süre sonra çeşme var. Su ihtiyacınızı giderebilirsiniz.


İlk Likya Yolu tabelası karşımızda

Hisarçandır'a uzak olmayan ilk su kaynağı. El-yüz yıkıyoruz.



Köy yolundan yürüyüşümüz ve tırmanışımız devam ediyor.

Koca bir sene şehir hayatından sonra bu manzaralara alışmak zaman alabiliyor

Bu dağı muhtemelen Antalya'nın Bey Dağları uzantısı Çalbalı dağı ve diğer yamacında Saklıkent bulunuyor.


Kıvrılarak giden yollarda ilerliyoruz. Bizi en çok şaşırtan devasa ağaçlar. Alabildiğine uzamışlar. Gövdeleri oldukça geniş. Bu gibi bir bitki örtüsünü geçen sene yürüdüğümüz Ölüdeniz-Kaş arasında pek görememiştik. Gerçi bu kadar yüksekte de yürümemiştik. Yolun başlangıcında patikaya girmeden yürümek en azından bize antreman oluyor. GPS'e bakarak biraz daha yükseleceğimizi görüyoruz ve çıkış çok dik olmadığından kahvaltı molasını biraz daha ötelemeye karar veriyoruz. Ne olursa olsun kahvaltı ve öğünleri aksatmamak lazım. Bu hatalara düştüğümüz oldu ve vücut bir anda iflas ediyor ve çöken yorgunluğu bir daha üzerinizden atamıyorsunuz.


Yazı boyunca kendisini sürekli sırtı dönük yürürken göreceğiniz Mehmet. Tanıştıralım. Maksat fotoğraflara yaşam ögesi katmak.


Koca gövdeli ağaçlar arasından ilerliyoruz.

Yollar bizi yavaşça yükseltiyor yukarılara
Yaklaşı 8 km.lik bir yürüyüşten sonra 1350 metre civarlarında bir yaylaya varıyoruz. Güneşin gün içerisinde açıp açmayacağı pek belli değil gibi gözüküyor. Gece çiğ yağmış. Bulutların ve ağaçların arasından süzülen ışığın çimenlerin üzerindeki çiğ tanelerinden yansımasını seyrediyoruz.

Bu yaylada 4-5 tane yerleşim gözüküyor ancak büyük değiller. Belli ki daha çok çiftçiler ve çobanlar tarafından kullanılıyor. Burada su ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz, üzerinden geçtiğimiz bir kanal var. Suyu tertemiz akıyor. Bu memlekette musluktan bile su içiliyor dolayısıyla 1350 metredeki sudan çekinmeye gerek yok. Bu noktadan 2.5-3 km. sonra çeşme de var. Endişe ve paniğe gerek yok.


6 km. sonra ilk yaylaya varıyoruz.

Çimenlerin açık yeşil görünmesi çiğ yüzünden

Koskoca doğada ufacık bir noktayız aslında

Çekinmeden içilir.

Yaylayı arkamızda bırakarak yürüyüşe devam ediyoruz. Sabah serinliği güneş de olmadığından bitmemiş durumda ve kısa bir molada bile üşütüyor. Yeniden ağaçların her iki tarafımızı çevirdiği yola giriyoruz. 

Devasa ağaçlar arasından ilerleyip 1450 metre civarlarına çıktıktan kısa bir süre sonra biraz önce geçtiğimiz yaylanın devamına varıyoruz. Ancak buradaki evler dubleks ve tripleks tipi. Evlerde oturan kimse yok. Kapılar pencereler sıkı sıkı kapalı. Koca koca binalara ne gerek vardı diye düşünmeden geçemiyoruz. Türk milleti olarak herşeyin büyüğüne sahip olmak herhalde büyük mutluluk veriyor. Kimbilir???


Ağaçlar arasında böyle manzaralar ve şakayıklar var bolca.

Çıkışa devam ediyoruz. Artık çıkış bitmek üzere.

Amma sarmış koca ağacı...

Ağaçlar giderek büyüyor 

İnişe başlamadan önce son yerleşim ama insan yok

1450 metrede koca evler
Yerleşim içerisinden yola devam ediyoruz

Mehmet'in fotoğraf molası
Fotoğraflanma sırası Altuğ'da

Altuğ'un fotoğraf molası


Evleri geçtikten kısa bir süre sonra ikinci Likya Yolu tabelasına rastlıyoruz. Tam bu noktada büyük bir çeşme ve köy halkının piknik yapmak için kullandığı ahşap bir platform ve masa var. 

Bu bölge belli ki bir geçiş noktası ve sis oldukça yoğunlaşmış durumda. Fotoğraf ve su molası için duruyoruz ancak Altuğ'un GPS kontrolünden sonra biraz ileride artık orman yolundan çıkacağımızı anladığımızdan kahvaltı da etmeye karar veriyoruz. Göynük'e kadar inecek patika yolunun bizi ne kadar yoracağını bilemiyoruz.Enerjimiz olmalı zira yolumuz daha uzun.

Bu arada bu yolculuk sırasında uzun inişlerin çıkışlardan daha yorucu olabileceğine kanaat getireceğiz. Uzun inişlerde parmaklar ayakkabının önüne dayanıyor ve bir süre sonra acı vermeye başlıyor ve uzun iniş çekilmez hale geliyor.

Kahvaltı için çeşmenin hemen tepesindeki tahta masaya yerleşiyoruz ve yolculuğumuzun ilk öğününe başlıyoruz.



İkinci işaret ve çeşmeye vardık.

Kahvaltı hazırlığı

Kahvaltı öncesi toplu fotoğrafımız. Hava serin. Çantalardan polarlar çıktı.

Kahvaltı çok zengin. Açık büfe. Lavaş, bal ve çokokrem. Yaşasın dürüm!!

Bu arada burada gürül gürül akan çeşmeden suyunuzu tazeleyerek yolunuza devam etmenizi öneriyoruz. İniş sırasında uzunca bir süre su kaynağı ile karşılaşmayacaksınız. Uzunca bir süre derken 10-11 km. kadar yürüyerek Göynük yakınlarındaki dere yataklarına kadar.

Suyumuzu doldurup yolumuza devam ediyoruz ve çok kısa bir süre sonra yayladaki son evin hemen yanından patikaya girerek Göynük'e kadar inen vadiden ilerlemeye başlıyoruz.  Patikalar başladı yeniden. Kendi kendimize "işte Likya Yolu şimdi başlıyor" diyoruz. Patikalar çoğu zaman çam ağaçları arasından ilerliyor. Çok zor bir parkur değil ancak zaman zaman zorlayıcı yerleri var. Bu yolu Göynük'ten Hisarçandır'a yürüyecekler çok daha fazla zorlanacaklardır. İniş çok uzun ve bir süre sonra bitmediği için sıkılmaya başlıyorsunuz.


İşte patikaya giriş yaptık. 1460 metreden iniş yapıyoruz.

Zaman zaman sis sebebi ile ince ince yağmur yağıyor. Yola devam tabii.

Buralarda işaret problemimiz yok. Her yer kırmızı-beyaz!!

Yürüyüşümüze 2 km kadar doğu yani deniz yönüne doğru çok alçalmadan devam diyoruz. Bildiğimiz halde Antalya tarafında hala kar birikintilerini görmek şaşırtıyor. Sonuç olarak buralar 100 metre ve üzeri, henüz güneş etkili değilken bu manzaraları görmek çok da garip değil. Kar birikintisine ayaklarımızı ve batonlarımızı saplıyoruz. Orman içleri, sisler ve karlar içerisinden yolumuza ettikten sonra bir yamacı geçmemiz gerektiğini fark ediyoruz. Patika bizi kayaların arasından bir geçide doğru çıkartıyor. "Dayısı Geçidi". Bu geçit bizi Göynük'e inen ana vadinin içerisine indirecek. Zaman zaman taşların kaydığı bu geçitten dikkatimizi kaybetmeden geçiyoruz. Malum daha ilk patika yürüyüşümüz ve önümüzde çok yolumuz var. Bu gibi yerlerde yerleşim de az olduğundan dikkati elden bırakmamak lazım. Yardım çağırmak çok zaman alabilir. Bu arada cep telefonları sorunsuz çalışıyor. Zaman zaman test ettik.


Orman içerisinden yolumuza devam ediyoruz.

İlk kar birikintisine rastladık. Kayalaşmış kar ile eğlence zamanı.

Akdeniz'in yabani siklamenleri

Geçide doğru çıkışımız başladı.

İşte törenle geçitten geçiyoruz. Bir dilek tutalım...

İşte karşınızda "Dayısı Geçidi". Güzel isim...

Bu kayalıklı geçidi çıkıp inmesi yaklaşık 2-3 km. sürüyor. Çıkışı ile başlayıp, iniş, yangın alanı ve heyelan bölgesini de sayarsak bu parkurun yolu karıştırma anlamında en çok dikkat edilmesi gereken bölgelerinden geçiyoruz. Kaybolmazsınız ancak işaretleri kaçırırsanız çok zaman kaybededip moral bozucu anlar yaşayabilirsiniz.

Sisler arasından kıvrılarak, zaman zaman da oldukça fazla taş kayması ve heyelen olan yerlerden geçerek inişe devam ediyoruz ve kısa bir süre sonra birçok dev ağacın kesilerek topluca devrildiği bir alana çıkıyoruz. Buradaki tüm ağaçların gövdelerinde yanık izleri var. Çok geçmeden anlıyoruz ki burada ufak bir alanda orman yangını olmuş ve yangının büyümemesi için bu ağaçlar kesilerek yayılması engellenmiş. Bu görüntünün başka bir mantıklı açıklaması olamaz. 


Geçitten geçerek inişe başlıyoruz

Devrilmiş ağaçlar altından geçerek yola devam ediyoruz.

İşte yangın bölgesi. İşaret sorunu var. Son gördüğümüz işaret fotoğrafın sağ altında

Devrilmiş ağaçlar arasında, altında, yanında işaret arıyoruz.


Bu arada parkur detaylarında belirtmiştik ama tekrar belirtelim istiyoruz, tüm yol boyunca, karşınıza çok sayıda devrilmiş ağaç çıkıyor. Bunların altından, üstünden veya yanından geçmeniz gerekiyor ve temponuz düşüyor. Bir süre sonra can sıkıyor. Bilginiz olsun isteriz. 

Bu noktada patika üzerinde ayak izleri de belirgin olmadığından bu ağaç kargaşasında işaret aramaya başlıyoruz. İlk işaretin konumunu kaybetmeden Altuğ yukarılara doğru, ağaçların arasına, yüzeylerine, yerlere bakarak yolu aramaya başlıyor. Mehmet de başka bir yöne doğru ilerliyor. İşareti bulan veya gören bağıracak. Nerede olursanız olun işareti kaybettiğiniz anda en son gördüğünüz işaretten çevrenize bakınarak, baba veya işaret bulmaya çalışın. Bu noktadaki GPS kaydımız da çok güvenilir olmadığından zaman keybediyoruz ama yapacak birşey yok. 

Yukarılara doğru yol gözükmüyor ve seslerimizin yankılandığı bu alanda birbirimize seslenerek son işarette buluşmaya karar veriyoruz. Yukarıya doğru yolu bulamadık. Mehmet en çok ağacın devrildiği yöne doğru gidiyor. Koca koca 2 devrilmiş gövde üzerinden atlayarak gözden kayboluyor ve çok geçmeden iyi haberleri sesleniyor "işareeet!!!". Sizleri bu bölge için tekrar uyararak yola devam ediyoruz. Bu noktadan sonra yaklaşık 300-400 metre sonra bizi Göynük tarafına indirecek vadiye giriyoruz.

Bu iniş çam ağaçları içerisinden uzunca bir süre tam 1000 metre seviyelerinde yürüyeceğiniz 9 km.lik uzunca bir yürüyüş. Yol uzun ve manzarası olmadığından yorgunluğun da etkisiyle zaman zaman sıkılabiliyorsunuz. Yolun bir tehlikesi yok. Konuşacak bolca zamanınız ve konunuz olmalı. 


Sisler arasından ilerlemeye devam ediyoruz.
Patika bu şekilde uzunca bir şekilde ilerliyor.
  
Su molası verdik.

Yol üzeri geniş bir düzlükteyiz. Fotoğraf molası.

Fotoğraf sırası Altuğ'da

Yol arkadaşları işaretler ve babalar arasından yola devam ediyoruz.

Sayısız devrilmiş ağaç. Hele karşınıza çıkınca canımızı sıkıyor

Arkamızda birkaç devirmiş ağaç daha bırakarak iniş yolundayız.

Sis sebebi ile ara sıra ince ince yağan yağmur ile geniş bir vadi içerisinden Göynük'e doğru ilerliyoruz. İlk yürüyüş günü olmasına rağmen önemli bir yorgunluğumuz yok ancak yine de ara sıra su ve dinlenme molaları veriyoruz. Tek sorun sürekli aşağı doğru inmekten ayak parmaklarımız ayakkabıların önlerine vuruyor ve sürekli aynı bölgeleri çalışan bacak kaslarımız sızlıyor. Biraz bir düzlükte yürümek bile bizde bayram havası yaratıyor. Özellikle Mehmet bu konuda oldukça dertli ama dayanmaktan başka yapacak birşey yok maalesef.


Uzun inişimiz devam ediyor. İşaretler ile babalar yolu gösteriyor.

Sis azaldı. İniş patikamız aynen böyle.

600-700 metrelerden sonra yerler yeşermeye başlıyor.

Yol boyunca işaretler ve babalar genelde ağaç veya büyük kayalar üzerinde

Yol boyunca babalar da var. İşaret olmayan yerde bir baba da siz yapın.

Yürüyüş devam ediyor. GPS'den tespit edebilsek bile zaman zaman durup yerleşime ne kadar yakın olduğumuzu anlayabilmek için çevremizi dinliyoruz ama her yer o sessiz ki. Daha yolumuz var besbelli. İnişe devam.


Sayısız devrilmiş ağaçtan biri

Kamp da kurulabilecek 300-400 metrede bir düzlük. İşaret yok ama babalar var.

Yerleşim belirtileri başlıyor. Hatta derenin sesi de gelmeye başladı.

Yarım saat kadar bir yürüyüşle su sesini duymaya başlıyoruz. Henüz insan  ve yerleşim sesi yok. Dereye yaklaştıkça geçeceğiniz düzlüklerde işaretlere dikkar edin. Otlar çok fazla yükselmiş oluyor ve işaretler kaybolabiliyor. Kısa arayışlarla işaretler bulunabiliyor. Dikçe bir iniş ile dere seviyesine iniyoruz ve Göynük Milli Parkına kadar bu dereyi takip ederek ilerleyeceğiz. Dere boyunca yürüdüğümüzden artık su problemi yok haliyle.


Dere yatağına iniyoruz. Umarız bu son iniştir. Çok sıkıldık inmekten.

İnerken çantaları çıkartmalı kısa bir su ve ihtiyaç molası. 
  
Dere sesi yaklaştı. Son adımlar.

İşte dere yatağı. Şimdi Göynük'e kadar süre dere yatağına paralel yürüyeceğiz.

Dere ile birlikte yürümeye başladık. Ağaçların arasından yürüyüşe devam ediyoruz ancak GPS'e göre daha 2-3 km. var gibi gözüküyor. Yol boyunca yürüyen birilerine, köylülere rastlamadık. Genişçe bir düzlüğe çıkıyoruz. Otlar o kadar uzamış ki işaretleri bulmakta zorlansak da çok zaman kaybetmeden yolumuza devam ediyoruz. 

Kısa bir süre sonra insan seslerini duyuyoruz ve karşımıza 3 Rus turist çıkıyor. İkisi rusçadan başka hiç birşey bilmiyor, diğeri çatpat ingilizce konuşuyor. Bize ileride kamp yapılabilecek yer olup olmadığını soruyorlar. Onlara işaretlerin zor görüldüğü düzlüğü tarif ediyor, yürüyerek 15-20 dak. uzaklıkta olduğunu söylüyoruz. Neredeyse tarzanca konuştuk desek yeridir. Oldukça kararsız görünen bu şaşkın grubu arkamızda bırakıyor ve yolumuza devam ediyoruz. Rusların ayaklarındaki terliklerden anlıyoruz ki artık yerleşime çok yakınız. Bu terliklerle uzun yol yürümüş olamazlar.  

Muhtemelen en azimli turistler Ruslar. Çantasız, sessiz sedasız konuşmadan alabildiğince yürüyorlar. Sadece selam ve yola devam. "Kimsin?", "Nesin?" gibi tanışma fasılları yok.

Yolumuza devam ediyoruz ve görünüyor ki Göynük tarafına buralardan su çekiliyor. Yol boyunca su pompaları ve toplama kuyuları var. Su da koca kışın birikimini gürül gürül akarak atıyor. 

Bir süre sonra bir rus turiste daha rastlıyoruz. Anlaşılan bu arkadaş öndeki gruptan birini bekliyor zira kendi taşındığının yanında bir tane daha boşta çanta var. Bu arkadaş da sıfır ingilizce. Sadece selamlaşarak yolumuza devam ediyoruz. Biraz ileride oldukça kuvvetli akan su kenarında kısa bir mola veriyoruz. Mola sırasında bira önce karşılaştığımızı Rus çift yanımızdan gülümseyerek geçiyor. Belli ki kamp kurmamışlar. Yerleşim yerine yakınlığımızı uzaklardan gelen çekiç sesi ile ölçüyoruz. 

Kısa su molasından sonra devam ediyoruz ve bir süre sonra işaretlerin derenin karşısında olduğunu görüyor, dereden karşıya geçiyoruz. Suya girmeden sadece taşların üzerinden sekerek karşıya geçiyoruz. Bu arada Rus çift burada suda yengeç yakalamaya çalışıyorlar. 

dere geçişinden yaklaşık 15-20 dakika sonra Göynük Milli Park girişine ulaşıyoruz. İlk parkuru tamamlamanın verdiği bir mutluluk var ama daha bugün bitmedi. Kafamızda Göynük Yaylası'na ulaşmak var ama buraya ulaşmanın bugün imkansız olduğunu görüyoruz. Sadece gidebildiğimiz yere kadar gidip, yol üzerinde kamp yapmayı planladık.


Eski su kanalı gibi yapıların üzerinden yürüyoruz zaman zaman

Hava çok sıcak olsa bunun içerisine ne güzel yatılırdı. Karpuz çatlatan.

İşte Göynük Milli Parkına çıkıyoruz.
İşte ilk parkurun bittiği nokta. Milli Park girişindeyiz.

İşte Göynük Milli parkı. Hemen karşıda Göynük kanyon girişi var.

Milli parkta çalışan arkadaşla selamlaştıktan sonra önümüzdeki yol hakkında sorular sormaya başlıyoruz. Anladığımız kadarıyla burayı gönüllğülük felsefesine benzer şekilde işletmeye çalışıyorlar. Oldukça yardımsever genç arkadaşlar. Yaza hazırlık anlamında yukarıdaki fotoğraflardan da göreceğiniz üzere işletmenin bir ucundan bir ucuna makaralı taşıma sistemleri kuruyorlar, tahta iskeleler yapıyorlar. Söyledikler,ne göre burası bir iki hafta önce yağmurlar sebebiyle sular altındaymış. Her sene olabilirmiş ama ilk defa bu kadar uzun sürmüş. Sular yeni çekildiği için çalışmaya yeni başlayabilmişler.

Saat 15:00 ancak öğle yemeği yememiz gerekiyor. Karnımız uzun bir yürüyüşten sonra acıktı haliyle. Karşıdaki işletmelerinde yemeğimizi yiyip birşeyler içebileceğimizi tarif eden arkadaşa kolay gelsin diyoruz ve çardağa doğru ilerliyoruz.

Burası sezonluk bir işletme. Yemek, içecek, tuvalet gibi aradıklarınız da mevcut. Göynük Kanyonuna gelecekler de anladığımız kadarıyla buradan yürüyüşe başlıyorlar. Milli park olduğundan çadır kurmanıza izin veremiyorlar ancak ormaniçerisinde bir yerlere kurabileeğinizi söylüyorlar. Sahilde bulunan Göynük kasabası buradan 2-3 km. uzaklıkta. İstenirse buradan kasabaya da inilebilir ancak biz buradan devam edeceğimiz ve yerleşimde herhangi bir işimiz olmadığı için gitmeye gerek görmüyoruz. Kate Clow'un kitabında sizi Göynük'e indiriyor ancak ertesi gün yeniden buraya geri getiriyor.

Hava oldukça serin. Çantalarımızı çıkarır çıkarmaz kolay ulaşılır bölgesindeki polarlarımızı giyiyoruz. Bu bölgelerde hava oldukça serin oluyor. Mevsime güvenip sadece t-shirt ve şort ile buralara gelmemenizi öneriyoruz. Hatta bir süre sonra bu noktada hava öle bir serin olup, esinti yapacak ki kalkıp bir an önce yola devam etme gereği hissedeceğiz. Çantalarımızdan çıkardığımız yağı süzülmüş ton balıklarını ve lavaşlarımızı  sıcak taze çay ile yemeye başlıyoruz. Yemek çok iyi geliyor ancak dibimizde bize havlayan işletmenin yavru köpeğinin havlama sesi kafamızı şişiriyor. Sus dedikçe daha fazla arıza çıkartıyor kendince.


Yemek molası

Göynük Milli Parkı

Burada yazın suya girmek ne güzel olurdu.

Bu bölgeden içeriye doğru gittikçe Göynük Kanyonuna doğru ilerliyorsunuz


Oturdukça turistlerinde gelip gittiğini görüyoruz. Yukarıda karşılaştığımız Rus turistler kamptan vazgeçip geri dönüyorlar. Yaşlı Alman turistler gölet kenarında bira içiyorlar. Hemen arkamızdaki masada da iki alman çift sahanda yumurta keyfindeler. İşletmede de yaza hazırlık anlamında çalışmalar yoğun bir şekilde devam ediyor. 

Karnımızı doyururken işletmedeki arkadaşlara konuşarak yol tarifi alıyoruz amacımız yürüyebildiğimiz yere kadar yürümek ve geceyi su kaynağına yakın bir yerlerde geçirmek. Buraları bile biri bize Göynük Yaylasına ulaşmanın imkansız olduğunu söylüyor ve Çobanyatağı denen bölgeyi geçtikten birkaç kilometre sonra bir ağaç dibinde o bölgenin tek su kaynağına ulaşacağımızı söylüyor. Çobanyatağı neresidir, vardığımızı nasıl anlayacağız çok da akıl veremiyoruz ancak Altuğ'un GPS'inde su kaynağının işareti var. Hatta bizim Hisarçandır'dan geldiğimizi duyunca su kaynağına varabilmemizin zor olduğunu, önümüzde yaklaşık 4-5 saatlik yolumuz olduğunu söylüyorlar. 4-5 saati duyunca oyalanmadan hemen toparlanmaya başlıyoruz. 

Toparlanırken yanımıza yaklaşan yaşlı Alman turistleri belli ki bu temiz havada bira çarpmış olacak ki bize Amerika'daki Büyük Kanyon'un hangi eyalette olduğunu soruyorlar. Soruyu tam çözemeyen Mehmet burasının Göynük'e bağlı olduğunu söylüyor ama adamcağız soruyu tekrarlayınca bu sorusuna üzülerek cevap veremeyeceğimizi söylüyoruz. Kafamızda ne kadar yolumuz olduğunu sorgularken soru farklı bir konudan geldi soru. Sınıfta kaldık.


Yola çıkıyoruz


İşte çıkışa başlayacağımız nokta. Bu noktada sonra uyarılarımız var.

Altuğ çıkışa doğru gidiyor. Daha yolumuz var.

Yola çıkmadan ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz, çantaları yükleniyoruz ve çalışanlardan aldığımız tarifle köprüyü geçerek oldukça dik bir tırmanışla çıkışa başlıyoruz. Anladığımız kadarıyla parkurda çok küçük revizyon yapılmış. Eski işaret muhtemelen oturduğumuz çardağın karşısında bir yerdeydi. Ancak şimdi çalışanlar bu bölgede aktivite alanı yapmaya çalıştıkları için Likya Yolu tabelasını 200-300 metre geriye almışlar ve sizi daha geriden ormana sokuyorlar. Bu yol eski patika ile tırmanıştan 100-150 metre sonra birleşiyor. İşaretleri de yolun girişi hariç güncellemişler. Burada tek sorun tabeladan içeriye girdikten bir süre işaret göremedik hatta geri dönsek mi diye düşünürken biraz daha çıkınca işaretlerle karşılaştık.

Bu noktada tüm yürüyenlere önemli bir uyarı yapalım. Gerek Fethiye parkuru, gerekse Antalya bölgesi parkurlarında yerleşim giriş ve çıkışlarında hep işaret problemi oluyor. Yerleşimden uzaklaştıkça sorun yok ancak gündelik hayatta işaretler kaybolmaya ve silinmeye, işletmeler tarafından farklı amaçlar ile kullanılmaya yüz tutuyor zamanla. Acele etmeden, çevre halka danışarak patikayı bulmaya çalışın. Zaman kaybetmezsiniz.

4-5 kilometrelik dikçe tırmanış yapacağız. Uzunca süre inmekten çok sıkıldık. Kondüsyon da iyi olunca tırmanmak inmekten daha iyi geliyor. Ayaklar vurmuyor. Tempoyu istediğimiz gibi ayarlayabiliyoruz. 


Çıkışımız uzun. Tabeladan hemen sonraki işaretsizlik problemine dikkat!!!

Patikalardan çıkışa devam ediyoruz.

Yine ağaç. Yine ağaç!!!!

En zor yol böyle. Kayalık. Ama yürünmesi kolay. 
Çıkış ama keyif veriyor zaman zaman.

Yine ağaç. Yeni bir engel.

Su molasındayız. Yorgunluklar belli oluyor. Doğal halimiz.
  
Yaklaşık 6-6.5 kilomtrelik bu yürüyüşün neredeyse %75'i tırmanış. Özellikle yolun ilk 3 kilometresi. O yüzden su molalarımızı daha sıklaştırarak, ağır ağır çıkıyoruz. Havanın daha aydınlık olması ve performansımızı da düşünerek ulaşacağımız su kaynağına hava aydınlıkken varacağımızdan eminiz. Tırmanışımız işaretler ve babaların belirlediği yol üzerinden devam ediyor. Bu arada yol üzerinde bizim şaşkın Rus turistlere yeniden rastlıyoruz. Biri yol üzerinde boş boş oturuyor ötekisi ağaçların arasında bir şeyler arıyor. Var bir bildikleri diyerek selamlaşıp yolumuza devam ediyoruz.

Bazı yerlerde toprak yol yerini kayalıklı patikalara bıraksa da ağırlıklı olarak çam ağaçları arasından toprak patikalardan yürüyoruz. Zaman zaman bellerden (geçitler) geçiyoruz ve bir yanımızın uçurum olduğunu görüyoruz.


Yükseldikçe sonra geçitlerden geçiyoruz.

Çam ağaçları arasından ilerliyoruz
  
Babalar yol gösteriyor.

Zaman zaman dik çıkışlar yerini düzlüklere de bırakıyor

Yosun tutan kayaların olduğu patikalarımız da var

İşte Sandal ağacı. Islanınca gövde rengi daha bir güzel oluyor.

Bu noktada buranın işaretleri için bir uyarı daha yapalım. Ali denen biri burada sizi yanlış yollara, uçurum yollarına sokmaya çalışıyor. Göynük'ten çıktıktan 5-6 km. başka uyarılara aldırmadan kırmızı-beyaz çizgilerden ayrılmayın. kaybederseniz en son gördüğünüz işarete dönün ve aramaya devam edin.  Hatta çok yerde aralarında husumet olan birileri ile kayaların üzerine karşılıklı "Ali'de çay için", "Ali yalancı, sizi yanlış yola sokar gibi" ingilizce yazılar da yazmışlar. Zaten yalan yolun sizi dalların çalıların arasına soktuğunuzu anladığınız, bu tip yollardan uzunca süre yürüdüğünüzü anladığınız anda zaman kaybetmeden geriye dönün. 

Tırmanışımızın ilk bölümü Pelitçi Boğazından geçerek tamamlanıyor. Boğaza varmadan önce ve sonrası bir süre uçurum kenarlarından yürüyoruz ve tekrar patikalara giriyor ve tırmanışa devam ediyoruz. Anladığımız kadarıyla Göynük Milli Parkında karşımızdaki tepenin diğer tarafına geçtik. Kolay ve çok uzun sürmeyen bir yürüyüşle Çobanyatağındayız. Aşağıda buraların adlarını bir bilenden duyuğumuzda "nasıl anlayacağız acaba?" demiştik kendi kendimize. Meğer yolumuzun üzerinde taşların üzerinde görünür halde yazıyor. İnsanın nereden geçtiğini bilmesi güzel birşey.


İlk geçide doğru zorlu tırmanış. İşaretler duvarlarda.

VARAN 1: Pelitçi Boğazı!!!
Çobanyatağına doğru ilerliyoruz.

VARAN 2 : Çobanyatağı

Çobanyatağında su yok ancak kamp yapmaya uygun yerler var. Suyunuz varsa ve yorgunsanız bu bölgede kamp atabilirsiniz. Buraya kadar yaptığımız 29 km.lik yürüyüş, uzun tırmanış ve uçurum kenarlarından geçitikten sonra bu düzlük içimizi ferahlatıyor ancak GPS'e göre daha 5-6 km.lik daha yolumuz var. Yorgunluğumuz var ama belli ederek psiklojik olarak ortaya çıkmasını da istemiyoruz açıkçası.

Dik çıkış devam ediyor. Çok uzun olmayan ancak temposu düşük yürüyüşümüzün ardından bir başka belden (geçit) geçiyoruz. Alayapı Beli. Bu bölge aslında en yüksek noktalar zira yüksek tepelerin bir tarafından diğer tarafına geçiyoruz. Tırmanmaya devam ediyoruz bu sefer orman içerisinden.


Çoban yatağı düzlüğü. Yol üzeri kamp için uygun noktalardan biri.

Çobanyatağı Hatırası.

VARAN 3 : Kısa süra sonra Alayapı Belindeyiz. Almanca.
Alayapı da bitti ve son çıkışa başlıyoruz

Yol üzeri hatırası

Yollarımız zor değil ama yorgunluk başlıyor artık.

Manzara seyretmek için durmayı ihmal etmiyoruz.
Açık alandayız ama çıkışın nerede bittiği halen belirsiz.

Yemyeşil çimenlerin arasından yeniden çam ormanına giriyoruz.

Geçitler bitmiyor.
Altuğ fotoğraf avında.

Alayapı'dan sonra bir süre açık havada yürüyorsunuz ve bundan sonra zigzaglı uzun tırmanışlar başlıyor. Bu bölgede de işaretlere dikkat etmeniz iyi olur. Patika izi gibi gözüken çok yer var ancak bir süre sonra yol kör noktada bitiyor veya sizi aşağıya indiriyor tekrardan. Ancak zigzaglar yaparak yukarıya doğru çıkmak zorundasınız. Çıkış sırasında kafanızı çıkacağınız yöne doğru kaldırdığınızda göreceğiniz ışık bu bölgede çıkışın son noktasıdır.

Hava kapalı ancak sis yok. Yağmur yağmadı derken çıkış sırasında yağmur çiselemeye başlıyor. Çam ağaçlarının altında olmamız şiddeti azaltıyor ancak bir süre sonra çantaların yağmur kılıflarını çıkartmak zorunda kalıyoruz. Bu yağmur Likya Yolu boyunca yağmura yakalandığımız tek yer. Asında başta geçen sene yaşadığımız 3 günlük sağnak yağmur hatıraları geliyor. Çıkışı yağmur altında tamamlıyoruz ve bir düzlüğe varıyoruz. 


İşte yağmur altında son çıkış. (Dereboğazı) Sislerin olduğu yer çıkışın bitişi


Çıkışı tamamladığımız noktada (Dereboğazı) bir çift kamp atmışlar ve ateş başındalar. Merhabalaşıyoruz ve kısa bir sohbet ediyoruz. Anlattıklarına göre zigzaglı bölgede işaret olmasına rağmen 2-3 kez iniş çıkış yaşamışlar ve yorgun düşmüşler besbelli. Daha ileride kamp atabilecek başka yerler olup olmadığını kestiremedikleri ve hava da yağmura döndüğü için sonunda tepeye vardıklarında kamp atmaya karar vermişler. Biz bu iniş çıkışı yaşamadık ancak dediklerini o anda gayet iyi anladık. Yukarıdaki uyarımız bu yüzden.

Dünya küçük hele internet daha da küçük diyerek tepede  rastladığımız çiftten Alper Günay bu yazımızı okuduktan sonra bize mesaj attı sağolsun. Kendilerine merhaba dedikten sonra sisler arasında yolumuza devam etmişiz. Böylelikle kendisi ile karşılaştığımızda olmasa da bu yazı aracılığı ile tanışmış olduk. Paylaşımın en güzel tarafı da bu işte!!

GPS'e göre çeşmeye yaklaşık 2 km. yolumuz kalmış gözüküyor ve bu noktadan sonra inişimiz var. Yağmur dinmiş durumda ve güzel bir tempo tutturuyoruz. Yerler ıslandığı için zaman zaman kaygan olabiliyor ancak hedefe yaklaşıyor olmanın verdiği bir güven de var artık. Yeniden uzunca zig zaglar çizerek çam ağaçları arasından iniş yapıyoruz. 


İniş başladı. Bu sefer farklı bir cepheye iniyoruz. Hava sisli. Çıkış böyle değildi.

Sandal ağacı. Gövdesi ıslanınca ne kadar güzel oluyor.

Kolay bir iniş yolu. Yağmur azaldı iyice.

Hayır bu çıkış değil. tatlı bir çıkış. Sonrası iniş.

Kamp alanımızı buluyoruz. Sıra çeşmede.

Yolumuz zor değil ama yorgunluk çökmüş durumda. İlk gün için 32 km gayet iyi bir performans. GPS bizi çeşmeye yaklaştırdığını müjdelerken geçtiğimiz bir noktada çam ağaçları gölgesinde daha önce de kamp için kullanıldığı belli olan bir düzlük görüyoruz. Burayı aklımıza yazdık ve 150-200 metrelik bir yürüyüş ile çeşmeye (Veli Suyu) ulaşıyoruz. Bu noktada GPS'in faydasını görüyoruz. Bu çeşme yol üzerinde gözükmeyebilir zira çam ağaçlarının altından kaynıyor. Şiddetli akmıyor ancak yalakta toplanan tertemiz su ile elimizi yüzümüzü yıkıyor, kendimize geliyoruz. Sularımızı tazeledikten sonra geriye dönerek kamp için belirlediğimiz yere çadırımızı kuruyoruz.


İlk gece kampımız (ertesi sabah çekildi).

Yakınlarda suyun olması insana güven veriyor. Aslında gece yetecek kadar suyumuz vardı yanımızda ancak kendimize hedef olarak bu su kaynağını seçmemiz içgüdüsel birşey sanki.

Çadırımızı hızlıca kuruyoruz. Çantaların da ilk günü olduğu için iç düzenlerine, hangi eşya nerede gibi durumlara alışmak 2-3 gün sürecek. Sadece ihtiyacımız olacakları ve yarın giyeceğimiz temiz çamaşırları çıkartıyoruz ve çadırda bir ton balık ziyafeti daha çekiyoruz. 


Herkese iyi geceler!!!!

Aslında geçen seneki gibi acılar içerisinde değiliz. Gerçi Mehmet'in ağrıları olacak ama bunun sebebinin yürüyüşümüzün 2. gününde farkına varacağı matının patlamış olması. Altuğ mışıl mışıl uyurken, sevgili Mehmet yol boyunca yerlerde uyumaya çalıştı. Adalet değil bu!!! 

Çantalarımızı ve ayakkabıları çadırın bagajına yerleştiriyoruz ve ormanın sessizliğinde çadırımızda dinleniyoruz. Gece saat 01:00 gibi 1 saat kadar gayet güzel yağmur da yağıyor. Çadırda yağmuru dinlemenin keyfi de bir başka oluyor tabii... Bilenler bilir.