a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

27 Mayıs 2011 Cuma

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1.GÜN PARKUR DETAYLARI:

Başlangıç: 06:30
Bitiş: 17:50 (verilen tüm molalar dahildir)

Toplam mesafe: 24 km. (Ovacık-Kozağaç 10 km., Kozağaç-Faralya 5 km., Faralya-Kabak 9 km)

Su: Su sıkıntısı yok. Belirli aralıklarla su kaynakları var. Ölüdeniz manzarası eşiliğinde tırmanırken su kaynağı yok ancak susuzluğu Babadağ eteklerinden yapacağınız çıkış sonrası kısa bir yürüyüşün ardından Kozağaç'a vardığınızda giderebilirsiniz. Kozağaç'ta yaz/kış akan bir su kaynağı var. Kozağaç sonrasında Kirme'ye vardığınızda da benzer bir su kaynağına ulaşacaksınız. Kirme'de su kaynağı yoldan ayrılıp köye doğru inmeye başladığınızda karşınıza çıkıyor. Faralya-Kabak arasında parkurun ortası denebilecek bir noktada tek su kaynağı var. Ancak mesafe çok uzun olmadığından Faralya'da suyunuzu tazeledikten sonra Kabağa kadar gerekirse 1-1.5 litre su ile de yürünebilir.

Yemek: Faralya ve Kabak'ta bakkal var. İhtiyaçlar belirli ölçüde karşılanabilir. hatta bakkal, market aramadan da çevre pansiyonlardan temel ihtiyaçlar (ekmek, domates, peynir vs.) temin edilebilir. Likya Yolu'nun popüler hale gelmesiyle birlikte yol üzerinde yöre insanının yöresel ürünlerin (bal, portakal vs.) yanında gözleme, portakal suyu da satmaya başlamışlar. Hatta Kozağaç ve Kirme'de evlerde de taze çay demleyip yürüyüşçülere yemek de yapıyorlar. Ev diyerek geçip gitmemek gerek. Eğer karnınız aç ise ve sohbet de etmek isterseniz, görünürde oturan birileri varsa çekinmeden yemek ve çay talep edebilirsiniz. Bunlardan birisi Kozağaç'ta evinde yeme, içme hizmeti veren bölge insanı Kezban Göktepe (0-539-948 59 55) ve eşi Hidayet Göktepe (0-534-360 46 91). Bir başkası da Kirme'de yol üzerinde bulunan yöre insanının işlettiği Limon Cafe (0-538-669 57 90). Gözleme, yeme-içme, dinlenmek gibi tüm imkanlar mevcut. Buralara gitmeden önce telefon bile etseniz size yemek veya taze çay hazırlayabilirler. İnsanlar oldukça güleryüzlü. Bu bilgileri olası bir ihtiyaç için veriyoruz. Her sene yeni işletmeler ortaya çıkıyor. Kabak'ta kamp atacakların yemek imkanlarını karşılayabilecekleri, servis yolu (Kabak sahiline inen araç yolu) üzerinde içme suyunun da ücretsiz olduğu Cosmos Lounge (Mehmet Bey 0-532-546 32 13) var. 

Konaklama: Faralya ve Kabak'ta pansiyonlar var. Faralya'da çok sayıda pansiyon var ancak en çok bilineni çadırlı kampa da izin veren George House (+90-252-642 11 02, +90-535-793 21 12). Kelebekler vadisinde de çadır ve bungalowlar var. Kelebeklere inmeden önce aşağıdaki kampın müsaitlik durumu hakkında George House belki bilgi verebilir. Kabak'ta ise deniz seviyesinde veya yukarılarda her bütçeye uygun pansiyonlar bulunuyor. Deniz seviyesinde kamp atmanın Kabak'ta çeşitli zamanlarda problem yarattığını duyuyoruz. Nedeni bilinmez ama Kabak'ta yaşayanların (herkesi suçlamamak gerekir) çadır kurdurmamak yönünde çabaları var. Bu yüzden bazı pansiyonların iletşim bilgilerini vermekte fayda var. Yukarı bölümde sessiz ve bungalowlardan oluşan Olive Garden (+90-252-642 10 83), Tree Houses (+90-252-642 12 12, +90-532-721 97 35), Fullmoon Pension (+90-252-642 10 81). Sahil tarafında ise Sea Valley Bungalows (+90-252-642 12 36), Kabak Natural Life (+90-252-642 11 85) veya servis yolu (Kabak sahiline inen araç yolu) üzerinde kamp imkanı ve bungalowların olduğu kamp yapacaklar için hesaplı diyebileceğimiz, içme suyunun da ücretsiz olduğu Cosmos Lounge (Mehmet Bey +90-532-546 32 13) var. Cosmos Lounge Kabak Koyu'nun hemen yanında Boncuklu Koyu'nun dibinde. Kabak sahiline inmeden burada da denize girilebilir.
Likya Yolu'nu bir gün sonra yürüyecekler veya toplanma noktası olarak Ovacık'ı kullanacaklar için yürüyüşün başladığı Ovacık ve Hisarönü'de çok fazla hesaplı konaklama imkanı bulunuyor. Ölüdeniz sahilinde yapacağınız konaklamalar biraz daha pahalıdır. Hisarönü ve Ovacık'ta Vento Otel (+90-535-834 97 34), başlangıç noktasına çok yakın olan Sultan Motel (+90-252-616 61 39, +90-542-417 04 05) fiyat sorma anlamında aranabilir. Ancak unutulmamalı ki yazın bu bölgede konaklama fiyatları çok yüksek oluyor. Yürüyüş dönemleri olan Mart-Nisan-mayıs ve sonbahar döneminde hesaplı fiyatlarla karşılaşılması muhtemeldir.

Parkur Zorluğu: Tırmanış dikliğinin Ovacık ve Faralya çıkışında fazla olduğu, Faralya ve Kabak inişinin dik ve dikkat edilmesi gereken orta zorlukta bir parkur. Geriye kalan bölümlerde ağırlıklı olarak patika ve orman yolundan yürüyorsunuz. Ölüdeniz manzarasını seyretmeden yola devam etmeyin.
2013 yılından itibaren patika olan Likya Yolu girişi otel inşaatı sebebiyle araç yolu genişliğine döndü. Dolayısıyla Likya Yolu tabelası altından geçip yürümeye başlayacağınız zaman keyfinizi kaçırmayın. 2 km. sonra patikalar ve doğadasınız.  

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resimin üzerine tıklayınız.




HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Su kamyonun gürültüsü ile uyanmamızın ardından hemen toparlanarak yola çıkıyoruz. Kahvaltıyı Ölüdeniz manzarasında yapmaya karar veriyoruz. Hava parçalı bulutlu ve çok sıcak olmayacak gibi gözüküyor.


Hayallerin başlangıcı

Sabahın serinliğinde başlayan yürüyüşümüzün ilk kilometrelerinde (aslında sonradan yorgunluk yüklü çanta sebepli olarak çıkacak) gece içilen biralarin, uykusuzluğun ve yorgunluğun etkisi kendini gösterdi. İçtiğimize pişman olmadık değil ancak uzun zamandır çantalı yürüyüş yapmamış olmanın, parkura dikçe bir tırmanışla başlamak da ilave yorgunluk kattı ancak adımlarımız bilinmeyene doğru atıldıkça ve Ölüdeniz’in muhteşem manzarasi irtifa kazandığımız her metrede daha da güzelleşince yorgunluk yerini keşfetmenin hazzına bıraktı. Kırmızı-Beyaz Likya yolu işaretlerini birbir geçtikçe ilerlediğimizin farkına varıyor ve kendimize gelmeye başlıyorduk.


Ölüdeniz'i seyretmeden yolunuza devam etmeyin


Yaklasik 1.5-2 saatlik bir yürüyüşün ardından, dağların ardından kendini gösteren sabah güneşi Ölüdeniz’i aydınlatmaya başladığı sırada (sanırız besi hayvanlarının kaçamaması için yapılmış bir kapının dibinde) manzaralı bir kahvaltı yapmaya karar veriyoruz. Uzun zamandır yapmadığımız doğa içerisinde keyifli bir kahvaltı. Sırtımızı dağa vererek sabah kahvaltımızı ediyoruz. Menüde barbunya pilaki, esmer alman ekmeği, lavaş ve limon vardı. Yükümüzü azaltmak için bundan sonraki her öğünde ne olursa olsun konserve, ton balığı yemeğe karar veriyoruz. Ne kadar az yük alacağız desek de yine de dayanamamış, doldurmuşuz çantaları. Bu arada Carrefour’da satılan, içerisinden 12 adet çıkan Lavaşları şiddetle tavsiye ediyoruz. Yol boyunca hiç bayatlamadı. Yolun ilerleyen bölümlerinde köylerden de alacağız ancak bunun gibi tazeliklerini koruyamadılar.


Kahvaltıdayız


Kahvaltı sonrası Faralya’ya yürüyüş hayli uzun sürdü, sağ tarafimizda masmavi deniz, sol tarafımızda ise dağın yamacı yürürken bir ara sessizlik resmen bizi şoke etti ve durmak zorunda kaldık. En küçük bir ses dahi yoktu (bir sinek vızıltısı bile!!!). 5-10 dakika sessizliğin sesini dinliyoruz ve yola koyuluyoruz.


Likya Yolu işaretleri ve Ölüdeniz
Başlangıçlar her zaman zordur
Tırman Mehmet tırman!!

Binlerce yıl bozulmadan buralara gelebilmiş antik yollar
 
Çantalarınız çok ağır olmadığı sürece yürümesi keyifli ve yollar genellikle patika

Tepeyi aşıp Ölüdeniz manzarasını arkamızda bıraktıktan sonra Faralya’ya yolu üzerinde çok uzaktan Kelebekler Vadisini gördüğümüzü düşünüyoruz. Kalemsi görünümleriyle zevksizlik abidesi villa inşaatlari canımızı sıkıyor. Yol hemen bu villalarin önünden geçiyor.

Kozağaç köyüne varıyoruz. Burada su ihtiyacımızı gürül gürül akan sudan gideriyor, emektar SIGG tenekelerimizi dolduruyoruz. Parkur başından buraya kadar maksimum 1.5 lt. Su taşımak yeterli olur. Köyde su problemi yok.


Kozağaç'ta Su ve dinlenme molası


Kozağaç-Kirme arası


Kirme'ye yürüyoruz


Solumuza 2000 metrelik Babadağ’ı alarak, köy yolundan yolumuza devam ediyoruz. Yürüyüşümüzün ilk günü olması sebebiyle, omuzlarımız çantaları kabullenmiyorlar. Ancak yapacak birşey yok.

1-2 saat sonra Kozağaç’tan daha küçük gibi görünen Kirme’ye varıyoruz. Burada da su problemi yok. Hatta Köyü geçtikten sonra koca bir dut ağacının gölgesinde gürül gürül akan başka bir pınarda mola veriyoruz. Mehmet dut yiyeyim derken düşme tehlikesi geçiriyor. Bacağı çiziliyor “acaba tetanoz olur muyum?” demeye başlıyor. Evhamlı arkadaşım benim. Neyse bacağını sabunluyor ve içi rahatlıyor.


Kirme'ye varıyoruz


Bu moladan hemen sonra Faralya inişi başlıyor. Anlıyoruz ki yol boyunca patikalardan yapacağımız dik inişler çıkışlardan daha zorlu olacak. Çıkarken uygun adım tempoya ayak uyduruyor insan evladı ancak inerken ayak parmaklarımız ayakkabının ucuna dayandıkça uzayan inişler çekilmez oluyor.


Faralya inişi


Faralya inişinin sonunda (saat 13:00 civarı) karşımıza yeşillikler içerisinde, su kanalları ile çevrilmiş yabancı eli değdiği besbelli güzel bir butik otel çıkıyor. Das Wassemühle (link). Otelin merdivenlerinde güzel bir gölgelik bir yer bulup dibimizde tepelerden gelen dere sesi ile birlikte sabah kahvaltımıza benzer bir öğle yemeği yedik. Herşey ağırlık azaltmak için!!! Dereden sularımızı tazelemeyi unutmuyoruz.


Öğle yemeğimiz


Yemeğimizin sonunda otelin sahibi ile selamlaştıktan sonra evlerin arasından Faralya’ya iniyoruz.George House’da öğle yemeğinin üzerine çay ile ogle yemeğimizi tamamlamış bulunuyoruz. Çevre hakkında oldukça ilgili ve konuksever insanlardan bilgi alip zaman kaybetmeden yola koyuluyoruz. Çantaları sırtlarken, bu çantalarla yürüyemeyeceğimizi buranın halkı da söylüyor. Ancak durmak yok. İşaret kavramına daha alışamadık maalsef ve ilk acısını çekiyoruz. Asfalttan yürüdüğümüz 500 metrelik bir yolda işaretleri ıskalıyoruz ve sola doğru, bir evin arka bahçesine doğru girip gereksiz zaman kaybettik. Oysa yol çalıların dibinden keskin bir tırmanış ile başlıyormuş. Yol boyunca bu tür keskin yol ayrımları ile karşılaşacağız. Kate Clow gerekmedikçe sizi traktör yoluna bile sokmuyor. 1 km.lik yolu 3 km. uzatıyor ama patikalardan yürütmeye gayret ediyor.

ÖNEMLİ TAVSİYEMİZ: işaretleri izlemeyi aklınızdan çıkarmayın. Görmediğinizi fark ettiğiniz anda durup en son işareti ne zaman ve nerede gördüğünüzü sorgulayın. Geriye dönmek gerçekten can sıkıcı olabiliyor zaman zaman. Yürüdüğünüz yol genellikle patika gibi gözükse de keçi yolu olduğunu unutmayın!! Sonucu çıkmaz yol olabilir.


Faralya-Kabak arası

Yollarda asla yalnız yürümüyorsunuz


Faralya’dan dik bir tırmanışla Kabak Koyuna doğru saat 14:00 gibi ilerlemeye başlıyoruz. Patikalardan devam ediyor yol. Yol üzerinde köy yok ve su probleminiz olabilir. Aşağıda keçiler, çobanların sesi ve köpekllerin bağrışları ile tepelerden ilerliyor ve Kabak Koyuna yaklaştığımzı düşünüyoruz. İlk gün olması sebebi ile yorgunluğumuz iliyica artıyor. Çantalar sırtımıza yapışacağına geriye çekiyor bizi. Altuğ omuzlarının iptal olduğunun farkında ancak yapacak birşey yok. Karşı yönden gelen 2 turistle selamlaştıktan sonra işaretleri atlıyor 500 metre kadar dimdik aşağıya iniyoruz. İşaretlerin olmadığını anlıyor, parkur sonuna yaklaşmanın getirdiği yorgunlukla kendimize bolca söverek geriye doğru tırmanıyoruz 500 metre kadar!!!. Yine patikalara giren keskin bir likya yolu işaretinin farkına geç de olsa varıyoruz. Bu işaretten sonra dar bir patikadan Kabak’a inişe geçiyoruz. Yorgunluğun üzerine bir de iniş gelince iyice darlanıyoruz. Kabak koyunu tepeden görünce bacaklarımız bir anda kendilerini koyverdiler. Bu yolculukta şunu anladık ki, belirsizlik, adrenalin, zamana karşı yarışla karşılaştığı anda insan vücudu limitleri inanılmaz zorluyabiliyor. Önümüzdeki günlerde bir Çukurbağ ve Antiphellos (Kaş) inişimiz var ki, yeri geldiğinde okumanızı tavsiye ederiz.


Kabak koyu sonunda görünüyor


Patikadan yola çıkınca artık çantanın ağırlığına dayanamayan Altuğ kendini yolun ortasına koyveriyor. 5 dakikalık bir moladan sonra sahile kadar inmek istemiyor, daha tepedeki pansiyonlardan birinde konaklamaya karar veriyoruz. Zira yarın sabaha ne kadar inersek o kadar çıkmak zorunda kalacağız!!!


Kabak Koyu


İlk gün sonundaki hedefimiz Kabak koyuna saat 18:00 gibi varıyoruz. Mehmet  6-7 sene sonra Kabak koyuna ilk defa geldiğini söylüyor. Koyu tepeden gördüğünde ilk yorumu seneler önceki bu bakir koyun çok ama çok değiştiğe şahit olduğunu söylüyor. Günümüzde hiç birşey eskisi gibi kalmıyor. Kısa sürede rantlaşmayı ve güzelliğin içerisine nasıl edilebileceğini çok iyi bilen bir milletiz. Yukarıda yazdığımız sebeple ve yorgunlukla, vadi tabanına dahi inme isteği duymadık ve koyu tepeden gören Fullmoon (link) isimli bir pansiyonda kaldık.


İlk gün yorgunluğu. Fullmoon pansiyonda konaklıyoruz.

İlk gün sonunda ayaklar ağrıyor, Altuğ’un omuzları morarmak üzere. Akşam antienflematuar krem ile yağlanıyoruz. Uzun yol yürüyecekseniz yanınızda bu tür kremleri mutlaka bulundurmanızı önemle tavsiye ediyoruz. İlaç takviyesi sabaha gayet rahatlatmıştı bizi.
Fullmoon’daki insanlar gayet hoşsohbet ve güleryüzlü. Bize mafyanın nasıl Kabak Koyu’na el attığını ve içlerinin bu duruma ne kadar acıdığını anlattılar. Yanımızda getirdiğimiz konserveleri burada da açtık, Fullmoon’dan ise meyvasuyu takviyemizi yaptık.

Hava güzel ve bu gece de çadır kurmaya gerek duymuyoruz. Uyku tulumlarimizi tahta platformun üzerine kurduk ve gökyüzünün altında uyumaya çalıştık. Çalıştık diyorum zira, sivrisinekler Lost’taki kara duman gibi üzerimize çullandılar. Altuğ battaniyesini kafasina çekip uykuya dalmaya çalışırken Mehmet de bandanasını yüzüne bağlıyor ve ipod’da Clifford Brown’un trompet sololarını dinleyerek uykuya dalabiliyordu.