a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

26 Nisan 2013 Cuma

On 26.4.13 by altug
Bu sene macera 26 Nisan Cuma günü Sabiha Gökçen Havaalanında saat 13:00'de başlıyor. Yine heyecanla işten ve evden çıkış ve havaalanında buluşma.

Son iki senedeki heyecana alışmış olmamızdan olsa gerek bu sene daha rahatız. Artık çantamızda sadece gereklileri taşıyoruz ve oldukça hafif çantalarımız var. Havaalanındaki ölçüme göre çadır dahil 14 kg. çantamız var. Mehmet'te de çadırsız 12 kg.

Suları da ekleyince biraz ağırlaşacaklar ancak yapacak birşey yok. Aslında sonradan aklımıza 1-1.5 kg.lık iyileştirmeler gelecek ama yürürken tabii. Artık çok geç olmuş olacak.

Çantaların perlonlarına zarar gelmemesi için daha önceden marketten aldığımız sterç film ile çantaları mumya haline getiriyoruz. Bunlar oldukça işe yarıyor zira çantaları uçuş sonrası banttan aldığımızda nasıl acı çektirildiğini daha iyi anlıyoruz. Burada en önemli amaç perlonlarını korumak. Bel veya omuz perlonlarından birinin zarar görmesi yürüyüşün büyük eziyet içerisinde geçmesi demek.

Antalya'ya vardıktan sonra Havaş aracı ile Otogar'a, Otogar'dan yaklaşık 2.5-3 saat sürecek Finike'ye giden minibüse biniyoruz. Bu yöne minibüs ile gideceklerin (Kemer, Olympos, Finike, Kaş gibi) Otogar'a gitmeleri ve o civardan kalkan araçlara binmeleri gerekiyor.

Finike'ye doğru minibüste giderken 2012 yılında yaptığımız yürüyüşün ne kadar uzun olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Yol git git bitmiyor ve tamamen haritadan bildiğimiz yerlerden geçerek Finike'ye doğru iniyoruz. Göynük, Kemer, Tekirova, Olympos, Adrasan, Kumluca gibi.  Akşam saat 19:00 gibi Finike'ye varıyoruz ve hava kararmadan kamp yeri bulup, çadırımızı kurmak istiyoruz. Uğraşmak istemediğimizden çadırda yeme içme işlerini Finike'de bir lokantada çorba içerek hallediyor, hatta marketten kişi başı 3.5 litre su alıyoruz.

Bu parkurda su sıkıntısı olduğunu çeşitli kaynaklardan duymuş, bizden yaklaşık 2 hafta önce buraları yürüyen blogumuzun ziyaretçilerinden Caner de bizi benzer şekilde uyarmıştı. Sularımızı taşıyarak işaretlerin bulunduğu Devlet Hastanesi'ne doğru tırmanmaya başlıyoruz. Tırmandıkça poşetlerde taşıdığımız suların yarın sırtımızda olacağını düşünüp keyfimiz kaçıyor ama yapacak birşey yok. Yukarıda sarnıç içerisinde beklemiş suları içmek istemiyoruz açıkçası. Çok gerekmedikçe tabii.

Finike Demre kadar büyük bir yerleşim değil. Devlet Hastanesini geçtikten sonra işaretleri görmeye başlıyoruz ve gözlerimiz kamp atacak bir yerler arıyor ancak hala yerleşim içerisinde olduğumuzdan tırmanmaya devam etmek zorundayız. Hastaneyi solumuzda bırakarak yaklaşık 600-700 metre sonra ilk kampımızı atacağımız bir düzlük görüyoruz. Çevreye bakarak etrafta bulunan evlerin bizden rahtsız olup olmayacağını inceledikten sonra daha fazla da yürümek istemeyerek düzlükte bir yerde ilk kampımızı atacağımız alana yayılıyoruz. 

Hava kararmak üzere ve sıcak. Çok fazla dağılmadan hızlıca çadır kurmak istiyoruz ancak yerler oldukça dikenli. Geçen sene patlak mat yüzünden büyük acılar çeken Mehmet bu sefer hata yapmak istemiyor ve çadırmızın dış brandasını çadırın altına seriyoruz. Havada yağmur ve soğuk belirtisi olmadığı için bu önlem işe yarıyor ve sadece çadırımızı tek kat ile tam 3 dakikada kuruyor, tok midelerle çadıra giriyoruz. Hatta çadıra girerken kafa fenerlerini yakacak kadar hava kararıyor. Çadıra girer girmez uyku tulumlarına giriyoruz ve gecenin sessizliğini zaman zaman delip geçen araba ve insan sesleri ile dinlemeye başlıyoruz.

Yeniden başlamanın heyecanı tam burada başlıyor aslında. Şehirden geldiklerimizi üzerimizden çıkardık ve Likya Yolu'nun  havasına girdik. Önümüzde bekleyen dağ geçişleri, Demre, Çayağız (Andriake) ve bu sene ekstradan geçen sene yürüdüğümüz Kekova'nın bazı parkurlarını yürüyeceğiz. Aslında amacımız Aperlae'ye gitmek çünkü Purple House'da Rıza'ya geçen seneden Aperlae ile ilgili bazı döküman ulaştırma sözümüz var. 

Sağolsun davetini de kırmayarak kargolamak yerine elden teslim edelim dedik. Bu arada Aperlae ile ilgili 100 sayfalık bilimsel makale de taşıyoruz yanımızda. Tam yarım kilo.

Yarın sabah uyanır uyanmaz yola çıkmaya hazırız. 2013 yürüyüşü için artık hazırız. Yarın hedef zirveyi geçip yürüyebildiğimiz kadar yürümek ama zorlamak yok kendimizi. Ayaklar nereye kadar giderse oraya gideceğiz. Nasılsa evimiz sırtımızda...

Hastaneyi geçtik. İlk işareti tam burada gördük.
Hastane hemen yolun sonunda görünüyor. Somon renkli bina.

Mehmet suları yüklenmiş kamp yeri bakınarak yukarıya doğru çıkıyor.

Yükseldikçe Akdeniz ayaklarımızın
altına seriliveriyor.

İşte kamp alanı için düzlük. Yerler biraz dikenli ama çareyi çadırın
brandasını tabana sererek bulduk. Manzaramız süper.
Ertesi sabah çektiğimiz çadırımızın konumu.
Dış branda altında.