a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

29 Nisan 2013 Pazartesi

On 29.4.13 by altug
AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
3.GÜN PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 08:00
Bitiş: 17:00 (verilen tüm molalar dahildir)

Toplam mesafe: 19 km. (Myra-Gürses 10 km., Gürses-Çayağzı Yolu 4 km., Çayağzı Yolu-Çayağzı 5 km.)

Su: Zaman zaman yerleşim içerisinden geçeceğiniz için su sıkıntısı olmayabilir ancak doğa içerisinde yapılacak yürüyüş sırasında su imkanı (kaynak, pınar, dere vs.) yok. Dolayısıyla yerleşim yerlerinden yani Sümeli Mahallesi ve özellikle Gürses'ten sonra suyunuzu tamamlayın. Litrelerce almanıza gerek yok ama yanınızda bulundurun. Myra kalesine çıkıp yaşayacağınız büyük çileden sonra zaten yukarıda bulunan Sümeli Mahallesinden su temini yapabilirsiniz. Mahalle içerisinden yürürken çok evin önünde çeşme var akmıyorsa çevredekilerden rica edebilirsiniz. Sümeli'de su almasanız bile Gürses'e kadar idare edebilirsiniz ama Gürses'te asfalt yolda yürürken büfe, hayrat göreceksiniz. Mutlaka buralardan takviye yapın. Yoksa bile rica edin. Çünkü Gürses'ten Andriake'ye derin bir vadiden iniliyor ve su yok. Çayağız'ın tepesine indikten sonra su temin edilebilecek Eseler Mahallesinden geçerek sahile doğru ineceksiniz. Özetle Demre-Finike arası gibi çok büyük su sıkıntısı çekilecek bir parkur değil ancak Andriake-Gürses arası su konusunda tedbirli olmakta fayda var ancak litrelerce su taşımanız gerekli demiyoruz. Yol üzeri hayrat türü çeşme kısıtlı ama yerleşim bol. Dilinize, ricanıza kuvvet. Halk yardımsever ama Gürses sakinleri işaretler nerede bilmiyor.


Konaklama: Bu geçişi bir günde bitirilebilecek bir parkur olduğundan arada yapmayı düşündüğünüz konaklama çadırlı olmalı. Zaten bu parkurda en mantıklı kamp alanı manzara açısından tepedeki Myra Kalesi, Gürses sonrası vadi inişi veya Eseler Köyü (mahallesi) üzerinden Çayağzı (Andriake) sahil inişini yazabiliriz. Diğer bölgeler yerleşim ve Demre/Kaş asfaltına yakın gürültülü ve sıkıcı yerler. Bu parkuru Demre konaklamalı veya Çayağzı konaklamalı olarak programlayabilirsiniz. Ancak (en azından bu dönemde) SİT alanı olmasından ötürü yapılaşmaya izin verilmeyen Çayağız'da pansiyon olmadığını, tek alternatifin çadır olduğunu veya Andriake Kamping'in (www.andriake.com - 242/8713130 - 535/5010532 - 535/2264936) size yardımcı olabileceğini belirtelim. Zorunluluk halinde parkur üzerinde çadır haricinde konaklama alternatifiniz yok.
Bu arada çadır Çayağzı kumsalının diğer ucundaki tahta köprünün (Karasu veya yerel adı ile Kara Emilik Deresi) civarında yaşayan Balıkadam Salih'in (541-469 75 68) kulübesinin yakınına da kurulabilir. Kendisi oldukça yardımsever. 
Gerektiğinde Demre içi ulaşım için taksici İsmet Duran da yardımcı olabilir (542/5871972 - 536/3720856). Kayıtlarınızda bulunması iyi olur.

Parkur Zorluğu: Genel olarak bakıldığında bir gününüzü ayırarak bitirilebilecek bir parkur. Likya Yolu'nu adım adım yürümeyi düşünenlere diyecek birşey yok ancak bazı bölümlerini yürümek isteyenler için bu parkurun yürünmesi çok da şart olmayabilir. Yani yürümeyenlerin neden yürümedikleri için üzülmelerine gerek yok. 
Çok zorlu bir parkur değil. Myra Antik kentinden sonra kaleye yapılacak güzel bir çıkış var. Tepeden manzara görülmeye değer. Kale sonrası Sümeli Mahallesi'ne çıkış tam bir kaos. Bazı yerlerde boyu 2-3 metrelere ulaşan dikenlerin arasından yürümek zorunda kalacaksınız. Bu bölge yürünmeye yürünmeye işaretler de ağaçların arasında kaybolmaya yüz tutmuş durumda. Myra kale sonrası yaklaşık 1-1.5 km tamamen dikenli ağaçların içerisinden yüründüğü, vücudunuzun açıkta olan her yerinin çizildiği, elbise ve çantalarınıza zarar gelebildiği patikanın bile görünmediği bir parkur var. İşaret bulmak çok yerde imkansız bir hal alabiliyor. İşaretleri bir şekilde bulun ama kendi yolunuzu kendiniz çizmeyin sakın. Gerektiği yerde üşenmeden en son işareti gördüğünüz yere geri dönün.
Bu bölgeyi geçip Sümeli Mahallesinden Demre/Kaş asfaltına çıkıyorsunuz. Bu asfalt yakın zamanda yapıldığı için yol güzergahı işaretleri ve yürüyüş yolunu bitirmiş. Bir süre patika yürüdükten sonra yeniden asfalta çıkıyorsunuz, ardından eski asfalt yolda yürüdükten sonra seraların patikaları adeta yok ettiği bölgelerden geçtikten sonra Gürses'e varıyorsunuz. Sümeli'den sonra Gürses'e kadar çok yerde işaret yok maalesef. Asfalt yol Gürses'e gidiyor tabii ancak amaç işaret takip etmekse işiniz gerçekten zor. Çevre değişiklikleri parkurun bu bölümünü adeta bozup bitirmiş.
Gürses'e çıktıktan sonra asfalttan yürüyerek yolunuza sabırla devam ediyorsunuz. Asfalt boyunca hiç işaret aramayın. Yaklaşık 3-4 km.lik asfalt yürüyüşünün ardından yolun solunda Sarı renkli Likya Yolu tabelasını göreceksiniz. Bu tabelanın bile yakın zamanda kaybolması muhtemel olduğundan direksiyon kursuna ait bir eğitim alanının ve yıkık bir okulun olduğu yerden içeriye girerek aşağıya yani vadi tabanına inmeye başlıyorsunuz. Vadi tabanına ilk başta iniş oldukça zor ve dikkat gerektiriyor. İniş yaparken işaretleri kaçırmayın zira bazı yerlerde görünmeyebiliyor. Ancak vadi tabanına yaklaştıkça patika düzleşiyor ve işaretler de sıklaşıyor. Toprak kayması olan bir yer haricinde Çayağzı tepesine kadar rahat sayılabilecek bir patikadan yaklaşık 3 km. yürüyerek asfalta ineceksiniz. Çıkacağınız asfalt Demre/Üçağız asfaltı. Asfalttan Üçağız yönüne yaklaşık 2 km yürüyerek Likya Yolu tabelasını görünce Eseler mahallesinin yerleşimine doğru, yani denize doğru iniyorsunuz. Sura kalıntılarını görmek için asfalttan Demre yönüne yaklaşık 1 km. yürümeniz gerekiyor. Sura'yı gördükten sonra Çayağzı'na gidebilmek için tekrar 1 km.yi geri yürümeniz gerekiyor. 
Bu küçük mahallede de işaret sorunu var. Eseler mahallesinin en aşağısındaki ev ve seradan sonra geniş bir düzlükte işaretler yeniden başlıyor. İşaretler sizi bir ormana soktuktan kısa bir süre sonra harika bir Kekova ve Çayağız manzarasına çıkartacak ki bu manzarayı görmeye değer. Yerleşimden sonra işaret sorununuz yok. Çayağız'a kadar uzun sayılabilecek ama kolay bir iniş yapıyorsunuz. 

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resimin üzerine tıklayınız.




HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER. (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Myra antik şehrinin girişindeki küçük çadırımızda yattığımız yer düz ve yumuşak olunca gece gayet güzel bir uyku çektik ve dinlenmiş bir halde uyandık. Geçmiş iki günün yorgunluğunu atıyoruz. Aslında iki-üç günlük yürüyüşten sonra vücutlar daha da hazır hale geliyor ama bu seneki yürüyüş programımız daha kısa maalesef. Daha önce yürümediğimiz bu 3 günlük yürüyüşten sonra geçen sene yürüdüğümüz, ancak kafamızda kalan Kekova tarafına -daha bol zaman ayırarak- gideceğiz.

Altuğ her zaman olduğu gibi sabah erken saat 06:00'da kalkıyor. Kalkar kalkmaz büfede bulunan elektrik imkanından faydalanarak cep telefonları ve fotoğraf makinasını şarja bağlıyor. Geçtiğimiz 2 gün elektrik konusunda da sıkıntılar yaşamıştık. Bu yüzden Finike/Demre arasını yürüyeceklerin cep telefonlarını acil durum için sürekli açık tutmamalarını tavsiye ediyoruz.

Altuğ'un sabah erken kalkmasının sebebi Myra'da fotoğraf çekmek. Güneç daha Myra'ya vurmadan Altuğ antik şehri geziyor ve bol bol fotoğraf çekiyor. Ne yalan söyleyelim, Likya kaya mezarları koskoca antik tiyatrodan daha çok ilgi uyandırıyor.

Güneşin etkisini arttırması ile Altuğ çadıra geri dönüyor henüz uyanmamış olan Mehmet'in biraz daha uymasına izin veriyor ve büfenin bahçesinde oturuyor. Hava bugün de oldukça sıcak olacak gibi çünkü güneş etkisini arttırdıça zaten az olan rüzgarın etkisi de iyice azalıyor.

Burada kamp atmak bizim için de rahat oldu açıkçası. Hem müzeyi doya doya gezdik, hem de müzenin tuvaleti sayesinde genel ihtiyaçlarımızı karşıladık.


Myra'nın önündeki çayırda kurulu
çadırımız Mehmet'in uyanmasını bekliyor.

Altuğ saat 7'de Mehmet'i uyandırıyor ve toparlanmaya başlıyoruz. Artık elimiz hızlı, çok dağılmıyoruz, yürüyüşe adapte olduk. Zaten çantaya ne kadar az eşya koyup neyin nerede olduğunu bildikten sonra gece de çok dağılmazsanız sabah toparlanmak çok kolay oluyor. Çadırımızın dibinde Myra'nın asıl bekçileri köpekler de var ama zararsızlar. Sakin sakin toparlanıp saat 08:00'de yeniden yola koyuluyoruz.


Toparlanıyoruz. Son kontroller yapılıyor.
Yola çıkıyoruz. Altuğ da geliyor. Ekip tamam.

Bugün yapacağımız yürüyüşün daha önceki yürüyüşlerden bir farkı elimizde GPS kaydı olmaması. Geçmiş iki gün ve geçtiğimiz senelerde yanımızda bizden önce yürümüş arkadaşların GPS kayırlarını GPS'e aktarıp yanımızda emniyet amaçlı bulunduruyorduk. Çok da faydalarını görmüştük. Ama bu parkur genelde çok yürünen ve internet kayıtlarında paylaşımı yapılmamış bir parkur. Dolayısıyla işaretleri daha da dikkatli takip etmemiz gerektiğinin farkındayız. Genelde Gürses bölgesi çok kişi tarafından bypass ediliyor. Bu parkuru yürümek istemeyenler Myra'yı gördükten sonra Demre merkezindeki Noel Baba kilisesine gittikten sonra Demre Çayağzı'na standart araç yolundan 5-6 km.lik bir yürüyüşle  veya taksi ile ulaşıyorlar. Bu parkuru yürümek istemeyen, ulaşım için taksiye ihtiyaç duyarsanız Taksici İsmet Duran'ı arayabilirsiniz. Geçen sene rastlantı sonucu tanıştığımız İsmet Abi (542/5871972-536/3720856) bu sene de bize Çayağzı'na vardığımızda çok yardımcı olacak. Pahalı olabilir demeyin açın derdinizi anlatın mutlaka yardımcı olacaktır. Çevre köyleri de biliyor. Reklam olsun diye yazmıyoruz sadece Demre ve çevresi ulaşım için bir kenarda bulunması faydalı olur.

Yukarıda dediğimiz gibi bugün bizim için daha bir keşif yürüyüşü olacağından bizi ne gibi bir maceranın beklediği konusunda sabırsızlanmıyor değiliz. Myra'ya son bir kez daha bakarak yeniden yola koyuluyoruz. Dün geldiğimiz yoldan geri yürüyoruz ancak çok değil. 100-150 metre sonra 4 yol ağzına geldiğimizde hemen sol tarafta (yukarıda Myra kalesi tarafında) sarı renkli Likya Yolu tabelasını görüyoruz. Sura Çayağız sırtlarında bulunan tapınak, lahit ve kaya mezar kalıntılarının bulunduğu antik bir yerleşim. Bu arada tabelada yazan 11 km. doğru bir mesafe değil. Doğrusu 15 km. olmalı. 

Bugün Pazartesi. Hafta başlangıcı. Biz farkında bile değiliz tabii. Öğrenciler okul, büyükler iş yolunda. Bozuk, tozlu asfalt yoldan ilerlerken bir an once araba yolundan uzaklaşmak vardı kafamızda. Kaleye doğru tırmanışa geçmeden önce kahvaltıyı bakkaldan alacağımız peynir ekmek ile yapmaya karar veriyoruz. bakkala girdiğimizde peynir ve ekmek için zaman kaybedeceğimizi anlıyor, ekmek dolabında duran poğaçalardan alıyoruz ve ayran ile midelere indiriyoruz.

Özellikle büyük şehirlerde çalışan insanlar için sabahları yağlı poğaca ve açma ne kadar zararlı olduğunu hepimiz biliriz. Dedik Demre'de de böyle bir durum yoktur, ufak yerleşim ama aynı büyük şehirdekilerle yarışacak derecede tatsız, kupkuru, mideye çöküp kalan bir poğaça burada da karşımıza çıkıyor. Ayran ile yumuşatarak midelere mecburen indiriyoruz. Böylece ayaküstü de olsa kahvaltımızı yapmış oluyoruz. 

Hızlıca güne başlayan Demre'den çıkarak dörtyola geri yürüyor ve Myra kalesine doğru Likya Yolu tabelasının olduğu sokağa giriyoruz. Güneş yakıcı etkisini arttırdıkça biz de yoldan çıkarak, baraka diyebileceğimiz derme çatma evlerin arasından yukarıdaki antik kaleye doğru yükselmeye başlıyoruz. Bular yerleşim ve evler gecekondu türü olduğundan işaretler oldukça karışık ve belirgin değil, yukarıya da çok fazla çıkış olduğu için alternatif patikalar oluşmuş gibi görünüyor. Tabii bu durum yerleşimi arkamızda bıraktıkça yerini daha sabit bir patikaya bırakması ile son buluyor. Klasik olarak burada da yerleşim içerisinde kargaşa var. Bundan kurtuluş yok maalesef.


Dörtyol'dan kale çıkışına başlıyoruz.
Bakkallar dörtyolun aksi yönünde.
Rakam yanlış. Sura Myra'dan yaklaşık 14 km.
Çıkışta önce yerleşimlerden geçiyoruz.
Yerleşim sonrası patika daha belirginleşiyor.
Zaman zaman yol ikiye ayrılsa da
işaret sorunumuz da yok.

Evleri arkamızda bıraktıkça kaleye çıkan antik yol daha belirgin bir hal alıyor. Birçok yerde basamaklar olduğunu görüyoruz. Çıkış zor değil tabii ama dik sayılabilir. İşaret sorunu genelde yok ama zaman zaman yol ikiye ayrılıyor dolayısıyla acele etmeden işaretin olduğu yolu bularak yukarıya devam edin. Buralarda kendinize alternatif yol yaratmayın zira sağınız solunuz baş döndürücü derecede uçurum.

Yükseldikçe aşağıdaki harika manzarayı da seyretmeyi ihmal etmiyoruz. Myra'nın Demre'nin sera dünyası arasında nasıl sıkışıp kaldığı buradan rahatlıkla görülebiliyor. Kaleye çıkan yol üzerinde sarnıc da karşımıza çıkıyor. Eskiler gerekli olan her yerde su toplamaya çalışmışlar. Bırakın suyu toplamasını, buralara kuyuları nasıl açmışlar akıl sır erdirmek gerçekten çok güç. Çünkü her yer kayalık.

Çıkışta patika dar değil ama sol tarafımız sürekli uçurum olduğundan dikkatli olmak lazım. Yükseldikçe Myra seralar arasına gömülüyor adeta. Her yanımız alabildiğine Demre manzarası. Görüş açısı bakımından kale olabilecek en mantıklı yere inşaa edilmiş gibi.



Hızlı ve dik yükseliyoruz.
Kale yolu çıktıkça daha da belirgin ortaya çıkıyor.
Daha çıkışın çok başındayız.
Yamaca kurulu Myra antik tiyatrosu ve kaya mezarları.
Tarih seraların arasına sıkışıp kalmış.
Kaleye merdivenlerden çıkıyoruz.
Oldukça geniş sayılabilecek merdivenler
Sıkça durarak manzarayı seyrediyoruz.
Demre, Myra deniz ayaklarımız altında.
Giderek yükseliyoruz. Ekibin arka kuvveti Altuğ
verdiği fotoğraf molası sonrası çıkışına devam ediyor.

Zaman zaman işaretin o noktada bulunmadığı yol ayrımları karşımıza çıksa da ikimiz de ayrı ayrı yönlere giderek işareti bulan sesleniyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi yol ayrımına geldiğinizde acele etmeden işareti gördüğünüz yolu takip edin. Sağ ve sol taraflar uçurum olduğundan diğer yol sizi nereye çıkartır bilinmez.

Merdiven şeklindeki kale çıkışımız yaklaşık 45 dakika sürüyor ve saat 09:00'da kale duvarının dibine ulaşıyoruz. Örme taşlardan inşaa edilmiş kalenin duvarları neredeyse bozulmadan ayakta kalmış. İşaretler bayrak direğinin bulunduğu burcun dibinde kayboldu. Çevrede işaret bakınıyoruz ama görünmüyor.



Kale çıkışından sonra karşıdaki tepeye çıkmaya çalışacağız.
Yıllara meydan okumuş kale yolu.
Myra aşağıda ufacık kaldı.
Seraların arasına sıkışıp kalmış tarih
Her yerde durum aynı aslında.
Çıkışa devam. Kate Clow'un haritasına göre
karşıdaki tepe bizi bekliyor
Yol üzerinde yine tarihi sarnıçlar var.
Suyunun içilebilir olduğunu söylemek güç.
Kale duvarlarına ulaşmak üzereyiz.
Ha gayret!!!
Sağ ve soldaki seraların altlarında kimbilir ne tarih yatıyordur?
Demre Çayı'nın getirdiği alüvyonlar ile Myra'nın
büyük ölçüde yeraltında kaldığı biliniyor.
Yukarıya yaklaştıkça kale duvarlarının
yıkıntıları arasından yürüyoruz.
Zaman zaman yol ayrımları karşımıza çıksa da
duvarların dibine geldik.
Tepesine çıkıp manzaraya bakacağız tabii.

Kalenin hemen dibinde olduğumuzdan manzarayı da panaromik görmek istediğimiz ve işaret de bulabilmek için ve bayrak direğinin bulunduğu burcun tepesine çıkıyoruz. Mehmet kale duvarının dibinden sağ tarafa doğru yönelip bayrak direğinin bulunduğu burca çıktı, Altuğ ise arka taraftan bir yol bularak Mehmet'in yanına geliyor. Harika bir manzara. Demre, Andriake, Akdeniz her yer çok net görünüyor. Kale'nin buraya neden yapıldığı çok açık. Bu arada çevrede de işaret görünmüyor. İşler karışmaya başlıyor.


Kalenin tepesinden panaromik bakış.

Kalenin diğer cephesinden aşağıya baktığımızda buradan geçişin de ilerlemenin de imkansız olduğunu gördük. Bırakın imkansızı aşağısı uçurum. Tepeden inme zamanı geldi ve izleri aşağıda aramamız gerekiyor. Çıkarken kolaydı ama bu kadar yüksekte olunca insan inerken korkmuyor değil. Etrafa dağılıp biraz iz araştırmasından sonra Altuğ parkurun sırtımızı bayrak direğine doğru verdiğimizde dosdoğru tam sola doğru gittiğini keşfediyor ve Mehmet'i çağırıyor. Zaten bu bölgede kamp izleri de var ama patikayı bulabilmek için çalıların arasından ilerlememiz gerektiğini ilk başta görememişiz.


Kalenin devamı ve karşıda ulaşmamız
gereken tepe.

Burası öyle bir yer ki hareket edebileceğiniz bir patika, alternatif yok. Her yer uçurum. Bir ara aşağıya inmeyi bile düşünmedik değil ama çalıların arasından yolu bulmak, bulduktan sonra işareti görmek büyük sevinç yarattı ekipte.

Özetle, aşağıdan kaleye çıktığınızda sola dönerek (sağa zaten uçurumdan dolayı dönemezsiniz) patikadan 10-15 metre ilerleyip bu bölge için geniş sayılabilecek bir kamp alanına çıkıyorsunuz. Aynı zamanda burada kale aydınlatma lambalarını da göreceksiniz. Kamp alanına çıktığınızda hemen yolu aramayı bırakmayın zira dikkatle bakınca çalıların arasından giden patikayı bulacaksınız. Burada çok da alternatif patika yok. Çalıların arasından çıkınca karşınıza işaret çıkıyor zaten.

İleride bulunan kalenin diğer kalıntısına doğru surların dibinden yürüyoruz. Kalenin diğer kalıntısına ulaştığımızda surların dibinde geceyi burada geçirdikleri belli olan, yeni uyanmış Ukraynalı bir çifte rastlıyoruz. Gürses tarafından gelen bu çift gece bu noktaya karanlık bastığında ulaştıklarını ve aşağıya inmeğe de cesaret edemeyip, peşlerine takılan gezgin köpekle burada gecelediklerini söylüyorlar.


Patikayı bulduk. Kalenin batı tarafındaki
burca doğru yürüyoruz.
Sol tarafımız tamamen uçurum.
Manzara çok güzel ama.
Yıllara meydan okumuş kale duvarları.
Bu taşlar buralara nasıl taşınıyor, ne kadar sürede
inşaa ediliyor anlamak gerçekten çok güç.
Mehmet kaleyi inceliyor.
Büyüklüğü bu şekilde daha iyi belli oluyor herhalde.
Horasan ile örülmüş duvarlar göze çarpıyor.
Aşağıya doğru uzanan kale duvarları.
İşaretler bizi tepeye doğru götürüyor.
Ukraynalı çift ile sohbet ederek karşılıklı görüşler aktarılıyor.
Çok sayıda Rus ve Ukraynalı var. Çoğu da yerleşim dışında
konaklamayı tercih ediyor.

Kale kalıntısının burada bittiği belli oluyor ve çift bizi hemen önümüzdeki dikenli patika konusunda uyarıyorlar. Eliyle karşı tepeyi gösteriyor ve o tepeye kadar yaklaşık 1 km. karadar dikenlerin içerisinden yürüyeceğimizi söylüyor. Tabii o kadar yol yürümüşüz, güvenimiz var ya "sorun yok" diyoruz kendi kendimize. Kendileri ile vedalaşarak ayrılıyoruz.

Ayrılırken Çayağız'dan yana yanlarından ayrılmayan köpeği göstererek onu geri götürmemizi rica ediyorlar. Bu köpeğin gezgin olduğunu, herkesin peşinde yürüdüğünü söylüyoruz ama köpeğin çoktan ayağa kalkmış, bizimle gelmeye hazır durumda olduğunu görüyoruz. Likya Yolu boyunca bu şekilde sahipsiz köpekler yürüyüşçülerin peşine takılıyorlar ve koskoca rotayı tamamen insanlarla beraber katediyorlar. Bazen 3-4 günü bile bulabiliyor bu beraberlik. Peşinize takılan bir köpek olursa kovalamayın çünkü kafasına koydumu mutlaka geliyor. Kesinlikle zararsızlar hatta olup da köpek gruplarına rastlarsanız ilgi odağı siz değil o oluyor.

Bu sefer rehber köpek peşimizde, biz önde, dikenli patikaya giriyoruz. Patika demek yanlış olur. Zaten çok yerde bırakın işareti patika bile gözükmüyor. Kayaların üzerinden sekerek ilerliyoruz adeta. Her ikimiz de Likya Yolu boyunca bu kadar çok dikenin içerisinden yürüdüğümüzü hatırlamıyoruz. Bazı yerlerde karşımıza çalılar arasına sıkışmış bir patika, sarnıç hatta antik bir kalıntı da çıkıyor ama burası dikenlerden dolayı tam bir çile yolu olmuş.

Kaleyi arkamızda bıraktık ve tepeye doğru ilerliyoruz.
Karışıklık ve çalılar daha yolun başında başlıyor.
İşaretler çalıların arasında, arkasında kaybolmuş durumda.
Dikenlar arasında kaybolmadan hemen önce
arkamıza dönüp baktık ve manzarayı hafızaya kaydettik.
Bizim de katkımız olsun tamam ama bu kadar çalı arasından
keşke görülebilse. Çok zor durumdayız.
Altuğ yolu bu yönde buldu Mehmet'i çağırıyor.
Dikenlerin arasından minimum hasarla ilerlemek. Çok zor.
Gezgin köpek bizi takibe başladı.
Ama kendi canımızın derdine düşmüş durumdayız.
Buraları gerçekten çok fena.
Çevrede ne var ne yok belli değil.
Burada ortalık biraz açılıyor ve karşımıza bir sarnıç çıkıyor.
Hemen sarnıcın dibinde böyle bir oyuk yapı daha var.

Önümüzdeki 40 dakika veya 1 km. boyunca kelimelerle anlatılamayacak kadar ızdırap, çile, sıkıntı dolu bir yoldan yürüyoruz. Herbiri neredeyse çuvaldız büyüklüğünde milyonlarca diken arasından, bazı anlarda tek bir ayakkabı tabanımızı dahi koyacak boşluk bulamadan yürüyoruz.

İşaretleri kaybettiğimiz anda dikenlerin arasına dalmamız gerekiyor, arkasında ne olduğu belli olmayan dikenin arasından bağıra bağıra geçiyoruz. Muhtemelen aşağıdaki Ukraynalılar acı dolu sesimizi duyup gülüp durmuşlardır. Gündüz yolu bulamıyoruz da onlar da buradan gece karanlığında nasıl geçtiler diye birbirimize sorup duruyoruz. Halimiz harap. Bazen öyle anlar oluyor ki vücut geçiyor çanta takılıyor, ilerleyemiyoruz, yay gibi salınıp duruyoruz olduğumuz yerde. Dikenlerin arasından patikayı/işareti bulan öne geçiyor. Anlatılmaz yaşanır burası.

Yaklaşık 1 km.lik bu çileye yukarıdaki köy yoluna çıkarak son veriyoruz. Yol üzerindeki işaretlere baklılırsa bir süre patikaya girmeyip köy yolundan yürüyeceğiz gibi görünüyor. Çok da iyi olur açıkçası. Kan yok ama dikenler bacaklarımızı o kadar çok çizdi ki şimdi kaşınma zamanı. Bu arada gezgin köpek de peşimizde. Dikenlerden yola çıktığımızda sola saparak yukarıya doğru yürüyoruz. Sağ tarafa sapmamamız için telefon direği üzerinde X işaretini gördük. Ters yönden gelecekler için bu çalıların arasına sapmak için hiçbir işaret yok. "X" işaretini gördüklerinde 10-15 metre geriye yürüdüklerinde dikenlerin içerisine dalmaları gerekiyor maalesef. Gördüğünüz gibi tarifi bile imkansız gibi.


Büyük çile. Her yer diken.
Ha gayret!!!! Az kaldı...
Çilenin bitmesi için son 2 adım.
Çalıların arasından çıkınca soldan yukarıya devam edeceğiz.
Bizim çilemizin bittiği noktada doğanın çilesi başlıyor.
Sera inşaatı için toprağı düzleten kepçeler.

Köy yolundan yerleşime, yani Sümeli Mahallesi'ne doğru ilerliyoruz. Çevrede bir ağaç, daha doğrusu makilik katliamı olmuş zira iş makinaları tabanı düzeltiyor. Görünen o ki sera yapılacak. Doğa katliamı her yerde.

Burada peşimizdeki köpeğe su vermek için etraftaki mezbelelikten bir kap bakındık, sonunda bir kayanın üzerindeki oyuğun içerisine yanımızdaki sudan biraz boşalttık ama müşkülpesent hayvan içmedi suyu. Ardından serasının önünde bize selam veren bir adama köpeği teslim etmek istedik. Köpeği peşimizden geldiği, evinden uzaklaştığını, suya ihtiyacı olduğunu söylüyoruz. Bize hak veriyor hayvanı bir süre "otur, dur" diyerek tutuyor ama 5 dakika geçmeden köpeği yeniden peşimizde görüyoruz. Böylece köpeğin bizimle Çayağız'a kadar geleceği kesinleşmiş oluyor.


Toprak yoldan yukarıya doğru yürüyoruz.
Buraları da eskiden çalılıkmış kesin. Artık değil.
Sevinsek mi üzülsek mi?
Sümeli Mahallesi'ne doğru yaklaşıyoruz.

Sera inşaatlarının arasından yürüdüğümüz köy yolu sonunda asfalt oluyor. Sümeli Mahallesi'ne vardık. Henüz daha günün başında olmamıza rağmen bu dikenli çile yolu enerjimizin yarısını emmişti bile. Morallerimiz adeta yerlerde. Çaresizce hafif hafif tırmanarak yolumuza evlerin arasından devam ediyoruz. Yolumuzun üzerinde solda bir eve ait çeşme gören Altuğ hemen girişkenlikle su rica ediyor. İçeriden bardak diyorlar ama gerek yok tabii. Elimizi yüzümüzü yıkıyor bol bol su içiyoruz. Susuzluktan kuruduk adeta. Hangi yoldan geldiğimizi söylediğimizde, evdekiler nereden geldiğimizi anlayıp halimizi de gören ev halkı bizi ısrarla dinlenmeye davet ediyorlar. Sürekli acelemiz var ya bir türlü ilk seferde "tamam" diyemiyoruz. Başlangıçta hayır desek de kadar ısrarlara dayanamıyoruz.

Önce biraz gönülsüz de olsa oturduk, daha sonra elimize birer otlu-peynirli gözleme ve cherry domates tutuşturduklarında zevkten kendimizden geçtik. Nefis kelimesi tarife yetersiz kalır. Hayatımızda bu kadar bol malzemeli gözleme yememiştik. Her yerden malzeme taşıyor. Dondurmasını damlatmamaya çalışan çocuklar gibi oradan buradan ısırarak gözlemeleri midelere indirdik. Sabah sabah tatsız poğaça, dikenli çile derken bu noktada bu ziyafeti gerçekten hakettiğimizi düşünüyoruz.


Gözleme zamanı...
Bu kadar lezzetli bir gözleme yememiştik. Bol malzemeli.
Analarımız kızmasın bize.
Muhtar köpek için su doldururken biz de
gözlemelere yumulmuş haldeyiz.
Hem sohbet hem de aç karınlar doyuyor.
Çileden sonra bu ortam mükafat oldu.

Durduğumuz ev meğer mahalle muhtarının da bulunduğu evmiş. Geldiğimiz yolu tekrar anlattığımızda ilkokul dahil Demre'ye yıllarca o patikadan indiklerini, o yolun senelerdir aynı olduğunu söylüyor. Tür tür okul yolları var. Okul servislerin neredeyse çok yerde öğrencileri kapıdan topladığı bu devirde, zamanında Anadolu'da okumak gerçekten zormuş. Her yerin kendine göre ulaşım zorlukları var tabii.

Evin delikanlısı Azerbaycan'da çalışıyor ve memleketine ailecek gelmiş ve muhtar dahil buraların çok bilinmediğini, çok insan geçmediğini söylüyor. Bu yorum aslında bu parkurun yürünmediğini, çok tercih edilmediğini doğrular nitelikte. Burası hakkında da blogda yazmamızı istiyorlar ve sözümüzü tutuyoruz.

Sohbet, gırgır şamata derken topluca fotoğraflar çektirmeyi de ihmal etmiyoruz. Hatta onlar da bizi çekiyor Facebook'a koyacaklarmış. Bu yazımızı olur da okuyan olursa bizimle iletişime geçerlerse çok memnun oluruz.

Bir rica bir foto
Sümeli Hatırası.

Altuğ o kadar çok su içmiş ki gözlemesini bitiremiyor ama çantasının kenarına sonra yemek üzere cherry domateslerle birlikte bağlıyor. Son bir su takviyesi ile bu neşeli ve misafirperver insanlarla vedalaşarak yola çıkıyoruz. Kendilerinden yol tarifi aldık ama çok da anlamadık. Nasıl olsa yerleşimdeyiz ve kaos olacağından artık çok eminiz.

Sümeli Mahallesinden ihtiyacınız varsa su takviyesi yapabilirsiniz zira önünüzdeki birkaç kilometre boyunca su yok. Bunu da hatırlatmış olalım bir kez daha.

Gezgin köpeğimiz ortalarda gözükmüyor. Köyde bıraktığımızı zannedip yeni bir çileye doğru yelken açıyoruz. Bu çilenin adı, asfalt, kayboluş, sıcak, yanlış tarif, yol çalışmaları ve yokuş… Biraz detaya inelim yürüyecekler buraların halini biraz anlasın.

Sümeli mahallesinden çıkarak asfalt yola çıkıyoruz. Asfalt yol Demre-Kaş yolunun Demre yokuşu. İşareti en son asfalta çıkarken görüyoruz. Sonrası yok. Yolun karşısına geçerek eski asfaltta bir süre yürüyoruz ama işaret yok. Tekrar en son işarete geri dönüyoruz ve düşünmeye başlıyoruz. Yola çıktığımız yer araçların tam "U" dönüşü yaptığı nokta.


Yola çıkıyoruz. Kaos ve çilemizin ikinci perdesi başlıyor.
Yoldan direk karşıdan karşıya geçiyoruz ve işaretleri
bulabilmek için eski yola girmeye karar veriyoruz.
Çayağzı aşağıda görünüyor. Ama daha yolumuz uzun.
Bir de işaretleri bulabilsek...
Karşıya geçtik, yola girdik ama işaret yok.
Yola çıktığımız yere geri dönüyoruz.

Kate Clow'un haritasına göre işaretler aşağıda dolyısıyla şansımızı yukarıya doğru yürüyerek deniyoruz. Belli ki bu yol yakın zamanda yapılmış çünkü asfalt yeni, yol kenarındaki dolgular yeni, yolun yeni açıldığı belli oluyor. Dolayısıyla işaretlerin kaybolması normal. Asfalttan yukarıya doğru yürüyoruz ama bir tane bile işaret yok.

Asfaltta yürüyünce sıcağı gerçekten çok yakından hissediyoruz. Oldukça yukarı yürüdük ancak Kate'in haritasına göre asfalt yoldan çok kısa bir mesafe yürümemiz gerekiyor gibi gözüküyor. Geri dönerek yol kenarında aşağıda çayıra doğru inen patikayı araştırmaya karar veriyoruz. Altuğ oldukça içerilere girerek işarete rastladığını sesleniyor. Anlaşılan o ki Sümeli çıkışı ile yolun içerisinde yerde bulduğumuz işaretler arası zamanla yol çalışmasından dolayı bozulmuş.

Özetle asfalt yola çıkıp yukarıya doğru 50 metre yürüdükten sonra yol kenarına (yukarıya çıkarken sağda) yığılmış dev taşların yanından girip hafifçe ineceğiniz yoldan yürümeniz gerekiyor. Tabii başlangıçta patika yok ancak biraz içeriye girince patika ve işaretle karşılaşıyorsunuz.


Çıktığımız yere geri döndük. Şansımızı kamyonun (Kaş yönü)
yönünde deneyeceğiz. İşaretleri karşıda görünen kayaların
oradan aşağıya indikten sonra bulacağız.
Yol kenarındaki patikaya giren Altuğ işareti bulduktan sonra
Mehmet yol kenarındaki kayaların tepesine babayı dikiveriyor.
Mehmet diktiği babadan içi sinmiyor. Düzeltmek için geri gidiyor.
İşareti bulan Altuğ beklemede.

Patika bizi geniş bir çayıra çıkartıyor. Burası öyle bir nokta ki ne konuştuğumuzu arı vızıltısından duyamıyoruz adeta. Her yer arı ama zararları yok. Zaten korkumuz da yok. Yol boyunca zaman zaman arı soktuğu oldu ama bu durumlarda değil. Genelde ayakkabı içerisine girip orada son nefesinde yapıyordu bunu. İkimizin de arı sokmasına alerjisi olmadığı için sorun olmadı.


Yol kenarındaki taşların oradan içeriye girdikten
sonra patika ve işaretler karşımıza çıkıyor.
Patika ve işaretler bizi bir düzlüğe çıkartıyor.
Fotoğrafta tabii görünmüyor ama inanılmaz çok arı var.
Arı vızıltısından birbirimizi duyamayacak kadar.
Saldırı olmadı ama. Yürüdük ve devam ettik.
Devasa dikenli ağaçlar. Gölgesi güzel
ama dibinde oturmak için örtü vs. lazım.

Çayırı boylu boyunca geçerek yeniden patikaya giriyoruz. Yol üzerinde döşenmiş su borularının altından geçiyoruz. Bu bölgede pek işaret sorunu yok. Yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşle patika hafifçe yükselerek bizi yukarıda geniş bir toprak düzlüğe çıkartıyor. Bu düzlüğü geçtikten sonra seraların bulunduğu bir yerin arkasına çıkıyoruz ve bir kaos daha yaşıyoruz. Düzlüğün bittiği yerde geniş bir su toplama çukuru var. İşaret namına hiçbirşey yok. Patika daha fazla ileri gitmiyor gibi gözükse de bunu başlangıçta anlamıyoruz. İşaret yok ama çalıların arasında bir yol var gibi görünüyor. Mehmet çalıların arasına öncü kuvvet olarak giriyor ama içerisinin girişten daha karışık olduğunu, ilerlemenin mümkün olmadığını söylüyor. Burada tıkandık.


Düzlüğü geçiyoruz ve yeniden patikaya giriyoruz
Yerleşim yerinde normal görüntüler. Eğil ve geç.
Patikadan yükselerek yürüyoruz.
Seyrek de olasa işaretler var.
Buralarda yeniden işaretler kayboluyor.
Yapılaşmaya yenik düşen işaretler.

Altuğ ise seraların arkasından ilerlemeye çalışıyor. Dikenli telleri aştığında önünde çok yakın zamanda açılmış oldukça geniş bir yola çıkıyor. Durumu çalıların arasındaki Mehmet'e sesleniyor ve bu yolu hızlıca yürüyor ve seraların arkasındaki bu yol bizi yemyeşil bir düzlüğe daha çıkartıyor ve işareti bu düzlükte gören Altuğ Mehmet'e işareti bulduğunu seslenerek haber veriyor.

Çıktığımız yer geniş bir yeşillik ama çok da eğlenceli yerler değil. Birkaç seneye kalmaz burada işaretler yapılaşma, yol, seralar derken kaybolup gider. İşaretler bizi evin dibine kadar götürüp yanındaki yoldan 50 metre kadar yürüterek karayoluna çıkartıyor. Bu kadar çile çekeceksek karayolundan da Kaş yönüne yürümek çok da mantıksız hareket olmayabilirdi açıkçası. Ama amacımız işaret takibi olduğundan belki zamanında güzel olan ama şimdi özelliğini kaybetmiş bir patikalardan yürüyoruz maalesef. Üstelik asfalt tüm gürültüsü ile yanıbaşımızda.


İşaret buralarda yok. Düzlükten geçip tel örgülerin
kenarından işte bu yeni açılmış yola çıkıyoruz.
Yeni açılmış yolu devam ederek işte bu alana çıkıyoruz.
İlerideki soldaki dik kayalarda işaret var.
Evin yanından geçerek
asfalta doğru yürüyoruz.
Yeniden asfalta çıkıyoruz.
Asfalta çıkarçıkmaz bu çeşmenin kenarında kısa mola veriyoruz.
Hemen sevinmeyin su yok.
Çeşmenin arkasından yeniden patikaya giriyoruz.



Likya Yolu sonrası yapılan yeni asfalt yol çalışması burada tüm işaretleri, patikaları talan etmiş besbelli. Yola bir süre paralel yürüdükten sonra patika bizi yola çıkartıyor. Çok sık olmasa da burada işaratler var.

Sümeli çıkışı ve burada yola çıkış yaklaşık 1 km. sürüyor. Asfalta çıktıktan 2 dakika sonra kurumuş bir çeşmenin dibine geliyoruz ve çeşmede kısa bir mola veriyoruz. Çeşme dediğimiz gibi akmıyor ama yanımızdaki suları tüketip, yanımızdaki gözlemeleri mideye indiriyoruz. Yoldan yürümeyeceğiz zira işaretler ve yol hemen çeşmenin arkasından aşağıya doğru iniyor zaten.

Aşağıya doğru bakıp orman içerisine gireceğimizi düşünüyoruz ancak aşağıya iner inmez işaretler bizi asfalta paralel yürütüyor. Orman içerisine girmiyoruz. Çeşmeden aşağıya indik ve asfalta paralel yürümeye başladık.


Patika içerilere girmeyip asfaltın yanından paralel devam ediyor.

Yaklaşık 400 metrelik bir yürüyüşün ardından yolu arkamıza alıp dikçe bir çıkış yapıyoruz ve bu çıkış bizi geniş bir alana çıkartıyor. Burada da yol çalışmasının izleri, inşaat çalışmaları var. İşaret görünmüyor. Zaten bu kargaşada ayakta kalmış olması da mucize olurdu.

Hemen ileride bir yol var. Bu yola ulaştıktan sonra yolun ilerisinde işareti görüyoruz. Bu yol yeni asfalt devreye girmeden önceki eski yol besbelli. Mehmet yol girişine baba dikiveriyor hemen.


Asfalta paralel yürüdükten sonra yola sırtımızı
dönerek tırmanmaya başlıyoruz
Geniş bir alana daha çıkıyoruz. Yol çalışması burada da etkisini göstermiş.
Kargaşa var. Mehmet'in bulunduğu yer eski asfalt yol.
İşareti bulduk uzaktan görünsün diye baba dikiyor.
Eski asfalt yoldan içerilere yürüyoruz.
Yol güzel gibi gözükse de bolca çöp ve hafriyat var.

Hafriyat ve çöplerin atıldığı berbat bir yol haline gelmiş durumda artık kullanılmayan eski Demre-Kaş yolu. Yaşadıklarımızdan sonra bu yol üzerinde alternatif patika olmayacağından artık eminiz ve eski yoldan yürüyüşe devam ediyoruz. Yolun dar olmasına bakıldığında asfalt yoldan önce Demre-Kaş arası ulaşım oldukça zormuş besbelli. İşaretler var ancak çok sık değil. Yine de burası için yeterli. yaklaşık 300 metrelik yürüyüşün ardından Gürses'in girişine yani asfalta yeniden çıkıyoruz. Saat 12:00.

Sümeli çıkışı ve Gürses asfaltına çıkış toplam 2.5 km. sürdü ama keyifli değildi. Bu bölüme patika demek yanlış da olabilir. Yıllara, yollara ve endüstriyel gelişmeye yenik düşmüş patikalar diyelim. Bu arada gezgin köpeğin arkamızdan geldiğini de belirtelim. Ne azim ama!! Kimbilir kaç kere gidip gelmiştir bu yolları.

Bu noktaya kadar tespitimiz diğer Likya Yolu patikalarına göre buranın çok daha az kullanıldığı, gelip görün yürüyün diyemeyiz ama Likya Yolu'nun bir parçası işte. Zamanı kısıtlı olanlar bu bölümü by-pass edebilir.


Çok da yürünesi yerler değil buraları. Eski yoldan Gürses'e yürüyoruz.
Gürses'e çıkıyoruz. Yeniden asfalt. Demre-Kaş yolu.
Kate Clow haritasına göre Kaş yönüne
doğru yukarıya yürümemiz gerekiyor.

Asfalta çıkışta işaretleri görebiliyoruz ama sonrası yok. Önce bir tur asfalttan yukarıya doğru yürüyoruz ancak tek bir işaret bile gözümüze çarpmıyor. Ardından çok ileri gitmiş olabileceğimizi düşünerek işareti gördüğümüz noktaya geri dönmeye karar veriyoruz.

Güneş etkisini iyice arttırmış durumda. Yürüdüğümüz yer de asfalt olunca o kadar sıcak basıyor ve bunalıyoruz ki anlatılması gerçekten çok güç. Asfalttan buharlar yükseliyor adeta. İşaretleri sormak istiyoruz ama hava sıcak olduğundan çevrede kimse görünmüyor.

Çaresizce işareti en son gördüğümüz yol çıkışına doğru geri iniyoruz. İnerken evinin gölgesinde oturan iki kadını fark ediyoruz. Evin önünde hayrat da var. Bu sıcakta buz gibi suyu içmek iyi geliyor ama canımız sıkkın. Kadınlara yolu, işaretleri, Kate'in kitabında yolun Gürses merkezi içerisinden geçtiği için köy merkezini soruyoruz. Bu kadar soru karşısında kadıncağızlar cevap veremiyorlar. İşaret bilmiyorlarmış, köy merkezi diyince anlamıyorlar. İnanılmaz karışık bir hal aldı burada işaret bulmak.

Biraz daha soru sorarsak bildiğimizi de unutacağımızdan korkuyoruz ve dialogu çok fazla uzatmadan asfalta çıktığımız yere geri yürüyoruz. Zaten onların da ne sorduğumuzu anladıklarından şüpheliyiz.

Yola çıktığımız yere geri döndük. Güneş tepemizde. GPS kaydımız yok. Çaresiz haritayı açıp yoldan ne kadar yürümemiz gerektiğini anlamaya çalışıyoruz ama Kate'in haritasında ölçeklendirme çok ince olmadığından bir türlü çözemiyoruz.

Acaba yolun aşağısında olabilir mi diyerek aşağıya doğru 10 dakika kadar yürüyoruz ama yol neredeyse bizi Sümeli'ye kadar indirecek gibi. Yol kenarlarında işaret, patika hiçbirşey yok. Artık son çare olarak ilk yaptığımız gibi yukarıya Kaş yönüne doğru işaret olsun olmasın yürümeye karar veriyoruz, çünkü Kate'in haritasına göre asfalttan yukarıya yürümemiz gerekiyor ama mesafe belli değil.

Yukarıya doğru yürümeye başlıyoruz. Yol kenarındaki evlerden birine tekrar soralım diyoruz. Evdeki delikanlı bile Likya Yolu tabelası, işaretler deyince kaos oluyor. Kimse hiçbirşey bilmiyor. O dediğimiz Kaş'ta varmış şeklinde bir cevap alıyoruz.

Artık bu parkurun çok insan tarafından yürümediğine kesinlikle eminiz. Kimsenin haberi yok. Hani önlerinden hergün 4-5 tane yürüyen birileri geçse merak edip illaki öğrenirler ama herkes Likya Yolu konusunda Gürses'te habersiz.

Kaynayan asfaltta yukarıya doğru ne ile karşılaşacağımızı bilmeden çıkıyoruz. Yolun ilerisinde viraj var dolayısıyla daha ne kadar yürüyebileceğimizi kestiremiyoruz. Saat 12:30 ve gerçekten çok zaman kaybetmiş durumdayız.

Yol üzerinde bir eve daha uzaktan da olsa seslenerek soruyoruz ama durum vahim. Yürümeye devam. Yanımızdan geçen arabaların gürültüleri de cabası.

İlerideki tepeye ve viraja perişan halde ulaştık. Artık asfalttan şuursuzca yürüyoruz. Gerçekten yazık bize. Yaz ortası yürüyeceklere duyurulur. Nisan sıcağı bu halde. Ağustos'u siz tahmin edin artık.

Virajı döndüğümüzde 300 metre kadar ileride yolun sağında bir bakkal farkediyoruz.  Bakkalın olduğu bölge bugünkü yürüyüşün deniz seviyesine göre en yüksek noktası. 450 metre. Nereye yürüdüğümüzü bilemediğimiz bir konumda sakin düşünmemiz gerektiğinden burada kesin mola vermeliyiz. Çevrede başka gölge bir yer de görünmüyor zaten.

Eriyen asfalt üzerinde bakkala doğru yaklaştıkça gözümüze marketin hemen yanında Likya Yolu tabelası çarpıyor. Hiçbir işaretin yolun, çevre halkının bilgisinin olmadığı bir durumda doğru yolda olduğumuzun tek belirtisi işte bu işaret. Olur da bu tabela buradan kalkarsa, düşerse, kaybolursa buraları yürümeyi düşüneceklerin vay haline.


Asfaltta aşağıdan yukarıya dolap beygiri gibi yürüdükten sonra
Kaş yönüne kararlı şekilde yürümeye karar veriyoruz. Perişan
haldeyiz. Bakkala çok yaklaştık. Çölde su bulmak gibi bir durum bu

Likya Yolu tabelası morallerimizi yerine getiriyor. Bunun keyfi ile Likya Yolu tabelasının dibindeki devasa ağacın gölgesinde oturup soda, ayran molası veriyoruz. Aslında canımız çalakaşık yoğurt çekiyor ama bakkalda kaşık yok. Dolayısıyla soda-ayran ikilisinde karar kılıyoruz. Bakkaldaki çocuğun dediğine göre işaretler daha ileride başlıyormuş. Hatta bize ileride sarı bir evi gösteriyor ama işaretlerin o evin de ilerisinde olduğunu öğreneceğiz. Ne olursa olsun burada ikamet eden insanların Likya Yolu hakkında çok fazla bilgileri olmadığı bir gerçek. Bunda bu parkurun çok popüler olmamasının da etkisi var tabii.

Özetle, Gürses'e varıp asfalta çıktığınız zaman işaret aramadan asfaltı takip ederek yukarıya doğru (Kaş yönüne) yürümeniz gerekiyor. Virajdan sonra 300 metre sonra eğer ayaktaysa yolun sağında bakkal ve sarı renkli Likya Yolu tabelası karşınıza çıkıyor.

Üstten güneşin, alttan asfaltın sıcağını yiyerek adeta şuurumuzu kaybetmiş bir şekilde yolun sağındaki markete kendimizi güçlükle atıyoruz. Bize eşlik eden gariban köpek de bizim gibi doğduğuna pişman olmuş bir halde kendini nefes nefese bir gölgeye zor atıyor. Biz bir yukarı, bir aşağı sıcak asfaltta deli danalar gibi işaretleri ararken asfaltın ortasında şuursuzca dolanan hayvanın patileri kesin acılar içinde kalmıştı.

İçimizden çok şeyler geçti aslında cehennem azabı asfalt tırmanışında. İsyan etmedik de değil "bu mu dünyanın en güzel 10 yürüyüş rotasından biri?" diye. Gerçi rotanın çeşitli noktalarında zaman zaman bu duyguyu yaşıyor insan, kimi zaman inşaat hafriyatı içinde debelenirken, kimi zaman seraların arasında yol ararken, kimi zaman dikenlerin arasında ruhunu teslim ederken. Tarihin zamana yenik düşmesi aslında. Bırakın 2000 yıllık yolları, 3-5 senelik yollar, parklar, bahçeler bile gözümüzün önünde bir gecede kaybolup gidiyor. Şimdi geriye dönüp bakınca, "aynı yerden yine geçer misin?" deseler, “evet, seve seve” deriz, çünkü çektiğimiz her acı, içerisinde bulunduğumuz keşfetme mutluluğunun bir anısı aslında. 


Buradaki tek Likya Yolu belirtisi. Bu da olmasa halimiz haraptı.
Karşıdaki ağacın gölgesinde mola zamanı.
Sura mesafe doğru, Myra biraz az yazılmış. Yaklaşık 8 km.
Erimiş asfalt ve neticesi.

Yaşamın gerçeklerine geri dönersek, ikimiz de esintili bir ağacın altına güneş tam tepemizdeyken çöküverdik. Soda, ayran, su, meyve suyu derken kendimize geliyoruz yavaş yavaş. Rejenerasyon seansındayız. Yoldan geçen araçların gürültülerini hatırlamıyoruz bile. Bakkaldaki çocuktan Likya Yolu işaretinin nereden başladığını, daha asfalttan ne kadar yürüyeceğimizin bilgilerini eğri veya doğru bir şekilde aklımıza yazdıktan sonra son bir gayret yeniden yola saat 13:10'da koyuluyoruz. Çocuğun dediğine göre ileride gösterdiği sarı evin yanında işaret varmış.

Zaman kaybetmeden yeniden asfalta çıkıyoruz ve yürümeye başlıyoruz. Asfalttan bir an önce çıkma isteği, yanımızdan hızla geçen arabalar, kamyonlar, sıcak, toz toprak, patileri yanan can dostumuz derken sarı evin arkasında tabela çıkmıyor. Yılmıyor yürümeye devam ediyoruz Kaş yönüne doğru. Yıkık bir evin önünden geçtikten 10 dakika sonra kullanılmayan ve kaderine terk edilmiş ilkokul türü bir binanın hemen arkasında tabelayı görüyoruz. İnanılmaz bir mutluluk içerisindeyiz. Binanın arkasında sürücü kursu eğitim alanı var. Yol kenarındaki bariyerleri aşarak tabelaya doğru yürüyoruz. Gürses çıkışı ile bu tabelaya giriş yaklaşık 2.5 km. sürüyor. Bu parkuru yürümeyi düşünenlerin bu asfaltı yürümeleri gerekiyor. Biz işareti bulduğumuz için bizden sonrakilerin işi daha kolay. Asfalta çık 2.5 km. Kaş yönüne yürü.

İşaretleri gördüğümüz anda ruh halimiz bir anda değişiveriyor. Yeniden patikalara giriyoruz. Bu arada buradaki tabelada yazan Sura 4 km. doğru kabul edilebilir ama Sura Çayağzı değil. Çayağzı bu noktadan yani Gürses çıkışından itibaren 8-9 km.

Kaş yönüne yürümeye devam ediyoruz. Bu yıkık evi geçtikten sonra
tabela karşımıza ilerideki ağaçların geçer geçmez çıkacak.
Arkamızda Beymelek lagün manzarası ama sıcaktan eridik.
Görecek halimiz yok. Ayak tabanlarımız pişti adeta. Derman kalmadı.
İşte yolun soluna baka baka yürüdük.
Ağaçları ve eski binayı geçince tabela karşımıza çıkıverdi.
Yolun solunda içeride yani işaretin yakınındaki
sürücü eğitim sahası. Burada ne direksiyon öğrenilir ama!!
Sura için doğru diyelim. Myra az. Yaklaşık 9 km. olmalı.

Sürücü kursu eğitim alanı olduğunu anladığımız düzlüğün yanındaki alandan dik bir inişle vadi tabanına saat 13:30'da inmeye başlıyoruz. Bazı yerler o kadar dik ki sırtımızda çantalar olduğu için popo üstü iniyoruz. Hayati bir tehlike yok ama yuvarlanmak çok da hoş olmayan sonuçlar ortaya çıkartabilir. Yukarılarda inişe başladığımız yerlerde işaretler çok belirgin değil. Çünkü güneş, eğimin fazla oluşundan kayan taşlar ve uzayan otlar işaretleri görünmez kılıyor. Patikadan uzaklaşmak demek dik iniş esnasında gereksiz yorgunluk, risk ve zaman kaybı olduğundan işaretleri kaybettiğimiz anda arıyoruz.

Vadi tabanına dik sayılabilecek inişimiz 400 metre kadar sürüyor. Aslında iniş sırasında da korkmuyor değiliz. Eğer tüm yol bu zorlukta ise Çayağız'a varmak çok zor olacak gibi görünüyor başlangıçta.


Aşağılara indikçe patika düzleşiyor. İşaret ve babalar daha sıklaşıyor. Ara sıra karşımıza iki farklı patika çıksa da kısa bir takiple hangisinin doğru patika olduğunu rahatlıkla bulabiliyoruz. Vadiden denize doğru ilerliyoruz artık. Doğa içerisinde oldukça güzel bir yürüyüş alanı burası. Bu parkuru yürümek isteyenlerin Gürses'e kadar araç ile ulaşıp burayı yürümelarini öneriririz. Su yok ancak gölgelerden yürüdüğümüz için ihtiyaç da olmuyor zaten. Kamp için yol üzerinde çeşitli yerler de mevcut.

Tabelayı geçince vadiye iniş başlıyor.
İşaretleri kaybetmemek lazım.
Her yer patika gibi ama iniş dik. Dikkatli olmak lazım
İniş tamamlandıktan sonra yönümüz denize dönüyor ve
rahat bir patikadan yürüyüşe devam ediyoruz.
Patika belirgin ve yürümesi oldukça keyifli. Su yok ama.

Tüm Likya Yolu’nun en yürünülesi rotalarından birindeydik, izole, gölgeli, mis gibi kokan, hafif eğimli dar patika uzadıkça uzuyordu. Tepemizdeki Kaş-Demre karayolundan tek bir ses bile duyulmuyordu.  

Zaman zaman vadi tabanı yükselkliğini kaybedip bize geniş sayılabilecek manzaralar sunsa bile belirgin bir patikadan yol arkadaşımız gezgin köpek ile birlikte yürüyoruz. Zaman zaman yol ayrımlarında köpeğin yolu bilip bilmediğini test edelim diye duruyoruz, hayvan da duruyor bize bakıyor "haydi yürümüyormuyuz" diye. Yön bulmak bu köpeğe kaldıysa halimiz harap.

İşaret ağaç üzerinde. Her yerde karşınıza çıkabilir.
Bu arada Demre-Kaş yolu yukarıda görünüyor.
Yol üzerinde işaret yoksa baba var.
Yer yer gölge de var. Her yer yemyeşil.
Kadim sandal ağacı önünde hörmetle eğiliyoruz.
İşaret sorunu olmadan yürüyoruz.
Bazı yerlerde yol ikiye ayrılsa da patika zor olmadığından işaretler
kolay bulunuyor. Mesela burada soldan değil sağdan gidiyoruz.
Keyfimiz yerinde. Konuşa konuşa yola devam.
Ara sıra ağaçların arasından çıkıp ortalığı görmeye başlıyoruz.
İşte denizi gördüğümüz nokta.
İniş vadiyi de göreceğiniz gibi devam ediyor.

Denize doğru ilerleyip, bir sağ taraftaki yar şeklindeki dev kayaların dibinden, bir sol taraftaki kayaların dibinden yürüyoruz. Papazkaya, Alınca çıkışındaki gibi oldukça dik kayalar. Hani tepemize birşey düşse kaçacak yer olmayacak şekilde. Olur mu? Olmuş. Neredeyse kamyon büyüklüğünde tepeden kopup vadi tabanına düşmüş dev kaya kütleleri gördük ki patika hemen yanlarından ilerliyor.

Bir süre sonra denizi görmeye başlıyoruz. Hala oldukça uzakta ve yolumuz var. Asfaltta yürümek bizi gerçekten yordu. Bu arada bu bölgelerde işaret sorunu olmadığını, belirgin bir patika olduğunu hatırlatalım.


Vadinin heybetli manzarası.
Baba ve işaret kardeşliği.
Oldukça yüksek yarların dibinden yürüyoruz.
Vadi içerisindeyiz. Kamp için uygun görünen, ancak
tepenize taş düşme tehlikesi yaşayabileceğiniz
yeşil bir çimenlikten geçiyoruz.
Denize yaklaşıyoruz herhalde. Ağaçlar ve kayalıklar görüşü kapatıyor
Otoportre
Arka tepelerden tam anlaşılmıyor ama yukarıdaki tepelerden indik.
Sürekli biz mola verecek değiliz ya...
Gelme artık gezgin gelme!!
Bizden sana fayda yok...

Yarların dibindeki yemyeşil bir çayırdan geçtikten sonra saat 15:00'de Demre/Üçağız asfaltını ve Çayağız'ı görmeye başlıyoruz. Arkamıza dönüp baktığımızda hepsi gözükmese de devasa bir vadi var. Kaş/Kalkan arasını karayolu ile gidenler ne demek istediğimizi anlayacaklardır, zira dev yarların dibinden giden asfalt yolda Kaputaş kanyonu gibi karayolunun derince bir "U" dönüşü yaptığı ve denizden içerilere giren ve herkeste "acaba içerilerde ne var?" şeklinde merak uyandıran derin vadilerden birinden iniyoruz.

Yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından patika bizi asfalt yolun 30-40 metre yukarısına çıkartıyor. Fotoğraf molasının ardından yola dikkatlice iniyoruz. İnince hemen yön tahini yapıyoruz zira Sura kalıntılarını görmeye gitmeyeceğiz. Sura'yı görmek isteyenler bu noktadan itibaren Demre yönüne 1 km. kadar yürümeleri gerekiyor. Kalıntılar Demre/Üçağız sapağına gelmeden deniz tarafında kalıyor.


Vadiden inişimiz devam ediyor.
Azimli yol dostumuz halen dinleniyor.
Asfaltı ilk gördüğümüz nokta.
Çayağız üzerindeki Üçağız karayolu
Asfalta doğru inişimiz devam ediyor.
Aman biraz dikkat. Kolayı zor yapmamalı.
Vadinin en güney noktası. Hatıra zamanı.
Vadiden yürüyüp böyle bir yere çıkmak çok heyecanlandırdı bizi.
Bekle Çayağzı geliyoruz!!!
Yola indik. Vadiyi arkamızı alarak burada da hatıramızı bırakıyoruz.
Bu noktada biz Kapaklı (Üçağız) yönüne yürüyeceğiz. Sura tamam
ama Myra 10 km. değil yaklaşık 13-14 km. olarak düşünülmeli.
Üçağız (Kapaklı) yönüne devam.
Likya Yolunda ayaklarımız motorlu taşıtlara meydan okudu adeta. 
 Her yer işaret her yer Likya Yolu!!!

Yeri gelmişken Sura hakkında kısa birkaç bilgi de aktaralım. Antik adını devam ettiren Sura'da bir kale ve yerleşim yeri göze çarpıyor. Akropolün Çayağız'daki Kokar deresi tarafında Apollon Surios'a ait Dor düzenindeki tapınak ve kuzeyinde Bizans dönemine ait kalıntılar göze çarpıyor. Akropol eteğindeki yerleşim karayolu çalışması sebebiyle büyük ölçüde tahrip edilmiş durumda. Akropolün güneyinde lahit ve kaya mezarları da görülebilir.

Biz Üçağız yönüne doğru asfalttan yürümeye başlıyoruz. Bu yol Kaş yolu gibi işlek değil tabii. Dolayısıyla başımız şişmiyor. Sağ tarafımızda neredeyse bir basketbol sahası büyüklüğünde pürüzsüz olarak traşlanmış dev beyaz kayanın dibinde fotoğraf çekilmeyi ihmal etmiyoruz. Taksici İsmet'ten öğrendiğimize göre burada o kadar çok yola taş düşmüş ki sonunda düzlemişler. Acayip bir görüntü.


Yoldan geçerken burada bir patika olduğunu,
patikanın yukarıda yerleşime çıktığını kim söyleyebilir?
Üçağız yönüne ilerliyoruz. Yine asfalttayız ama moraller yerinde.
Yol üzerindeki traşlı duvarı bizi oldukça şaşırtıyor. Ayna gibi.
Düz duvar dedikleri bu olsa gerek.

Asfalt üzerinde işaret yok ancak doğru yoldayız. Zaten inilebilecek bir patika da yok. Sol taraf yar, sağ taraf uçurum. Virajı dönerek yönümüzü batıya çeviriyor ve Kapaklı/Kekova manzarasını seyrederek yürümeye başlıyoruz. Yaklaşık 2 km. yürüdükten sonra ileride Likya Yolu tabelasını görüyoruz. Çayağız üzerindeki küçük Eseler mahallesinin (köyünün) tepesindeki bu tabelaya ulaştıktan sonra asfalttan çıkarak önce Eseler'e, ardından sahile doğru ineceğiz.

Tabelanın dibinde arabası ile gelip fotoğraf için duran Fransız bir çifte rastlıyoruz ve rica ederek kendi fotoğrafımızı çektirdikten sonra asfalttan çıkarak aşağıya doğru iniyoruz. Köye giriş gene mesele. Yine işaret sorunu var. Daha yolun başında köy yolu ikiye ayrılıyor. İşaretlere bakınıyoruz ama bulamıyoruz. Daha fazla morallerimizi bozmadan köy yolunun ikiye ayrıldığı yerde bir mola vermeye karar veriyoruz.


Düz duvardan virajı dönüyoruz ve yürümeye devam ediyoruz.
Yönümüzü Kapaklı'ya (Üçağız) çeviriyoruz. İşaret hemen ileride.
Tabela dibi hatırası.
Tabelanın diğer tarafında Kapaklı yazıyor.
Eseler mahallesine (köyüne) doğru iniyoruz. İşaret sorunu var.
Sağdan soldan fark etmiyor. Köyün içerisine çıkın yeter.

Yeterince işaret sorunu yaşadık bugün ve bu durum kabak tadı vermeye başladı. Son bir gayret ile birimiz düz aşağıya, diğerimiz sağdaki yoldan gitmeye karar veriyoruz. İşaretlerin köy içerisinden geçtiğini ve direk denize doğru gittiğini biliyoruz. Bu yüzden içimiz rahat. Burayı yürürken tüm köyde işaret sorunu olduğunu unutmayın ve tüm yolların, patikalarımn köye çıktığını bilmeniz yeterli. Birbirimize seslene seslene Altuğ yoldan, Mehmet patikadan köy içerisinde buluşuyoruz. Tüm yollar köy içerisinde birleşiyor ve ortalıkta işaret yok. Neyseki köylüler buradaki işaretleri biliyorlar ve bize köy yolunun en sonu yani deniz yönündeki en aşağısındaki evin ve arkasındaki seranın yanından inmemiz gerektiğini, işaretlerin köyün aşağısındaki tarlada olduğunu söylüyor. Köyde çok sayıda köpek var. Bizim gezgine havlıyorlar ve bu küçük köy yol arkadaşımız ile bağlantımızın kesildiği nokta oluyor.

Köyün en aşağısındaki eve iniyoruz ve evin yanından geçerek arkasındaki sera ve sulama havuzunun yanından yolun bittiğini ve kayaların üzerinden atlayarak tarlaya inmemiz gerektiğini görüyoruz.Yukarıdan baktığımız için işaretleri ve babaları tarlada görebiliyoruz. Tarlaya inmek için köyün biryerlerinden düzgün bir yol vardır belki ama tarife göre bayağı bir sekmemiz gerekiyor.

Tarlaya inerek saat 16:00'da Çayağız'a doğru final yürüyüşümüz başlıyor. Akıllarda kalacak bir bilgi vermemiz gerekirse yukarıdaki tabeladan Çayağız yaklaşık 4 km. diyebiliriz.

Köyün deniz tarafındaki (en arka) evin yanından geçip sera
ve sulama havuzunun kenarından geçerek karşıdaki
taşların üzerinden sekerek geniş tarlaya indik.
Tarladan ilerliyoruz.
İşaret sorunumuz yok.

Tarlanın ortasından işaretleri görebiliyoruz ve işaretler bizi karşıdaki makiliğe doğru götürüyor. Tarlayı enine geçtikten sonra makiliğe girerek oldukça belirgin bir keçi yolundan denize doğru inmeye başlıyoruz. Aslında başlangıçta inmiyoruz. Haritalarda Öküzyatağıbaşı Tepesi diye yazan tepeye doğru çıkıyoruz. Köy deniz seviyesinden 80-90 metre yükseklikte, Öküzyatağı'nın tepesine çıktığımızda 130 metre seviyelerindeydik. Çıkarken gerek ağaçların arası, gerekse deniz cephesine daha çıkmadığımızdan henüz karşımızdaki manzarayı bilemiyoruz.


Tarlayı enine geçerek deniz tarafındaki makiliğe gireceğiz.
Makiliğe girdik.
Dik olmayan bir çıkış var önümüzde.
Çıkışımız çok zor olmayan
bir patikadan devam ediyor.
Bir düzlükten geçerek yeniden patikalara giriyoruz.

Sabırla yükseliyoruz ama bugünün bilinmeyen bir yol olması, can sıkan işaret kayıpları yorgunluğumuzu arttırmış durumda. Aslında bu çıkış Likya Yolu boyunca yaptığımız çıkışın yanında hiçbirşey değil ama yolun sonuna doğru büyük engel gibi duruyor karşımızda.

Patikada işaret problemi yok. Kayaların daralttığı, Kekova parkurlarından alışık olduğumuz patikalardan ilerliyoruz. Çıkışımız devam ederken saat 16:30 gibi sağ tarafımızda Kekova'yı görüyoruz. Deniz hala aşağıda ama denize iyice yaklaşmış olmanın bir mutluluğu da var tabii. Hem sıkışıp bacaklarımızı çizmemek hem de buraların bacak kaşındıran dikenli çalılara fazla temas etmemek için kayalar arasından dikkatle yürüyoruz.


Öküzyatağı'na çıkış.
İşaret yoksa baba var.
Çıkışın ilk etabı tamam. Batıda Kekova selamlıyor bizi.

Yaklaşık 5 dakika sonra 16:35'te Çayağız ve Kekova'nın panaromik olarak seyredilebildiği bu bölgenin tepe noktasına ulaşıyoruz. Harika bir manzara var. Mutlaka görülmeli.

Bu patikaya Üçağız yönüne yürümüş birçok gezginin bildiği Çayağız'dan çıkan tahta köprünün hemen dibinden giriliyor. Sahilden devam edilirse Üçağız, yukarıya devam edilirse Myra parkuruna sapıyorsunuz.

Herkesin bildiği hatta yürümüş olabileceğini düşündüğümüz Üçağız patikasının tepesindeyiz. Elbette oldukça yüksekteyiz ve dar patikayı görebilmek imkansız. Durgun denizin ortasında kendi müziğini çalan bir teknede insanlar yaza hazırlık anlamında bakım yapıyor. Arasıra çalışıyor ve sessizlik teknenin motor sesi ile bozuluyor.


Buralarda biraz dikkat. Çıkış bitmek üzere.
Öküzyatağı çıkışı tamamlandı. İşte Çayağzı.
Yorgunluğumuz artmış durumda.
Deniz hayali ile yanıp tutuşuyoruz.
Yol yorgunu
Sadece teknede çalan müziğin sesini duyuyoruz.
harika bir manzara eşliğinde iniyoruz Çayağız'a.

Öküztepesinden inişimiz devam ediyor. Yorgunluğun da etkisiyle manzaranın tadını doya doya çıkartamadığımızı itiraf edelim. Öncelikle çok dik iniş yapmadan tepenin yamacında ilerleyip Çayağız'a yaklaştıktan sonra geniş zigzaglar ve çok dik olmayan iniş ile Üçağız tarafına devam eden işaretlere ardından da tahta köprüye çıkarak Çayağız sahilinin batı tarafına iniyoruz.


Çalba (adaçayı) ve kekik kokularını ciğerlerimize çeke çeke yürüyoruz
İlk önce iniş yapmayıp Öküzyatağı sırtından paralel devam ediyoruz
İnişimiz başlıyor. Klasik Kekova parkuru.
Az da olsa dikkat edilmesi gereken bir iniş.
Sahile yaklaşıyoruz giderek
Bitiyor. Çayağız'a adımlar kaldı.
İşte vardık!!! Karasu Çayı (Kara Emilik).
Bu köprüyü Üçağız-Çayağız arasını yürüyenler bilir.

Sağ salim sahile saat 17:00'de inmeyi başardık. Çocukluktan gelen dostluk olsa bile birbirimiz ile sürtüştüğümüz oluyor. Ama ne olursa olsun kalp kıracak derece olmuyor. Kızgınlık kısa sürüyor ve aptal bir espiri ile herşey unutulup gidiyor. Eminiz ki şu yolun keyfine başka bir yol arkadaşı ile yürüsek varamazdık.

Yolda sohbetlerimiz bile çocukluktan, hayatın her anına kadar uzayıp gidiyor. Konu konuyu açıyor. Birbirimizi tanımamızın verdiği rahatlıkla espiriler bile görgüsüzce yapılabiliyor.

2013 yılının  keşif anlamında yürüyüşü bugün son buluyor. Yarın hedefimiz geçen sene yürüdüğümüz, ancak keyfini çıkartamadığımız Aperlae'ye ulaşmak. Öncelikle araç ile Üçağız'a ulaşmaya çalışıp oradan Aperlae'ye geçip Rıza'ya (Purple House) söz verdiğimiz Aperlae bilimsel makalelelerini ulaştıracağız. Altuğ yol bouynca bunları yanında taşıdı. Az değil yarım kiloya yaklaşan ve 150 sayfaya yakın kağıt.

Sahilde hemen köprünün dibinde fotoğraf çektirme imkanı bulup üçüncü senemizde de yine başarmanın verdiği mutluluk ve yorgunlukla kameraya gülümsüyoruz.


Kafalar yorgunluktan düşüyor.
2013 Likya Yolu Hatırası - 29 Nisan 2013
Bekle deniz biz geliyoruz!!!

Sahilden 10 dakikalık bir yürüyüşle buranın tek konaklama imkanı olan (çadır) Andriake Camping'e ulaşıyoruz. Camping'de bir gün sonra yapacaklaı yürüyüşe çalışan Avustralya'lı turistlere sadece merhaba diyerek hemen denize gireceğimizi ancak deniz seansından sonra kendilerine yardımcı olacağımızı söylüyoruz.

Denize bir gidişimiz var ki evlere şenlik. Bacaklar dikenden kabarmış, ayakkabıdan buruş buruş olmuş ayaklar. Ne olursa olsun Kekova üzerinden batan güneşin eşliğinde denizin verdiği keyif tarifsiz.

Denizden çıkıp çantalarımıza bile dokunmadan, biralarımızı Kekova üzerinden batan güneşi seyrederek yudumluyoruz. Yorgunluğun üzerine o kadar güzel geliyor ki... Ertesi gün yürüyüşlerine Myra yönünde devam edecek Avustralyalı iki turiste de tecrübelerimizi güneş batışına karşı anlatıyoruz tabii. Sohbet geç saate kadar devam ediyor ve akşam yemeğinde bugün iki değil dört kişiyiz...

Çayağız'ın (Andriake) tarihini buarada tekrar etmeyelim zira geçen seneki notlarımızda fotoğraflar ile açıklamıştık özellikle Roma zamanında tahıl ambarı olarak kullanılan, gemilerin Kokar deresi üzerinden ikmal yaptıklarını, dünyada İspanya'da bir benzeri ile yıllarca bozulmadan ayakta kalabilmiş ender hububat ambarlarından.

Turizm bakanlığı burayı ziyarete açmak için çalışmalara başlamış ve 2012'de gördüğümüz çalışmalar bayağı ilerlemiş. 2014 yılına hizmete açılır diye tahmin ediyoruz.