a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

10 Nisan 2014 Perşembe

On 10.4.14 by altug
Likya Yolu dahilinde yürümediğimiz Göynük-Tekirova-Çıralı-Olympos arasını 2014 ylında Olympos'ta tamamladık ancak yürüdüğümüz yerleri bir süre sonra tekrar yürümek, yollarda değişiklik olup olmadığını görmek, daha da önemlisi "buralar tekrar tekrar" yürünür dediğimiz yerleri bir daha sindire sindire yürümek istedik. Aslında bu sene sadece iki kişi yürümeyeceğimizden bu bölümü de onlar için programa dahil etmiştik. Her ne kadar tempomuza bir kişi dayanabildiyse de pişman değiliz.

2014 yürüyüşümüzdeki 5 günü boş gün olarak Olympos’ta geçirmeyi planladık. Hava sabahtan açık gibi ama öğleden sonra kapayarak yağmur yağacak. Tam bir ilkbahar havası var. Etrafta aylak aylak dolanıp günü geçirmeyi planladık.

Jandarmadan ceza yememek için uyandıktan sonra çadırımızı akaşm yeniden aynı yere kurmak üzere topluyoruz. Kahvaltımızı sahildeki restoranda ettikten sonra deniz kenarına oturmaya gidiyoruz. Önce ısınıp sonra denize gireceğiz. Bu mevsim böyle.

Denizin kenarında üç kişi dizilip hem sohbet edip hem de denize giriyoruz. Denize alışmak bayağı bir zamanımızı alıyor ama girince de pek çıkmak istemiyoruz. Daha önceki yazılarda da belirttiğimiz üzere Nisan başı itibariyle deniz ve dışarısı serin. Bu arada ağırlık azaltma sebebiyle yanımızda havlu bile yok. Kurumak için denizden çıkıp sahilde öylece oturmaya başlıyoruz. Üşümek yok. Üşümek bize yakışmaz. Üşümek kim biz kim?


Daha denize girmeyi başaramadık


Doğal şartlarla kuruma zamanı




Sahilde oturup aylak aylak etrafı seyrediyor sohbet ediyoruz, bir yandan da Rabia önderliğinde yaklaşan öğle yemeği için neler yiyebiliriz konusunu tartışıyoruz aramızda. Aslında Mehmet ve Altuğ’un fazla yemek yemeğe niyeti yok ama Rabia öğle yemeği konusunda diretiyor her zamanki gibi. Hemen yemek yemek istemediğimizden Rabia’yı bol geyik ile 1 saat kadar oyalayabiliyoruz ve nemli şortları değiştirmek için çantaları koyduğumuz restorana geri gidiyoruz. Bu arada hava da kapamak üzere. Yağmur geliyor.

Mehmet ve Altuğ’un sallanmasına daha fazla dayanamayan Rabia açlığa daha fazla dayanamıyor ve Çıralı’ya doğru gidiyor. Bizi restoranda bekleyecek. Çıralı merkezinde dün yediğimiz yerde pide, gözleme yiyeceğiz yeniden. Yemekten sonra dün buralara doğru gelirken Çıralı sahilinde gördüğümüz, içeride güzel caz çaldığını duyduğumuz bir cafe/pansiyon’da kahve içeceğiz. Plan bu. Aslında yemek de yemeyecektik ama Rabia’yı kırmak istemedik açıkçası.

Üst baş değiştirirken yağmur indiriyor. Ama ne yağmur... Restoran’ın çardakları altına koyduğumuz çantalarımızı ve kamp malzemelerimizi çardağın aralarından damlayan yağmur suarının ıslatmaması için bir araya getiriyoruz ve çardağın altında bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun dinmesini bekliyoruz.

Yağmurun yarattığı bu güzel ortamın tadını çardağın altında birer bira içerek çıkartıyoruz. Yağmur deli gibi indirirken ortamın sakinliğinin tadını çıkartmak gerekiyor. Rabia gözlemeyi tercih ederken biz saçak altında keyif yapmayı tercih ediyoruz. Bayanlar her zaman önden gider tabii...


Sağnak yağış altında yürüyenler.

Yağmurun dinmesinin ardından Rabia'yı daha fazla bekletmeden Çıralı’ya gidiyoruz. Daha önemlisi yemekten sonra kahve içeceğiz. Kahveden az da olsa anlayan birileri olarak biraz hayal kırıklığı olacaksa da bu harika bir haber.

Gözleme yemek için restorana girdiğimizde restoranın ortasında şömine yanmış, Rabia'yı gazetesini okumuş, restoran çalışanları ile bol sohbet halinde buluyoruz. Çok da şaşırmıyoruz. İlk günlerde üzerinde çekingenlik olan Rabia'nın bugünlerde rahatladığını görebilmek bizi mutlu ediyor. Bu tür yürüyüşler yapılırken herkes rahat, içten ve paylaşımcı olmalı. Birbiriyle sohbet anlamında anlaşan bir grupta yürüyüşün keyfi çok farklı oluyor. Bu sebeple yürüyüş yapacak arkadaşların bunu da düşünmeleri yürüyüşün huzurlu olması için faydalı olur. Bu yorumu bencillik olarak görmeyin. Biz birbirimizi yer dururuz ama ayrılamayız birbirimizden, kahrımızı çekip duruyoruz yıllarca... Şu yolların bir dili olsa da konuşsa. Şaka bir yana –yorgunluktan kaynaklı veya o an başka birileri can sıktıysa- bizim tartışıp atıştığımız çok nadirdir. O da uzun sürmez zaten.

Şömine başı hepimizi rehavete sürüklüyor. Günü boş geçirmemizden olacak, ertesi günü yapacağımız yürüyüşler aklımıza gelmiyor bile. Restoranda öğle yemeğinin ardından kahve içmeye doğru gidiyoruz. Bu arada akşam yemeği sahilde kamp attığımız restoranda ortadan çalakaşık yoğurt ve bulgur. Köfte, balık yemektense bunu isteyeceğiz umarız bu talebimizi kırmazlar. Hatta ortalık daha çok tenha olduğundan, akşamları sahildeki restoranda kimseler olmadığından yağmur olasılığını düşünerek çadırımızı restoranın çardakları altına kurmayı da teklif edeceğiz. Umarız bu teklifimizi de kırmazlar. Tabii restoranda ufak da olsa yeme içmeyi yaptığımızdan bu gibi teklifleri getirebiliyoruz. Yoksa kimse restoranının dibine çadır kurdurmayı kabul etmez kolay kolay.




İyi yağmur yağdı. Kahve içmeye gidiyoruz.

Kahve içmek için cafedeyiz. Önümüz sahil yolu olduğundan Yanartaş/Tekirova yönüne doğru yürüyen yabancı grupları da görüyoruz. Kahvenin ardından artık sahile dönmenin zamanı geliyor. Daha Olympos Antik Kentinde keşif ve araştırma yapacağız. Sahil yolundan yürürken Çıralı sahiline de bakmadan geçmiyoruz. Daha sezon açılmamış besbelli. Her yer bomboş, pansiyonlar tadilatta, etraftan çekiç, matkap ve traktör sesleri geliyor. Sezonun bu kadar açık olması bile bizim için yeterli. Çünkü etraf huzurlu ve sakin.

Biraz sahile bakınalım




Yazı bekleyen şemsiyeler

Kahve zamanı

Yanartaş/Tekirova tarafına giden Rus turistler


Sohbet zamanı

Her yer pansiyon. Seç beğen al.


Sahildeki Caretta Caretta
yumurta koruyucuları

Yumurtalama zamanını bekleyen koruyucular

Akşamüstü saat 16:00 gibi sahil keyfi için kamp atacağımız restorana geri dönerek hem kamp hem de yemek işini restoran ile konuşup anlaşmak istiyoruz. Tabii çadır kurmak için daha erken. Cezai işlemden dolayı akşam 19:00’dan sonra çadırı kurmamız gerekiyor.

Sahile iner inmez, zaman da olduğundan Olympos antik şehrini gezmeye karar veriyoruz. Bu sefer Rabia elmek istemiyor ve onu sahilde bırakarak antik kenti gezmeye gidiyoruz. Şansımıza kapıda para da almıyorlar. Artık buraların çocuğu olduk tabii. Normalde Olympos’ta pansiyonda kalacaklar için sahile her gidip gelmek antik şehire giriş parası demek. Olympos’a gelecek arkadaşların yanlarında müze kart bulundurmaları mantıklı ve hesaplı bir hareket olur.


Antik şehirin içerisinde gezmeden önce hemen girişteki Kaptan Eudemos’un lahiti dikkatimizi çekiyor ve üzerindeki yazı bizi hüzünlendiriyor, karadeniz’e giden eudemos burada son nefesini vermiş besbelli

“son limana demirledi gemi, çıkmamak üzere,
çünkü ne rüzgardan ne de gün ışığından medet var artık...
işık taşıyan şafağı terkettikten sonra kaptan eudemos
oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi, kırılmış bir dalga gibi.”

Önce şehrin tepesindeki kaleye tırmanıyoruz. Burada harika bir manzara var. Yükesklikten korkmayanlar çıkıp Çıralı ve Yanartaşlar girişine kadar buralardan tüm sahili mutlaka görmeli. Ardından antik şehrin ağaçlar, otlar arasında kalmış kalıntılarını geziyoruz. Olympos buraların oldukça etkiletici şehri. Birçok yeri sarmaşıklar kaplamış, şehirin içerisinden akan dere yemyeşil manzaraya hüzün katıyor adeta. Sanki o zamandan birileri şehirin içerisinden karşımıza çıkacakmış gibi. Agorası, tiyatrosu, lahitleri ile Olympos mutlaka dolu dolu gezilmeli.





Ne manzara var ama

Aman sıkı tutunalım


Tekirova yönü. Hemen karşıdaki tepelerin arkasından geldik.
























Akşamı Olympos’ta yapıyoruz. Fotoğraf makinasının pili bile bitiyor ama bizim enerji bitmiyor. Olympos çıkışında Kaptan Eudemos’un önünde saygı ile bir daha eğilerek sahile dönüyoruz.

Akşam restorana döndüğümüzde bulgur pilavı ve yoğurt ricamız kabul görüyor daha da önemlisi hava iyice karardıktan sonra çardak altına çadır kurmamıza izin veriyorlar. Kendilerine bir kez daha teşekkür ediyoruz. Ama olası bir ceza gelmemesi için soracaklara parolamız belli “biz görmedik, birşeyden haberimiz yok, geldik kurduk.”. Buralarda yazın veya Eylül gibi çadır kurmayı teklif bile etmeyin diyoruz. Mevsim boş olduğundan bu fırsat ortaya çıktı.

Akşam yemekten sonra bir süreliğine sahile gidiyoruz ve pırıl pırıl gökyüzünde yıldızları seyrederek hangisi gezegen hangisi yıldız diyerek uyku vaktimizi getiriyoruz.

Yarın sabah hedef Musa Dağı üzerinden Adrasan sonra Gelidonya Feneri yolu üzerinde son su kaynağının bulunduğu Deveçiftliğinde kamp. Günler geçip gidiyor işte....