a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

9 Nisan 2014 Çarşamba

.AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
4. GÜN PARKUR DETAYLARI:
4. gün Başlangıç: 08:20 (Kleopatra Koyu) 
4. gün Bitiş: 18:20 (Olympos sahili kamp)

Toplam mesafe: 23 km. (Kleopatra Koyu - Maden Koyu 12 km., Maden Koyu - Çıralı Sahile İniş 5 km., Çıralı Sahil - Çıralı Merkez 3 km. Çıralı Merkez - Olympos 3 km.).
Ek bir bilgi daha vermemiz gerekirse Tekirova Orman yolu girişinden (Corinthia Oteli Karşısı, Mobese direğinin bulunduğu yer) Çıralı kumsalının başına inmek toplam 21 km.

Su: Neredeyse tamamının orman içerisinden yüründüğü bu parkurda su problemi yok. Mehmetli Bükü'ne (Tatlısu Koyu) vardığınızda ve geçtikten 2 km. sonra çeşme var. Bu çeşmelerden birinde suyunuzu tamamladığınızda sizi Çıralı'ya kadar idare edecektir. Çıralı yönünden gelecekler için de benzer yorum yapılabilir. Bu bölgedeki su kaynaklarına kadar idare edilebilir. Zaten bu kaynaklar yolun tam orta bölümlerinde yer alıyor. Maden Koyu ile Çıralı arası yol üzerinde su kaynağı yok. Ayrıca bu parkurda yerleşim, köy vs. olmadığını da belirtmek gerekir.

Konaklama: Bu bölgede konaklama sorunu yok. Bu bilgi aralarda kamplı konaklayacaklar için geçerli zira aralarda yerleşim yok.  Bu parkur sadece kamp kurmak için bile yürünebilir çünkü çadır konaklaması için birbirinden güzel koylarda seçim yapma imkanı var. Pansiyon konaklaması yapacaklar, parkurun başı ve sonu yerleşim olduğundan Olympos, Çıralı, Tekirova'da birçok pansiyon bulma imkanına sahipler. Günübirlik olarak Likya Yolu'nun keyfine varmak isteyenler de bu parkuru yürüyebilir. Performans sorunu olanlar için tek sorun parkur uzunluğu denebilir. Olympos'ta yerli halk tarafından işletilen, kahvaltı ve akşam yemeği veren hesaplı pansiyonlar var. Bunlardan en bilineni ve en eskisi Kadir'in Ağaç Evleri (web link - +90-533-354 99 41). Çıralı tarafında alternatif çok ancak fiyatlar Olympos'a göre biraz daha yüksek kalabilir. Hesaplısından bir tavsiye verecek olursak Friends Pansiyon (+90-535-208 54 44) olabilir. Emekli bir öğretmen tarafından işletilen Friends Pansiyon Yanartaş tarafında, sahil yolunun arka sokağında kalıyor ve Likya Yolu Tekirova-Çıralı yol tabelasına çok yakın.



Parkur Zorluğu: Parkurun en önemli zorluğu uzun oluşu. Arasıra dik çıkışlar, dikkat gerektiren bölgeler içerse de (bu engeller her doğa yürüyüşünde karşınıza çıkacak türden zorluklar) birçok kişi tarafından rahatlıkla yürünebilir.
Tekirova ile Maden Koyu arasında, zamanında Krom madeninin yolu olarak kullanılmış orman yolundan yürüyorsunuz.
1960larda kapatılan krom madeninin terk edilmiş, oldukça gizemli görünen binaları arasından sahile indikten sonra patikalar başlıyor. Bu inişili çıkışlı patikalardan Çıralı inişine kadar, irili ufaklı koylardan, harika deniz manzaraları eşliğinde ilerliyorsunuz. Çıralı'da konaklayan turistler günübirlik olarak Maden Koyu'na yürüyerek tüm günü burada geçirdikten sonra yeniden Çıralı'la geri dönüyorlar. Çıralı'da konaklama yapıp bu tür kısa yürüyüşler de yapılabilir. Günübirlik olsa bile bu patikaların düzgün bir ayakkabı ile yürünmesi gerektiğini hatırlatalım.
Orman yolundan yürüneceği için bu parkurlarda işaret sorunu da yok, hatta patika birçok yerde belirgin sadece Maden Koyunun sahilinden patikaya girerken biraz dikkat etmeniz gerekiyor. Çünkü geniş bir açıklıktan bolca çalının olduğu bir yerde patikayı bulmak ve görmek durumundasınız. Baba ve işaretler mevcut ancak görmek biraz problem yaratabilir. Bu bölgede işaretleri kaçırdığınız takdirde Yanartaşlar'a kadar giden yarım günlük uzun bir yürüyüş yapıyor olursunuz. Bu bölgede çok sayıda yürüyüşçü yolu bu sebeple karıştırabiliyor. Maden Koyundan Çıralı yönüne devam edeceklerin biraz daha dikkatli olmaları gerekiyor. 
Maden koyundan sonra patikalar oldukça belirgin, işaretler ve babalar da mevcut. Burada tek sorun yukarıda belirttiğimiz gibi iniş ve çıkışlar. Maden koyundan sonra irili ufaklı koylara inip sonra geri çıkıyorsunuz ama manzaralar tüm sıkıntıları unutturuyor.
Tekirova-Maden Koyu arasını orman yolundan yürüyeceğiniz için zaten bir probleminiz olamayacak.
Bu parkurda unutulmaması gereken uzun oluşu, yerleşim olmaması ancak su problemi de yaşamayacak olmanız. Maden Koyu-Çıralı inişi arasında su yok. Su kaynakları Maden Koyu-Tekirova orman yolu üzerinde. 

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------







Güne saat 07:00'de başlıyoruz. Adımlarımız bizi bir önceki gecenin dere gürültüsünden ıssız ve dingin bir sahile getirdi. Gece boyunca çok rahat uyuduk. Sabah Mehmet'in acılarından arınmış olarak uyanması herkesi memnun ediyor. Yürüyüşlerde günlük yaşamın (iş, trafiksiz yollar, para vs.) getirdiği anlık mutluluklar yerini bu tür mutluluklara bırakıyor. Günlük yaşantımızda ne kadar "önce sağlık" desek de gün içerisinde maalesef unutup gidiyoruz. Ancak doğada olup, yaşadığını hissedince mutluluklar da böyle oluyor işte. Sağlıkla uyanıp bir yerimizin ağrımadığını hissedince gün boyu yapılacak aktiviteye de aynı şekilde moral olarak yansıyor.

Tüm ahali sabah 07:00'de uyanmıyor. İlk ayaklanan Altuğ ve sahilde bir süre oturup, fotoğraf çekiyor. Saat 07:30'a doğru da Mehmet ve Rabia çadırdan çıkıp yola çıkmak üzere toparlanmaya başlıyoruz.


Sabah çadır içinden manzaramız

Çadırdan çıkar çıkmaz Kleopatra Koyu.
Güneş yeni doğuyor.
Yola çıkmadan çevrede gezinti yapıyoruz.

Kumsal taşları

Öncelikle Mehmet dün yaşadığı pişik sorununun geçip geçmediğini hafif hafif yürüyerek kontrol ettiğinde kendisini gayet iyi hissettiğini söylediğinde hepimizin keyfi yerine geliyor. Bir gün önce karar verdiğimiz üzere (Rabia'nın baskısı sağolsun) içerisine kısa pamuklu bir şort giyerek yürüyecek. Bu yöntem bugün ve ilerleyen günler için çok da işine yarayacak. İlerleyen günlerde Mehmet'in sorun yaşamadığını şimdiden söylememiz yerinde olur. Her yürüyüş bir tecrübe aslında.

Bugün yürüyüşün düne göre biraz daha rahat olacağını tahmin ettiğimizden çadırları toparlarken, ihtiyaçlarımızı görüp bir yandan da çantaları düzenleme fırsatı buluyoruz.

Kahvaltıyı aynı dün olduğu gibi ilerleyen saatlerde yapmaya karar veriyoruz ve 08:00'de Kleopatra Koyundan ayrılarak parkurun başına yani çeşmenin yanına gidiyoruz. El yüz yıkama ve diş fırçalama zamanı. Tabii dün gördüğümüz karadut ağacından yerlere kadar sarkan dutların tadına bakmaya da zaman ayıracağız. 

Karadutları yemeğe doyamıyoruz. Bizden sonrakileri de düşünerek, "bir tane daha", "bir tane daha" diyerek Mehmet ve Altuğ adeta sabah kahvaltılarını yapıyorlar.

Rabia önden yola koyularak saat 08:20'de Çıralı yönüne doğru orman yolundan hareket ediyoruz. İlk hedef Mehmetli (Mehmet Ali) Bükü, yani Tatlısu Koyu.


Karadut zamanı. Yemeğe doyamıyoruz.
Hemen bu karadutun dibinde de çeşme var.

Rabia karadut festivalini erken bitirip yola çıkıyor.
Mehmet ve Altuğ anca bitiriyor festivali.

Çıkışımız başladı. Batonlar yola göre ayarlanıyor.

Yürüyüşün başında sıfır seviyeden başlayarak (çeşmenin olduğu nokta deniz seviyesi) hafif bir çıkış ile deniz seviyesinin 80 metre üzerine çıktıktan sonra nispeten düz bir yoldan ilerliyoruz.

Tepe noktaya varmamız yaklaşık 20 dakika sürüyor ve manzaramızı hemen önümüzdeki Tatlısu Burnu ve Üç Adalar oluşturuyor. Bu güzel manzarayı bir süre seyrediyoruz. Tatlısu Koyu'nun hemen arkasında bulunduğumuz konumdan, daha doğrusu yürüyüş sırasında gözükmeyen bir koy daha var. 


Antremanlıyız artık bu tür çıkışlar yormuyor.

Arkamızda bıraktığımız tepeler ve yollar.
Arkada Tahtalı tarafı da görülüyor.

Rabia Mehmet ve Altuğ'u beklemiş sağolsun.
Bu iki adamcağız yaşlı malum. Öyle tempolu
yürüyemiyorlar. Hey gidi gençlik...

Ekip yeniden kızlı/erkekli yollarda

Çıkış biraz daha rahatladı. Tatlısu Burnuna ulaşıyoruz. 

Yol nispeten düz hale geldi. İleride Üç Adalar da gözüküyor.

Manzara seyretme zamanı

Tatlısu Burnu ve Üç adalar

Biraz kendimizi çekelim değil mi? Altuğ.

Rabia. Sıradaki gelsin.

Mehmet. Sıradaki gelsin. Bitti.

Manzara seyri ve fotoğraf molalarının ardından yeniden yola çıkıyoruz. Yolumuz toprak ve geniş orman yolu. Bu bölgede Maden Koyu'na kadar bu orman yolundan ilerleyeceğiz. Bu yol aynı zamanda Krom madeninin 1960lardaki ulaşım yolu. Bu kadar güzelliğin içerisinden götürülen koca koca kaya parçalarını düşünmek hayal ürünü gibi gelse de bunlar zamanında yaşanmış. Herhalde rezervler azaldığından kapatılmış. Kimbilir?

Yaklaşık 20 dakikalık bir yürüyüşle de saat 09:00'da Mehmetli Bükü, bir başka deyişle Tatlısu Koyu'nu gören tepeye ulaşıyoruz. 


Bu kadar eğlence yeter!! Yola devam.

Şu batonları bir tutsana eşyaları düzelteceğim.

Mehmetli'ye doğru yürüyüş devam ediyor.

Yeteri kadar yükseldiğimiz için yol inişli çıkışlı bir hale geldi. Zor değil.

İlk hedefimize az yolumuz kaldı. Mehmetli Bükü.

Tempomuz da gayet güzel.
Parkurun Maden'e kadar olan kısmı bu şekilde orman yolu.

Ağaçlar arasından Mehmetli'nin güneyindeki
Adalarkarşısı burununu görmeye başlıyoruz.

İlk hedefimiz tamamdır.

Mehmetli Bükü (Tatlısu Koyu)

Bu da kumsalı. Sahilinde küçük bir akarsu da var.

Manzara sonrası koya doğru inişe başlıyoruz.

İniş sırasında her noktada manzarayı seyrediyoruz.

Mehmetli Bükü (Tatlısu Koyu)

Kendimizi çektirmeyi ihmal etmeyelim. Kanıt niteliğinde.
Birileri yürümediniz falan der neme lazım, hemen açar gösteririz.
Yürüyüşümüzün 2. km.sinde ilk hedefe ulaştık. Koyun kuzey cephesi olan tepeden orman yolundan koya doğru inişimize başlıyoruz. İlerleyen saatlerde yürümekten yemek yemeği (gerçi Rabia'nın yemek konusunda sürekli hatırlatıcı bir işlevi var grupta) unutabilme ihtimalimize karşı Koya indikten sonra gölge bir yerde yemek yemeği kararlaştırıyoruz. Oy çokluğu ile. 

Saat 09:15'te koya iniyoruz ama sahiline çıkmıyoruz. Hemen kumsalının arkasındaki orman yolunda durarak yolun ortasına soframızı açıyor, kahvaltı saatimize başlıyoruz. Artık yanımızda yemekler iyice azaldı, daha kısıtlı ve daha hafif. Bir derdimiz yok bu konuda aksine daha mutluyuz. Açlığımızı bastıracak gerekli yiyecekler var. Nasıl olsa önümüz yerleşim. Ne istersek temin edebilme olanağı var. Zaten yürümekten, yorgunluktan aklımıza gelmiyor.

Bulunduğumuz konumda, orman içerisinde bir süre sonra yıkılmış, eski taş yapılar gözümüze çarpıyor. Bunların tarihi konusunda bir fikrimiz yok ancak Mehmetli Koyunda eski taş ev gibi tek tük yapılar gözümüze çarptı.


İşte hizmet.
Yol kenarında kedigözlü işaret.

Bu Likya Yolu için değil aslında.
Bu bölgede yollara taş kaymaları olabiliyor.

İnişe devam ediyoruz.

Yol kaymasını işaret eden bir taş daha.

Deniz seviyesine kadar ineceğiz.

Mehmetli'nin kumsalı. Muhtemelen arazi araçları, ATVler
buraya gelip kumsalda geziniyorlar.

Kahvaltıya az kaldı. Rabia açlıktan bitmiş durumda.
Altuğ Mehmet için değişen birşey yok. Etmeseler de olur.

Kumsalın hemen arkasındaki
orman yolundan ilerliyoruz.

Kahvaltı yeri bakıyoruz.
Burası uygun. Duruyoruz.

Yol ortasında ettiğimiz kahvaltının ardından 09:35'de yola çıkıyoruz. Buraların ne derece sakin olduğunu hayal edilebilmesi bakımından yolun ortasında kahvaltımızı yaptığımızı vurgulamak istedik.

Kahvaltının ardından orman içerisinden gölge yollardan yürümeye devam ediyoruz. Mehmetli Bükü'nün arkasından dolanarak güney cephesine geçiyoruz. Özetle koy içerisinden hilal şeklinde bir yol çiziyoruz. Orman yolunun gölgeliğinden sanki sonradan düzlendiğini düşündüğümüz açık bir alana çıkıyoruz. Bu açık alanın az ilerisinde bugünün ilk su kaynağı var. Kuruyacağını pek düşünmüyoruz zira yalak bile yapılmış ve bayağı gür akıyor.

Açık alandan kısa bir süre orman yolu takip ettikten sonra bu çeşmeyi hemen solda görüyoruz. Susuzluğu olmayan Rabia yoluna devam ederken Mehmet ve Altuğ sırtlarında taşıdıkları plastik bardaklardan sularını içerken, sularını da tazeliyorlar. Taze su sırtta taşınandan daima daha güzel ve doyurucu geliyor. 


Kahvaltı sorası yeniden yola koyuluyoruz.

Bir süre gölgeden yürüdükten sonra az sonra güneşe çıkacağız.

Geniş bir açıklığa çıkıyoruz.

Burası bayağı bir düzlük. Hatta sonradan düzlenmiş gibi.

Rabia gidedursun biz su içelim.

Taze su çok iyi geliyor.
Maden Koyu öncesi ileride bir tane daha var.

Çeşmenin hemen ardından deniz seviyesinden orman yolundan tırmanışımız yeniden başlıyor. Çok değil deniz seviyesinden 60 metre yüksekliğe çıkacağız. Tırmanış derken kimsenin bu bölgelerde gözü korkmasın. Uzun ve dik olan çıkışları ilerleyen kilometrelerde göreceğiz (Maden Koyu'na inmeden önceki orman yolu, Arapyalısı Tepesi ve Maden Koyu sonrası patika çıkışları). 

Çeşmeden itibaren yaklaşık 1,5 km.lik hafif bir tırmanışın ardından Mehmetli Bükü'nün güney cephesine ulaşıyoruz. Koyun bu cepheden manzarasını ve yürüdüğümüz yolları kısa bir süre seyrettikten sonra yeni bir koya doğru ilerliyoruz. İlerledikçe Tekirova'nın karşısında gibi gözükse de tam bu bölgeye yakın olan Üçadalar karşımıza çıkıyor. Mehmetli'yi arkamızda bıraktıktan sonra ismini bilmediğimiz bir küçük koya daha ulaşıyoruz. Koy ismini bilmesek de kumsalı ve ulaşımı mevcut ve çok güzel gözüküyor.

Bulunduğumuz noktadan Üçadalar'a en yakın nokta olan Adalarkarşısı Burnu da gözüküyor. Bu koyun kumsalında da ufak bir dere göze çarpıyor. Bu arka taraflarda su kaynağı olabileceğinin bir göstergesi olabilir.

İşaretler tek tük olsa da orman yolundan yürüyoruz.

Hele ki çıkışta güneş etkisini biraz gösterince
bir anda ter içerisinde kalıyoruz.

Çıkış çok dik değil. Fazla zorlamıyor.

Çıkışımız başladı.
Mehmetli'nin güney cephesine doğru geçiyoruz.

Yürüyüşümüz sırasında buralarda kimselerle karşılaşmıyoruz.

Çıkışın ardından yol nispeten düz hale geliyor.
Mehmet çantasının tepesine şortunu kurutmak için astı.
Güneş çıkınca seviniyor haliyle.

Mehmetli'nin kuzey cephesine bakıyoruz.
Koya indiğimiz yollar karşıdan görülüyor.

Kısa bir çanta yerleştirme molası

Çok güzel manzaralar eşliğinde yürüyoruz.
Yürümekten hiç sıkılmadık desek yalan olmaz.

Yeni bir cepheye, yani koya doğru geçiyoruz.

Küçük bir koya daha ulaşıyoruz.

Yürüyüşe devam. Koya doğru iniş az sonra başlayacak.

İşte inişimiz başlıyor.

Adalarkarşısı Burnu hemen karşımızda.

Küçük koya ulaşıyoruz.
Bunun da sahilinde küçük bir akarsu var.

Mehmetli'de olduğu gibi bu ufak sahile de orman yolundan benzer bir iniş yapıyoruz ve saat 10:30 gibi koyun hemen arkasındaki çeşmeye ulaşıyoruz. İnişimiz sırasında havanın da yavaş yavaş kapamaya başladığını fark ediyoruz. Güneş var ancak kısa bir zaman sonra olmayacak.

Yürüyüşe başladığımızın 6.km.sindeki bu çeşme Çıralı'ya kadar yapacağımız yürüyüşten önceki son su kaynağı. Buradan sular tazelenip doldurulduğunda yol boyunca size rahatlıkla yetecektir. Bu parkurun zor bölümleri var ama susuzluk sorun değil.

Orman yolu da olsa bu bölgelerde işaret sorunu yaşamayacağınızı da ayrıca belirtelim.


Ufak koya doğru iniyoruz.

Orman yolu iki aracın geçeceği kadar geniş.

Ufak virajlarla inişe devam ediyoruz.

Pirince giden Çinli gibi.

Aşağıda manzaraya bakıp yola devam.

Hava kapatıyor.

Yürürken mümkün olduğunca gölgeleri tercih etmek lazım.

Deniz seviyesine indik,
sahilin arkalarından yürüyoruz.

Çıralı öncesi son çeşme. Suları doldurun yeterli. 
Aralarda kamp atmayacaksanız rahat rahat yeter.

Çeşmeden sonra kısa bir süre düz yürüyoruz.
Sırada Maden Koyu çıkışı var.

Her ne kadar çeşmeden sonra kısa bir mesafe deniz seviyesinden yürüyor olsak da çeşmeden hemen sonra yukarıda da belirttiğimiz bugünün en yüksek noktasına çıkışımız başlıyor. Arapyalısı Tepesi. Toplam rakım 300 metre ama biz sadece 215 metresine çıkacağız sonra Maden Koyu'na ineceğiz. Bu çıkış orman yolundan ve uzun olacağından dik bir çıkış yapmayacağız. 

Çıkışımıza başlarken hava da tahmin ettiğimiz gibi kapatıyor ve hava yağmur yağabilecek bir duruma gelmeye başlıyor. Aslında yağmurdan çekincemiz yok ama tek korkumuz Antalya'nın aşırı sağanak ve yıldırımlı yağışları. 

2011'deki yürüyüşümüzde Alınca'dan (Kabak Koyu sonrası) yaptığımız kayalıklı, uçurum kenarındaki inişte yakalandığımız dolu aklımıza geliyor. Islanmayı dert etmemiştik ama her ne kadar bulunduğumuz ortamda bir kayanın dibine sinmeye çalıştıysak da kaçacak fazla bir yerimiz yoktu. Xanthos çıkışında ıslanıp Çavdır'da üstümüzdekileri sıka sıka kurutup, aralıklarla yağan yağmurun ardından, aynı günün akşamı Üzümlü girişinde iliklerimize kadar tekrar ıslanmamızı unutturamayacak kadar özel yürüyüşler yaptık Likya Yolu'nda. Üzümlü girişine 500 metre kala yediğimiz yağmurda Altuğ batonları yere atıp tepinmişti sinirden.

Bu son çeşmeden sonra tümü orman yolundan, Maden Koyu 3 km.si çıkış, 3 km.si iniş olmak üzere 6 km. uzaklıkta. Çıkışımız yağmur yağdı yağacak bir şekilde başlıyor. 

Yağmur ince ince yağmaya başlıyor. Çantaların yağmurluklarını takıyoruz. Kendimiz için gerek yok zira yağmurluklar naylon olduğu ve terleteceklerini bildiğimizden öncelikle pek giymek istemiyoruz ancak 10-15 dakika sonra şiddeti artmaya başlayınca yağmurluğu giymek zorunda kalıyoruz.

Hem yokuş çıkıp hem de üzerimizde yağmurluklar inanılmaz hararet yapıyor. Benzer durumu Alınca'da yaşamıştık ve her türlü ıslanmayı göze alıp yağmurlukları çıkarmıştık.

Yağmur ciddi anlamda ıslatacak şiddette yağmıyor. Tek korkumuz yıldırım çünkü sığınacak bir yer yok. Ormanın ortasındayız. 

Yağmurlukları tam çıkışın ortalarında keskin bir "U" dönüşü yapar yapmaz , Adalarkarşısı Burnu'na en yakın olduğumuz bir noktada giymek zorunda olduğumuzu anlıyoruz ve üzerimize geçiriyoruz.



Çıkışa adım adım.

Hava güneşli gibi gözükse de birazdan kapatacak.

Birçok yerde bu çiçeklerden var.

İşte Arapyalısı'na çıkış başladı. 

Kıvrılarak giden orman yolu.

Rabia'dan hem soluklanma hem de
Mehmet ile Altuğ'u bekleme molası.

Çıkışa devam ediyoruz.

Yağmur başlıyor.
İnatlaşmadan yağmurlukları giyme zamanı geldi.

Haydi Emmoğlu şu sırtımı da örtsene...

Sırtını da kapatalım üşümesin.

Adalarkarşısı Burnu ve Üç Adalar. Adalara en yakın nokta.

Yağmurda yürümek de kısmet oldu.

Fotoğraf çekimine hazırlanıyoruz. Defile gibi.

Karşınızda Likya Yolu sonbahar kreasyonu

Herkesin keyfi yerinde.

Bayanlar için kreasyonu unutmadık tabii.

Haydi çekimler tamamlansın da yola çıkalım...

Tempomuz gayet iyi sayılır. Rabia en önde kendini dinleyip yürürken Altuğ ve Mehmet yağmurun harika sesini dinleyerek ilerliyorlar. Gökgürültüsü var ama sahilden içeride. Pek gelecek gibi de gözükmüyor. Bu arada deniz seviyesinden yükseldiğimiz için aşağıdaki irili ufaklı sahilleri de görebiliyoruz. Bunlardan birisi de Arapyalısı Koyu.

Yağmur tırmanışımızın 2 km.si boyunca tahmin ettiğimizin aksine çok keyifli ve sakin yağıyor. Islanmak çok iyi geliyor. Hem bedene hem de ruhumuza. 

Çıkışımız yaklaşık 1 saat sürüyor ve keskin bir "U" dönüşünün ardından bugünün en yüksek noktasına saat 11:30'da ulaşıyoruz. GPS'e göre tepe noktaya varmak üzereyiz ama "U" dönüşünün ardından aşağıda Maden Koyu'nu ve arkasındaki Atbükü Koyu'nun (Boncuklu Koyu) harika manzarasını görmeye başlıyoruz. Deniz seviyesinden 215 m. yüksekteyiz.

Günün en yüksek noktasında, bu harika sisli ve yağmurlu manzarada toplu fotoğraf çekilmeden olmaz diyerek grubun en önünde giden Rabia'ya seslenen Altuğ onu da çağırıyor ve burada fotoğraf molamızı veriyoruz. 

Aşağıda Maden Koyu manzaralı  tlefonlardan online
fotoğraf paylaşımı yapacağız. Ayarları tamamlıyoruz. 

Durmaksızın yağan yağmurun altında fotoğrafa ayarlanmış halimiz. 

Arapyalısı Tepesinden Maden Koyu'na inişimiz başlıyor.

Yağmurlukların altında sera etkisi gördüğümüzden bir an önce fotoğraf çekilerek inişe başlıyoruz. Zaten yağmur da yağdığından fotoğraf makinamızı ıslatmak gibi bir niyetimiz de yok. Ama fotoğraf çekimleri de defile gibi oluyor yani. Üstümüzü başımızı düzeltiyoruz. Yırtık yağmurlukla yürüyen Altuğ'un üzerine Mehmet çeki düzen veriyor. Bayağı bir emek harcıyoruz açıkçası.

Fotoğraf molasının ardından solumuzda kalan Maden Koyu ve ilerisindeki koy ve burunları seyrederek orman yolundan iniyoruz. Maden Koyunun açığında balık çiftlikleri göze çarpıyor. Çok büyük değil zira denizin ortasında küçücük kalmış.

İniş sırasında da yağmur azalmaya başlıyor. Her an başlayabilir diyerek yağmurlukları hemen çıkartmak istemesek de vücutlarımızın sera etkisine dayanabilmesi mümkün değil. İlk önce Altuğ yağmurluğu çıkartıyor. Mehmet her ne kadar dirense de bir süre sonra o da çıkartmak zorunda kalacak.

Bahar etkisini her yerde gösteriyor. Yol üzerinde taze kekik kokuları, yabani siklamenler gözümüze çarpıyor.


Maden Koyu'nun açığındaki balık çiftlikleri

İniş sırasında yağmur biraz hafifliyor.

Bu geniş orman yoluna Maden'den sonra
hoşçakal diyerek patikalara gireceğiz.

Maden Koyu'nu Atbükü'nden ayıran burun.
Arkadaki sahil Atbükü (Boncuklu Koyu).

Yabani Siklamenler.

Maden Koyu
Maden Koyu Hatırası

Yaklaşık yarım saat süren 2.5 km.lik inişin ardından orman yolu devam etse de işaretler bize sahile doğru sokan başka bir orman yoluna girmemiz gerektiğini söylüyor. Bu bölümde işaret ve babaları görebilmek mümkün dolayısıyla orman yolundan düz devam edip tekrar yukarılara doğru çıkmanız biraz da yürüyenlerin hatası olur. Çünkü düz devam eden yol sahilden uzaklaşıyor. Zaten ilerlerde de yol bitiyor. Ancak bizim işaretlerin gösterdiği gibi sola saparak sahile doğru terk edilmiş maden tesisine doğru inmemiz gerekiyor. Parkurun bu noktası da orman yolunun sonu aynı zamanda.

Sola saptıktan sonra sahile doğru inmeye devam ediyoruz. İndikçe terk edilmiş yıkık binaları görmeye başlıyoruz. Binalar buraya değişik bir gizem yaratıyor. Terk edilmiş Nazi askeri ve toplama kampları gibi yıkık binaların etrafını sarmaşıklar kaplamış, sanki biraz restorasyon ile yeniden faaliyete geçecekmiş gibi duruyor. Madencilerin sesini duyacakmışız gibi bir ortam var. Lost adası gibi. Hatta Kate Clow'un kitabındaki fotoğrafa göre buralarda bir yerlerde kullanılmayan maden tezgahı bile olmalı. Burayı gelip görürseniz benzer düşünceleri sizlerin de yaşaması mümkün.

İşte sahile inen patikaya saptığımız yer. Burası ÖNEMLİ.
İşaretler de gözüküyor zaten.

Patikaya yani sahile doğru sapmamızı gösteren işaret.

Sahile doğru iniyoruz. Orman yolundan çıktık artık.

Maden tesisinden arta kalan binalar
karşımıza çıkmaya başlıyor.

Sahile doğru kıvrılarak inen bir yoldayız.

Hayatın gerçeğine gelirsek bu güzelim yerde Krom madenini çıkartabilmek için doğaya ciddi bir zarar verilmiş olması gerekir. Biz o dönemleri ve sonrasını görmediğimiz için kestirebilmek zor çünkü doğa kendisinden götürülenleri zamanla geri kazanmaya başlamış bile. Neler götürdü zamanında kimbilir?

Yaklaşık 400-500 mt.lik yürüyüşün ardından Maden Koyu'nun kumsalına saat 12:30'da iniyoruz. Maden Koyu'na varmamız ile birlikte sahilin sonunda patikalar başlayacak.

Sahili balıkçıların kullandığı, sahildeki eski bir karavandan anlaşılıyor. Ancak civarda kimseler gözükmüyor. Sahildeki derenin uygun olan bir yerinden karşıya geçiyoruz ve denizin dibinden karşı sahile doğru yürümeye başlıyoruz.


Yıkık maden tesisleri ormanın ortasında kasvetli bir ortam oluşturuyor.

Sahile ulaşmak üzereyiz. Birçok yerde binalar var.

Kasvetli ortam ama Maden'e ulaşarak bir hedefi daha tamamlıyoruz.

Maden Koyu'nun sahiline ulaştık.

Manzara aynen böyle.
Kumun rengi koyu bej gibi.

Maden Koyu

Denizin dibinden sahilin diğer ucuna doğru ilerliyoruz. Hemen karşıda
bol ağaçlı gibi duran tepeye çıkarak arkasındaki Atbükü'ne ineceğiz. 

Ayakkabılara kum doldurmadan sakin sakin ilerleyerek GPS'e göre sahilin sonuna doğru içeriye doğru girip patikayı bulmamız gerekiyor. GPS olmayanlar için burası bu parkurun kritik bölümü.

Sahilin sonuna doğru kumsaldan içeriye doğru giren patikayı görüyoruz, yürüyeceklerin dönemine kalır mı bilinmez ama ortada sahipsizce duran bir balık çiftliğinin dubasının yanından geçiyoruz. En azından biraz dikkatli bakınca sahilin sonunda insanlar tarafından sıkça yürünmüş genişçe patikaları seçebiliyorsunuz.

Aslında burada bize yol gösteren Çıralı tarafından gelen Meksika'lı bir turist oluyor. Oldukça akıcı Amerikan İngilizcesi konuşan bu arkadaş patikanın hangi yönde olduğunu eliyle bize gösteriyor. GPS de var ama bu kadar geniş sahilden sık çalıları ileride görünce kafalar karışıyor haliyle.

Biz de kendisine gerekli yol yardımını yaptıktan sonra yola koyuluyoruz yeniden. Hemen ileride ağaç kadar olmuş kocaman bir kaktüs gözümüze çarpıyor. Bu kaktüsler Teke Yarımadasında sıkça görülebiliyor zaten. Balık çiftliği durur mu bilinmez ama yürüyeceğiniz tarihte de koca kaktüs orada olacağından aklınızda kalacaktır.


Sahilin sonundaki balık çiftliklerine ait dubalar

Sahilin en dibinden patikaya girilmiyor.
Biraz daha içerilere girmek lazım.

Meksikalı turist ile birbirimize karşılıklı yol yardımında bulunuyoruz.

Rabia önden yola devam ediyor.
Patika kaktüsün yanından sola doğru sapıyor.

Kaktüs hatırası. Olur da Temmuz/Ağustos'ta
Kaş civarına tatile giderseniz bunun
meyvalarından tatmayı ihmal etmeyin.

Kaktüs hatırası çeken Mehmet.
Bu arada işaret sorunu da yok.
Koca koca babalar var.
Ancak yine de dikkat etmek lazım.

Burada işaret yok ama kaktüsün dibinden başlayan babaları görmeye başlıyoruz. Bu babalar bizi çalıların içerisine sokuyor ve bir süre sonra patikaya girerek Atbükü'ne (Boncuklu Koyu) doğru çıkmaya başlıyoruz. Patikayı hemen karşınızda görmüyorsunuz. Ağaç ve çalılar arasından geçerek biraz eğilip bükülmeniz gerekiyor.

Rabia çıkışa başladı ama Altuğ ve Mehmet ortalığı incelemeye devam ediyor. Patikaya girmeden hemen önce patika civarında bir oyuk gören Altuğ ve Mehmet muhtemelen Krom madeninden kalan bir oyuk olduğunu düşündüğü delikten biraz içeriye girerek etrafı inceliyorlar. Bu oyuk oldukça düzgün açılmış ve madenden arta kalan bir oyuk olması kuvvetle muhtemel. İçerilere kadar gidiyor ama ortalık karanlık. Daha fazla maceraya girmeden çıkıp olmaları gereken yere, patikaya dönüyorlar.


Babaları takip ediyoruz.

Çıkışı yapacağımız yere geldik.
hemen ileride bir oyuk görüyoruz.

Oyuk içi oldukça düzgün açılmış.
Maden'den kalan bir hatıra olmalı.

Oyuğun hemen yanında bizi patikaya
sokacak babalar var. Buralarda biraz dikkat.
Ağaçların arasından geçiyorsunuz.
Yol yok sanmayın.

Patikaya girerek çıkışa başlıyoruz.

Patikadan çıkışımız başlıyor. Aslında çok da uzun değil. Çünkü ufak bir burun geçerek Maden Koyu'nun hemen yanındaki Atbükü'ne ineceğiz. Deniz seviyesinden 50-60 metre kadar yükseliyoruz sadece.

10 dakikalık bir çıkışın ardından her ne kadar çalılar ve ağaçların arasından yürüsek de bir süre sonra Maden Koyu'nu aşağıda görmeye başlıyoruz ve bununla birlikte inişimiz de başlıyor. 


Başlangıç biraz dik gibi

Çıktıkça diklik azalıyor.

Çıkışın bitip diğer yamaca geçtiğimiz düzlükler.

Maden Koyu aşağıda kaldı

Atbükü'ne (Boncuklu Koyu) iniş başlıyor.

Geniş sayılabilecek bir patikadan inişimiz 10 dakikadan az sürüyor ve deniz seviyesine indiğimizi bizi sola döndürüp sahile doğru götürmeye çalışan işaretlerden anlıyoruz. Toprak patika yerini koca taşlara bırakıyor ve çok kısa bir süre sonra Atbükü'ne ulaşıyoruz. 

Burası Maden Koyu'ndan daha küçük bir koy. Maden'de vermediğimiz molayı burada saat 13:10'da veriyoruz. Sahilde 10-15 dakika oturup bu dingin manzarayı seyredeceğiz. Hemen ileride, kumsalın sonunda Çıralı tarafından günübirlik gelmiş turistler kumsalda yatıyor, kitap okuyup güneşleniyorlar. 

Bu bölgeler gerçekten görülmesi gereken koylarla dolu. Aslında Tekirova'dan başlayıp Çıralı, Adrasan, gelidonya ve Karaöz'e kadar çok güzel ve bakir bir sahil şeridi var. En azından şimdilik. Tekirova'dan Kuzeye gittikçe malum oteller başlıyor. O arada Phaselis var ama otellerin arasına sıkışıp kalmış. Herkesin oranın da sonu malum dediğini tahmin edebiliyoruz.


Atbükü aşağıda gözükmeye başladı.

İnişlerde zaman zaman çarşaklara denk geliyoruz.
Adımlara dikkat etmek gerekir.

İnişe devam ediyoruz. Ağaçlarda veya
taşlarda işaretler görülebiliyor.

Sola saparak kayalıklı
bir patikaya çıkıp sahile doğru yürüyoruz.

Çift başlı Likya Yolu işareti

Sola saptıktan sonra sahile bu taşların
üzerinden seke seke yürüyoruz.

İşaretler mevcut. Zaten burada amaç sahile çıkmak.

Atbükü Sahili (Boncuklu Koyu).
Burada kısa bir mola vereceğiz.

Saat 13:30'da molamıza bir son vererek tekrar yola çıkıyoruz. Buranın patikası Maden'e göre daha belirgin. Sahilin sonuna kadar yürüyerek, hemen dibindeki  patikayı görmek çok da zor değil çünkü bu bölgeler günübirlik bile sıkça yürünüyor. Zaten patika aramanız için çok da alternatifiniz yok. Sahillerde işaret olmasa da babalar olabiliyor.

Artık hedef Çıralı. Adım adım yaklaşıyoruz. Atbükü'nü arkamızda bıraktıktan sonra irili ufaklı birkaç koy daha geçerek Çıralı'ya varmayı planlıyoruz. Yaklaşık yarım saat sürecek bir yürüyüşle bir ufak tepe daha aşarak bir koya daha ineceğiz.


Atbükünden çıkarak yola devam ediyoruz. Hedef Çıralı.

Atbükü (Boncuklu Koyu)

Atbükü çıkışı biraz dik başlıyor.

Ama yeter artık biraz düzleşmesi lazım.

Çıkış dik olunca sonrası rahat oluyor. Çıkış dikliği azaldı.

Atbükü (Boncuklu Koyu)
Aşağıda günübirlik Çıralı'dan buraya gelen turistler gözüküyor.

Çıkış ne kadar dik olursa olsun
belgelemeyi ihmal etmemek lazım.
Madalya takacaklar.

Atbükü'nü solumuzda bırakarak tırmanışa başlıyoruz. Çoğu zaman aşağıda kalan harika sahil ve deniz manzaralarını da seyretmeyi ihmal etmiyoruz tabii. Tan denizin dibinden ilerliyoruz. İşaretler mevcut, parkur olarak da oldukça rahat denebilir. Yaklaşık 10 dakikalık dik bir tırmanışın ardından çıkış nispeten düz bir hal alıyor ve denizin hemen dibinden, deniz seviyesinden yaklaşık 60 metre yükseklikte ilerliyoruz.

Hemen ileride sıradaki koyun manzarası çıkageliveriyor. Yürüyerek koya doğru yaklaşmaya devam ediyoruz ve kısa bir süre sonra yeni bir sahile doğru inişe başıyoruz. İnişte ara sıra dikkat etmek gerekiyor. Ayaklarınızın altından taşların kayması tatsızlığa yol açabilir bu bölümlerde. Özellikle inişlerde.


Denizin dibinden bu şekilde ilerliyoruz.
Harika manzaralar var.

Batonlar çıkışa göre yeniden ayarlanıyor.
Mehmet bu konuda hiç üşenmiyor durup ayarlıyor.

Ayarlayınca taştan taşa sekmeye başlıyor tabii.

Manzara seyretme zamanı.
Bu bölümlerde Altuğ ile gülüp duruyorlar.

İşte izlediğimiz manzara

Yine yamaçlardan ilerliyoruz.

Karşı yamaca geçeceğiz.

Yine de dikkatli yürümekte fayda var.

Karşı yamaçtan sonra çıkış devam ediyor. Çok dik değil ama.

Rabia oturup bu iki yaşlı ihtiyarı bekliyor.

Durmak yok yola devam ediyoruz.

Yağmur, çamur, fırtınaya meydan okumuş,
ama pili bitmiş yanlız ağaç.
Gururlu bir şekilde solmuş en azından.

Küçük koya inmeden önce son çıkışlar.

Yürüyüş manzaramıza diyecek yok.

İşte inişimiz başlıyor. Sadece biraz dikkat diyoruz.

Çıralı'ya adım adım yaklaşıyoruz.

Bu arada hava açıp kapıyor ama bu bölümlerde kapalı ve zaman zaman çok ince yağmur çiseliyor. Hava tam yürüyüşe uygun hale gelmiş durumda.

Saat 14:10'da bu küçük sahile iniyoruz. Burası da Maden Koyu ve Atbükü'nü tek bir koy gibi düşünürsek bunların içerisinde kalan ufak bir kumsal ama çok daha küçük. Bu bölgenin kumsalları iri taneli siyaha yakın taneler şeklinde. Koca koca babaları takip ederek sahilin dibine kadar iniyor, hemen sağından patikaya yeniden giriyoruz. İşaretler tek tük gibi gözükse de buralarda yanlış yola sapma gibi bir seçeneğiniz yok.


İniş başladı. Biraz dikkat gerekiyor.

Batonlar bu sefer iniş için ayarlanıyor.

Kıvrılarak ufak koya inişe devam ediyoruz.

İşaret sorunu yok. Birçok yerde görülebiliyor.
Zaten patika da belirgin.

Çarşaklı iniş olduğundan bastığımız
yerlere dikkat ediyoruz.

Sahile iniyoruz her yerde babalar var.

İşte sahildeyiz. İleride sağ taraftan yeniden patikalara gireceğiz.

Sahilin panoromik manzarası böyle. Ufak bir koy ama kamp
için uygun ancak buralarda su olmadığını tekrar hatırlatalım.
Ancak yanınızda taşıdığınız takdirde sorun yok.

Koyun sağından patikaya girerek yeniden çıkışa başlıyoruz.
Babalar ve işaretler mevcut.

Yeniden tırmanışa başlıyoruz. Denizin dibinden yükselip nerelerden geldiğimize baktıkça yürüdüğümüz patika ve birçok koyu hatta Tahtalı Dağı'nı bile buradan görebiliyoruz. Hemen aşağıda masmavi denizi de yanıbaşımızda gördükçe bulunduğumuz durumda mutluluğumuzu tarif etmek zor.

Deniz seviyesinden 90 metreye kadar yapacağımız çıkışımızı Maden Koyu ve Atbükü'nü çevreleyen burunlardan Çıralı tarafı yani güneyindekinin ucuna doğru yapıyoruz.


Ufak koyun yukarıdan manzarası.
Buradaki koylara göre ufak ama kamp atacaklar için yeterince büyük.

İşte sahilin eşgali böyle.

Burun üzerinden inişli çıkışlı yürüyüşümüz devam ediyor. Patikalar çok zorlu değil. Hatta her tepenin ardından Çıralı'yı ne zaman göreceğiz diye birbirimize sormaya başladık bile.

Grupta Rabia en önden koşar adımlarla ilerlerken, daha arkadan yürüyen Mehmet ve Altuğ yine birbirlerine yaptıkları espirilerle gülüşüp yürüyorlar.

Yaklaşık 300 metre yürüyüşün ardından, tepeyi aştıktan sonra küçücük bir koya daha saat 14:20 itibariyle ulaşıyoruz. Sahiline kadar inmiyoruz ama hemen arkasından geçiyoruz.


Yine çıkıyoruz. Hep çıkıyoruz.

Zaman zaman iniyoruz da tabii.

Bu parkurun en güzel yanı böyle sahillerin dibinden yürünüyor olması

Buraları yürümekten hiç sıkılmadık.

Kısa süreli dik bir çıkış daha.

Ufak bir sahil daha. Bu sefer inmeden hemen dibinden geçeceğiz.

Aman dikkat Emmoğlu Mehmet.

Seyretmeye doyulamayacak manzaralar eşliğinde
Çıralı'ya yaklaştık sayılır.

Sahilin hemen arkasından geçerek yola devam ediyoruz.

Yeniden kısa süreli bir çıkış yapacağız.

Haydi az kaldı. Tabanlarımıza kuvvet...

10 dakikalık bir çıkışın ardından arkamızda bıraktığımız tüm koyları yüksek bir noktadan gören geniş görüşü olan bir noktaya varıyoruz. Bu noktaya kadar işaret sorunu yok. Zaten patikayı kaybetme gibi bir sorun da yok.

Çıkışımız devam ediyor, bu yürüyüşte pek yapamadığımız yıkılmış ağaçların üzerinden geçme atraksiyonumuzu da tamamladıktan sonra deniz seviyesinden 90 metre yüksekliğe ulaşıyoruz ve keyifli patikadan devam eden yolumuz nispeten küçük iniş çıkışlarla sürüyor.

Bu arada her yer kekik kokuyor. Altuğ bir tutam taze kekiği kopartarak çiğniyor ve herkese ikram ediyor. Çantasının kenarına koyup orada unuttuğu bir tutam kekik ise Altuğ ile eve kadar gelip sabah kahvaltılarına zeytinyağı ile eşlik edecek.


Kargılı Koyu'nun tepelerinden geçerek yolumuza devam ediyoruz.

Arkamızı dönüyoruz Tahtalı yine bizi seyrediyor.

Zaman zaman patika ağaçlar sebebi ile daralıyor gibi gözüküyor

ancak sürekli açıklıktan yürüyoruz. 

Dikçe bir çıkış daha

Çıkışın mükafatı da bu manzara oluyor tabii.
Arkada Tahtalı Dağı da gözüküyor.

Ağaçların üzerinden atlaya zıplaya ilerliyoruz.

İniş ve çıkışlarla ilerliyoruz Çıralı'ya doğru. Az kaldı.

Tepe bir noktaya daha ulaştık.
İleride Çıralı'nın ucudaki Kara Burun'un tepesi gözüküyor.

Patikalardan ilerliyoruz.
manzara güzel olunca yürüyüşün keyfi başka.

Mehmet vızır vızır yürüyor.
Dünkü pişik sorunundan eser yok.

Bir çıkış daha yapıyoruz.
Artık kondüsyon yerine geldi. Sorun yok.

Arkamızı dönüp yürüdüğümüz koylara bakıyoruz.
Arkada da Tahtalı Dağı var. Her yerden bizi seyrediyor adeta.
 


Bu da selfimiz. Pardon özçekim.
Manzaralara baka baka gaza geldik.

Nispeten içerilerden ilerlediğimiz için aşağıda kalan bir koy olan Kargılı Koyu'nu yürüdüğümüz yerlerden göremiyoruz ancak bir süre sonra Çıralı'nın en ucundaki Kara Burun'un arkasındaki küçük burunu görmeye başlıyoruz. Bu da Çıralı'ya yaklaştığımızın müjdecisi oluyor.

Birkaç kısa iniş çıkışın ardından saat 14:50'de Çıralı'yı tepeden görmeye başlıyoruz. Ağaçların arasından da olsa harika bir manzara var. Çıralının alabildiğine uzun ve geniş kumsalı arkada Chimera (Yanartaş) bu bölgeden panoromik olarak seçilebiliyor.

Maden'den buraya kadar bize en çok keyif veren birkaç koy geçmemizin yanısıra, denizin hemen tepesinden yamaçlardan, bir burundan bir buruna yaptığımız harika manzaralı yürüyüştü. 


Yeniden yola devam ediyoruz. Denizin dibinden tabii.
Aşağı doğru koşsak birkaç adımda denize çakılırız.
O kadar yakınız

Hava yürüyüşe de çok uygun. Hiç güneş yok. Yağmur da yok.

Rahat bir iniş daha yapıyoruz.

En güzel patikalar. Vadi dibinden diğer yamaçlara geçiyoruz.
Üzümlü taraflarında da vardı buna benzer patikalar. 

Diğer yamaca da geçiyoruz.

"Geliyomusun Emmoğlu?" diye
seslenir Mehmet.

Dar bir geçiş ama tehlikeli bir durum yok.

GPS'e göre karşı tepenin arkası Çıralı.

Rabia'yı yeniden yakalıyoruz.
Dert değil birazdan arayı açar yeniden.

Son çıkışları yapıyoruz.

Çıralı'nın kuzey ucuna baktığımızda gördüğünüz
burunun hemen arkasındayız.
İleride balık çiftlikleri göze çarpıyor.

Çıkışlarımız daha kolay artık.

Devam Mehmet az kaldı...

Kara Burun'un tepesine varmak için
son adımları atıyoruz.

İşte mutlu son.

Çekil önümüzden çam ağacı manzarayı seyredeceğiz!!

İşte manzara zamanı geldi.
Çıkışımız artık bitti. Hedef Çıralı.


İşte çıkışımız sonunda Kara Burun'dan Çıralı manzarası.

Hele biraz daha yakından bakalım sahile.

Maden'den buraya kadar bize en çok keyif veren birkaç koy geçmemizin yanısıra, denizin hemen tepesinden yamaçlardan, bir burundan bir buruna yaptığımız harika manzaralı yürüyüştü. 

15:10'da Çıralı inişini tamamlıyoruz. Öncü birlik Rabia Mehmet ve Altuğ'u aşağıda oturmuş bekliyor. Herkeste parkuru tamamlamanın vermiş olduğu bir mutluluk var. Karşılıklı birbirimizi tebrik ediyor, Çıralı merkezine doğru yürüyüşe devam ediyoruz. Kampı Olympos'a atacağız. hatta nerelere atsak diye birbirimizle konuşmaya başladık bile. Ne kadar büyük dertlerimiz var değil mi? Hayat bize zor. 

Çıralı sahil yolunu takip ederek merkeze doğru yürüyoruz. Henüz birçok işletme halen tadilatta, yeni sezona hazırlanıyorlar. Bu arada tam anlamıyla açılmamış bir markette mola vererek yürüyüşümüz boyunca bize çok enerji veren soda, ayran, meyva suyu üçlemesini midelere indiriyoruz.


Bugünü de bitiriyoruz...

Çıralı sahili. İlginç lastik izleri.

Çıralı'ya doğru iniyoruz.

Son adımları dikkatli atıyoruz.

İndik sayılır. manzara için bir açıklık olduğunda
durup manzarayı seyretmeyi ihmal etmiyoruz.

İnişimiz tamamlanıyor.

Çıralı içi anayola çıkıyoruz.

İşte tabelalar. Çıralı için mesafe doğru ancak
Tekirova (Corinthia Otel/Mobese kamerası)
21 km. olmalı

Çıralı'ya sahilden yürüyerek gidiyoruz.
Sade soda içmeye karar verdik. Başka bir derdimiz yok.

Çıralı öncesi soda, ayran, elma suyu molası.
Buralarda daha sezon açılmamış her yer tadilatta.

Bu molanın ardından saat 16:00'te Çıralı merkeze ulaşıyoruz. Çadır kurmaya zamanımız olduğundan Rabia'nın önerisini kabul ederek hem mola hem de mideleri doldurmak için duruyoruz. Menüde sıcak çorba ve gözleme var.

Ayakkabıları çıkartıp restorandaki sedire oturduğumuz anda 3 günün yorgunluğu bir anda üzerimize çöküyor. Tabii perişan değiliz ama 3 gün boyunca 100 km.ye yakın yol yürümek kolay da olmasa gerek. 

Bol çaylı (Rabia sağolsun, yoksa Mehmet ve Altuğ şimdiden birer birayı hakettiklerini düşünüyorlar), eğlenceli bir öğle yemeği ve market alışverişinin ardından bugünün son durağı Olympos'a doğru yürüyoruz. Bu arada marketi yazmamızın sebebi yanınızda çok fazla yeme içme taşımamanızı hatırlatmak içindir. Buralarda marketten her türlü yiyecek ve yemek temin etme imkanı var.

Olympos'a doğru yürüyerek nerelere çadır kurabileceğimizi araştırıyoruz. Olympos içerisine girip kampinglere kadar gitmek, daha doğrusu denizden uzaklaşmak istemiyoruz. Olympos'un antik kent girişine kadar yürüdükten sonra sahile geri dönerek kayaların dibinde çadır için yer bakınmaya karar veriyoruz.

Çıralı merkezine ulaşıyoruz.
Hedef Olympos'ta kamp atmak.

2 sene sonra sırtımızda yine çantalarımız buradayız.
Buraların keyfi bambaşka.

Olympos'a doğru kumsaldan yürüyoruz.

Olympos'u bilen burayı da bilir. Tam antik kentin çıkışı.
Akçay Deresi'nin deniz ile buluştuğu nokta. Her yer oldukça tenha.
Deniz mi? Serin. Bayağı serin.

Her yer ne kadar huzurlu gözüküyor.

Geri dönerek kayaların dibinden yürüyoruz ama görünen o ki çadır kurulabilecek gibi görünen yerler dolu. Aslında yer var ama insanları rahatsız ederiz düşüncesiyle çok da yakınlarına kamp atmak istemiyoruz. Çıralı tarafına doğru ilerlediğimizde ilk yazlık restoran tarzı işletmenin hemen karşısındaki baraka evin bahçesini gözümüz kestiriyor. Evde kalan kimseler yok, dolayısıyla rahatsızlık vermeyeceğiz. Hem restoranda temel ihtiyaç, yeme içme imkanı da yakın olacağından burada kamp atmak istiyoruz ama öncesinde restoran ile konuşmayı tercih ediyoruz.

Restoran sahibi çadır kurabileceğimizi ama olur da soran olursa "haberim yok, görmedim, duymadım" diyor. Bunun da sebebi kumsalda akşamüstü jandarmanın dolandığı, Çıralı ve Olympos sahilinde çadır kurmanın yasak olduğu. Ceza kesiliyormuş. Ertesi günümüzü de Olympos'ta geçirdiğimiz için sahilde gezen jandarmayı gördük. Yazın belki mantıklı bir uygulama ama bu mevsim ne kadar gerekli bilemiyoruz.

Restoran sahibi ertesi gün kalacak olsak bile çadırları sabah 9:00'a kadar toplamamızı söylüyor jandarmanın görmemesi için. Bu da demek oluyor ki restoranda birşeyler yiyip içelim ki en azından ertesi gün çadır ve çantalarımızı koyacak bir yer olsun. Sağolsunlar yardımsever, güler yüzlü insanlar. Biz de anlaşılması zor insanlar değiliz o da ayrı mesele. Biraz da kendimizi abartalım değil mi?

Akşam saat 18:30 gibi çadırları kurmaya başlıyoruz. İşini bitiren sahile, denize doğru koşuyor. Bu arada Nisan başı denizin serin olduğunu da hatırlatalım. Akşam yemeğinde restorandayız. Menüde olmasa da ortaya tepeleme bulgur pilavı, menemen ve yoğurt söyledik. Ne zaman hazırlayın dersek başlayacaklar pişirmeye. Buralar güzel yerler...

4. gün sonrası aslında blogda detaylı olarak yazılmış durumda (2012 yürüyüşü). 2012'den bu yana Karaöz'e kadar parkurlarda değişiklik yok. Yani 2012 yazılarımız güncelliğini halen korumakta. Bu sebeple 2014 yürüyüşümüzün bundan sonraki bölümlerini çok detaya inmeden tek bir yazıda anlatıp paylaşmaya çalışacağız. 5. günümüzü tamamen Olympos'ta geçirdikten sonra 6. gün Olympos-Musa Dağı-Adrasan-Deve Çiftliği, 7. gün Deve Çiftliği-Gelidonya Feneri ve Karaöz etaplarını tamamlayarak Likya Yolu'na ŞİMDİLİK kısa bir nokta koyacağız. Ama buralardan ayrılmayacağız tabii. Eylül'de St.Nicholas Yolu'nu (Kaş-Demre) yürümeyi planlıyoruz çünkü.