a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

3 Mayıs 2015 Pazar

On 3.5.15 by altug   No comments
Pazar sabahı (03 Mayıs 2015) kahvaltı sonrası valizlerimizi aracımıza teslim ederek saat 08:00’de yola çıkıyoruz. Yürüyüşe başlamadan önce hızlıca bir alışveriş ile bugünkü yürüyüşümüzün öğle yemeği için Hisarönü’nden simit, açma, beyaz peynir ve domates alıyoruz.

Aracımız bizi Likya Yolu’nun başlangıç noktasına getirip bıraktığında hatıra fotoğrafımızı çektirmeyi ihmal etmiyoruz. Altuğ herkesin yürüyüş boyunca taşıyacaklarını, ekipmanlarını kontrol edip, daha da önemlisi kırmızı-beyaz yol işaretlerinin uyarısını yaptıktan sonra yürüyüşümüz başlıyor.



Otelden çıkıyoruz.

Bir hatıra fotoğrafı daha

Likya Yolu işte burada başlar


2011 yılında burada yürümeye başlarken toprak patika yoldan yürüyüşe başlıyorduk. 1-2 sene sonra bu bölgeye yapılan otel sebebiyle yürüyüşümüzün ilk 2 km.si otele giden parke yol üzerinden yapılıyor. Otele girmeyen patika yollardan asıl yürüyüş başlıyor. Değişime karşı koymak çok zor. Hele ki bu değişim çoğunlukla doğanın aleyhine çalışınca insanın içi sızlıyor haklı olarak.

Yürüyüş için havaların çok sıcak olmadığı ilkbahar mevsimini tercih ettiğimiz ve bugünkü yürüyüşümüz Faralya’da biteceği için saat 08:00’de yola koyulmamızda bir sakınca yok. Yolda çok sayıda yürüyüşçü ile selamlaşıyoruz. Yapılan aktivite ortak olup hele insan doğada olunca selamlaşmalar, merhabalar çok daha içten ve doğal oluyor.



Yükseldikçe Ölüdeniz manzarası kendini göstermeye başlıyor. Tabii bu büyüleyici manzaraya karşı koyamayan ekibimiz fotoğrafları ardı ardına çekmeye başlıyor. Babadağ eteklerinden yükseldikçe manzara daha da etkileyici bir hal alıyor.



Manzaramızın bitmesine yakın ve sürekli bir çıkış yaptığımızdan saat 10:00’da bir mola veriyoruz. Bu arada herkes yanında taşıdıklarını yanından çıkartıyor ve bu dinlenme kısa bir beslenme saati oluyor ekip için. Bu tür kısa molalar her zaman enerji verip, metabolizmanın düzene girmesini sağlıyor.



Yürüyüş sırasında çok sayıda turist grubu ile yürüyoruz.

Yükseldikçe Ölüdeniz manzarası daha belirgin hale geliyor.

Sabah kahvaltısı tercihini en doğru yerde yapmış bölge insanları
Böyle bir manzaraya karşı neler yenilip içilmez ki?

Patikalara doğru adım adım ilerliyoruz.

Çıktıkça ekip de çevreyi hayranlıkla seyrediyor. 

Ölüdeniz. Arkada Gemiler Adası da görülüyor.

Sürekli fotoğraf için durduğundan Amir grubun en arkasında.

Zaman geçtikçe havadaki pus dağılmaya başlıyor.

Likya Yolu'nun patikalarına bu kapı ile giriyoruz.

Yükseldikçe yer yer sis başlıyor.

Kısa bir dinlenme molası. Önden giden ekip ile telsizle haberleşiyoruz.

Herkesin keyfi yerinde. Nilo ve Matze.

Son Ölüdeniz manzarasının bulunduğu bölgeler.
Bundan sonra Kozağaç tarafına doğru geçeceğiz.

Ekip olarak saat 10:00'da verdiğimiz mola.

Adeta bulutların üzerinde verdiğimiz mola.

Ekibin birçoğu Avrupa'nın farklı şehirlerinden geliyor.
Dolayısıyla sık görüşemiyorlar.
Akraba oldukları için konuşacak çok konuları var.


Kozağaç’a doğru yükselmeye devam ettikçe etrafımızda sarnıçlar görmeye başlıyoruz. Hatta Ölüdeniz manzarasını arkamızda bırakıp Kozağaç’ın bulunduğu yamaçlara geçmeye başladıkça sisin içerisine giriyoruz. Sis içerisinde havanın serinlemesi çok iyi geliyor.



Sislerin arasında görünen silüet halindeki keçiler, etrafa yayılmış yayla evleri hepimizi oldukça etkiliyor. Su molamızı Kozağaç’a gelmeden versek de Kozağaç’da yaz-kış akan çeşmeden de su ihtiyacımızı karşılayabiliriz. Özetlemek gerekirse, Likya Yolu başlangıç noktası olan Ovacık ve Faralya arasında su ve işaret sorunu yok.

Kısa molamızın ardından saat 11:30’da Kozağaç’a iniyoruz ve öğle yemeği için molamızı veriyoruz. Hava her ne kadar güneşli olsa da Babadağ’ın eteklerindeki hafif esinti o kadar iyi geliyor ki. Öğle yemeğimiz simit, peynir, domates. Bu arada Kozağaç’daki buz gibi pınarda elimizi yüzümüzü yıkamayı ihmal etmiyoruz. İşaretlerin direk olarak kenarına indirdiği bu su kaynağını yürüyüşçülerin görememesi imkansız. Bu su kaynağına bakarak tüm Likya Yolu’nun bu kadar sulu olacağını söylemek yanlış olur.

Kozağaç tarafına doğru ilerledikçe su kuyuları karşımıza çıkıyor.

Pynar ağaçlarının gölgesinde sakin bir çıkış
ile yolumuza devam ediyoruz.

Bölge Likya Yolu'nun en sık yürünen parkurlarından biri
olduğundan işaret ve kaybolma gibi bir risk yok.

İşte Likya Yolu patikaları

Patikalar geniş ve rahat.

Arka ekip yürüyüşe devam ediyor.

Fotoğraf molası

Fotoğraf çekeni çekerler

Kozağaç'a doğru son dik çıkışlar

Matze eşi Nilo'yu bekliyor.

Mevsimin ilkbahar olduğu her yerde
kendini belli ediyor.

Kozağaç cephesine doğru geçtikçe her yeri sis kaplıyor.
Hava da serinliyor haliyle.
Likya'nın bekçileri keçiler ile selamlaşarak yola devam ediyoruz.

Herkesin keyfi yerinde

İlkbahar her yerde kendini gösteriyor.

Dev çam ağaçları karşımıza çıkıyor.

İşaret sorunu olmadan yürüyüşe uygun,
çok güzel bir havada yürüyoruz.

Arka grup da ön gruba doğru yaklaşıyor.

Sağ taraftaki çeşmede kısa bir su molası veriyoruz.
Herkes sol taraftaki çiftlik evini inceliyor.

Mola sonrası adım adım Kozağaç'a doğru yürüyoruz.

Sis çevreyi kaplayınca harika manzaralar çıkıyor.

Nilo da babasını takip ediyor.

Patika ve tepeleri aşıyoruz.

Dev ağaçların gölgesinde Kozağaç
inişimizin sonuna geliyoruz.

Aşağıda Kozağaç görülüyor.

Amir yürüyüş boyunca
Altuğ'dan fazla fotoğraf çekti.

Kozağaç inişi sonunda (köy yoluna çıktıktan sonra)
görülmemesi imkansız yaz-kış akan çeşme.

Her mevdsim akan, Kozağaç'taki çeşme.

Babadağ eteklerinde kurulmuş olan bir yayla köyü olan Kozağaç’ta, öğle yemeğimiz sırasında karşı evlerden birinden köylü bir bayan yanımıza geliyor ve çay isteyip istemediğimizi soruyor. Altuğ bu isteği geri çevirmemiz gerektiğini söylüyor ve Kezban Hanım çay demlemek üzere evine doğru gidiyor. Hepimiz toparlanarak evin bahçesine doğru yemek sonrası çayımızı içmeye gidiyoruz.

Bu gibi ortamlar buraları ziyarete gelen turistler, hatta tüm yerli yabancı ziyaretçiler için değişik ve mutluluk veriyor. Buranın insanı oldukça güleryüzlü ve yardımsever. Ekipte Türkçe bilinler de olduğundan iletişim de çok zor olmuyor. Hatta Kezban Hanım turistlerin Türkçe bildiğini de görünce şaşırıyor.

Kezban Hanım’ın telefonunu (+90-539-948 59 55) buradan paylaşmamızda bir sakınca olmadığını belirterek kendisini Kozağaç’a varmadan kendisini aradığınızda size gözleme ve çayı hazırlayabileceğini belirtelim. Siz göremezsiniz ama o sizi Kozağaç’taki çeşmenin başına geldiğinizde görecektir. Önceki yıllarda yürüyüşlere denk gelmemişti ama görülüyor ki zaman geçtikçe bu bölgelerde alternatif turizme destek artıyor. Burada konaklama yok. Sadece yeme ve içme imkanı var.

Asma ağacının gölgelediği sundurmanın altında çayımızı içtikten sonra saat 13:00’de yola koyuluyoruz. Babadağ eteklerinden yaptığımız yürüyüşümüzün Kozağaç-Kirme etabı, fotoğraf molaları ve bol sohbet ile saat 14:00’de Kirme’ye varmamızla son bulacak.

Kozağaç'ta öğle yemeği molası.
Hava harika. Yemekte sabah aldığımız simit ve açmalar var

Çeşmeden hemen sonra sağa doğru dönerken köşedeki evden çay
davetini aldık. Yürüyüşçüler Kezban Hanım'a çay demletebilir
hatta gözlemesi bile var. Yola her yıl yeni bir yerel işletmeci ekleniyor.

Çay molası. Ekibin keyfi yerinde.
Hatta Kezban Hanım grubun çoğunluğunun Türkçe
konuştuğunu duyunca çok şaşırıyor.

Yola çıkıyoruz. Hedef Kirme.

Kozağaç'tan çıkıyoruz. Camiyi geçtik.

Parkurun bu bölümü Babadağ eteklerinden yürünüyor 

Babadağ. Yarın buraya çıkacağız.
Parasailing yapanlar gözüküyor.

Kirme'ye kadar bu yolu takip edeceğiz.
Altuğ grubun en arkasında ekibi toparlayarak yürüyor.

Kısa bir mola daha.

Fonda Babadağ, Fotoğraf molası

Babadağ oldukça heybetli görünüyor.
Bölgenin en yüksek noktası.

Fotoğraf olmadan olmaz

Hiç acelemiz olmadan sakin sakin yürüyoruz.
Bugünkü yürüyüşümüz çok da zor değil.
Ayrıca ekip performans olarak oldukça iyi.
Çoğu İran'ın 4000 m. üzerindeki zirvelerine çıkmış.

Bu keyifli yürüyüşü Altuğ ile
organize eden Hodjat ve arka fonda Babadağ.

Altuğ ve arka fonda Mount Ararat.

Nilo fotoğraf molasından geliyor

Birazdan Kirme'ye doğru inişimiz başlayacak.

Effat ve Matze grubun arkasında.
Effat'ı tebrik etmek lazım zira dizi protez.

Kirme'ye inmeden önce.

Kirme aşağıda gözüküyor.
Aracımız da bizi aşağıda bekliyor.
Effat ve Beheshte araçla Faralya'ya devam edecekler.

İlk gün olması sebebiyle Altuğ eşyalarımızı taşıyan minibüsün Kirme’de beklemesini istediğinden Kirme’ye ulaştığımızda aracımızı görüyoruz. Hemen sapaktaki küçük yerel büfede taze sıkılmış portakal ve nar sularını içiyoruz. Burada çok sayıda turist mola veriyor. Taze meyva suları, gözleme ve bal ve pekmez gibi yöresel ürünler tüm ziyaretçilerin, özellikle turistlerin ilgisini çekiyor.

Dizleri protez olduğundan ekipte bir kişi aracımız ile konaklayacağımız George House’a iniyor. Diğer günler bunu yapmayacak ama. Sadece ilk gün biraz ağrısı olduğunu söylemişti. Altuğ’un da aracı burada bekletmesi isabet oluyor. Yürüyen ekip Kirme’de suları tazeleyerek Faralya’ya doğru saat 14:30’da inmeye başlıyor. Effat (İffet) ve Beheshte (Behçet) ile araç ile Faralya'ya inecekler. İffet'in dizi protez olduğundan özellikle inişler dizinde çok ağrı yapıyormuş. Faralya'ya iniş yer yer dik rampalar içerdiğinden Altuğ ileri günler için risk almasını istemedi. Behçet de ona eşlik edecek.

Kirme'nin girişinde taze sıkılmış meyva suyu molası

Nar Suyu

Taze sıkılmış meyva suyu o kadar güzel geldi ki...

Karaağaç ve Faralya sapağındaki bu büfede neredeyse birçok yürüyüşçü mola veriyor. Yerel işletmeleri görmek insanı mutlu ediyor.

Teşekkür edip, kolay gelsin diyerek yolumuza devam ediyoruz.

Ekibin en şanssızı kuşkusuz Matze.
Valizi Köln havaalanında kayboldu ve yürüyüşü maalesef
ayakkabı değiştirerek tamamladı. Bir hafta sonra evine
dönerken valizi daha yeni bulunmuştu.
Onunla birlikte Köln'de evine geri götürüldü.

Yürüyüşümüz başlıyor. İşte ekibin ilk işaret kaçırması.
Altuğ ekibe seslenerek sağdan aşağıya inilmesi
gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.

Kirme'den Faralya'ya iniş başlıyor.

Kirme'de Lemon Cafe. Selma Abla yardımsever ve yürüyüşçülerin
karınlarını doyurması için güzel bir tercih (538-669 57 90).

Kirme'yi arkamızda bırakıp inişe geçiyoruz.

Likya Yolu'nun herhalde en güzel zamanı
bahar mevsimi olsa gerek.

Kaymadan dikkatli inmek gerekiyor...

Geçtiğimiz yerlerde insanlara güzel bir Türkçe ile "Merhaba" deyince insanlar şaşırmıyor değil.

Matze (Matthias) ve Nilo (Nilofar).
Matze'nin valizi kaybolsa da o kadar mutluydu ki...
Durumu hiç kafaya takmadı.
Yerinde bir Türk olsa herhalde geri dönerdi.

Sütleğen otu

İlkbaharın ruhunu içimize çekerek, sindire sindire yürüyoruz.

Amir ve Rahmat
Rahmat da zamanında bypass geçirmiş.
Yürüyüşün en herhalde en mutlusuydu.

Faralya'ya doğru inişimiz devam ediyor.

Likya Yolu üzerinde büyükbaş hayvan görmek zordur.

Faralya aşağıda görülüyor.

Faralya'ya doğru son inişi yapıyoruz.

Sütleğenlerin arasından inişimiz tamamlanıyor.

Kirme'den gelen dere. Hatta bu ufacık dere biraz daha büyüyerek Kelebekler Vadisi içerisinden şelale olarak akacak. 

Faralya’ya doğru yaptığımız iniş saat 1:45’de asfalta inmemizle son buluyor. Kısa bir dinlenme ve su molasının ardından yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle Kelebekler Vadisi’ne inen patika başlangıcında bulunan George House’a ulaşıyoruz.

George House Faralya’nın en eski pansiyonlarından hatta bilinen en eskisi denebilir. Çalışanları güleryüzlü ve yardımsever. Tüm gün çay kahve ücretsiz. Sabah ve Akşam yemekleri açık büfe şeklinde. Çadır bile kursanız gelip yiyebilirsiniz.

Odalara yerleşip duşlar alındıktan sonra güneşi batırmak üzere pasiyonun önündeki masalara kuruluyor ve günü sona erdirip tüm yorgunluğumuzu unutturan şaraplarımızı yudumluyoruz. Sohbetimiz akşam yemeğine kadar devam ediyor. Kelebekler Vadisi anlatılamayacak kadar huzurlu.


Akşam yemeği de açık büfe ve yeterince doyurucu. Karnımızı doyurup vadiden gelen şelalenin sesini dinleyerek bugünü tamamlıyoruz. Yarın Faralya’dayız ancak sabahtan araç ile Babadağ’a çıkacağız. Öğleden sonra Kelebekler Vadisine ineceğiz. Likya Yolu’nu sadece yürüyerek değil konakladığımız yerlerde çevreyi keşfederek yaşıyoruz.

Tüm günün sonunda GPS'te yaklaşık 17 km.lik yürüyüşümüz kayıtlara geçiyor:
http://www.wikiloc.com/wikiloc/view.do?id=9652214

Ovacık (Fethiye) - Faralya (Kelebekler Vadisi) arasını yürümek isteyenler yukarıdaki GPS verisini kaydedebilir.

Georgehouse'a doğru son adımlar

Georgehouse'dan Kelebekler Vadisi manzarası.
Vadiye iniş de tam buradan başlıyor.

Yürüyüş sonrası askıya elbise asar gibi
duvara batonumuzu astık.

Kelebekler'in tepesinde güneşi batırmak bambaşkadır.

Bugünü Kelebekler'de bitirmek varmış... 

İskoçya'dan gelen Flora eşi ile görüşüyor. Gurbette ayrılık zor tabii.

Georgehouse'da akşam yemeği.
Yemekler bol ve açık büfe. Çok da lezzetli...
Dördüncü gün Babadağ ve Kelebekler Vadisi yazılarını okumaya devam etmek için link

0 yorum:

Yorum Gönder