a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

20 Nisan 2012 Cuma


İşte heyecan yeniden başlıyor. Yazmak, paylaşmak bile sanki yürüyormuş gibi büyük heyecan veriyor. Bir hatamız olursa şimdiden affola...

Amacımız hem hatıramızın kalması hem de bizden sonra yürüyeceklerin yollarına ışık olması.

Aşağıdaki fotoğraf Galata Köprüsünde 31 Aralık 2011'de çekildi. Her ikimizin cebinde 20 Nisan Cuma tarihli Antalya biletleri hazır bir şekilde, Altuğ'un sırtında 2012 yürüyüşünde sırtında taşıyacağı çantası yeni yılı kutluyoruz. Kafamızdan ilk geçenler Likya Yolu hayalleri... 

31 Aralık 2011 Yılbaşı Hatırası. Saat 17:30. Yer: Galata Köprüsü.


Bu sefer çanta konusunda daha tecrübeliyiz. Geçen seneki o uzun liste çok ağır gelmiş, herbirimizin şu fani bedenleri her biri yaklaşık 21 kiloluk çantaları taşımıştı. Yol bittiğinde kullanmadığımız o kadar çok eşya vardı ki çanta içeriğini anlatsak birçok kişi bizimle dalga geçecektir muhtemelen.

Bu sefer çanta içeriği konusunda daha özenli davranıyoruz ve uzun hesaplar sonrasında herbirimiz 12.5 kilo sırt çantası ile yola çıkıyoruz. Çadır, uyku tulumları, mat, yemek herşey dahil. Daha fazla eksiltemiyoruz maalesef.

Çanta ağırlığı gerçekten çok önemli. Yürüyüş performansınıza, moralinize direk etkisi var.

20 Nisan Cuma sabahı işe gidiyoruz ama zaman geçmek bilmiyor bu hafta. İşlerimizden öğlen gibi çıkıyoruz ve evlerimizden çantalarımızı kaptığımız gibi havaalanının yolu tutuluyor. Altuğ Sabiha Gökçen'den, Mehmet Atatürk'ten gelecek.

Çantalarımızı marketlerden rahatlıkla temin edeceğiniz streçfilme sarıyoruz. Perlonlarına zarar gelmemesi, çantaların darbeden etkilenmemesi için gerçekten oldukça yararlı. Çantamız mumya gibi oldu ve bu durumda zarar görmesi gerçekten çok zor. Herkese bu koruma yöntemini tavsiye ediyoruz.

Altuğ saat 15:30'da rötarsız olarak Antalya'ya doğru yolaçıkıyor ancak Atatürk havaalanındaki olumsuz hava şartları yoğun bir hava trafiği yaratıyor ve Mehmet'in Antalya merkezine varışı gece 21:30 gibi olacak maalesef.

Altuğ Antalya sahilinde sırtında çantası ile tur atarken Mehmet hala İstanbul'da. 

Altuğ sahilde gezdikten sonra yemek konusunda Antalya'nın eski köftecilerinden birinde Piyazcı Mustafa'da midesini son kez bayram ettiriyor.

Altuğ yemekten sonra Mehmet'in uçağa bindiğini kapalı cep telefonundan anlıyor ve gece karanlığında Antalya sokaklarında gezip zaman geçirmeye devam ediyor. 


Saat 21:00'de Mehmet'in Antalya havaalanına vardığını öğrenen Altuğ Mehmet'e havaalanı çıkışı önünden kalkıp, şehir merkezinden geçen belediye otobüsünü tarif ediyor. Antalya havalanı şehir merkezine çok yakın değil dolayısıyla tasarruf yapmak isteyenler modern belediye otobüslerini tercih edebilirler. 20-30 dakika kadar sürüyor yolculuk. Muhtemelen taksi 40-50 lira civarında tutacak.

Saat 21:30'da Mevlana BP istasyonundaki otobüs durağında iki dost sonunda kucaklaşarak Antalya'dan başlayan hayallerinin yolculuğuna resmen başlamış oluyorlar. 

Mehmet'in karnı aç. Üst geçitten geçiyoruz ve yolun karşısındaki pidecide Mehmet karnını doyuruyor. 

Mehmet gelmeden çevreyi keşfeden Altuğ bu gece gitmeleri gereken Hisarçandır'a nasıl gidileceği konusunda alternatifleri Mehmet'e aktarıyor. Otobüs veya taksi geç saatteki tek seçenek. Zaten yorgunuz ve uygun bir fiyata götüren taksi bulabilirsek taksi ile gitmeye karar veriyoruz. eğer fiyat çok yüksek ise Hurma Mahallesi'ne otobüs ile gidip taksi ile Hisarçandır'a gitmek durumundayız.

Fiyat sorduğumuz taksiciler farklı farklı fiyatlar veriyorlar. Çoğu Hisarçandır'ı bilmiyor ama kafadan bir fiyat veriyorlar. Gözümüze kestirdiğimiz taksicilerden fiyat alıp başımız öne eğik yürümeye devam ediyoruz. 

Yine yol kenarında fiyat sorduğumuz taksicilerden biri aralarında istişare edip Altuğ'daki Ipad yardımı ile Hisarçandır'ın nerede olduğunu uzun uğraşlar sonrası çözmeyi başarıyorlar. Başta 80 TL olarak kapıyı açan taksicilerin bu teklifini kabul etmeyip otobüs durağına doğru yürümeye devam ederken içlerinden biri peşimizden geliyor ve 60 TL. teklifimizi kabul ediyor. Altuğ'un Mehmet'i beklerken yaptığı taksi piyasası araştırmalarından ortaya çıkan taban fiyat bu. Hisarçandır deniz seviyesinden 860 metre yüksekliğinde ve merkeze 35 km. uzaklıkta.

Taksiye atlıyoruz ve yola çıkıyoruz. Bu saatte yapılabilecek en mantıklı hareket. Yarın yeteri kadar yorulacağız ve tek vasıta ile hareket noktamıza ulaşmak bizi stresten kurtarıyor.

Ipad yardımı ile çıkışa başlayacağımız Hurma Mahallesinden geçiyoruz. Sola dönmemiz gerekirken taşocaklarına doğru devam eden taksiciyi ipad'den aldığımız yardım ile uyarıyoruz ve geri dönüyoruz. Taşocaklarına sapmadan biraz sola bakmış olsak, yolda bize Hisarçandır'ı gösteren ilk Likya Yolu tabelasını görmüş olacaktık. Sola doğru saparak doğru yola giriyoruz ve Hisarçandır'a doğru tırmanış başlıyor.

Senelerdir Antalya'da yaşayan taksici bile buralara ilk defa geldiğini söylüyor. Antalya'nın ışıkları kısa bir süre sonra ayaklarımızın altında kalıveriyor. Aslında bu cümleler daha sonra yürürken turistlerden de duyacağımız Türk insanına has acı bir gerçek. Geçen seneki yazılarımızda da yazdığımız gibi bugünün Türk insanı için hayat hep şehir merkezindeki 5 yıldızlı otellerde, yeni nesil AVM adı verilen alışveriş merkezlerinde geçiyor.

Yukarıdaki cenneti görmek için 15-20 dakikalık yol insanlara neden bu kadar zor geliyor anlamak gerçekten çok güç.

Antalya merkezindeki 20 derece sıcaklık Hisarçandır'a varmamız ile 12 derecelere kadar düşüyor. Bizi zorlayarak arabasına almak isteyen ve aslında otobüs çilesinden kurtarmak isteyen taksiciye 60 TL vererek Hisarçandır'daki caminin önünde iniyoruz. Zaten Likya Yolunun başlangıç tabelaları da burada.

Hava oldukça serin. Tıpkı geçen sene yaptığımız gibi çadır kurup kurmama konusunda tereddüt yaşadığımız anda caminin avlusunda köy ahalisinin bir araya geldiği çardağı fark ediyoruz. Çadır kurmamıza yine gerek kalmadı. Geceyi burada geçirecekler çadır kurmadan burada uyuyabilirler. Sabah camiide karşılaşacağımız Hisarçandır halkı yardımsever. Bir başka deyişle Likya Yolcularına aşina.

Çantalarımızdan mat ve uyku tulumlarını çıkartıp üzerimize polarlarımızı giyiyoruz. Çadırımızın üst brandasını uyku tulumlarımızın üzerine bizi biraz daha soğuktan koruması için atıyoruz ve özlediğimiz Likya oksijenini ciğerlerimize çekerek uykuya dalmaya çalışıyoruz. Çok mutluyuz. Tarifsiz...

Herşey yarın sabah tam buradan başlıyor...

İnsan gönülden istemeli sevdiğini, arzu ettiğini. İşte o noktadayız. Yarın tekrar başlıyoruz geçen sene kaldığımız yerden. 

Yeniden. Söz verdiğimiz gibi...


İlk gece. Yataklarımız hazır. Uyku saati.