a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

8 Nisan 2014 Salı

.AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
3. GÜN PARKUR DETAYLARI:
3. gün Başlangıç: 07:50 (Roma Köprüsü) 
3. gün Bitiş: 19:20 (Tekirova-Çıralı parkurunun ilk koyu olan Kleopatra Koyunda kamp)

Toplam mesafe: 29 km. (Roma Köprüsü - Aşağı Kuzdere 4 km., Aşağı Kuzdere - Çamyuva/Tekirova Asfalt yola çıkış 12 km., Aşağı Kuzdere - Phaselis 17 km., Phaselis - Tekirova 5 km., Maden Koyu/Çıralı Orman Yolu - Kleopatra Koyu 3 km.). Tekirova içi mesafe olarak: Tekirova minibüs durağı - Maden Koyu/Çıralı Orman Yolu girişi için mesafe 2.5 km. 

Su: Bu parkurda genel anlamda su problemi olmadığını söyleyebiliriz. Aralarda yerleşim bölgelerinden geçiyorsunuz ancak Aşağı Kuzdere'yi arkanızda bırakıp Tekirova'ya doğru yola çıktıktan sonra yanınızda az da olsa su bulunması faydalı olacaktır. 
Karataş bölgesinden geçtikten sonra kısa bir süreliğine yerleşime çıkacağınızdan, eğer acil su ihtiyacınız olursa buradaki yerleşimlerden birinden su temin edebilirsiniz. Karamanlı ve Böğürtlenliöz tepeleri civarından geçip sahile doğru önce patika sonra da orman yolundan inişe geçmeye başladıktan sonra yol üzerinde ufak da olsa akan birkaç su kaynağı var. Ancak bunların yaz sonunda kuruma ihtimalini de düşünerek sahile kadar yani denizi ilk göreceğiniz yer olan Alacasu Koyu'na kadar sabretmeniz gerekebilir. Bu durumun can sıkmasına gerek yok. Bu parkur susuzluktan keyfinizi kaçıracak türden değil, zira yanınıza alacağınız su ve yerleşimde tazelenmesi yürüyüş boyunca yeterli olacaktır.
Alacasu Koyu piknikçilerin de uğrak yeri olduğundan çeşmesi mevcut. Burada yanınızda çok ağırlık olmasın diyerek suyu bulamazsanız da çok dert etmenize gerek yok zira inişli çıkışlı 1 saatlik keyifli ve bol deniz manzaralı bir yürüyüşle Phaselis'e ulaşıyorsunuz. Phaselis ile Tekirova arası çoğunlukla yerleşim ve su sorununuz tabii ki yok.

Konaklama: Bu bölgede konaklama derdi yok denebilir. Çadır için hiç sorun yok hatta Alacasu ve Phaselis arasında çok güzel manzaralı kamp alanları var. Hatta buraların yakın gelecekte imara açılma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğunu da düşünürsek bu güzel manzaraların keyfini çıkartın diyebiliriz. Aşağı Kuzdere ve Tekirova gibi yerler ufak çapta pansiyonların da bulunabileceği yerler. Tekirova 5 yıldızlı otel cenneti. Market vs. gibi imkanlar fazlasıyla var.
Aşağı Kuzdere civarlarında, Karataş bölgesinde oldukça güzel kamp noktaları da göze çarpıyor.
İlla sahil kenarında kamp atmayı istiyorsanız yürüdüğünüz döneme bağlı olarak Alacasu Koyu kalabalık ve rahatsız edici olabilir.

Parkur Zorluğu: Parkurun tek zorluğu uzun oluşu. Bunun haricinde yürünemeyecek bir parkur değil ancak onca tepe yürüyüşünden sonra denize inmenin keyfine varmak yolun uzunluğunu unutturuyor.
Bu parkurun en zor bölgesi sahile inmeye başlamadan önce Karamanlı ve Böğürtlenliöz tepelerinde yapılacak 4-5 km.lik, deniz seviyesinden sizi 330 metrelere yükseltecek uzunca çıkış. Çıkış ve yükseklik Likya Yolu geneline bakıldığında çok dik değil ancak uzun. Sıcakta az da olsa zorlayabilir.
Bu parkurlarda işaret sorunu da yok ancak lokal de olsa sorun yaşanabilecek muhtemel noktalar mevcut. Aşağı Kuzdere civarında bulunan Portakal Bahçesi girişi biraz karışık. Burada işaretler bitki örtüsünün yoğun olması sebebiyle gözükmüyor ancak yapılması gereken derenin üzerinden geçerek solda kalan portakal bahçesinin içerisine çıkmanız. İşaretler bundan sonra görülebiliyor.
Alacasu'ya kadar yerleşim yerlerinde sapılması gereken ara yolları kaçırmamakta yarar var. Yerleşim yerindeki işaret kaosu burada da karşınıza çıkıyor. Aşağı Kuzdere ve Karataşlar civarında bulunan yerleşimlerde yanlış yollarda zaman kaybetmemek adına biraz daha dikkat edilmeli.
Alacasu Koyundan Phaselis'e devam etmek için tam kumsalın dibinden patikaya girerek inişli çıkışlı yürümeye başlıyorsunuz. Bu yürüyüş 2.5-3 km. kadar ancak çok uzun ve yorucu değil. Manzarayı seyretmek tüm yorgunluğu alıyor. Bu arada bu bölgede işaretler yakın zamanda yenilenmiş ve sadece kırmızı işaretler var dolayısıyla bu işaretlerin sizi yanılttığını düşünmeyin.

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Güne saat 07:00'de uyanarak başlıyoruz. Dere gürültüsü gece boyunca beyinlerimize işledi. Kafamızın içerisinde sürekli bir gürültü ve uğultu var. Ancak su kenarında olmamız sebebiyle olsa gerek gece oldukça serin ve ferah bir uyku çektik.

10-15 dakika sabah keyfinden sonra hızlıca çadırları toparlamaya başlıyoruz. Çardak altına çadır kurduğumuzdan çadırların dış brandalarını germe gereği hissetmedik.

Herkes toplanıp yürüyüş için yolun başına yani Roma Köprüsünün üzerine doğru ilerliyor. çadır alanında birşey unutup unutmadığımızı kontrol etmek Altuğ'a kalıyor. Kahvaltımızı bir süre yürüyüp yol üzerinde yapmaya karar verdikten sonra muhtar ile vedalaşarak saat 07:50'de yola çıkıyoruz.

Aşağı Kuzdere'ye asfalt üzerinden hafif eğimli bir inişle yaklaşık 4-5 km.lik bir yürüyüş yapacağız. Güneş solumuzdaki tepelerden daha yeni yeni kendini gösteriyor ve gölgeden yürüdüğümüz zamanlarda sabahın serinliğini hissedebiliyoruz. 

Ekip olarak asfalttan daha sabah uykusunu atamamış halde yürüyoruz. Mehmet, Rabia ve Demet bomboş asfaltın ortasından sakince yürürken geride kalan Altuğ fotoğraf çekmekle meşgul. Nasıl olsa 4-5 km. asfalttan yürüyüş yapıyoruz. Patikalara sapmak, ara yollar yok. Bu arada sol tarafımızda Roma Köprüsü civarında birleşerek büyüyen Kesmeçay gürül gürül akmaya devam ediyor.


Kamp noktamızdan Roma köprüsü işte bu kadar yakın.
Altuğ son kontrolde. Yola çıkıyoruz.

Hedef Kuzdere

Sabahın erken saatleri. Hava serin.
Üzerimizde uzun kollu var.  

Kuzdere'ye doğru akan dere solumuzda bizimle birlikte akıp gidiyor.

Gedelme'ye doğru çıkan araçlar. Biz ise sahil yönünde devam.

Güneşi ilk gördüğümüz viraj.

Kuzdere inişi bu şekilde bir kanyondan yapılıyor.

Ekip inişe devam ediyor.

Kuzdere asfalt inişi panaromik görüntüsü

Deniz yönüne doğru bir bakış.
Daha asfalttan yürüyeceğiz.

Dere akışını rahatlatmak için yapılan bentler/savaklar.
Bu sadece ayakta kalabilen. Birçoğu yıkılmış.

Bazı yerlerde dere tam içerisine girip oturmalık.


Derenin rejimi ve debisi çok değil ama görünen o ki belli zamanlarda öylesine güçlü akıyor ki akışı azaltmak için yapılan bent ve savaklar adeta kırılıp paramparça olmuş. Antalya'nın yağmuru gerçekten çok farklı. Orta noktası yok desek yeridir.

Güne erken başlayan çevre insanı araçları ile yukarılara yani Gedelme ve Ovacık taraflarına çıkıyor. Yoldan geçenler ile selamlaşarak biz aşağı onlar yukarıya devam ediyor.

Yaklaşık 2.5 km yürüyoruz ve yolun solunda, dere kenarında açıkhavalı ve dere manzaralı büyükçe bir tesis (Canyon Park) görüyoruz. İçeride sabah temizliği yapan görevli ile tanışıp ekibin çay tiryakisi Rabia hemen taze çay olup olmadığını soruyor. "Var" yanıtını alıp taze demlendiğini de öğrenince kahvaltımızı buradaki masalardan birine yayılarak yapmayı oy birliği ile kabul ediyoruz.

Onlarca boş masa arasından kısa bir süre de olsa nereye oturacağımıza karar veremedikten sonra dere manzaralı en uçtaki bir sedire oturuyoruz. Görevliye gerçekten yazık oldu. Çay ocağı bir uçta biz bir uçta. Hele Rabia daha çay masaya konar konmaz sıradaki gelsin türünden çay içtiği için adamcağız durmadı gerçekten. 

Ne olursa olsun bu bölgenin insanı turiste alışık. Alışık olması da lazım. bizler gibi tür tür müşterisi var işte. Sinirlenmiyorlar, sizi zorla istedikleri masaya oturtmuyorlar. Tabii bunlar hep karşılıklı güzel dialoglar ile olacak şeyler. Sinir bozmak istedikten sonra en kolayı. Ama bizim buna bu ortamda ihtiyacımız yok. 

Kahvaltı olarak sırtımızda taşıdıklarımızı tüketmeye devam ediyoruz. Hatta bugün Tekirova'ya inmeyi planladığımızdan gayet rahatız. Yemeğimiz gayet yeterli. Demet'in taşıdıklarını da bayağı bir tükettik ki artık kendi taşıdıklarımızı yiyiyoruz. Hatta sağolsunlar tırnak pide de ikram ediyorlar. Bugün kahvaltıda Etimek yerine tırnak pide var.


Bazı yerlerde dere tabanı oldukça genişliyor.

Derenin kış sonları veya aşırı yağmurlardan sonra
çıldırdığına dair göstergeler.

Sedir ve dere kenarında yayıldık hatta çıkan güneş ve esen sakin rüzgar ile gevşedik ancak daha yolun başındayız. Daha fazla zaman kaybetmeden 08:45 gibi yola koyuluyoruz ve Aşağı Kuzdere'ye doğru inişimiz devam ediyor.

Asfalttan yaklaşık 1.5 km. daha yürüyerek (Roma Köprüsünden bu yana toplam 4 km.) yol ayrımına geliyoruz. Burada büfeler göze çarpıyor. eğer düz yürürsek yol dere üzerinden geçen bir köprü ile Kemer'e bağlanıyor. Ancak yol ayrımından sağa, yani güneydoğu yönüne doğru sapıyoruz. Bu ayrımda işaret görebilmek biraz zor, malum bu bölgeler yerleşim ve işaretin kaybolması veya dikkat çekmemesi için çok sayıda obje var etrafta. Özetle büfelere vardığınızda sağa sapıyorsunuz. Düz gidip hemen ilerideki köprüyü geçecek olursanız yanlış yolda olduğunuzu belirtelim.

Köşedeki bakkallardan birinde durup ayaküstü soda molası veriyoruz ve hemen yürüyüşe devam ediyoruz. Çevre insanı daha yeni uyanıyor ve ortalık oldukça sakin. Sağlı sollu evlerin önünden geçerek yaklaşık 500 metre kadar yürüyoruz ve bir ayrıma daha geliyoruz. Bu ayrımda büyükçe bir elektrik direği ve trafosu var. Sağdan yola devam ediyoruz. Bu bölgede tek tük de olsa işaretler var ama çok fazla da görebilmek için kendinizi zorlamayın. Malum buralar yerleşim yerleri. İşaret açısından daima kaos demek.


İlk ayrıma geldik. Sağdan devam ediyoruz. Sol taraf sahile iniyor.
İleride sivri sivri Karataşlar görülebiliyor.

Çöp tenekelerinin oradan sağa saptıktan sonra
bakkalların önünden geldiğimiz yöne doğru bakış.

Elektrik direğinin olduğu ayrımdan sağa devam ediyoruz. Sol taraf Karataş diye bilinen, doğa sporlarının da yapıldığı Çamyuva'nın sırtlarında yer alan tepelere doğru devam ediyor.

Sağ taraftan sapıp arkamızda Aşağı Kuzdere'yi bıraktıkça yerleşim de seyrekleşmeye, yerini tepeler ve portakal-nar bahçelerine bırakmaya başladıklarını görüyoruz. Elektrik direğinden sonra yaklaşık 500 metre daha yürüyoruz ve bir yol ayrımına daha geliyoruz. Servelçukuru (27. Sokak) tabelası, bir başka deyişle sulama kanalları tarafına doğru, sağa doğru sapan orman yoluna giriyoruz.


İkinci ayrım: Elektrik direğinden sağ yöne devam.
Sol taraf ise Karataşlara doğru devam ediyor.

Yerleşimden uzaklaşıyor, yeniden doğanın içerisine giriyoruz.

Güneş etkisini arttırıyor.

Köy yolundan orman yoluna girdiğimiz Servelçukuru ayrımı.
Bu yoldan içeriye giriyoruz. İleride işaretleri görmek mümkün.

İşte tabelalar. Kaybolursanız sorarsınız "27. Sokak nerede?" diye. 

Orman yoluna girdik. Bu kadar asfalt yürüyüşü yeter.


Artık yolumuz giderek topraklaşmaya başlıyor. Yerleşimi terk etmeye başladığımız anda işaretler de ortaya çıkmaya başlıyor haliyle.

Geniş ve ferah bir orman yolundan yaklaşık 750-800 metre kadar yürüdükten sonra orman yolu bitiyor. Aslında orman yolunu bitiren yolun sonundaki günümüzün gerçeği olan villa türünden yapılaşmalar. Güzel olan her yere bir ev dikmek Türkiye'nin bir gerçeği. 

İnşaatın ortasındayız ve daha ileriye gitmenin bir anlamı yok çünkü tam girişte, sağdaki direkte sola dönüş için işaret var. Altuğ hemen GPS'e bakarak işaretlerin hemen solumuzda bulunan bir çalılık içerisinden devam ettiğini de teyit ediyor ki sol tarafta yerdeki bir taşta üzeri neredeyse ot ile örtülmüş işareti görüyoruz. İlerleyen yıllarda, belki seneye bu evlerde insanlar oturmaya başlayınca buradan yürümek ve geçiş zor olacak. Bir kapı ve bir de bekçi kulübesi konsa işaretlere bağlanmak çok kolay olmayacak.


Tahtalı eteklerindeki tepelere
doğru yaklaşıyoruz.

Yerleşimden çıkınca işaretler de ortaya çıkmaya başlıyor.

Yol günümüzün gerçeği toplu bir siteye çıkıyor. Hatta yol bitiyor.
İşaret ilerideki direkte ve sola sapmamız gerekiyor. 

Biraz ileriye gidip işaret kontrolü yapıyoruz ama
tam bu noktadan içeriye giriyoruz.

Çalıların arasından içeriye giriyoruz.
Yol var. Meraklanmak yok.

İşaretten sola sapınca otların arasında
görülebilen işaret.


Öncü kuvvet Mehmet çalılıktan içeriye girerek işaret arıyor ama işaret göremediğini, hemen içeride ufak bir dere olduğunu söylüyor. Bu sefer Altuğ ile tekrar içeriye giriyor ayrılarak patikayı arıyoruz. Dere çok küçük olduğundan üzerine köprü niyetine konan sazların üzerinden dikkatle geçen Altuğ, çalıların arasından bir bahçeye çıkıyor ve işareti gördüğünü ekibe seslenerek haber veriyor. Bu bahçe bir portakal bahçesi.

Bu parkurun herhalde yol bulunabilmesi anlamında dikkat edilmesi gereken noktası burası denebilir. Villalara ulaşınca tam sola saparak (sağdaki direkte sola dönüş işareti ve yerdeki taşta işaret var) çalıların arasına girdikten sonra derenin üzerinden geçip portakal bahçesine çıkmanız gerekiyor. Eğer zamanla kaybolmaz ise tam sola saptığınızda yerde kırmızı-beyaz işaretleri göreceksiniz. 

Portakal bahçesi içerisindeki traktör yolundan yürüyüşe kaldığımız yerden başlıyoruz. Burası bir bahçe olduğu için işaret yok ancak az ileride solda büyükçe bir kaya üzerinde işareti gördüğümüzde doğru yolda olduğumuzu anlayıp çok mutlu olacağız.

Solumuzda kalan portakal ve nar bahçelerinin kenarında yürüyoruz. Sağ tarafımız çam ormanı. Güneş etkisini göstermeye başlasa da buralar halen gölge ve yürümek oldukça keyifli.

Portakal bahçesine girdikten bu yana yaklaşık 1 km. orman yolundan yürüdük ve soldaki bahçeler yerini çam ormanına bıraktı. Aslında biz giderek ormana doğru giriyoruz. Doğrusu bu.


Dereyi geçerek Portakal Bahçesine giriyoruz.

Portakal Bahçesinden yola devam ediyoruz.
Sağda kayada işareti görüyoruz.

Portakalların içerisi biraz kurumuş ama yine de enerji veriyor.

Yavaş yavaş ormana içerisine giriyoruz.

Sağımızda kalan Portakal ve Nar Bahçesine panaromik bir bakış.

Likya Yolu'nun karşı konulmaz lezzetleri. Narenciye ağaçları.

Orman içerisine giriyoruz.

Yola devam ediyoruz. Bu civarlarda işaret sorunu yok. 

Tam orman içerisine girdik diyoruz portakal bahçeleri
dibimizde bitiveriyor. Tabii yollara taşan bu fırsatı boş geçmiyoruz.

Bahçeler arkamızda kalır kalmaz karşımıza bir yol ayrımı çıkıyor. Aslında burada işaretleri ağaçlar üzerinde görebilmek mümkün. Düz giden araç yolunu takip etmiyor, daha dar olan soldaki yola sapıyoruz. Hafif inişli çıkışlı yürüyüşün ardından saptıktan 300-400 metre sora artık bu yoldan da çıkarak solda yukarıya doğru çıkan bir patikaya giriyoruz. Girileceğini GPS'ten görebiliyoruz ancak buralarda işaretler de göze çarpıyor. Sadece Orman yolundan patikaya sapılması gerektiğini kaçırmamak lazım.


Yol ayrımına geldik. Sola sapıyor, düz gitmiyoruz.

Sola saptıktan sonra işaretler göze çarpıyor. 

Hafif iniş çıkışlı rahat bir yol.

300-400 metre kadar bu yoldan yürüyoruz.
Az sonra soldaki bir patikaya gireceğiz.

Arkaya dönüp baktığımızda geldiğimiz orman yolu.
Hemen sağdaki kayada bizi soldaki patikaya sokacak işaret var.

Sola saparak patikaya giriyoruz.
İşaretler ve patika belirgin.

Hafif bir çıkışla başlayan
patikada yürümeye başladık.


Dar sayılabilecek, ancak yürümesi bir o kadar keyifli bir patikadan başta dik sayılabilecek kısa bir çıkış yapsak da kıvrıla kıvrıla ilerliyoruz. Bu yol bizi Karataş dediğimiz koca koca kaya tepelerin bulunduğu bölgeye doğru götürüyor. Tabii Karataş'a kadar gitmeyeceğiz ama yakından heybetlerini görebileceğiz.

Kısa bir toplu fotoğraf molasının ardından kıvrıla kıvrıla giden patikalardan yürüyerek oldukça geniş yemyeşil bir alana varıyoruz. Burası adeta cennet gibi. Yemyeşil otlar. Üzerine uzansak saatlerce uyunacak türden bir yer. Gölge ve yer yer güneş var. Yanımızdan dağ bisikletine (MTB) binen bir grup geçiyor. 

Saat 10:15. Kısa bir ihtiyaç molası vermeye karar veriyoruz ki burası bunun için çok uygun bir yer. 10-15 dakika kadar çimlere doyasıya uzanıyoruz ve dinleniyoruz.


Bol gölgeli bir patikadan yürüyüş devam ediyor.

Hafif de olsa çıkış devam ediyor.

Son çıkış. Buradan sonra iniş başlıyor.

İşte iniş başladı.

Kıvrıla kıvrıla yürünen
keyifli patika

KuzDere HatıraSı

2014 Likyayolu.org hatırası No.1

2014 Likyayolu.org hatırası No.2

Haydi!!! Devam ediyoruz...
Bekleme yapmayalım!!!

Yürüdüğümüz patikadan Tahtalı'yı görebilmek mümkün.

Yürüdükçe, günler geçtikçe performans da artıyor.

Her çıkışın bir inişi vardır tabii.

Karataşlar fonlu hatıra fotoğrafı.

Atlaya zıplaya inişimiz devam ediyor.

Geniş bir düzlüğe doğru inerken,
yanımızdan da bir grup bisikletli (MTB) grup geçiyor.

İniş de bitti. Geniş bir düzlüğe çıktık.

Geniş ve ferah düzlüğe çıktık.
İhtiyaç molası zamanı.


Fazla zaman kaybetmeden saat 10:30'da yola koyuluyoruz. İşaretlerin görülebildiği, hafifçe içeriye giren bir patikadan yola devam ediyoruz ve ileride genişçe bir alana çıkıyoruz.

Bu geniş alan aslında araç yolu, dere yatağı gibi. Ancak buradan yürümeyeceğiz. Yola çıkar çıkmaz hemen ileride sağda geniş orman yoluna giriyoruz. Aslında buralarda pek işaret gözükmüyor. GPS'e de bakmıyoruz. Aslında bakıyoruz ama yine de işaret bulmayı tercih ediyoruz. Mehmet geniş alandan düz yürürken Altuğ da sağda orman yoluna sapıyor ve ilk işareti gören bağıracak. Bu arada kızlar da Mehmet veya Altuğ'dan gelecek çağrıyı bekliyor.


Molanın ardından yeniden yola çıkıyoruz.
Patika hafif sola doğru kıvrılıyor.

Düz bir patikadan ilerliyoruz.

Düz patikadan hemen sağda görünen düzlüğe çıkıyoruz.
Geniş ve açık bir alana çıkıyoruz.
Düz gitmeyip hemen ileride sağdaki
orman yoluna gireceğiz.

İşareti çok ileride görebilen Altuğ arkada kendisinden haber bekleyen ekibe sesini duyurabilmek için bayağı bir bağırıyor ve kızlar çağrıya ses vererek geniş alanın sağındaki orman yoluna giriyorlar. Çok kısa bir yürüyüşle bir yerleşime daha çıkıyoruz. Buralarda market vs. yok. Sadece yerleşim. Bu bölgeler çok zorlu değil ama çok su ihtiyacı olursa çevre evlerden birinden rica edilebilir. Bu arada hemen arkamızda Tahtalı Dağı'nın heybetli manzarasını seyretmeden yola devam etmenin yanlış olacağını düşünüyoruz.

Tahtalıyı arkamızda bırakıp köy yolundan yürümeye başlıyoruz. Bu yol bizi parkurun sarı tabelalarından birine daha çıkartıyor. Phaselis 9 km??? Tartışılabilir. Bu tabeladan itibaren yaklaşık 11 km. demek lazım. Kuzdere de 2 km. değil 4 km. Birçok Likya Yolu tabelasının bu şekilde bir sapması var maalesef.


Kısa orman yolundan yeniden asfalt
yola ve yerleşime çıkıyoruz.

Yola çıkar çıkmaz sağımızda Tahtalı bizi selamlıyor.
Bu arada geldiğimiz orman yoluna sapılması gerektiğini
gösteren işaret elektrik direği üzerinde.

Bu yöne doğru yürümeyeceğiz.
Tahtalı'ya sırtımızı verip
ters yöne yürüyeceğiz.

Tahtalı Hatırası. Rabia.

Tahtalı Hatırası. Demet.

Orman yolundan sola saparak yürümeye devam ediyoruz.

Daha fazla düz gitmek yok.
Elektrik direğinden sağa sapıyoruz.

İşte sarı Likya Yolu tabelası. Phaselis yönüne devam edeceğiz.
Burada yazan mesafelere +2 ekleyerek hesap yapın.


Sarı tabela bizi sola döndürüyor ve köy yolundan ara yola giriyoruz (eğer hata yapıp düz gitsek sahile doğru inecektik). Saptıktan sonra sadece 100 metre yürüyüp elektrik direği üzerinde kocaman kırmızı-beyaz işareti görüyoruz ve sağdan patikaya giriyoruz. Bu arada her yerde dağ bisikletliler (MTB) göze çarpıyor. Aslında Antalya bünyesinde her tür spora uygun bir coğrafya barındırıyor. Dünyada bu tür bir yer bulmak gerçekten zor. Kış sporundan, bisiklet, paraşüt hatta su sporuna kadar her türlü aktivite mümkün buralarda. Antalya bu bakımdan gerçekten özel.

Patikaya girdikten sonra bugünün en zorlu bölgesi yani yaklaşık 2 km.lik çıkışı başlıyor. Aslında Likya Yolu genelinde zor değil ancak geçtiğimiz 2 günün kısmen de olsa zorluğu bu çıkışın sonunda ekipten Demet'in yürüyüşü bırakmasına sebep olacak. Aslında yürüyüşü bırakmasının sebeplerinden en önemlisi bizce yanlış çanta seçimi, çantayı ağırlaştıran extra eşyalar almış olması ve şehrin yorgunluğunu üzerinden atamamış olması diye düşünüyoruz. Bu tür aktivitelerde ekipman gerçekten çok önemli. Özellikle ayakkabı ve çanta. Demet çantasını omuz askılarını padsiz/ince padli tercih edince çıkışlarda çantasının omuz bölgesi omuzlarını adeta kesti. Aslında daha yolun başında başlamıştı problem ama buraya kadar çok iyi dayandı açıkçası. Ekibi yavaşlatmamak için ses yapmadan yürüdü bizimle sağolsun. Bunu yüzünden anlayabilmek mümkündü.

Sarı tabeladan saptıktan sonra portakal tarlalarının yanından
sağımızda kalan Tahtalı'yı seyrederek yürüyoruz.

Yaklaşık 100-15 metre sonra da patikaya girerek
bugünün zorlu çıkışına başlıyoruz.
Görüleceği üzere işaret sorunu yok.

Çıkış başlıyor.

Çıkışı yavaş ve sakin yapıyoruz
zira bazı yerlerde burkulma yaşayabiliriz.

Bubölgede işaretler ağaçlar veya yerdeki
taşlar üzerinde görülebiliyor.

Demet'in çantası omuzlara baskı yapmaya başladı.
Çıkış sonrası daha fazla dayanamayacağını söyleyecek.

Demet'in hemen arkasından Mehmet yürüyor.
Tempoyu Demet'e göre ayarlıyoruz.

Çıkışımız saat 11:00'de başlıyor. Artık güneş tepemizde. Yavaş tempoda kendimizi zorlamadan sakin tempoda çıkıyoruz. Önde Mehmet, en arkada Altuğ. Ancak Demet giderek zorlanıyor ve ekibin gerisine düşmeye başlıyor. Bu da bizi yavaşlatıyor ama bu hiç sorun değil. Sonuçta biz bir ekibiz ve birbirimize yardımcı olmak zorundayız.

Güneşin de etkisiyle ilk su molamızı 15 dakika sonra çantaları çıkarmadan veriyoruz. Sıcak bir anda herkesi bitkinleştirdi desek yalan söylemiş olmayız.

Çıkışımız devam ediyor. Dikkatli çıkıyoruz çünkü düz bir patika yok.

Çıkışın bitmesine daha var

Yukarılara yaklaştıkça çıkışın dikliği biraz azalıyor.

Çıkış çoğu yerde bu şekilde
bol taşlı bir patikadan yapılıyor.

Bzı yerlerde adım adım
ilerlemek durumunda kalıyoruz.

Çıkışımızın ilk etabı tamamlanıyor.

Bulunduğumuz noktadan denize doğru panaromik bir bakış.

Rabia'dan deniz manzaralı poz. Yorgunluk var besbelli.
Arkada Çamyuva sahilleri görülüyor.

Fazla zaman kaybetmeden sakin adımlarla çıkışa devam ediyoruz. Çıkışın başında genelde çalıların arasından yürüdüğümüz için pek manzara görebilmemiz mümkün olmuyor ama 150-200 metreden sonra Tahtalı ve sahil tarafında Çamyuva manzaralarını ve aşağıda alabildiğine orman manzaraları ile karşılaşıyoruz. Çok yüksek olmamasına rağmen bölgenin en yüksek noktalarından birinde olduğumuzdan kuşbakışı manzaralar seyredebiliyoruz. nerede olduğumuzu kafalarda canlandırma anlamında Tahtalı teleferiğine çıkan asfalt yola oldukça yakınız. Hatta az sonra varacağımız tepe nokta teleferik yoluna sadece 300 metre yürüme mesafesinde.

Zaman zaman çıkışın dikliği artsa veya taşlar yürünmeyi bir miktar zor hale getirse de dura kalka yaklaşık 45 dakikalık bir çıkış yapıyoruz. Saat 11:45 gibi deniz seviyesinden yaklaşık 300 metre yukarıdayız. Çamyuva manzarası sanki 1000 metredeymişiz gibi. Ayaküstü yaklaşık 5 dakikalık manzara seyretme molası veriyoruz. Bu arada hepimiz tepemizdeki güneşe rağmen soluklanma fırsatı buluyoruz. Yanımızda yeterli miktarda su var ama Demet'in zor durumunu bildiğimizden Altuğ ve Mehmet sularını daha idareli tüketmeye çalışıyor. Her ihtimale karşı ekstra suya ihtiyacımız olabilir. Sevindirici durum inişe başlıyor olmamız.


Manzara molası sonrası yeniden hareket ediyoruz. 

Dikkat gerektiren ve yorucu çıkış

Çık çık bitmiyor değil mi, Rabia?

Yürümeye devam. Yollar aşınmaz...

İşaretler yoksa babalar var.

Tepenin arkasına (Tahtalı tarafına) geçiyoruz.

Biraz da böyle bir manzara eşliğinde
kısa da olsa tırmanmadan yürüyoruz.

Birine mi bakmıştınız?
Bir arkadaşa bakıp çıkacakmısın?

Tahtalı tarafındaki yamaçtan yola devam ediyoruz.

Bulunduğumuz konumdan Kuzdere'yi görebiliyoruz.

Tabii ki sandal ağaçları. Olmazsa olmaz...

Yeniden deniz tarafına doğru geçiyoruz.

Sahil manzarasını yeniden katıyoruz yanımıza.

Çıkış sırasında böyle güzel patikalar da yok değil.

Demet'in işi zor. Arkada kalıyor çoğu zaman.
Ama ne olursa olsun ekibi yavaşlatmıyor.

Öndeki ekip Demet'i bekliyor.
Aranın açılmasına izin vermiyoruz.

Son çıkışı yapmaya doğru ilerliyoruz.

Ha gayret!!!

Günün zirvesi için son adımlar

İşte bugünün en yüksek noktası. 300 metre.
Çıkış zaman zaman zorladığı için daha yüksek geliyor insana.
Seyredilesi güzel bir manzara...

İşte manzaramız. Tabii ki mola verdik...

Her çıkışın bir inişi vardır. İşte başlıyoruz inişe

İniş yolu engebe olarak çıkıştan daha kolay.

Suyumuzu idareli kullanıyoruz ancak inişe başladıktan yaklaşık 5-10 dakika sonra usul usul akan tertemiz bir su kaynağı ile karşılaşacağımızdan habersiziz.

Yeterli suyumuz var ancak su kaynağına varmak hepimizi çok memnun ediyor. Sularımızı tazeleyerek inişe kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yürüdüğümüz yol teleferik yolunun paralelinde sayılabilir. Hani araç geçse duyabileceğimiz şekilde. Yaklaşık 10 dakika kadar daha yürüdükten sonra bizi sahile kadar indirecek yola bağlayan patikaya sapmamız gerektiğini gösteren işaret ve babaya ulaşıyoruz. İşaretler zaten sizin düz gitmenizi istemiyor ve görülebilir bir "X" karşımızdaki kaya üzerinde bize bakıyor.

Tam inişe başladığımızda karşımıza çıkan
taze ve serin su o kadar güzel geldi ki.

Su molası ardından inişe devam ediyoruz.

İniş çok daha kolay.

Kuzdere tarafına bakıyoruz.
Hemen önümüzdeki tepenin arka yamacından tırmanış yaptık.

Az da olsa tırmanış oluyor ama
dert edilecek bir durum yok.

İnişe ferah ve geniş sayılabilecek bir patikadan devam ediyoruz.

Altuğ hem fotoğraf çekiyor hem de Demet'i
kontrol etmek için ekibin en sonunda.

Bizi orman yoluna indirecek patikaya Mehmet sağa saparak giriyor.
İşaret var.

İşte patikadan yeni bir patikaya girdiğimiz, sağa saptığımız nokta.
Hemen ileride "X" var. Öndeki kayada da sağa dönüş işareti de var.

Öndeki kaya sağa sap diyor, arkasındaki "düz gitme" diyor.

Orman yoluna doğru iniyoruz

Sağ taraftaki patikaya giriyoruz ve sadece 5 dakikalık bir yürüyüşle ileride daha da genişleyecek orman yoluna çıkıyoruz. Orman yolu bizi Antalya-Kemer asfalt anayoluna çıkartacak. Aşağıya kadar patika yok. 4-5 km.lik inişimiz tamamen bu orman yolundan olacak. 

Bu çıkış ve iniş boyunca işaret sorunu yaşamadığımızı ve kaybolma ihtimali olmadığını da belirtelim. Bu parkur genel olarak orta seviye türünden sayılabilir. Yürüyüş olarak kolay fakat uzunluğu sebebiyle orta seviye dememiz bu parkurları yürüyeceklere doğru bir yönlendirme olabilir.

Aşağıya doğru indikçe orman yolu giderek genişliyor. Daha 1 km olmadan yerini bir gün önceki inişe benzer geniş bir orman yoluna bırakıyor. İndikçe gölge de kalmıyor haliyle. Güneşin altında kabak gibi iniyoruz adeta. 

İndikçe Demet'in yürümeye ve çantayı taşımakta zorlandığı iyice belli oluyor. Yol boyunca yanındaki t-shirt ve havlulardan omuzlarına destek yapıyor ama nafile. 

Çok geçmeden de ekibe dayanamayıp gerek sağlık gerekse zorlandığından yürüyüşü bırakacağını söylüyor. Bu kararını vazgeçirmek için ısrar edemeyiz zira önümüzde daha çok yol var. Sağlık herşeyden daha önemli. Neyseki Demet'in hepimize yürüyüşü bıraktıracak türden bir problemi, sıkıntısı yok. Kemer yoluna indiğimizden kendisini oradan Antalya yönüne giden bir minibüse bindirip havaalanına yolcu edeceğiz. Demet ekibi yavaşlatmak istemediğini ve hiçbirimizin yürüyüşü bırakmamamızı ısrarla belirtiyor sağolsun. 

İnişimizi sakin adımlarla yapmaya devam ederken herkeste Demet'in dönecek olması sebebiyle genel bir sessizlik, sıkıntı oluştu. Sonuçta bu yürüyüşe 4 kişi başladık. Yine aynı ekip Karaöz'de bitirmeyi planlıyorduk. Ama olmadı.


Sağa saptıktan sonra patikadan iniş devam ediyor

Patikanın bu bölümleri oldukça rahat.

Çam ağaçları gölgesinden yürüyoruz.

Bu kadar çıkış sonrasında bu yol çok rahat geliyor
ama Demet için durum öyle değil.

Aşağılara indikçe gölgeler yerini güneşe bırakmaya başlıyor.

İnişe orman yolundan devam ediyoruz.

Artık yol daha geniş.

Bu bölümler çok zor değil. Aralara sapılacak patika vs. yok.

Ha gayret Demet az kaldı!!!

Mehmet ve Altuğ tempoyu kontrol etmeye çalışıyor ama nafile...

Bu bölümün öncü kuvveti Rabia kaptırdı gidiyor en önden.
Bazen arkasına bile bakmayı unutuyor. Düştük mü kaldık mı diye...

Yol iyice genişledi.

Aşağılara inip, güneş altından yürüdükçe sıcak artıyor.

Heeey!! Demet yoruldu. Molaaaa!!!


Orman yolu sonradan açıldığından aşağılara indikçe aynı bir gün önce Roma Köprüsüne indiğimiz gibi yol üzerinde çokça taş ve kaya parçaları karşımıza çıkıyor. Aslında bu yollar olası yangınların söndürülmesinde kullanılmak üzere açılmış ara yollar. Bugün bir işlevi olmayabilir ancak sebebi bilinmeyen??? yangınlara müdaheleler bu tür yollardan yapılıyor. Yoksa yukarıdaki alanlara başka türlü ulaşabilmek imkansız.

İnişimize başladıktan yaklaşık 1 saat sonra yolun sonlarına doğru karşımıza yolu kesen bir pınar daha çıkıyor. Dediğimiz gibi yanımızda su var ancak temiz ve taze suya hayır demiyoruz ve sırtımızdaki bardaklar yardımı ile suyu içiyoruz. Sırtımızda tangır tungur bizlerle tüm Likya Yolu boyunca gelen bardaklar burada işimize yarıyor. Suyu doldurabileceğimiz bir derin alan olmadığından bardakları yere dayayarak suyumuzu dolduruyoruz.


Aşağılara indikçe yolda taşlar ve toprak kaymaları görmeye başlıyoruz.

Deniz manzarasını seyretmeden de inmiyoruz tabii.

Toprak kaymasına meydan okumuş ağaçlar.

Yürüyüşte ikinci sırada Demet var

Likya Yolu'na ilave olarak başka tabelalar da göze çarpıyor.
Kuzdere bu noktadan yaklaşık 7.-7.5  km. uzakta.

Demet buralarda yürüyüşü bırakacağını söylüyor.

Bazı yerlerde refüj bile var. Modern yürüyüş yolu.

İnişimiz buralarda hızlı olmaya başladı.

İniş rahat ama Demet'in kararından sonra keyfimiz kaçmıyor değil.

Dayanın suya az kaldı!!!

Yerden dolduruyoruz ama su o kadar temiz ki.

Bu sıcakta kaç bardak içtik belli değil.

Antalya-Kemer asfaltına doğru son yürüyüşler


Su kaynağından yaklaşık 1 km. sonra da saat 13:20 itibariyle Kemer-Antalya karayoluna çıkıyoruz ve Aşağı Kuzdere parkurunu da tamamlamış oluyoruz. Roma Köprüsünden Çamyuva sapağının bulunduğu karayoluna çıkmak kahvaltılar ve molalar da dahil olmak üzere toplamda 5.5 saat sürdü. Bu da buraları yürüyecekler için ilave bilgi olsun.

Yol kenarında sarı renkli Likya Yolu tabelasını görebilmek de mümkün. Rakamlar doğru mu? Hayır. Yukarıda bir önceki tabelada da belirttiğimiz gibi her iki yöne de +2 km. daha eklemeniz lazım doğru mesafeler için.

Müsait bir noktadan yolun karşısına geçerek hemen karşıda Alacasu koyuna inen yola gireceğiz ancak öncesinde Demet'i Kemer minibüslerine bindirerek uğurluyoruz. Kısa da olsa, Altuğ ve Mehmet olarak kendisine çok istediği bu deneyimi yaşattığımız için mutluyuz.

Artık 3 kişiyiz. Rabia bizimle yürümekte kararlı ki yolun sonuna kadar büyük bir azimle bizimle yürüdü. Onu da ayrıca tebrik etmek lazım.


Antalya-Kemer karayoluna ulaşıyoruz.

Karşıya, deniz tarafına geçmemiz gerekiyor.
Bu arada Demet'i karşı şeritten minibüse bindireceğiz.

Bugün yürüdüğümüz bölgeler aynı zamanda doğa koruma alanı.

Tüm mesafelere +2 eklemeyi unutmayalım.
Yönümüz asfalt yolun karşısında geçip Alacasu Koyu'na inmek.

Yolun karşısına geçtik. Karşıdan karşıya geçerken dikkat!!
Günlerce dağlarda yürüyüp karayoluna çıkınca
insan teknolojinin farkında olamıyor hemen.

Demet'i uğurluyoruz.


Yolun karşısına geçtikten sonra
soldaki yola girerek sahile ineceğiz.

Alacasu yoluna girdik.

Sarı tabelanın olduğu yerden karşıya geçerek, sahil tarafındaki Alacasu yoluna giriyoruz ve hiç bir ara yola sapmadan 10 dakika sonra Alacasu Koyu'na varıyoruz. Saat 13:50. Günler sonra yeniden denizin dibindeyiz!!! İnsan o kadar dağlardan yürüyüp denizin dibine inince bir garip oluyor.

Denize girip şortları ıslatmaya pek niyetimiz yok (pişik tedavisi gerçekten zor) ama ayakları denize soktuk. Sahile gelince içimizde ayrı bir mutluluk oluşturdu. Akdeniz'in artık masmavi suları hemen yanıbaşımızda artık. Karaöz'e kadar sahil cephesinden yürüyeceğiz.


Alacasu'ya doğru yürüyoruz.
Su problemi görüleceği üzere yok.

En güzel kıyafetlerimizi giydik aman sıçratmasın.

Alacasu için son virajı dönüyoruz.

Bir etabı daha tamamladık. Merhaba Alacasu Koyu.

Denize girsek mi girmesek mi diye düşüneceğiz
ama girmememiz en hayırlısı.

Solda Karaburun, sağda İnce Burun ile çevrelenmiş
Alacasu Koyu

4 yıl boyunca Likya Yollarında çektik birbirimizin kahrını.
Aslında ne 4 yılı? 30 yıldan fazla oldu çekiyoruz birbirimizin kahrını...

Harika bir kadraj. Teşekkürler Rabia!!!

 
Sahilde bir süre oturup zaman geçiriyoruz. Burası hemen Çamyuva'nın dibinde (hemen karşımızdaki Kara burun'un arkası herşey dahil 5 yıldızcıların iyi bildiği Robinson Club imiş), Phaselis'in bir koy arkasında Tekirova'nın hemen dibindeki harika bir koy ancak günübirlikçiler tarafından bayağı bir yorgun hale getirilmiş gibi gözüküyor. Etrafta çöp konteynırı olmasına rağmen çok fazla çöp var. Etraf derbeder gözüküyor. Deniz ne kadar güzel olsa da insanın denize sırtını dönüp hemen içerideki çamlığı seyretmek içinden gelmiyor. Ertesi hafta buraya tekrar gelip çöplerinin üzerinde mangal yapmak nasıl bir duygu acaba? Türkiye'nin bunun gibi halka açık yerleri hep böyle maalesef. Temiz bırakmayı öğrenemedik. Öğrenmeyeceğiz.


Yaklaşık 20-25 dakikalık eğlenceli bir molanın ardından saat 14:15'te yola çıkıyoruz. Daha önümüzde Phaselis, Sundance, Tekirova ve Tekirova çıkışı var. Tekirova çıkışında nereye çadır kuracağımızı bilmiyoruz bile.

Alacasu koyunun hemen dibinden, yani yanından patika bizi diğer koya yani Phaselis'e doğru götürüyor. Arada Alacasu'ya bağlı bir küçük koy daha geçeceğiz tabii. Kumsalın hemen dibinden çıkışa başladık ve birkaç metre sonra kaya üzerinde işareti de gördük. Adeta girilesi masmavi deniz hemen aşağımızda ve biz deniz seviyesinden yükseliyoruz. Hatta bir süre sonra içerilere doğru giriyoruz. İşaret problemi olmadığını bir kez daha belirtelim.


Yola çıkma zamanı geldi. Fazla yatmak iyi değil.
Tam sahilin dibinden patika yukarıya çıkıyor.

Patika hemen yükselmeye başlıyor.

Alacasu Koyuna son bir bakış.
Bakmayın tenha olduğuna mevsim sebebiyle.

Denizin dibinden çıkışımız devam ediyor.

İnce Burun'un ucuna doğru ilerliyoruz.

Bu bölgenin patikaları çok keyifli.

İşaret sorunu da yok. Hatta tek kırmızı işaretler
de görülebiliyor zaman zaman

Deniz buralarda adeta davet ediyor.

İnce Burunun diğer tarafına geçiyoruz.

Bir süre sonra İnce Burun'un güney cephesinden
Phaselis'e doğru bakacağız.


Çam ağaçları ile gölgelenmiş, geniş sayılabilecek patika yürünmesi oldukça keyifli. Yukarılara doğru çıktıkça karşımıza ilk tarihi kalıntılar çıkmaya başlıyor. Phaselis bir çok medeniyete liman olarak hizmet vermiş etkileyici bir şehir ve çevrede adım atılan her yerde bir kalıntı, yapı mutlaka var. 

Alacasu sonrası yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşle ufacık ve oldukça temiz!! (doğru söylüyoruz) görünen bir koya iniyoruz. Aslında bu koy haritadan bakıldığında Alacasu ile aynı koyda ama arada bir tepe ve 15 dakikalık!! mesafe piknikçilerin buralara gelmesini engellemiş. Herkes üzerine alınmasın çünkü ülkemizde piknik alanı şartlarından biri arabayı olabildiğince piknik alanının dibine sokup gözünün önüne, dibine park etmekten geçiyor. Ama bu koyda bu mümkün değil.


Çamyuva'ya son bir bakış.
Hemen öndeki burun Kara Burun.

Phaselis kendisine yaklaşıldığını müjdeliyor.
Yol üzerinde kalıntılara rastlamaya başladık.

İnce Burun üzerideki küçük koya yaklaşıyoruz.

Küçük ve yanlız koya inişimiz başladı.

Burasını da geçtikten sonra hedef Phaselis.

Yanlız koya inişimiz başladı.
Nasıl ama?
Burada denize girilir değil mi?


Çok kısa fotoğraf molasının ardından koya inip hemen karşısında devam eden patikaya giriyoruz. Bu patikanın bulunduğu bölge yukarıda da belirttiğimiz üzere İnce Burun bölgesi. Bizi yaklaşık 40 dakikalık bir yürüyüşle Phaselis'e götürecek. Patikaya girer girmez yol ikiye ayrılıyor gibi gözükse de bunlar birbirine bağlanan yollar ancak biz sağdan devam ediyoruz. Buralarda işaret sorunu da yok. Bu yüzden yürüyeceklerin içi rahat olabilir.


Hemen koyun karşısından patika Phaselis'e doğru devam ediyor.

Patika ikiye ayrılıyor gibi gözükse de sorun yok.
Sağdan devam ediyoruz.

Patika rahat ve tırmanış yok.
Hatta birazdan ormana gireceğiz.


Yaklaşık 2-3 dakikalık yürüyüşle Phaselis'in bulunduğu koyu gören İnce Burunun güneyindeki bir tepe noktaya ulaşıyoruz. Phaselis ve hemen arkasındaki İnciryalısı Koyu'nun da görülebildiği harika panaromik bir manzara var burada.

5 dakika kadar bu güzel manzarayı seyrettikten sonra yola koyuluyoruz ve çam ağaçlarının altındaki gayet belirgin ve işareti bol bir patikadan yürüyoruz. Phaselis'e yaklaştıkça tarihi kalıntılar ve çalışmalar göze çarpmaya başlıyor.

İşaret sorunu yok derken bu bölgede yakın zamanda işaretler yenilenmiş ve sadece kırmızı işaret yapılmış. Özet kısımda da belirttiğimiz üzere aralarda standart kırmızı-beyazlar da gözüküyor ama sadece kırmızıları da görürseniz bu işaretlerin sizi yanılttığını sanmayın.


Az sonra İnce Burun'un güney cephesinde olacağız.

Hemen önümüzde Aşar Burununu görmeye başladık.

Phaselis'in koyu hemen ileride gözüküyor.
Bu harika manzarayı seyretme zamanı ve fotoğraf molası 

Ne kadar yanlız değil mi?
Daha ne kadar dayanır sizce?

Tekirova'ya doğru bakıyoruz. Hemen önündeki Üçadalar gözüküyor.

Phaselis'in Kuzey limanını buradan görebilmek mümkün 

Sağdaki büyük kayaların tepelerinden yürüyeceğiz az sonra.

Çok iyi olmasa da fikir vermesi açısından manzarayı
panaromik olarak özetleyelim. Hemen karşımızda Aşar Burnu gözüküyor.

Ferah ve harika
patikalardan yürüyoruz

İşaret ve baba sorunu yok buralarda.
Alacasu ve Phaselis arası sık yürünen Likya Yolu parkurlarından biri.

İmar izninin çıktığı bölgelerden yürüyoruz.
Bu fotoğraflar yakın zamanda tarih olabilir.
Ne kadar acı değil mi?

Yürüdükçe kalıntılar da etrafta görülebiliyor.

Acayip derin ve deliksiz bir çukuru çevirmişler.
Burada her yer tarih...

Yakın zamanda tarih olabilecek yerler.
Phaselis dibimizde ve ortaya çıkarılmamış
Athena tapınağı yazıldığına göre buralarda.

Rabia yola devam. Mehmet fotoğraf molasında.

Buralarda işaretler zaman zaman tek kırmızı renk.
Bu işaretler doğrudur. Sizi yanlış yöne yönlendirmiyor.
Zaten patikalar çok belirgin.

Yanlış yere çizilmiş işaretler...
Tarihin kalıntıları bize yol gösteriyor 


Phaselis'e çok az bir yolumuz kala tüm Likya Yolu boyunca gördüğümüz en büyük baba karşımıza çıkıyor. Herkes bir taş koyarak kayanın üzerini adeta dağa çevirmiş. Güzel bir görüntü var ve bizim de çorbada tuzumuz olmalı tabii. Buna benzer bir de Gelidonya Yolunda vardı galiba?

Rahat ve keyifli bir patikadan, ara sıra güneşi de görerek Phaselis'e giriyoruz.  İlk önce orman içerisinde başlayan yapılar ve kalıntılar, sonrasında nekropol ve en sonunda karşımıza Phaselis'in meşhur kemerleri çıkıyor.

Alacasu'dan Phaselis'e varmak tam 1 saat sürdü diyebiliriz. Saat 15:10 itibariyle Phaselis'teyiz.


Phaselis'e doğru iniş başlıyor.

Bakmayın buraların çalılık veya orman olduğuna.
Buralar tamamen tarih.
Maalesef keşif için ödenek yok. 

Phaselis'e iniş devam ediyor.

Artık burada da yol kaybetmezsiniz herhalde??
Likya Yolu boyunca gördüğümüz en büyük baba

Yorgunluk var dolayısıyla buralarda
tempolu gibi yürüyoruz.

Patika boyunca ömrünü
tamamlamış ağaçları da aşıyoruz.

Hemen bu ufak tepeyi tırmanışın ardından
Pheselis'in kalıntılarını görmeye başlayacağız

İşte Phaselis'e giriyoruz.

2000 yıl önce buradan nasıl inilirdi acaba?

Buralar imara açılacak. Karar sizlerin...

Phaselis'e doğru son adımlar.

Phaselis kemerlerinin olduğu
meydan aşağıda gözüktü.
İlerideki yapının arkası mezarlık.

Tek tek incelenmesi gereken yapılar...
Phaselis çok özel. Mutlaka görülmeli.

Nekropol.

Phaselis'e vardık. Kuzey limanı.

Phaselis'in meşhur su kemerleri.

Kemerleri geçerek Phaselis'in kuzey limanındaki kumsala çıkıyoruz. Öğle yemeği yemeyi unuttuk ve Mehmet yememiz gerektiğini söyleyerek hemen sahildeki basamaklardan birine giderek, gölge bir yere çöküyor ve öğle yemeğimizde ton balığı yiyiyoruz. Altuğ da yemek öncesi çevrede fotoğraf çekmeyi ihmal etmiyor. 15-20 dakika kadar yemek molası veriyoruz.

Phaselis konum ve tarih açısından görülüp gezilmesi gereken bir yer. Bu yazının en aşağısında Phaselis ile ilgili detaylı, tarihsel bilgiler vermeye çalıştıysak da en önemli sorun bu civara yapılması düşünülen otel. Dolayısıyla halen bulunamamış ancak konum itibariyle nerede olduğu tahmin edilen Athena tapınağının olduğu yere yakın zamanda 5 yıldızlı bir tesis yapıldığını görürsek hiç şaşırmayalım. Müze müdürlüğünün bile imar izni verdiği bir zamanda, Phaselis'i de gözlerimizle gördükten sonra bu imar onayının ne derece acı verdiğini anlatmak gerçekten imkansız.

Phaselis'in tarihi ile ilgili bilgileri bu yazımızın en dibinde bulabilirsiniz.


Phaselis'in su kemerleri

Kemerlerin altından geçip sahile ineceğiz.

Phaselis antik şehrinin yerleşim planı

Phaselis kuzey limanına çıktık.
Hemen ilerideki basamaklarda öğle yemeğimizi yiyeceğiz.

Phaselis'in sahili kumluk.
Kampa izin verilmiyor ama yüzmek için çok güzel bir tercih.

Bu saatlerde yatay gelen ışık
güzel görüntüler sunuyor

Yemek molasının ardından Tekirova'ya doğru yola çıkmanın vakti geliyor. Akşama az kaldı ve Tekirova'ya varıp Çıralı yoluna girmemiz gerekiyor ki kamp için nerede duracağımızı daha bilmiyoruz. Haritalardan görebildiğimiz kadarıyla kafamızda Tekirova sonrası koylardan birinde konaklama ihtimali var. Bizi nasıl bir yerin beklediği de muamma tabii.

Saat 15:45'te Phaselis'ten yola çıkıyoruz. Hemen girişteki büfeden su alarak yanımıza taze su depoluyor, turistik eşya satan büfeden yol tarifini alıyoruz. Yol hemen büfenin arkasındaki patikadan İnciryalısı Koyuna bağlanıyor. Çam ağaçları gölgesinde, kalıntıların yanından gidiyoruz. 200-300 metre kadar yürüdükten sonra Phaselis'in hemen yanında bulunan İnciryalısı koyunun kumsalına çıkıyoruz. 

Koyun öbür ucunda Sundance Camping var. Ancak İnciryalısı Koyunun kumsalı ufak bir tepe ile ortadan ikiye bölünmüş durumda olduğundan bu ufak tepeyi aşıp Sundance Camping'e varacağız.

Ayakkabıların içerisini kumlamadan kumsalın arkalarından yürüyoruz ve kumsalın sonundan bizi diğer sahile çıkartacak tepenin patikasına giriyoruz.

Patika sahilin biraz gerisinde. Yerde bulunan taşta işaret var ama zamanla kaybolabilir. Ancak biraz dikkatli bakıldığında patikayı görebilmek mümkün. Zaten tam sahilin bulunduğu yer oldukça kayalık ve çıkış olmadığı fark ediliyor. Kayalık ve tel örgüler biter bitmez patika görülebilir.


Yeniden yürümeye başladık.
Hemen büfelerin arkasından İnciryalısı Koyuna bağlanıyoruz.
Büfedekiler yolu biliyorlar. Sundance diye sormanız yeteli.

İnciryalısı Koyuna kısa bir yürüyüşle ulaşıyoruz.

Koyun bu bölümünde hemen karşıdaki,
İnciryalısı koyunu ikiye bölen tepeyi aşmak durumundayız.

Arkamıza baktığımızda Phaselis'in
hemen arkasında kaldığı Aşar Burnunu görüyoruz.

Çıkışımız başlıyor. Patika sahilin biraz içerisinde tel örgüler
bittiğinde görülebiliyor. Yerde işaret var
ama zamanla kaybolur mu bilinmez.


Patikaya girer girmez herhalde bugünün en dik çıkışını yapıyoruz. Neyse ki mesafe kısa. 5 dakikada tüm İnciryalısı Koyunu tam ortadan gören tepe bir noktaya çıkıyoruz. Mehmet Sundance tarafına bakarak bu özel yeri bize anlatıyor. Bakmayın adında "camping" yazdığına. Burası özel bir işletme. Öyle "pat" diye girilemiyor. Rezervasyon falan yapmak gerekiyor. Değişik bir yaşam var içeride. Yaşanası...

Zaman kaybetmeden inişe geçiyoruz. Ne iniş ama!! bazı yerlerde dikkat etmemiz gerekiyor ancak artık doğanın bir parçasıyız. Atlaya zıplaya inişimizi yapıyoruz. Tepeyi aşmak yaklaşık 10 dakikamızı aldı. Ancak sahilin dibine inmişken bir anda böyle bir tepeyi aşmak bizi şaşırtmadı değil.


Çıkışımız başlıyor.
Buradaki kırmızı işaretlere güvenebilirsiniz

Çıkışımız oldukça hızlı.
Arkamızda bıraktığımız sahil ve Aşar Burnu gözüküyor.

Sahile vardık dedik ama yine de çıkış yapıyoruz.

Tepeye varmamıza az kaldı. Patika oldukça belirgin.
İşaretler de var.

Sundance'e doğru manzarayı seyretme zamanı.

Son kez arkamızdaki manzaraya bakarak inişe geçiyoruz.

İniş başladı. İlk bölümler biraz dikkat gerektiriyor.

İndikçe patika biraz daha düzleşiyor.

Sundance'in bulunduğu sahil.
Sahilin sonunda Sundace var. Doğa içerisinde
olduğundan buradan belli olmuyor.

Sağ aşağıda kırmızı işaret görülebiliyor.
Kırmızı-beyaz işaretler de var ama
zamana yenik düşmeye başlamışlar.

Yeniden deniz seviyesine iniyoruz.

Sonunda Sundance'in bulunduğu
İnciryalısı Koyunun güney kumsalına iniyoruz.


İnciryalısı'nın güney sahiline indik ve kumsalın arka tarafından Sundance'e doğru ilerliyoruz. Sahilde tek bir insan var o da meditasyon yapıyor. Kafasını arkaya çevirmek yerine kafasını eğerek bacaklarının arasından bize bakıyor. Meditasyon Lady'i rahatsız etmeden sessiz sakin yürüyüşe devam ediyoruz ve Sundance'e saat 16:20'de ulaşıyoruz.

Çevrede biraz fotoğraf çekip, Mehmet'in Sundance anılarını dinleyerek 10 dakika kadar oyalanıyoruz. Saat 16:30'da sahili arkamızda bırakıp Sundance'in içerisinden geçerek dışarıya çıkıyoruz.

Sundance'in kapısında son bir hatıra fotoğrafı ile Tekirova'ya doğru yerleşim içi yollardan yürümeye başlıyoruz. Artık Tekirova sınırları içerisindeyiz.

Az önce aştığımız tepe.

Kumsalın sonuna kadar yürüyeceğiz. 

Çoğu zaman belirgin bir patika da var.

Sundance'e ulaşıyoruz.

Herkesin yüzünde bir hedefi daha tamamlamanın verdiği mutluluk var.

Oyun alanlarında şaklabanlık zamanı.

Sundance Camping

Sundance Camping

Sundance Hatırası

Kapısında işaret bile var.

Tekirova'ya doğru yola çıkıyoruz.

Burada amacımız Tekirova'ya ulaşabilmek. Sundance'in kapısından çıkarak uzunca bir yolu yürüyoruz. Tekirova'ya ulaşmadan önceki bu bölgenin/mahallenin adı Cumayeri. Çevrede keçiler ve portakal bahçeleri gözümüze çarpıyor. Yol biter bitmez sola dönüyoruz. Çok kısa bir yürüyüşten sonra büyük portakal tarlasını sola alacak şekilde sağa dönüyor. Önümüzde upuzun bir yol var. Zaten buralarda başka bir alternatif yol yok. Buralarda çok işaret aramayın. Amaç Tekirova'ya ulaşmak. Sundance sapağına geldiğimizde çevredeki seralarda çalışan insanlarla selamlaşıyoruz. Tekirova merkez diye sorduğumuzda bize portakal bahçelerinden sola saparak dümdüz devam etmemizi söylüyorlar. 1-1.5 km. yolumuz kalmamış. 


Hedefimiz Tekirova.

Tarla kapısı. Tarla da tarla ama!!!
Çok büyük.

Düz devam ediyoruz. Zaten sapmak için başka da alternatif yok.
Çok nadir de olsa 1-2 yerde işaret gördük.
Görmek için uğraşmayın ama.

Hemen ileriden sağa sapacağız.
Zaten yanlışlıkla düz gitseniz de yine bu sapağa döneceksiniz.

Tüm tarlalarda böyle portakal ağaçları var.
Hepsi meyvasız, toplanmış oluyor ama
biri veya birkaçı üzerinde böyle meyvalar halen oluyor.
Bir sebebi var herhalde.

Sağa saptıktan sonra yolun sonuna kadar
dümdüz devam ediyoruz yürümeye.
Yol bittiğinde de sola sapacağız.

Ne kadar 5 yıldızlı otel cenneti olsa da Tekirova'da da seracılık yapılıyor

Yolumuz bittiğinde sola dönmemizi söyleyen
hemen yolun solundaki seralarında çalışan çift.
Bu arada Likya Yolu'nu biliyorlar. Hiç bilmeyen insanlar da görmüştük. 

Sola saptık ve yürümeye devam ediyoruz.

Güzel bir tempoda yürüyerek Tekirova deresi üzerindeki köprüye saat 17:10'da varıyoruz. Bu da Tekirova'ya vardığımız an olarak kayıtlara geçiyor. Bu arada tam köprünün başında yol arkadaşımız sarı renkli Likya Yolu tabelası da bizi bekliyor. Phaselis 3 km? +2 yapmanız gerekiyor. Yani köprünün başından itibaren 5 km. Çıralı 22 km? Bunu da yarın test edeceğiz. Ama kayıtlarda daha uzun olduğunu söylememiz gerek. Buradan itibaren Olympos yaklaşık 30-32 km. diyebiliriz. O halde Çıralı da 28-30 km. olmalı.

Dinlenme zamanı. Köprünün tam karşısındaki markete girerek kendimizi mutlu etmenin zamanı. Menü Mehmet ve Rabia Ayran-Soda ikilemesini, Altuğ da yarım kilo yoğurdu tercih ediyor. Bir süre hiçbirşey hesaplamadan boş boş oturup karnımızı doyuruyoruz.


Soldaki direkte işaret görülebiliyor.
Dediğimiz gibi işareter az ama yok değil.

Tekirova köprüsüne adım adım yaklaşıyoruz.

Tekirova Köprüsü'ne ulaşıyoruz.
Çıralı yoluna girmeden önce hemen karşıdaki marketten
birşeyler yiyip içeceğiz.

Phaselis buradan 5 km. Çıralı bizce az. Mesafe 30 km.'ye yakın.

Marketin önüne yerleşiyoruz.

Tam marketin önündeki Tekirova'ya vardığımız köprü.


Bu arada Mehmet'in her sene olduğu gibi pişik ve ayaklara su toplama gibi sorunu burada yeniden ortaya çıkıyor.  Aslında bu sene ayaklarındaki su toplama sorununu özel taban yaptırarak çözdü ama pişik sorunu çözülemedi maalesef. İlerleyen günlerde zorlanacağını söylüyor bize. Altuğ aslında bunu çok kafaya takmıyor zira Mehmet'in bu sorununa alıştı. Ne olursa olsun yürüyor Mehmet.

Tekirova malum 5 yıldızlı, herşey dahil otel cenneti. Aradaki 2 km.lik yolu Mehmet'in bu sorunu sebebiyle minibüs ile geçmeyi tercih ediyoruz. Bir Tekirova'nın kuzey ucundayız, gideceğimiz yer Tekirova'nın en güney ucu Corinthia Otel'i. Burayı yürümediğimiz için ilerleyen saatlerde çok akıllıca bir hareket yaptığımızın farkına varacağız.

Buraların yürüyüş yollarında portakal ağaçları göze çarpıyor. Normalde büyük şehirlerde herkesin bildiği üzere çınar, palmiye, akasya vs. görmeye alışığız ama Tekirova'da narenciye ağaçları yol boylarını süslüyor.


Tekirova caddelerini portakal ağaçları süslüyor.


Marketin önünden geçen Tekirova minibüslerini görüyoruz ve 17:45 gibi hareket etmeye karar veriyoruz. Sırada minibüs durdurmak var. Bu minibüsler Tekirova'nın en sonuna kadar gidiyorlar, hatta denk gelirse Likya Yolcularına da aşinalar. Nerede indireceklerini biliyorlar.

Ne kadar minibüse el ettiysek de hiçbiri durmuyor. Her birimiz sıra sıra el kaldırıyor ama nafile. Hatta güzel el kaldıramadığımız için birbirimizi suçlar hale geliyoruz.

Her ne kadar market sahibi ve kasap minibüs durur dediyse de az ileride park halindeki minibüse gidip durumu soran Altuğ gerçeği öğreniyor. Marketin 150 metre kadar ilerisinde minibüslerin hareket ettiği Tekirova Minibüs Otogar'ı varmış. Minibüsçülerden biri durup da çaresizce el sallamamıza keşke bir açıklama yapsaydı demeden de duramadık tabii.

Her ne kadar Otogar sözcüğü çok büyük kaçsa da tüm minibüsler köprünün hemen 150-200 metre kadar ilerisindeki ana duraktan hareket ediyor. Köprü'den çıkıp Çıralı istikametinde ilerleyince hemen gözünüze çarpacak.

Bizim gibi mağdur bir turist çift de aynı şekilde minibüse biniyor ve Tekirova'nın bir ucundaki Corinthia Oteline 10 dakikada gidiyoruz. 

Burada birçok otel çok sık el değiştirdiği için isimleri de zamanla değişebiliyor. Zaman içerisinde böyle bir otel kalmasa Corinthia Otel dediğinizde minibüsçüler eski adlarını da bileceklerdir. Yanlış aklımızda kalmadıysa adı değişmişti. Tadilat ve yol bulma sıkıntısından bu detaya çok da dikkat edemedik açıkçası.

Tekirova'nın en sonundaki otel herhalde adının çok uzun bir süre değişmeyeceği Amara Dolce Vita. Tekirova bu otelin önünde bitiyor zaten. Minibüsler buraya kadar gelerek geri dönüyorlar. Corinthia da tam bu otelden önce. Yani Tekirova'nın güneyinde (Çıralı yönü) en sona kadar gittiğinizde Tekirova-Çıralı orman yoluna gelmişsiniz demektir.

Mehmet pişik problemini yaşamaya başlamamış olsa Tekirova içerisinde de yürüyecektik ancak sıkıntısı minibüste gözlerinden ve bulunduğu halden rahatlıkla anlaşılıyor. Ne yollar yürümedik ki. Kumluca-Finike asfaltı, Özlen Çayı-Kınık yolları gibi... Daha önümüzde çok yolumuz var neticede. Bazı kararları ileriki günleri de düşünerek vermek durumundayız.

Tam Corinthia Otelinin önünde şoför bizi indiriyor. Ancak ne bir işaret, ne bir patika göze çarpıyor. deniz tarafımız koskoca bir otel, sağ tarafımız çıkılması mümkün olmayan dimdik orman ve çalılık.

Çevrede bakkal, market vs. olmadığından otel güvenliğine soralım diyoruz. Corinthia Otel el değiştirmiş gibi. tadilatta. Çalışan işçilerin bilmesi pek mümkün değil diyerek en sondaki Amara Oteline kadar yürüyoruz. Başka soru sorabileceğimiz hiçbir kimse yok etrafta. Yürürken kontrol ediyoruz ama sağ taraftaki ormanda hiç bir giriş göze çarpmıyor.

Bu arada Mehmet acılar içerisinde. Pişik sorunu giderek artmış durumda. Altuğ, Rabia ve Mehmet'in daha fazla yürümemesini söyleyerek tek başına otelin güvenliğine doğru yürüyor. Mehmet ve Rabia kaldırıma oturup Altuğ'u bekleyecekler. Bu arada sularımızı tazelemek için herkesin su şişesini de alıyor. Hem güvenlikten su rica edecek, hem de orman yoluna nereden girilir onu soracak. Tabii orman yolu derken Likya Yolu.

Güvenlik yürüyüşçülere pek alışkın değil. Malum burası bir ye-iç-yat türü bir otel. Altuğ'a önce garipseyerek bakıyor ardından cana yakın davranıyorlar. Bu arada otel hareketli. Balayına gelen çiftler de tam Altuğ kapıdayken otele giriş yaptılar. Kendilerine buradan da mutlu ve mesut bir yaşantı dileyelim. Bereket ve hareket getirdik otele fena mı?

Altuğ Maden Koyu ve Çıralı'ya giden Likya Yolu'nu sorunca Altuğ'a ve kendilerine garip garip bakıyorlar ama içlerinden genç olanı ne dediğimizi ucundan da olsa anlıyor. "Abi sanırım girişi  Corinthia Oteline gelmeden Mobese kamerasının bağlandığı koca bir direk var. Oradan. Yukarıdan giden orman yol değil mi? Tamam işte oradan girmen lazım. Başka da buralarda yukarıda yol ve giriş yok zaten."

Altuğ yardım için teşekkür ediyor ve sularımızı da buz gibi sebilden doldurttuktan sonra Mehmet ile Rabia'nın yanına dönüyor.

Yol üzerinde MOBESE kamerası ve büyük direğe hiç dikkat etmemiştik ama herhalde vardır diyoruz. Başka da çaremiz yok zaten.

Mehmet ve Rabia'ya durumu anlatan Altuğ önden hızla yürüyerek arkada daha zor durumda olan Mehmet'i çağıracak. Boşa yürütülmeyecek duruma gelmiş durumda kadim dost Mehmet.

Altuğ hızla yürüyerek minibüsten indiği yerden geriye yürümeye başlıyor ve virajı dönünce metrelerce yükseklikteki Mobese direğini görüyor. Direğin bulunduğu yer tam da orman yolu girişinde. Orman yolu yükselerek tam bu otellerin üzerinden Çıralı yönüne yani güneye doğru iniyor.

Mehmetlere henüz gelmeleri için çığırmayan Altuğ direğin dibine gidip çevreye biraz bakınması ile çalıların arasından kalmış sarı Likya Yolu tabelasını görüyor. Altuğ yola çıkarak ekibi buraya çağırıyor.


İşte otelin kaşısındaki Mobese kamerası.
Likya Yolu tabelası çalıların arkasında kalmış.
Buradan içeriye giriyoruz.

İşte Likya Yolu tabelası.
Bu tabela Corinthia Otelinin hemen
karşısındaki büyük mobese direğinin orada

Corinthia Otel girişinin hemen gerisindeki bu direk orman tarafında. Aslında minibüsçüye Corinthia otelin karşısındaki Mobese direğinin, yani orman yolu girişinin orada ineceğimizi söylemek lazımmış ama bu yol için daha ilk tecrübemiz. Olur böyle eksiklikler.

Minibüs beklerken yaşadığımız yaklaşık yarım saatlik zaman kaybı yüzünden artık acele etmemiz gerekiyor. Çünkü bizi neyin beklediğini ve nerede kamp atabileceğimizi bilmiyoruz. Saat 18:40 itibariyle Çıralı yönüne giden Maden Koyu yoluna giriyoruz.



Yürüyüş başladı.
Bir yandan kamp için düzlük bakıyoruz ama uygun bir yer yok.
Maden Koyuna kadar bu orman yolundan yürüyeceğiz.

Ne kadar hızlı yürümek istesek de durumumuz zor. Gerek günün yorgunluğu gerekse Mehmet'in sıkıntısı sebebiyle tempomuzu arttıramıyoruz. Etrafta çadır kurabilecek hiç bir düzlük yok. Hem Sağ hem de sol tarafımız bol çalılık içerisinde engebeli orman. Dolayısıyla çaresizce nereye gittiğimizi bilmeden yürüyoruz. Bu arada sol tarafımızda, yani deniz tarafında az önce yardım aldığımız Amara otelinin devasa yapıları gözüküyor. Bu kadar güzel doğanın dibinde, doğasını yaşayamadan, görmeden bu kadar lüks tatil yapmak nasıl bir duygu acaba? Bu tür otellerde geçen yapay tatilleri hiç anlayamadık, anlayamayacağız...

Mehmet acılar içerisinde ancak yürümemiz gerektiğini söyleyip duruyor. Hatta sıkıntıdan zaman zaman Altuğ'a hızlı tempoda yürüdüğü için fırça attığı bile oluyor. Aslında Altuğ'un amacı bir an önce GPS'te görünen, yakınından geçeceğimiz koya gündüz gözü ile ulaşabilmek.


Tekirova'ya artık yukarıdan bakıyoruz.
Mobese kamerası da aşağıda kaldı.

Orman yolu rahat ve keyifli ancak bizde hal kalmadı.
Aşırı çıkış, tırmanış yok.

5 yıldızlı tatil cenneti Tekirova.
Hemen ileride Tekirova sahilinin sonundaki burun gözüküyor.

Belli bir tempoda yürüyemiyoruz çünkü Mehmet'in canı çok yanıyor.

Otel güvenliğinden su aldığımız Amara Otel.
Hemen ileride Üç adalar var.
Doğanın içerisinde bu tür tesisler can yakıyor gerçekten.

En sonunda dayanamayıp ve her türlü acıyı bir kenara koyarak orman yoluna girdikten 1.5 km. sonra sakin sakin yürümeye karar veriyoruz. Yorgunluğumuz da arttı tabii. Bugün 30 km.ye yakın yol yürüdük. Saat 19:00'u geçiyor artık. Tepenin ardına çoktan girmiş olan güneş bulunduğumuz yerde ışıklarını yavaş yavaş kapatmaya başlıyor. Son çıkışı da yaptıktan sonra GPS'e göre Tekirova'nın hemen arkasındaki koya yani Kleopatra Koyuna doğru inişe geçiyoruz. Bizi nasıl bir yerin karşılayacağını bilmiyoruz ama ne olursa olsun o civarda bir yerde çadır kurmak zorundayız.

Kleopatra koyunun girişine ulaşıyoruz. Orman girişinden (Mobese) buraya kadar toplam 3 km. yürüdük. Tam girişte bizi bir çeşme karşılıyor. Bugünkü Likya Yolu parkuru da tam bu çeşmede bitiyor. Likya Yolu bu orman yolu boyunca Maden Koyu'na kadar devam ediyor (sonrası patika). Bu çeşme bu parkur boyunca su sorunu olmayacağının da bir göstergesi aynı zamanda. Tekirova-Çıralı arası için yanınızda litrelerce su taşımanıza gerek yok.


GPS'e göre bir sahil belirledik ve
oraya doğru uygun adım yürümeye başladık. (Kleopatra koyu)
Orman yolu girişinden toplamda 3 km. yürüyeceğiz.

Batonlardan düz yolda çantaya destek yaptığına
göre artık Rabia da yoruldu diyebiliriz.

Altuğ ve Rabia öncü olarak sahili incelemeye gidiyor. Mehmet çeşme başında Altuğ ve Rabia'dan gelecek kamp alanı bulunduğuna dair güzel haberleri bekliyor. Çeşme'nin yanından sahile doğru inen ara yola sapıyoruz. Kısa bir yürüyüşle sessiz harika bir koya ulaşıyoruz. 

Şu anda neresi olursa fark etmez zira tarihi ve turistik analiz yapabilecek durumda değiliz. Çünkü sonradan öğreneceğiz ki burası bu civarda günübirlik tur teknelerinin uğrak noktalarından birisiymiş. Kleopatra Koyu. Göcek'teki kumu ile meşhur olan Sedir Adasındaki Kleopatra ile karıştırmayın. Tekirova'nın güney ucunda bulunan "ye-iç-yat" mantığında işleyen, herşey dahil Amara Otelinin hemen bir koy arkasındaki herşey serbest yanlız bir koy.


Kleopatra Koyu.

Sahilde zıpkıncı arkadaşının denizden çıkmasını bekleyen yaşlıca bir adamla selamlaşıyoruz. Daha iner inmez ilk düzlüğü kamp alanı olarak tespit edip çeşme başında bekleyen Mehmet'e seslenip kendisini sahile çağırıyoruz. Bu kadar yürüdüğümüze değecek güzel bir noktada. Denizin tam önünde kamp atacağız. 

Sahile inen Mehmet hemen denize giriyor. Bulunduğumuz durumda en iyi tedavi şekli bu. Tuzlu su kürü. Ertesi gün bu hareketi kendisine çok da iyi gelecek.

Yaşlı adam daha içerilere doğru gidip oralarda da kamp atabileceğimizi söyledikten sonra Mehmet denizde çimerken Rabia ile Altuğ biraz daha ileride çok daha ferah denizin hemen dibinde dümdüz yeni kamp alanını buluyorlar.

Burasının sahili taşlık ama ayağa batacak şekilde değil. Yuvarlak taşlar. Sahili çok da büyük değil zira hemen berisinde oldukça geniş yemyeşil bir çayır var. Çayırda 1-2 tane çevre köylüler tarafından kullanılan büyük naylon çadırlar var. Ancak içerilerinde kimseler yok bugün.


Buranın kumsalı işte böyle...

Ne yalan söyleyelim bu parkurları yürümeyi düşünenler özellikle Tekirova-Çıralı arasını bizce bir an önce yürümeli çünkü yakın tarihte buraları oteller, tesislerin kapatması kuvvetle muhtemel. Bunun bir örneğini 2013 yılında Phaselis için bizzat yaşamıştık. Phaselis için halen devam etmekte olan bir hukuk savaşı olduğunu biliyoruz. Ne kadar karşı çıkılsa da bu güzelim alanlar sessiz sedasız imara açılıp birkaç ay içerisinde koskoca tesisler koyun dibine dikiliveriyor.

Ortalık kararmaya başlıyor. Mehmet denizden çıkıyor. Altuğ etrafta fotoğraf çekiyor. Bu arada deniz suyu sıcaklığı nasıl diye merak edenlere serin olduğunu da belirtelim.


Fotoğraf zamanı.
Yorgunluk her şekilde belli oluyor.

Mehmet deniz sonrası kamp alanına doğru hareket etmeden önce.
Tuzlu su tedavisi çok iyi geldi kendisine. Yüzü gülüyor.
Yarın pamuklu şort ile yürüyecek. Çok da iyi gelecek.

Çadırları denizin hemen dibine kuruveriyoruz. Artık elimiz alıştı. Hızlı hızlı çantalardan gerekli eşyalar çıkıyor, bakımlarımız yapılıyor. Mehmet'in keyfi yerine geldi en önemlisi bu. Çadırın içi şenlendi vallahi.

Aslında yarın akşam itibariyle Likya Yolu'nu tam anlamıyla, sindire sindire bitirmiş olacağız. Her ne kadar 4 senede bitirmiş olsak da oldukça detaylı ve bol resimli paylaşım herhalde başka türlü olamazdı. Sonuçta hepimiz çalışıyoruz. İşten güçten bu kadar zaman ayrılabiliyor. Bazen geriye dönüp bakıyoruz, fena da olmadı diye düşünüyoruz. Son yürüyüşü de 4 kişi yapıyoruz. Gerçi 3. günün sonunda nüfusumuz 3'e düştü ama olsun...

Çadırları kurup biraz sohbetin ardından uyku bastırıyor. Ortalık o kadar sessiz ki sadece baykuşların ve garip sesli kuşların sesleri geliyor. hatta gece çadırın kenarına bir hayvan da geldi ama umurumuzda olmadı. Yattık uyuduk.

Valla ne yalan söyleyelim, Likya Yolu boyunca bu tür yorucu gün sonlarının hiçbirinde memnuniyetsiz bir şekilde kamp atmadık. Her gün sonumuz hep böyle neşe ve eğlence ile bitti. Tabii bunun en önemli sebebi kaldığımız yerlerin de huzurlu oluşuydu.


Çadırın perdesini açtığımızda manzaramız.
Kleopatra Koyu (ertesi sabah çekildi)

Burası ne olursa olsun gelip görülesi bir koy. Tüm günün bir ağacın gölgesinde kitap okuyarak, denize girilerek geçirilebileceği kadar huzurlu.

Yarın hedef Olympos'a varmak. Mehmet ise yürüyüşe her zaman yedek olarak taşıdığımız pamuklu bir şort ile başlayacak. Bu tür bir şortu taşımak işimize yaradı. Tabii erkek aklı bunca acıdan sonra yine pamuklu giymezdi ama Rabia pamuklu şort giymemiz konusunda ısrarcı olunca bayan sesine kulak vermeden geçmiyoruz. Normalde naylon gibi bildiğimiz içi file donlu denize de girilebilen şortlarla yürüyoruz. 


PHASELIS HAKKINDA (Antalya Müzesi kitapçığından alıntıdır)

Phaselis antik kentinin Akdeniz'e uzanan küçük bir yarım ada üzerinde İ.Ö. 7 yy.'da Rodoslu kolonistlerce kurulduğu söylenir. Kuruluş efsanesinde kolonistlerin yöre halkına mısır veya kurutulmuş balık önerilerine, balık isteği ile cevap verildiği anlatılır. Coğrafi konumu önemli bir liman kenti olduğunu gösterir. Biri yarımadanın kuzeyinde diğeri kuzeydoğuda üçüncüsü ise güneybatı kıyısında yer alan üç limana sahiptir. Limanları, agoraları ve şehir sikkeleri üzerindeki gemi betimlemeleri Phaselis'in ticari liman hüviyetini vurgular. Phaselis bazen Likya bazen de Pamfilya bölgesi şehri olarak gösterilir. Gerçekte her iki bölgenin sınırları arasında yer almaktadır. Şehirde sırasıyla İ.Ö. 5. yy'da Pers, 4. yy'da Karya Satrabı Mausolos ve nihayet komşu şehir Lmyra'nın kralı Perikles'in egemenlikleri görülür.

İ.Ö. 333'de Büyük İskender'i altın taçla karşılamaları şehir tarihinin en renkli sayfalarından biridir. İskender'den sonra birçok kere el değiştiren Phaselis, İ.Ö. 167'de Likya Birliğine üye olup birlik sikkeleri basar. Bir süre komşu kent Olympos ile korsanların talanlarına maruz kalmasının ardından İ.Ö. 43'de Roma egemenliğine girer ki, bu dönem şehirde yeniden yapılanma ve en az 300 yıl sürecek refahın başlangıcıdır. Şehir 129'da İmparator Hadrian tarafından ziyaret edilir. Güney limandan başlayan ana caddenin girişindeki tek kemerli anıtsal tak bu ziyaretin anısına dikilmiştir. 5. ve 6. yüzyıllar Bizans egemenliğindeki yüzyıllardır ki, Phaselis 451'de Kadıköy Konsülüne katılan şehirler arasında yer alır. 7. yy'da Arap akınlarından sonra 8. yy'da yeni bir refah dönemi başlar. Phaselis 1158'deki Selçuklu kuşatmasından sonra gerek depremler ve gerekse limanın işlevselliğini kaybetmesinin ardından önemini kaybedip 13. yy. başlarından itibaren tamamen terk edilir. Günümüze çokluk Roma ve Bizans dönemi kalıntıları ulaşmıştır. Bunlar şehirin ana aksını oluşturan ve Kuzey-Güney limanlarını birleştiren ana caddenin iki yanında sıralanır. Cadde, agora ve tiyatro arasında genişleyerek küçük bir meydan oluşturur.

Meydanın güneydoğu köşesinde basamaklar tiyatro ve akrapolise ulaşımı sağlar. Tiyatro küçük boyutlu tipik bir Helenestik dönem tiyatrosudur. Roma döneminde sahne binasının eklendiği, geç Bizans'ta ise sahne binası duvarının kısmen şehri koruyan yeni surların bir parçası olduğu kalıntılardan anlaşılır. Örenyerinin girişindeki virajın sağında şehrin eski surlarıyla (İ.Ö. 3. yy.), tapınak veya anıtsal mezar olabilecek temel kalıntılara rastlanır. Kuzey limanı arkasındaki yamaç ise şehrin mezarlık alanıdır. Günümüze ulaşan en anıtsal yapı ise su kemerleridir. Şehrin ihtiyacı olan su, kuzeydeki tepede yer alan kaynaktan getirilmekteydi. Biri tiyatro karşısında, diğer ikisi güney limana giden ana caddenin sağında olmak üzere 3 agora bulunmaktadır. Tiyatronun karşısındaki agoranın içinde bugün Bizans dönemine ait küçük bir bazilikanın kalıntıları yer alır. Şehrin diğer iki önemli kalıntısı ise şehir meydanındaki biri küçük diğeri büyük iki hamam kalıntısıdır. Özellikle küçük hamam kalıntıları Roma hamamının ısıtma sistemi hakkında bilgiler verir.

Tarihçiler şehrin baş tanrıçasının savaşın ve bilgeliğin tanrıçası Athena olduğunu yazarlar. Henüz bulunmamış Athena tapınağı ve diğer önemli yapıların bugün ormanla kaplı akropol tepesinde yer aldığı düşünülmektedir.


Phaselis yerleşim Planı