a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

7 Nisan 2014 Pazartesi


AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1. ve 2. GÜN PARKUR DETAYLARI:
1. gün Başlangıç: 14:00 (Kemer-Antalya Karayolu Göynük Kanyon girişinden) 
1. gün Bitiş: 18:45 Çobanyatağı/Alayapı Beli (tüm molalar dahildir. Göynük Milli Parkı ve Çobanyatağı-Alayapı Beli çıkışı)

2. gün Başlangıç: 08:00 (2. gün Alayapı Belinden Göynük Yayla'ya doğru) 
2. gün Bitiş: 18:50 Roma Köprüsü (verilen tüm molalar dahildir)

Toplam mesafe: 38 km. (Göynük sapak - Göynük Milli Parkı (Kanyon girişi) 4 km., Göynük Milli Parkı (Kanyon girişi) - Göynük Yayla 15 km., Göynük Yayla - Roma Köprüsü 19 km.) Bu parkur bir günde yürünebilecek bir parkur değil. Dolayısıyla buraları tek günde yürümeyi düşünmemenizi tavsiye ediyoruz. 

Su: Bu parkurda ciddi anlamda su problemi yok. Ancak bazı yerlerde tedbirli olmakta fayda var. Suyunuzu Göynük Kanyon (Milli Park) girişinde doldurduktan sonra Çobanyatağı ve Alayapı Belinden ilerilerine kadar yapacağınız çıkışta su olmayacağından, çıkışın dik ve düşük tempoda yapılacağından suyunuz hazır olmalı. Hatta gece su kaynağına ulaşamayıp Çobanyatağı veya Alayapı Beli gibi tepe bir noktada kalacaksanız az bir suyunuz bulunmalı. Ertesi günü çok dert etmemek gerekir çünkü süre ve mesafe olarak uzun olmayan bir inişle dere yatağına iniyorsunuz. Çıkışı yapmaya başladıktan yaklaşık 8.5 km. sonra Çobanyatağı ve Alayapı Belini geçip dikçe çıkışı yaptıktan sonra dere yatağına doğru iniş başlıyor. Yaklaşık 30 dak. bir iniş ile su kaynağına ulaşıyorsunuz. En yakın su kaynağı burası. Zaten dere yatağı da çok aşağıda değil. 
Dere yataklarına indikten sonra Göynük Yaylasına kadar su problemi yok. 2012 yılındaki yazımızda bu bölgeleri detaylı olarak anlattığımızdan yapabileceğimiz tek ilave 2 sene önce yazdıklarımızın değişmemiş olması. 2012 kaynaklarımız Göynük-Göynük Yayla arası için geçerlidir.
Göynük Yayla sonrası yol çok zor değil. Göynük Yayla'da yapılacak su takviyesi (Nadir Kaptan) ile Roma Köprüsüne gidilebilir. Yol üzerinde su kaynakları mevcut. Biri Kate Clow'un kitabında da fotoğrafı olan yangın su havuzunun karşısında diğeri de Gedelme'ye sapan (yukarıdan giden Tahtalı parkuru) patikayı geçtikten sonra yürüyeceğiniz orman yollarında çeşitli yerlerde karşınıza çıkacak. Ancak buralardaki kaynakların özellikle sıcak yaz aylarından sonra kuruma ihtimali olabileceğinden çok da bonkör davranmamak gerekebilir. Yangın havuzunun civarındaki yerdeki su kaynağında suyunuzu tazelerseniz muhtemelen o su sizi Roma Köprüsüne yani Kuzdere asfalt çıkışına (KesmeBoğazı Mevkii) kadar ulaştırır.

Konaklama: Bu bölgede konaklama kısıtlı. Göynük Milli Park girişinde pansiyonlar mevcut. Likya Yolu olarak bakıldığında seçenekler daha da kısıtlı. Aslında tek. Sadece Göynük Yayla'da Nadir Kaptan'ın bu sene başında evine ilave olarak yeni yaptığı 3-4 odalı temiz ve güzel bir konaklama imkanı var. Göynük bölgesinde yürüyecekler için, bu bölgeyi bilen Nadir Kaptan için böyle bir konaklama eksikliği vardı bunu gidermiş oldu. (Telefon.532-616 28 65)
Roma Köprüsü civarında kamp dışında (bu da kısıtlı denebilir) pansiyon türü konaklama imkanı yok. Aşağı Kuzdere'ye yürümeniz gerekir. Bu da ilave 4 km. demektir.
Yukarıda kalan Gedelme'de de pansiyon imkanı var ancak Gedelme bu parkura dahil olmadığından yukarıya bir boy çıkıp sonra inmek pek mantıklı hareket olmayacaktır.
Dolayısıyla Bu yolu yürüyecekler yürümeden önceki gece Göynük Milli Park girişindeki pansiyonların birinde, ertesi gün Göynük Yayla'ya ulaşıp Nadir Kaptan'da kalabilirler.

Parkur Zorluğu: Göynük-Göynük Yayla arası Likya Yolu'nun zorlayan parkurlarından sayılabilir. Bolca çıkış, dere geçişi yapmak zorundasınız. Bu sebeple buraları bölgeyi yürüyecek arkadaşların daha önce az da olsa dayanıklılık gerektiren parkurlarda yürümüş olmalarını tavsiye ediyoruz. Göynük Yayla sonrası Roma Köprüsüne kadar uzun ama kolay bir iniş dolayısıyla uzun yoldan sıkılmazsanız bir kaç dikkat gerektiren yer haricinde iniş kolay. Genelde toprak orman yolundan iniyorsunuz.  
Bu parkurlarda işaret sorunu çok yok ancak Göynük Kanyonu dere yataklarında ve Roma Köprüsü inişlerinde sıkça oluşan heyelan sebebiyle işaretler kaybolmuş durumda dolayısıyla işaret kaybettiğiniz veya göremediğiniz anda daha fazla yürümeyin. Gerçi başka bir yola sapma durumunuz söz konusu olmayacaktır ama tedbirli olmakta fayda var.
Burada önemli bir yol ayrımı var. Göynük Yaylasından sonra yapılan çıkıştan sonra çıkacağınız asfaltın hemen dibinden yeni bir patikaya giriyorsunuz. Asfalttan girdikten sonra 2-2.5 km veya yangın söndürme havuzundan 500 metre sonra Likya Yolu ikiye ayrılıyor. Biri Tekirova parkuru diğeri Tahtalı Dağı. Bu nokta çok önemli. Sağa yani yukarıya doğru çıkan dar patikaya girerseniz Gedelme ve Tahtalı Dağı parkuruna girersiniz veya dümdüz orman yolunu takip ederseniz Roma Köprüsü ve Tekirova parkuruna devam edersiniz. Bu ayrımı kaçırmamanız gerekiyor. Burada tabela vs. yok. Sadece yol ayrımı olduğunu gösteren "Y" şeklinde bir kırmızı/beyaz işaret ve babalar var.
Bu arada Kesme Boğazı Mevkii'ndeki Roma Köprüsünün tarihi bir niteliği yok. Sadece adı ve görüntüsü var. Bilginiz olsun.

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resimin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Öncelikle bu bölümü iki günlük koymamızın sebebi 2012 yılında yürüdüğümüz Göynük-Göynük Yayla arasını daha önce detaylıca anlatmış olmamız. 2012 yılından bu yana bu bölgede önemli bir değişiklik yok. Dolayısıyla Göynük Yaylası'na kadar 2012'de yazmış olduğumuz bu iki linkten faydalanabilirsiniz. 2012 Link 1 (Hisarçandır-Göynük Kanyon) ve 2012 Link 2 (Göynük Kanyon-Göynük Yayla) şeklinde baktığınızda detayları görebilirsiniz. Böylece detaylı anlatıma Göynük Yayla'dan sonra başlayacağız.

2012'de yaptığımız gibi ilk gün hedefimiz Göynük Yayla'ya kadar varabilmek. Kemer-Antalya yolu üzerinde Göynük Kanyon (Göynük Milli Parkı) girişinden içeriye giriyoruz. Kanyona kadar yürüyeceğimiz yol yaklaşık 4 km.lik toprak araç yolu. Patikalar Kanyon'dan sonra başlayacak.

Göynük'ten aldığımız peynir-ekmekleri bir an önce yemek için yol girişinden hemen sonra bir yol girişinde oturup yemeğe başlıyoruz. Bir yandan da yürüyüş için hazır hale geliyoruz. Uzun eşofmanlar çıkıyor yerine şortlar giyiliyor.

Bu 4 km.lik mesafede ufak çapta bahçeli pansiyonların olduğu, doğa turizmi için gelen turistlere hizmet veren türden işletmeler mevcut. Deniz buradan uzak olduğu ve konumlarının kanyon dibinde olması sebebiyle doğa aktivitesi yapacaklar için uygun konaklama imkanı sağlayabiliyorlar. 

Yemek yedikten sonra yeniden yola koyuluyoruz. Turistlerin etrafta ATV dediğimiz türden motorlarla dolaştırıldığını da görüyoruz. Çünkü etraf toz toprak ufak ufak yollardan oluşuyor. ATV sürmek için uygun yerler gibi gözüküyor.

İçerilere girdikçe, birazdan içerisine gireceğimiz dağlara da yaklaşmaya devam ediyoruz. Yol girişinden yaklaşık 1 km sonra Göynük Deresi üzerindeki köprüden geçip sonra sola doğru dönerek dağlara doğru ilerliyoruz. Sağlı sollu pansiyonlar da buralarda başlıyor. Hepsinde bahar ve yaz için hareket başlamış durumda.


Yürüyüş asfalt yol girişinden başlıyor.
Mehmet sağolsun öğle yemeğimizi taşıyor. 

1-2 saate karşıdaki dağlara doğru vuracağız kendimizi.
Öğle yemeği molasını az ileride solda yol kenarında vereceğiz.

Mehmet kameralara yakalandı!!! Şort değişim molası.

Kanyon yolu sağa doğru devam ediyor. Sola değil.
Dikkat edilirse işaretler de var tek tük. 

Şortu giyip yürüyüşe hazır hale gelince Mehmet'in keyfi yerine geldi

Göynük Deresi çok kuvvetli akmıyor.
İlk hedef fotoğrafın sağ tarafında görülen aralığa varmak.

Sağa saptıktan sonra köprüyü geçerek pansiyonlar bölgesine
yaklaşıyoruz. Bu yolun sonunda da sola sapıp
dağlara doğru ilerleyeceğiz.

Pansiyonların olduğu bölgede Kanyon girişine doğru ilerliyoruz.

Yolumuza pansiyonlar arasından devam ederken solumuzda portakal ve limon bahçesini düzenleyen bir köylülere denk geliyoruz. Ağaçlarda koca koca limonları gören Altuğ dayanamıyor ve limonlardan rica ediyor. Portakal ağaçlarının çiçeklerini düşürmemeye özen göstermesi kaydıyla bahçeye buyur edilen Altuğ ağaçtan alabildiği kadar limonu alıyor hatta bahçe sahibi de ona bir o kadar ikram ediyor. Bu limonlar yol boyunca bize enerji verecek. Bize kabuklarını bile yiyebileceğimizi söylüyorlar. Hakikaten bu kalın kabuklu limonlar sadece salata için değil yemek için bile uygun. Yolda gördüğünüzde -izin alma imkanı varsa iyi olur- yanınıza limon, portakal, greyfurt gibi meyvaları alabilirsiniz. Yorgunluk ve susuzluğa bire bir.

Yürümeye devam ediyoruz. İçerilere doğru girdikçe baharın yeşillikleri artmaya başlıyor ve Göynük Deresinin kışlar boyunca sahile doğru getirdiği taş ve toprağın çoraklığını arkamızda bırakıyoruz. Tabii yol girişindeki bu çoraklığın bir sebebi de bu bölgeye dökülen hafriyatlar. Her ne kadar kısa bir süre yürümüş olsak da turistik bir bölgeye yakışmayan görüntüler. 

Parkeli yolları arkamızda bırakıp 14:00'de yol kenarından başlayan yürüyüş yaklaşık 15:00'de Göynük Milli Parkı girişinde tamamlanıyor. 4 km. lik bu yolu sakin bir tempo ile 1 saatte tamamladık. Her ne kadar yürüyeceğiz desek de kanyon girişinde kişi başı giriş ücreti ödemek zorunda kaldık. Hisarçandır tarafından gelenler direk tesisin içerisine indiğinden bu ücreti ödemiyorlar ama biz ödemek zorunda kaldık. Daha yolun başında kimselerle tartışmak istemediğimizden yapacak birşey yok diyoruz.


Turunçgil bahçelerini temizlerken dalında gördüğümüz
ve rica ettiğimiz bu güzel insanlar limonları
bizden esirgemediler. Çok teşekkürler. 

İşte gücümüze güç katacak limonlar.

Kanyona doğru yaklaşıyoruz.

Yolun başındaki ağaçsızlık yerini yemyeşil manzaralara
bırakmaya başladı. Hemen karşıdaki aralık Milli Park girişi.

Tam net bilmiyorlar ki
en zorlu parkurlardan birine giriyorlar...

Yol kenarında mola için ufak işletmeler de var.

Yol bu kadar düz ve kolay yürünür değil kızlar...

Milli Park (Kanyon) girişine varıyoruz.

Kanyon girişinde Rus/Ukraynalı turistlerle
karşılaşabilmek mümkün. Her mevsim hem de.

Kanyon girişine doğru ilerliyoruz.

Kanyon içerisinden tırmanmaya başlamadan ihtiyaç molası ve suları tazeliyoruz. Malum 2012'deki çıkışta da belirttiğimiz üzere çıkış sırasında suyumuz yok. Hatta bu sene daha kalabalık olduğumuzdan ve buna bağlı olarak performansımızı bilemediğimizden suyumuzu tamamlayarak yanımıza alıyoruz. Ekip olmak böyle birşey. Daha fazla zaman kaybetmeden yola koyuluyoruz. Saat 15:30'da Göynük Kanyon'dan çıkıyoruz. Akşam olana kadar gidebildiğimiz kadar gideceğiz. Hedef ertesi akşam Roma Köprüsü olduğundan bugünden Göynük Yayla'ya olabildiğince az yol bırakabilmek.

İlk günümüz yarım günden de kısa olduğundan alabildiğimiz kadar yol alacağız. Her ne kadar tesisin çalışanları yanımızda bayanlara bakarak çok ileri gidemezsiniz dediyse de bu konuda Rabia ve Demet bizi çok şaşırtacak. Tabii biz de öncü olup tren gibi gidince tempo da otomatik olarak biraz hızlı da olmadı değil.

Başlangıç fotoğrafı diyerek çevredekilerden rica ederek hatıra fotoğrafı çektirerek yola çıkıyoruz. Nedeni bilinmez ama Demet'i bu sırada fena gülme krizi tutuyor. Enerjisini adeta gülmeye harcıyor. 


Kanyon girişine ulaşıyoruz.

Buradaki göletin karşısına geçiyoruz.
Geçtikten sonra kısa bir mola vereceğiz.

Burası yazın bile oldukça serin bir yer.
Su da buz gibi ve tertemiz.

Asma köprü kanyon girişinde oldukça doğal görünüyor.
Beton veya tahta köprüden çok daha iyidir herhalde.

Kanyon girişi genel panoromik görünüm

Başlangıç öncesi hatıra fotoğrafı çektirmeden olmaz.

İşte başlıyoruz...

"Buraya bir baksanıza!!" dedikten sonra

İşte beklenen an geldi çattı
patikalara vuruyoruz kendimizi...

Asma köprünün üzerinden geçerek 2 sene önceki patikaya giriyoruz. Bu sefer Altuğ ve Mehmet olarak yolları biliyoruz. Çünkü nerede ne zaman mola verilip çıkışın ne zaman biteceğini söyleyebiliyoruz. Ekibi sürekli performans açısından kontrol etmek durumundayız. Ayrı kalma, yorgunluk herkeste eşit ve dengeli olarak ortaya çıkmalı. Aslında bu seneki yürüyüş bizim için bir çeşit rehberlik turu olduğu söylenebilir.

Başlangıç çıkışı dik ancak enerjimiz yerinde yavaş denmeyecek bir tempo ile çıkıyoruz. Ara sıra çantaları çıkartmadan kısa kısa ayakta nefeslenme ve nabız düzeltme molaları veriyoruz. Bu bizi çok rahatlatıyor. İlk çanta çıkartmadan oturmalı kısa molayı da yürüyüşe başladıktan 45 dakika sonra diklik biraz azaldığında ve ilk dağ geçidine (gedik) yaklaştığımızda veriyoruz.


Arka ekip de yola devam ediyor.

İşte patikanın ilk işareti.

Yürüyüş ciddi hale gelince kısa bir çanta
düzeltme/toparlanma molası veriyoruz.

Yürüyüş uygun adım, kopukluk olmadan devam ediyor.

İşaret yoksa yol gösteren babalar var

Daha ilk günden zorlu
bir parkur ile başladık yürümeye.

Çantaları çıkartmadan ilk molamız.
Güldüklerine bakmayın yürüyüş sıkı başladı.

İlkbahar ile birlikte doğa da uyanıyor


Kısa bir yürüyüşle gediğe (geçit/bel) varıp aşağıdaki uçsuz bucaksız, uçurumlu manzarayı kısa bir süre seyrederek yola devam ediyoruz. Çobanyatağı'na çok yolumuz kalmadı.

Bu arada yol üzerinde günübirlik yürüyen turistlerle de karşılaşıyoruz. Saat 16:00 civarında ilk durak olarak Çobanyatağı'na varmış oluyoruz. Hava daha kararmadığından ve kimsede henüz yorgunluk oluşmadığından "yola devam" kararı alıyoruz.


Mola sonrası durum. Part:1

Mola sonrası durum. Part:2

Saat 17:20 gibi de Alayapı Beli'ne ulaşıyoruz. Karar "yola devam". Hedefimiz son dik sırtı da aşarak tepeden 2 sene önce kamp yaptığımız alana yani su kaynağına inmek.

Alayapı Belinden sonra Göynük Yayla'dan gelen Türk yürüyüşçülerle karşılaşıyoruz. likyayolu.org'un faydaları. Geçerken bizi tanıyorlar ve kısa da olsa karşılıklı sohbet imkanı buluyoruz. İyi niyetli olarak başladığımız bu paylaşımların bugüne kadar iyi yönde çok faydalarını gördük. Görmeye de devam ediyoruz.



Çıkış devam ediyor. İşaret sorunu yok.

İlk belden arka cepheye geçiyoruz.

Mehmet yine öncü kuvvet olarak hem tempoyu
ayarlıyor hem de örümcek ağlarını temizliyor sağolsun.

Çıkış zaman zaman yerini kısa ve düz patikalara bırakıyor.

Ayakta nefeslenme ve nabız düzeltme molası

Bayan ekibi arkadan geliyor. Çok acele ettirmiyoruz.

Günübirlik yürüyüşçülerle karşılaşıyoruz.

Ağaçlar manzarayı görmeyi müsaade ettiği yerlerde
çok güzel manzaralarla karşılaşıyoruz.
Seyretmeden yola devam etmemek lazım.

Buralarda manzarayı seyretmek büyük keyif.
Sessizliği dinliyoruz. 

Fon sis olunca her renk bambaşka bir güzel

Yeşilin en güzel zamanı.

Çıkacağımız son sırtı da çıktıktan sonra 2012'deki kamp alanına inmemiz için artık engel yok. Yaklaşık 20 dakikalık bir inişle kamp alanımıza varıyoruz. Havanın kararmasına daha var ama kalabalık olduğumuzdan çadır konusunda birbirimize yardımcı olmamız gerekiyor. Bayanlar kendi çadırlarını açarken Altuğ ve Mehmet de 50 metre aşağıdaki su kaynağına giderek suları doldurmaya gidiyorlar. Hava kararmadan çadırları kurmamız iyi olacak zira akşam olunca kafa fenerleri ile yemekleri yemek çadır kurmaktan daha kolay.

Çadırlar kurulduktan sonra akşam yemekleri yeniyor. Önümüzdeki günlerin öğünlerini sayınca Demet'te biraz daha fazla yiyecek olduğunu görüyoruz ve kendi yemeklerimizin yanında ağırlık azaltma konusunda ona yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ne kadar uyarsak da bizim bile fazladan kilolarca eşya aldığımız oldu yanımıza. Gerçi son 2-3 senedir buna olabildiğince son verdik diyebiliriz. Çantaları evlere döndüğümüzde açarken bırakın eşyayı giyilmemiş giysi bile olmuyor.


Son çıkışı yapmaya başlıyoruz.

Bu uzun çıkış sonlara doğru zorlamaya başlıyor.

Sisin içerisindeyiz.

Ha gayret!!! Az kaldı...

Çıkış tamam. Artık önümüz iniş.

Ne kadar yolumuz kaldığını, önümüzdeki parkurları anlatıyoruz.

Evet Rabia kamp alanımız tam orada...

Kamp alanına inmeye başladık.
Çıkışımız bitti nihayet.
Çıkış sonrası yapılan inişte yaklaşık 2 km. sonraki çeşme.
Dere yatağı da buradan yarım saatlik mesafede sayılır.

Kafa fenerleri ile bir süre sohbet ederek ilk geceyi geçiriyoruz ancak ilk günün yol ve yürüyüş yorgunluğu da dahil olmak üzere bir anda üzerimize çöküyor. İkinci gün sonunda Roma Köprüsüne ulaşabilme umudunu taşıyarak çadırlara giriyoruz. 

İKİNCİ GÜN

İkinci güne erkenden uyanarak zaman kaybetmeden toparlanmaya başlıyoruz. Kahvaltıyı da dere yatağına indiğimizde yapmaya karar verdik. Dünkü çıkış performansımız gayet iyiydi dolayısıyla bugün hedefi Roma Köprüsü olarak  tutuyoruz. GPS'e göre 20-25 km. yol yürüyeceğiz gibi gözüküyor.

Daha önceki yıllarda yazdığımız yazılarda da belirttiğimiz gibi kabul etmek gerekir ki Antalya bölgesinin bu bölümlerinde yer alan parkurlar Likya Yolu'nun en zorlayıcı patikaları (Hisarçandır-Göynük-Tahtalı bölümleri). Fethiye tarafları buraya göre nispeten biraz daha kolay. Dolayısıyla Rabia ve Demet'i içeriğini bizim belirlediğimiz zorlu yürüyüş programında bu bölgeleri yılmadan ve usanmadan yürüdükleri için bir kez daha tebrik ediyoruz.


İkinci gün sabah 08:00'de yürüyüşe başlıyoruz ve dere yatağına doğru iniyoruz. Sabah güneşi daha kendini göstermemiş durumda. Gerçi gösterse de ağaçların arasından 20-25 dakikada rahat ve keyifli bir iniş yapıyoruz ilk dere yatağına. Asıl kahvaltı yapacağımız yere kısa bir yürüyüşümüz kaldı. Dere yatağının karşısına geçiyoruz ve yine 15-20 dakikalık bir yürüyüşle asıl büyük olan dere yatağına doğru ilerliyoruz. Bu bölgelerde işaret sorunu yok. Sadece dere yatağı içerisinden ilerlerken yıl içerisinde dere ve yağmur sebebiyle kaybolma ihtimali olan işaretlerden dolayı biraz dikkatli olmak gerekiyor.

2012'de yazmış olduğumuz ve yukarıda linkini verdiğimiz yazıların geçerliliği halen mevcuttur. Bizzat yürüyerek test ettik. (2012 Link 2 (Göynük Kanyon-Göynük Yayla)

Dere yatağına inerek çantalarımızı çıkartıp burayı yürümüş birçok kişinin anımsayacağı büyükçe kayayı birbirimize yardım ederek aşıyoruz ve hemen ileride (tam içeride şelalenin görüldüğü yerde) kahvaltı molamızı saat 09:00'da veriyoruz. Kahvaltı'da Demet'e yardıma devam ediyoruz.


Kamp alanından yola çıkarak dere
yatağına doğru iniyoruz.

Yol üzerinde karşımıza çıkan bu güzellikleri
görmeden yola devam etmek olmaz.

Büyük dere yatağına çok az kaldı.

Kahvaltı konusunda çok fazla oyalanmadan saat 09:15'de yola koyuluyoruz. Sularımızı tazeledik ama bu bölgelerde çok su sorunumuz yok.

2012'deki notlara bakarak tekrar etmek gerekirse dere yatağına indikten sonra içeriye doğru (su akışının tersine) yataktan yürümeye devam ediyoruz. İşaret ve babalar genellikle sağ taraftalar. Dere yatağı sola doğru kıvrılmaya başladığında siz dereyi takip etmeden yukarıya doğru kayaların üzerinden atlaya atlaya, seke seke çıkmaya başlıyorsunuz. Ayak izleri, işaretler ve babalar mevcut ama yine de dikkatli olmak lazım. Bu tür yerlerde işaret aramak hem zaman kaybını arttırıyor hem de sakatlıklara davetiye çıkartabiliyor.

Kayaların üzerinden ilerledikçe babaları ve ayak izlerini görmeye başlıyoruz. Tek tük de olsa işaretler var. Dere yatağına paralel ancak yükselerek ilerliyoruz. Bir süre sonra da kayalar yerni toprak patikaya bırakıyor. 2012'de yaptığımız tehlikeli geçiş (toprak kayması) bu sene yok sayılır. Patika daha geniş ve güvenli ilerliyor.


Kahvaltı sonrası yürüyüş yeniden başladı.
Derenin akış yönünün tersine giderek ileride görünen
ağacın oradan yukarıya çıkmaya başlayacağız.

Suyu seyretmeye doyamıyoruz.

Dereyi seyretmek ayrı bir keyif.

2 fotoğraf önce görünen ağacın
civarlarından yükselmeye başladık.

Dere kenarından içerilere doğru girmeye başlıyoruz. İçeriye girdikçe çıkışımız devam ediyor. Hava sıcak sayılır ve kalabalık da olduğumuzdan çıkışlar yavaş ve zorlu. Bu çıkışın ardından yukarıdaki orman yoluna çıkacağız. İşaret sorunumuz yok. Zaten patikalar da belirgin.

Zaman zaman yol düz hale gelse de genellikle çıkışın olduğu bir yer burası. O kadar yükseldik ki aşağıdan derenin sesi gelmez oldu. Yukarılara çıktığımızda karşımıza yeniden koca koca kayaların olduğu bir yer çıkıyor. Yine bu kayaların üzerinden sekerek ilerliyoruz. Son bir çıkışın ardından yukarıdaki orman yoluna saat 10:45 gibi ulaşıyoruz. Şimdi yaklaşık 2-3 km. bu düz yoldan yürüyeceğiz. Hatta bu yol üzerinde su kaynakları bile var. 

Kısacık bir su molasının ardından saat 11:15 gibi bu geniş yolu tamamlayıp yeniden dere yatağına doğru inmeye başlıyoruz.


Yol boyunca işaretler mevcut.

Orman yolundan yürüyüşe devam ediyoruz.

Az sonra dere yatağına inmeye başlayacağız.

Buraları yakın zamanda yürüdüğümüz için kaybolmama riskimiz az. dere yatağına iner inmez içeriye yani su akışının tersine doğru yürüyoruz ve işaretleri karışık da olsa görebiliyoruz. Burada yapılması gereken karşıya geçerek yaklaşık 50 metre sonra dik çıkışı yapmak. Aşağıda olduğumuzdan bu patikayı görebilmek zor ama ayak izleri ve o civara dikilmiş babalar bizi oraya yönlendiriyor hemen. 

Altuğ öncü olarak çıkışı yapıyor. Ekip arkadan geliyor ama yorgunluk belirtileri var. Ancak bu çok normal çünkü Likya Yolu'nun en zorlu parkurlarından birini yürüyoruz. Bunun mükafatı 1 gün sonra deniz seviyesine yani Çamyuva'ya (Alacasu Koyu) inmek olacak. Ardından Phaselis.

Göynük Yayla'ya çok yolumuz kalmadı. Bu dik tepeyi çıkar çıkmaz 15-20 dakikalık bir yürüyüşle Nadir Kaptan'ın bahçesinden içeriye gireceğiz. 

Karnımız acıkmış durumda ve 2 sene önce yediğimiz yağda yumurtanın tadı hala damağımızda. Herkes birbirine kaç yumurta yiyeceğini söylüyor. Toplamda 9-10 yumurta kırdıracağız gibi gözüküyor. Yanına da domates, salatalık, zeytin derken tertemiz havada hayalleri süsleyen bir öğle yemeği yiyeceğiz gibi gözüküyor. Tabii Nadir Kaptan ve eşi evdeyse. Buralarda aklımıza hiç mantı, döner gibi ıssız bir adaya bıraktıklarında akıllara ilk gelen yemekler grubu gelmiyor.

Saat 12:00'de Nadir Kaptan'ın evine ulaşıyoruz. Eşi evde kendisi de yakın bir yerlerdeymiş. Eşine yemek istediğimizi söylediğimizde tamam diyor ve aramızda ne yiyeceğimizi konuşuyoruz.


Göynük Yayla için son tırmanış başlıyor.

Az kaldı Mehmet!!!

Hey Lycians!!!

Çık çık bitmiyor değil mi?
Yorulunca öyle geliyor maalesef.

Yayla için son adımlar...

Zorlu Göynük parkurunu sağ salim tamamlayıp yaylaya varıyoruz.
Mehmet de bu tarihi anı görüntülemekle meşgul. 

Nadir Kaptan'ın evine doğru Nar bahçesinin kenarından yürüyoruz.

Ne kadar kaldı diye sormayın.
Nadir Kaptan'ın evine vardık. Tam karşımızda.

Ayakkabıları da çıkartarak iyice yayılıyoruz. Hızımızda yavaşlama olmadığı takdirde bu akşama Roma Köprüsüne varabiliriz gibi gözüküyor.

Çok geçmeden Nadir Kaptan da geliyor ve selamlaşıyoruz. 2 sene önce her ne kadar bizi hatırladığını söylese de buraya gelen giden çok olduğundan karıştırıyor olması bile muhtemel. Eşini sorularımız ve taleplerimiz ile çok huzursuz etmeyelim diye siparişi kendisine veriyoruz. Ortaya sarısı patlatılmamış 9 tane sahanda yumurta, salatalık, domates, zeytin ve çay rica ediyoruz. Onlar ortaya birşeyler hazırlayacaklar.

Buraları yürürken Göynük Yayla'da Nadir Kaptan'ı ziyaret etmeden yola devam etmemek gerekir. Hatta geçen sene evine bitişik olarak yaptığı 4 odalı bir pansiyon/konaklama imkanı sunmaya başlamış. İçerisi oldukça temiz ve düzenli. Yeme içme, banyo, tuvalet imkanı burada mevcut. Hatta kalabalık olursa akşamları ateş bile yakabilir bahçede. Evin aşağısı alabildiğine vadi. Bu vadi bizim dere yatağına indiğimiz yer.

Çok geçmeden yemek geliyor ve nefes almadan ortak kullanım halindeki sahanda yumurtalara saldırıyoruz. Mehmet ve Altuğ için dejavu zamanı.

Yemek sonrası serbest zaman. Hareket saat 13:30'da. Rabia ve Demet ileride bir ağacın gölgesine çekiliyorlar ve alabildiğine vadi manzarası seyrediyorlar. Mehmet ve Altuğ da telefon görüşmeleri ve ilkbahar güneşinin altındalar. Altuğ daha sonra Nadir kaptan ve ailesi ile sohbet etmeye gidiyor.

Nadir kaptan Altuğ'a yeni yaptırdığı 4 odalı pansiyonu gezdiriyor. Oldukça temiz ve düzenli. Burada 1-2 gün geçirmek kafa dinlendirir.

Nadir Kaptan akşama Roma Köprüsüne ulaşabileceğimizi yolun büyük bölümünün orman yolundan olduğunu söylüyor. Su sorunumuz da olmayacakmış. Yol üzerinde irili ufaklı su kaynakları görecekmişiz.

Daha fazla zaman kaybetmek istemiyoruz ve saat 13:30'da Nadir Kaptan ve ailesi ile vedalaşarak yola koyuluyoruz. İlk hedef Göynük Yayla'nın diğer tarafına geçmek yani Aşar Tepe'ye doğru çıkmak. 


2 sene sonra Nadir Kaptan ile yeniden fotoğraf çektiriyoruz.
Tanıyan, tanımayan herkese selamı var.

Yaklaşık 5 dakikalık bir yürüyüşle Göynük Yayla'da tepede görülen evin karşısından içeriye giriyoruz. Yayladan aşağıya doğru araç yolundan inmeyin. Nadir Kaptanın evinden çıktıktan 50 metre sonra yol birinde soldan aşağıya doğru, diğerinde sağdan yukarıya çıkıyor. Biz sağdaki yukarıya çıkan yolu takip ediyoruz. Yukarıda en sondaki tek katlı bahçeli (Nadir Kaptan'ın kardeşi) evin karşısından içeriye girerek tırmanışa başlıyoruz.

Yürürken soldaki en son evi geçince veya hemen karşısından girmeniz çok fark ettirmeyecek. Patikalar sizi yine işaretlere çıkartacak. Eve gelmeden hemen önce sağda duvar dibinden çalıların arasından içeriye giren işaretleri ve patikayı görüyoruz.

Çıkışımız başlıyor. Çantaları düzeltmek ve 45 derece eğimli güzel bir kayaya yaslanmanın keyfine varabilmek için kısa bir mola veriyoruz. Yapılan şaklabanlıklara ara vererek çam ağaçlarının gölgelediği güzel ve belirgin bir patikadan tırmanışa başlıyoruz. İşaret ve baba sorunu da yok.


Mola sırasında...

Neredeyse 45 derece eğimli dümdüz bir kaya
Geçerken mola verip üzerine uzanmamak olmazdı.

Yaklaşık yarım saat süren, sonlara doğru dikliğin arttığı yürüyüş Aşartepe'nin dibine bizi çıkartıyor. Kaplumbağaların gezdiği düz çayırı takip ederek asfalt yola çıkıyoruz. Bu bölgede otlar uzadığından işaretler bazı yerlerde görülemeyebiliyor ancak amaç asfalt yola çıkmak. Yine de tek tük çevreye dikkatle baktığınızda patika ve işaret görmeniz mümkün. Çok da karamsar bir bölge değil.

Asfalt yola çıktığınızda (Aşartepe'yi arkanızda bırakacak şekilde karşınızda duran Tahtalı dağına doğru yürüdüğünüzde) hemen ileride yol kenarında sarı renkli Likya Yolu tabelasını görebilmek mümkün.  Saat 14:15'de Likya Yolu tabelasının dibine varıyoruz. Dinlenmeden hemen sonra bu dik çıkış ekibi zorluyor. Tabelanın olduğu bölge bugünün en yüksek noktası. Deniz seviyesinden yaklaşık 950 metre yükseklikteyiz.

Kısa fotoğraf molasının ardından asfalt yola devam etmeden sarı tabelanın hemen karşısından patikaya girerek güzel ve rahat sayılabilecek bir inişle yola devam ediyoruz. 2012'de asfalttan yürüyerek yine buraya geri dönmüştük. Bu patika bizi aşağıda Gedelme/Kuzdere taraflarına orman yolu üzerinden indirecek.


Aşartepe'ye doğru çıkıyoruz.

Etrafta işaret ve baba mevcut. Kaybolmak çok zor.

Gerekli ilgi/alaka gösterilmezse zamanla böyle kapanacak işaretler.
Bu da hepimize bir uyarı ve kulaklara küpe olsun.

Tepeye varmak üzereyiz.

Bugünün en yüksek noktasına (950 metre) metreler kaldı.

Mehmet ve Altuğ tepeye ulaştı. Bayanlar arkadan geliyor.

Aşartepe mevkiisinde hatıra fotoğraf zamanı. Part:1

Aşartepe mevkiisinde hatıra fotoğraf zamanı. Part:2

Aşartepe mevkiisinde hatıra fotoğraf zamanı. Part:3

Aşartepe mevkiisinde hatıra fotoğraf zamanı.
Part:4 (Rabia)

Yukarıda görünen sarı renkli tabelanın hemen
karşısından (asfalttan yürümüyoruz) patikaya girip
orman yoluna doğru iniyoruz. 

Belirgin bir patika ve işaretler eşiliğinde 5 dakikalık bir çayır inişi ile orman yoluna çıkıyoruz. Bu noktadan itibaren kabaca bir tarif yapmak gerekirse Kuzdere'de bulunan Roma Köprüsüne kadar zaman zaman toprak kaymalarının olduğu yerlerden geçilen, işaretlerin kaybedilmesinin zor olduğu rahat ve keyifli bir orman yolundan iniliyor diyebiliriz.  Bu arada hedef olarak belirlediğimiz Roma Köprüsü'nün ismi ve görüntüsü gibi tarihi niteliği olmadığını tekrar hatırlatalım. Zorluk olarak Tahtalı parkuru (Gedelme-Yayla Kuzdere-Tahtalı Çıkışı-Beycik) daha zor.

Orman yolundan iniş başlıyor. Solumuzda bir süre sonra derin sayılabilecek bir vadide dere yatağı çam ağaçları arasından görülmeye başlayacak. Sağ tarafımızda kalan yükseltilerde zaman zaman ince akan su sesi duyulurken bazı yerlerde yukarıdan gelen tertemiz suların üzerinden geçiyoruz. Buralarda su derdi yok. İşaret derdi de yok. Zaten orman yolundan sizi çıkartacak bir yer de yok. Orman yolundan devam.

Toprak kaymasından oluşan çöküntüler karşımıza çıkmaya başlıyor. Dere yatağına doğru inip yüksekliğimiz azaldıkça bu toprak kaymaları daha belirgin olacak. Hatta bazı yerlerde yolun, toprağın adeta yok olduğuna tanık olacağız. Doğa gerçekten çok güçlü.


Orman yoluna indik.

Ufak tefek sapmalarla birlikte Roma Köprüsüne
kadar orman yolundan yürüyeceğiz.

Koca kış yağan yağmurların
etkileri görünüyor.

Geniş ve rahat bir orman yolundan yürüyoruz.

Evet devam edelim. Bekleme yapmayalım!!!

Bu bölgelerde su sorunu olmadığını bir de
görüntülü ve kanıtlı olarak belirtelim tekrar

Gönül rahatlığı ile içilebilir.


Aşartepe'deki Likya Yolu tabelasından 2 km'lik, yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüş ile orman yolu üzerinde bulunan yangın havuzuna varıyoruz. Burası Kate Clow'un kitabında fotoğrafı olan havuz. Bu havuzu besleyen yolun hemen karşısında yerden kaynayan buz gibi bir su kaynağı var. Burada kısa bir fotoğraf ve su molası veriyoruz. Su kaynağı yosun ve otlar ile o kadar güzel çevrelenmiş ki bu kaynaktan su içmeseniz bile görüntüsü insanın içini ferahlatıyor. Herkes topluca sularını tazeliyor ve midelere suları indiriyor.

 - ÖNEMLİDİR!!! - Likya Yolu'nun en önemli yol ayrımlarından biri bu havuzu geçtikten yaklaşık 5 dakika kadar 300-400 metre yürüyünce karşınıza çıkıyor. Bu bölgelerde eğer Tahtalı tarafına gidecekseniz işaretleri kaçırmayıp ufacık bir patikadan yukarıya doğru gitmeniz gerekiyor. 2012 yazımızda da belirtmiştik ancak burada bir kez daha hatırlatmamız gerekiyor. Bu bölgede baba da var hatta ayrımı anlatan işaret "Y" şeklinde. Yani düz "=" işareti yok tam burada. Roma Köprüsüne gideceğimiz için zaten sorun yok. Orman yolundan inişe dümdüz devam ediyoruz.


Altuğ'dan Likya Yolu'nun meşhur havuz başı fotoğrafı.

Havuzu besleyen yam yolun karşısındaki pınar.
Oldukça lezzetli suyu var.

Demet suyu beklerken.

Su için sıra beklemek lazım.

Afiyet olsun. Hakettik...

Bardakları boşa taşımıyoruz tabii. Tek ekstramız.

Yılan bile dokunmaz...

Yola devam ediyoruz. Havuzdan 5 dakika sonra Tahtalı-Roma köprüsü
ayrımına geliyoruz. İleride görünen sağdaki patika
Gedelme-Yayla Kuzdere-Tahtalı'ya gidiyor. 

İşte sağda Tahtalı'ya sapan patika.
Tahtalı yolcuları burayı sakın kaçırmasınlar. 

Biz düz yolumuza orman yolundan devam ediyoruz.
Burada da işaretler var. Sağda gözüküyor.

Sakin bir tempo ile inişimizi sürdürüyoruz. Yol bizi çok yoracak türden gözükmüyor. Sabahtan zor bölgeleri aştığımızdan kalan bölümün zorlaşmamasını ümit ediyoruz. Altuğ ve Mehmet'in Kate Clow'un çok fazla yollardan yürütmediğini bildiğinden orman yolundan yürüyüşe hep temkinli yaklaşıyor ve gözleri sürekli kıyıda köşede kalmış işaret arıyor ancak işaretler zaman zaman seyrekleşsede bizi orman yolundan devam ettiriyor. Zorlu Göynük Kanyon geçişlerinden sonra bu yolu hakettiğimizi söyleyebiliriz.

Tahtalı ayrımından yaklaşık 1 km. sonra bu bölgede orman yolu ikiye ayrılıyor. Biri "U" dönüş yaparak Tahtalı rotasında bulunan Meşeçukuru tarafına doğru yukarıya doğru gidiyor (Roma Köprüsü'ne inmeden önce Tahtalı için son çıkış diyelim). Diğeri de aşağıya yani dümdüz ilerliyor. Biz "U" yapmadan dümdüz devam ediyoruz.

Yukarıda bahsettiğimiz ayrımını geçtikten yaklaşık 500 metre sonra orman yolu "U" yapıyor ve dönüşü yaparak hafif eğimli inişimiz devam ediyor. Yol bittiğinden zorunlu bir "U" dönüşü oluyor bu. Kafa karıştıracak bir patika veya işaret yok zaten.


Orman yolundan yola devam ediyoruz.

Bulunduğumuz yerden Aşartepe ve Göynük Yayla gözüküyor.
İnsanoğlu kuş misali. Ayaklarımızın kıymetini bilelim.

Rabia bu bölümlerde grubun başını çekiyor.

Yürüyüp geçtikten sonra arkaya dönüp baktığımızda Aşartepe arkada.
Biz sağdaki düz yoldan geldik yukarıya "U" dönüş yapıp sapmadık.
Düz devam ediyoruz. Sol taraf Meşeçukuru'na çıkıyor.

Orman yolundan düz devam ediyoruz.

Taş toprak kaymaları arasında
durup manzaraları seyrediyoruz.

İşte bir üstteki fotoğrafın manzarası

Yol buralarda hafif inişli

"U" dönüş zamanı.

"U" dönüş sonrası da inişe devam ediyoruz.

Yolumuz üzerinde karşımıza ilk toprak kaymaları çıkıyor. Bu bölgeler geniş sayılabilecek bir vadi tabanı aslında. Biz de bu vadinin cephelerinden birinde yürüyoruz. Dolayısıyla bu tür görüntülerle karşılaşmamız çok normal.

Yaklaşık 1 km. sonra da bir "U" dönüşü daha yapıyoruz ve orman yolu bizi dere yatağına paralel yürütmeye başlıyor. Artık yol boyunca solumuzda akış sesi ile yürüyüşümüze eşlik edecek genişçe bir dere var. Kesmeçay.

Oldukça aşağıda gözükse bile aşağıda su olduğunu bilmek susuz kalmama konusunda insana güven veriyor. Zaten yol üzerinde de yukarıdan gelen su kaynakları karşımıza çıkıyor çoğu zaman. Yol zorlayıcı olmadığından suya da her fırsatta ihtiyaç duymayacağız.


Yol kenarında bir baba. Kafa karıştırıyor.
Mehmet patika mı var diye kontrol ediyor.
Sonuç: Orman yolundan devam.

Bekleme yapmadan devam ediyoruz.

Acele etme Rabia. Gideceğimiz yer aynı.

Son bir "U" dönüşü daha yaparak Kesmeçay'ı solumuza alıyoruz.

Kesmeçay aşağıda gözüküyor.

Kesmeçay solumuzda akış yönünde yürüyoruz.

Toprak kaymalarını görmeye başladık.

Bu bölgelerde işaret seyrekleşebilir ama başka alternatif
yol yok zaten. Orman yolundan yürümeye devam ediyoruz.

Aşartepe'yi arkamıza alarak Roma Köprüsüne doğru ilerliyoruz. Yol boyunca karşımıza ince ince akan su kaynakları çıkıyor. Bu sular içilebilir ancak bazı mevsimler kuru olabilir. Ancak bu yol üzerinde susuz kalmayacağınızı rahatlıkla söyleyebiliriz.

Karşımıza yeniden bir yol ayrımı çıkıyor ancak biz sağa yukarıya doğru çıkmayıp dereyi (Kesmeçay) takip ediyoruz. Dümdüz devam ediyoruz. Buralarda işaret sorunu yok denebilir ancak toprak kayması, yağmur ve fırtınalar sebebiyle bazı yerlerde görülemeyebiliyor ancak kaybolacak derecede başka bir yöne sapmak pek de mümkün değil buralarda. Yine de hatırlatmakta fayda var. İşaretleri göremediğiniz ve yanlış yola girdiğinizi düşündüğünüz anda daha fazla ilerlemeden durup en son gördüğünüz işarete geri yürüyün. Bunu yapmadan üşenmeyin. Çok zaman kaybedeceğinize zaman kazanmayı tercih edin.

Solumuzda kalan dere yatağına paralel yürümeye devam ediyoruz. Aşağılara indikçe toprak kaymaları artmaya başlıyor. Ancak buraları yürümek oldukça keyifli. Zaman zaman dere yatağına doğru yaklaşsak da oldukça yüksekteyiz.


Bu gibi çok sayıda su kaynağı var.
Ancak yaz sonrası kuruması muhtemeldir.

Bir yol ayrımı daha. Sağdan yukarı gitmiyoruz.
Dereyi takibe devam ediyoruz.

Orman yolundan iniş devam ediyor.
Yağışlar bu bölgeyi bayağı bir dövüyor besbelli.

Toprak kaymalarını engellemek amacı ile yapılmış
bir su kanalının üzerinden geçiyoruz. 

Zaman zaman yol ferahlıyor ancak çok uzun sürmüyor.

Kesmeçay. Bu arada fotoğrafın çekildiği nokta
muhtemelen bu kış aşağı kayıp gidecektir.

Ne olursa olsun yürüyüş için keyifli bir parkur.


Çarşak ve toprak kaymalarını arkamızda bıraktığımız zamanlarda çam ağaçları arasından güzel manzaralar eşliğinde yürüyoruz. Yol rahat olduğundan mola verilmesi için de kimseden ses çıkmıyor. Adeta tren gibi yürüyoruz.

Grup kalabalık olunca sohbet ederek yürüdükçe zamanın ve yolun nasıl geçtiğinin farkına varılmıyor. Gerçi 2 kişi yürüdüğümüz zamanlarda da Mehmet ile konuşacak çok şey bulabiliyoruz. Zaman zaman birbirimize laf atarak yola devam ediyoruz. 

Bu parkur içimizi ferahlatan türden herkesin yürüyebileceği patikaları içeriyor. Zaman zaman bol bol suların üzerinden aktığı, yazın bile zor kuruyabilecek türden su kaynaklarının olduğu, deniz seviyesinden 700 metre yükseklikte yerler.

Doğa gerçekten o kadar güçlü ki inanılmaz büyük taşları gelip olmayacak yere kondurup orada bırakmış. Üzerinde otların bittiği bu tür bir kayanın dibinde Mehmet ufacık kalıyor. 


Yol yeniden darlanıyor.
Biraz dikkat!!

Yürü Mehmet yürü!! Hava kararıyor.

Öndeki gruba yetişme çabaları.

Orman yolu yeniden daralıp, dere tabanına göre yükseliyor.

Kesmeçay bayağı aşağıda kaldı.
Aman buralarda aşağılara bakarken dikkat edin.

Buralarda orman yolundan başka alternatif yok.
Böyle olduğunu bilmek içimizi rahatlatıyor.

Doğa bu kadar büyük bir kayayı nasıl oraya bırakmış olabilir?
Üzerinde ot bile bitmiş.

Aman Mehmet çekil oradan!!
Başımıza iş çıkarma.


Deniz seviyesine doğru indikçe yeşillikler, çayırlar artmaya başlıyor. Ancak tam yeşilliklerin keyfine varalım derken karşımıza toprak kayması olmuş bir bölge çıkıyor. Önümüzde ne işaret ne de yol kalıyor. Sapacağımız, kafamızı karıştıracak başka bir alternatif olmadığından nereye doğru gidebileceğimizi kestirebiliyoruz.


Yukarıda Kesmeçay'a paralel yürümeye başladığımız noktadan yaklaşık 4.5 km. sonra işaretler ve babalar bizi dere yatağına indirmeye başlıyor. Bu bölgede işaretler görülebiliyor. İşaretleri takip ederek derenin karşısına geçiyoruz ve içeriye giriyoruz. Aslında çok da içeriye girmiyoruz sadece dere yatağından geçmenin en kolay olduğu rota bu. 


Yolun bu bölümleri keyifli sayılır.

Bayanlar bu bölümde arkadan geliyor.
Öncü kuvvet fotoğraf molası veriyor.

Zaman şaklabanlık zamanı değil...

Yetiş Mehmedim!!!

Keyifli demez olaydık.
Yol yeniden karışmaya başlıyor.

Dere yatağına yaklaşıyoruz yeniden.
Hatta iniyoruz.

Dere yatağına iniş başladı.

Buralarda işaret sorunu yok.
Sadece burkulmalara karşı biraz dikkat gerekiyor.

İşaretler bizi zig zaglarla
dere yatağına indiriyor.

İşaret ve baba sorunu yok ama sadece genel bir
bakışla çevredeki işaretleri inceleyerek hareket etmek lazım.

Kesmeçay'ın tabanına indik. Karşıya geçiyoruz.
Derenin karşısında babalar görülebiliyor.

Karşıya geçer geçmez kısa bir tırmanış.

İçeriye girmeden dereye paralel yürüyoruz.
Çok kısa bir süre ama. Yeniden ineceğiz dereye.


Çantaları çıkarmadan birbirimize destek olarak kayaların üzerinden aşarak bir tırmanış yapıyoruz. Tırmanışın ardından biraz yürüyerek yine dere yatağına inerek tekrar karşıya geçiyoruz. Orman yoluna çıkarken dikkatli yürünmesi gereken yerler olduğunu tekrar hatırlatalım. Böylece indiğimiz yamaca geri dönerek yürüyüşe Kesmeçay'ı solumuzda tutarak orman yolundan yürümeye devam ediyoruz. 

Bu alanda işaret ve babalar mevcut. Aslında bunun yapılmasının sebebine zamanında meydana gelen ve orman yolunu kapatan toprak kaymasının sebep olduğunu söylemek mümkün.

Yaklaşık 5-10 dakikalık dere iniş çıkışının ardından yeniden orman yolundayız. Hatta bu bölgelerde ciddi sel de olmuş gibi gözüküyor. Her taraf taş toprak, aşağılara yukarılardan kopan beton bentler düşmüş vs. Ancak yürünmeyecek bir zorluk yok. Atlaya zıplaya ileriliyoruz.


Yeniden dere yatağına geri iniyoruz.

Dere yatağı da çok güzel gözüküyor.
Zaman olsaydı da ayakları sokabilseydik içerisine.
Hep bir koşturmaca ile geçti ömrümüz...

Geldiğimiz cepheye geri geçiyoruz.
Karşıda görünen işaretler bizi yukarıya çıkartıyor.

Buralarda işaret sorunu olmaması güzel birşey.
Aksi takdirde dere yatağı çok karışık.

Biraz zorlasa da yukarıda yola yeniden çıkıyoruz.

Geldiğimiz yola geri dönüyoruz.

Bu bölge oldukça dar ve dikkat gerektiriyor.

Dikkatli geçmek lazım. Çok dar.

Aşağısı tam böyle.
Düşmek çok tatsızlık çıkartır.

Yağmur ve toprak kaymaları darmadağın etmiş ortamı.
Buralar yakın tarihte orman yoluymuş belliymiş besbelli.

Yol yeniden rahatlıyor. Kısa süreliğine tabii.

Hafif bir iniş başlıyor ve yol da karışıyor tabii.

Seke seke ilerliyoruz buralarda.


Bulunduğumuz orman yolu hafifçe içeriye doğru kıvrılıyor ve bizi bir patikaya sokuyor. Orman içerisinde ferah bir patikadan ilerliyoruz. Patika bizi yeniden taşın toprağın oyduğu bir bölgeye çıkartıyor ancak buralarda bolca baba var. Sağolsun Mehmet de her fırsatta babaları yeniliyor veya yenisini dikiyor. Buralarda yanlış yerlere sapmak can sıkabilir. 

Ne olursa olsun bugün bayağı bir yol yürüdük ve yorgunluk başlamış durumda. Altuğ yaklaşık bir varış süresi verebilmek ve enerji almak çin su ve limon molası veriyoruz bu bölgede.

Dere inişinden sonra yaklaşık 5-5.5 km.lik bir yürüyüş yapıyoruz bu şekilde. Bol taşlı ancak işaret ve babalarının mevcut olduğu bir patikadan ilerliyoruz. Ne olursa olsun yol sıkıcı değil. Hatta buralarda aşırı yağmura yakalanınca herşey olabilir. Taş veya ağaç düşebilir kafanıza. Bazı yerler hakikaten böyle bir izlenim oluşturuyor.


Yeniden dere yatağına doğru iniş başlıyor.

Biraz dikkat isteyen yerler

Çam ağaçlarını arkamızda bırakıp daha sulak
ortamda yetişen bitkilerin olduğu bir tabana indik

Bu bölgede işaret az ama babalar çok.
Yol anlaşılacağı üzere yağmurla gitmiş.

Baba sıkıntısı yok demiştik.

Demet'te yorgunluk belirtileri başladı.
Çok normal ama

Yeniden bir düzlükten yürümeye devam ediyoruz.

Kesmeçay her zaman yanımızda.

Kuru bir dere yatağı gibi geniş bir alandan yürüyoruz.

İşaretler yol üzerinde görülebiliyor.

Ekip bir an önce Roma Köprüsüne varmak istiyor artık.

Baba dikmek de bir sanat olmalı

Yol yeniden rahatlıyor.


Bolca baba görmek ve patikanın belirgin olması insana güven veriyor. Buralarda olur da yolu kaybederseniz en önemli unutulmaması gereken nokta dere boyunu takip etmeniz. Bu dere zaten Roma köprüsünün oraya çıkıyor. Kesmeçay'ın akış yönünde yürüdüğünüz takdirde Roma Köprüsü civarına çıkıyorsunuz.

Akşam olmaya başlıyor ve GPS'e göre Roma Köprüsüne az yolumuz kaldı. Koca kayaların olduğu bir yerde yaklaşık 20 dakikalık son bir atlama zıplamanın ardından bizi Roma köprüsüne çıkartacak orman yoluna çıkıyoruz nihayet. Kısa bir molayı kesinlikle hakettik. Kızlarda yorgunluk göze çarpıyor. Bunun olması çok da normal açıkçası. Ne olursa olsun bu bölgeler gerçekten yürüyüş açısından Fethiye taraflarına göre çok daha zorlu. 


GPS'e göre son parkurları yürüyoruz.

Her türlü yorgunluğa rağmen Altuğ
çevreyi incelemeye devam ediyor.

Patika rahat ve düzgün.

Yağmurun alıp götürdüğü bir su kanalı daha.

Yol üzerinde işaretler halen görülebiliyor.
Bu kadar yağmura, toprak kaymasına işaretler
güzel yerlere konmuş diyebiliriz.

Kesmeçay artık tam yanımızda.

Ağaç üzerinde bir işaret daha...

Yeniden bir kargaşaya daha çıkıyoruz.

Dikkatle ilerliyoruz.

Seke seke yola devam.

Güzel bir yeşilliğe çıkarak yürüyoruz.

Doğaya karşı koyamamış ve kendini çürümeye bırakmış bir çam ağacı.

İşaret olmasa bile babalar var.

Son bir dar patika daha

Geldiğimiz yerler. Dar patika hemen solda yamaçta.

Patikayı geçer geçmez birbirimize
seslenerek mola istiyoruz.
Özellikle son taşlı bölgeler oldukça yordu

Yaklaşık 15 dakikalık molanın ardından 18:20'de son bir güçle orman yolundan yaklaşık 1 km. yürüyerek Olympos Beydağları Sahil Milli Parkı tabelasına ve asfalt yola çıkıyoruz. Buz gibi akan su ve doğan bir jakuzi gözümüze çarpıyor. Müthiş bir buluş. Burada kısa bir taze soğuk su molası vermeyi ihmal etmiyoruz.

Bu asfalt yol Kemer-Aşağı Kuzdere'den Gedelme'ye çıkan asfalt yol. Bu noktadan da sahile inmek istemeyip Tahtalı'ya çıkmak isteyenler yukarıya doğru Gedelme'ye çıkarak Tahtalı parkuruna devam edebilirler.

Asfalt yoldan aşağıya doğru yürüyoruz ve sağda solda, yol boyunca işaretleri görebiliyoruz. Yaklaşık 500 metre sonra Ovacık muhtarı tarafından işletildiğini öğreneceğimiz Kesme Boğazı restorantına varıyoruz. Bu restoranın yol diğer tarafından girilmesini sağlayan köprü nam-ı değer Roma Köprüsü. Restoranta girip girmemekte serbestsiniz. Eğer öyleyse asfaltı takip ederek derenin üzerinden geçerek Aşağı Kuzdere'ye iniyorsunuz. 


İşte olası bir heyelanı önceden haber eden duyarlı bir vatandaş.

Kesmeçay solumuzda rahat bir patikadan ilerliyoruz. Az kaldı.

Yukarıdan dere yatağına düşen devasa kayalar.
Nasıl bir afet olduysa artık...

Düşen koca kayalara karşı şaşırtıcı bakışlar 

Karşımıza yeni bir dağ cephesi daha çıkıyor
ama oraya kadar gitmeyeceğiz.

Son düzlükte koşar adım.

Asfalt yola çıkıyoruz... Parkuru tamamladık!!!

Doğal jakuzi. Ama en soğundan.
Girmek isteyen. Yaz günü pek iyi gider...

Tertemiz dağ sularını içmek çok iyi geliyor.

Aşağıya doğru iniyoruz. Yukarıya çıkan asfalt yol
Gedelme (Tahtalı parkuru) tarafına çıkıyor

Asfalt yoldan kısa bir yürüyüş yapıyoruz.

Sağda rögar üzerinde işaret de var.
Artık gözlerimiz uygun bir kamp alanı da arıyor.

Ovacık muhtarının yeri olduğunu öğreneceğimiz restoranın
bahçesinde belki kamp için uygun bir yer olabilir
diyerek içeriye girmeye karar veriyoruz.

Geçmiş tecrübeler Mehmet ve Altuğ'u bugüne kadar yanıltmadı.
Yardımcı olacaklarına inanıyoruz. Çok yorgunuz.

Asfalttan yürümeye devam etseydik bu köprüden geçip
sola saparak Aşağı Kuzdere'ye inecektik.
Bunu yarın yapacağız tabii.


Bu bölge Aşağı Kuzdere'nin 4 km. yukarısında Kesme Boğazı Mevkii. Aslında burada yol boyunca takip ettiğimiz Kesmeçay Gedelme tarafından gelen başka bir dere ile coşku ile birleşiyor. Suyu buz gibi ve oldukça kuvvetli akıyor. Su kenarı olduğundan havası da pek bir serin diyebiliriz. 


Hava yakın zamanda kararacak ve biz daha fazla yürümek istemiyoruz. Mehmet ve Altuğ daha önceki yürüyüşlerde restorantların bahçelerine kamp atmaya alışık olduklarından bu akşam için de benzer bir ricada bulunacaklar. Birşeyler yeme içme karşılığında tabii. Burada kamp atmak istememizin sebebi çevrede pek kamp alanı gözükmemesi, aramak için zamanımız olmaması ve en azından bir tesiste çay kahve içme fırsatımızın olması. Buralarda benzer talebi yazın yapamazsınız. Bu mevsim daha tam kapasite açılmadıklarından bu gibi talepleri boş çevirmiyorlar sağolsunlar.

Altuğ yer talep etme konusunda yine öncülük yapıyor ve restorant sahibine (Ovacık muhtarı olduğunu öğreneceğiz sonra) çardak türü bir yere bile çadır kurulabileceğini söylüyor. Doğruyu söylemek gerekirse çadır için yeri göz ucu ile kestirdik. Köprüye en yakın çardak. Aslında bu çardakta masalar oluyor ama dediğimiz gibi sezon açılmadığından bomboş. Çardaklara değil 3 çadır 5 çadır bile sığabilir. Bu şekilde 2012'de Ulupınar'da kalmıştık. Su sesi karşılıklı konuştuklarımızı duyamayacağımız kadar çok ama olsun.

Çardak teklifimiz olumlu karşılanır karşılanmaz hemen çadırları kuruyoruz ve akşam yemeği için restoranta geçmek için hazırlık yapıyoruz. Burası ilginç bir yer. Muhtarın dediğine göre müşteriler yazın sadece çardaklarda değil suyun içerisine masalar kurularak da ağırlanıyormuş. Buz gibi su içerisinde masalar? Vallahi güzel fikir.


İşte nam-ı değer Roma Köprüsü
Aynı zamanda çadır alanımızın manzarası...
Tam dibindeyiz. Şanslıyız.

Şu ilerideki sudaki düzlüğe
yazın masalar atılıyormuş. Hayali bile güzel.

İnanılmaz bir su sesi var. İçimizden konuştuklarımızı duyamayacağımız kadar çok gürültülü. Ne olursa olsun gece su sesini dinleyerek uyumak güzel olacak.

Ekibin kendine en çok bakanı Rabia. Ne zaman yemek için dursak diş fırçalamayı düşünecek kadar özenli. Hatta bir süre sonra sağolsun bize bile sorar oldu "dişlerinizi fırçaladınız mı?" diye. Ekibin diş macununu taşıyan Altuğ bu görevi Rabia'ya veriyor bugünden sonra. Altuğ ve Mehmet doğaya ayak uydurmuş duruma geliyorlar. Aynı t-shirtler, şortlar gibi. Gerçi Rabia ve Demet de bu konuda Altuğ ve Mehmet'e baka baka kararıyor. Ne gerek var fazla bakıma değil mi?

Çadırlar kuruluyor, bakımlar yapılıyor. Temel ihtiyaçlar karşılanırken Altuğ aşağıya inerek derede ayaklarını yıkıyor. Akşam restorantın ortasında gürül gürül yanan şöminenin dibinde yemekler yeniyor. Bu akşam yemekte alabalık var. Yemek sonrası ekibin yürüyüş programı sorumlusu Altuğ masaların birinde yarın yürünecek parkur üzerinde çalışırken, ekibin diğer üyeleri de bir köşede dinlenmeye çekiliyor. Buralar deniz seviyesinden yaklaşık 400 metre yükseklikte ve geceleri hakikaten serin. Şömine buralarda Nisan ayında gerekli. Şömine dibindeki kuzinede taze çayımız da hazır bu arada.

Masaların birinde de 2014 genel seçimlerini zafer ile tamamlayan restorant sahibi ve aynı zamanda Ovacık köyü muhtarı kurmayları ile aldığı oy yüzdesinin muhakemesini yapıyor. Hangi mahalleden kendisine ve partilere ne kadar oy çıktığını, kimlerin kendisine oy verip vermediğini anlamaya çalışıyor. Köy yeri olduğundan bu gibi çalışmaları ve analizleri yapmak kolay. Masanın üzerinde kağıtlara yazarak çalışıyorlar. Bayağı ciddi ve hararetli bir çalışma var.

Yorgunluk hepimizin üzerine çökmüş durumda ve saat 22:30 gibi çadırlara adeta ayakta uyuyarak iniyoruz. Sabaha hedefimiz belli. Tekirova üzerinden Çıralı yoluna girip kamp atmak. Nasip, kısmet...