a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

27 Nisan 2013 Cumartesi

On 27.4.13 by altug

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1.GÜN PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 07:15
Bitiş: 19:30 (verilen tüm molalar dahildir)
Toplam mesafe: 25 km. (Finike-Belos 9 km., Belos-Karlıöz zirve (1680 m.) 10 km., Karlıöz zirve-Kırkmerdiven 3 km., bir başka deyişle Belos-Kırkmerdiven 13-14 km. civarı) Finike yolu üzerindeki Likya Yolu tablelaları doğru kabul edilebilir.

Su: Finike-Myra (Demre) parkuru uzun ve tırmanış olması sebebiyle Likya Yolu'nun en susuz parkuru denebilir. Zaten bu bölgeler genel anlamda su anlamında oldukça fakir. Su sıkıntısının yaşanacağı bir parkur. Finike'den çıkarken, bir geceyi de dağda kamp yapacağınızı düşünerek bol almanız gerekiyor. Kişi başı 3-4 litre gibi. Finike-Demre arasında çok sayıda sarnıç yolunuza çıkıyor ancak içilip içilmemesi konusunda suyu kuyudan çektiğinizde yanınızda ekstra 1-2 litre su taşımanın daha mantıklı olduğunu daha iyi anlayacaksınız. Yatıkardıç bölgesi yarleşimi ve birkaç yerde belli ki sarnıçlar aktif ve suyu toplayıp temiz tutmak için gerekli özen gösteriliyor ancak buralarda kimse yoksa suyu çekerken zorlanabilir hatta yaz sonu yürüdüğünüz takdirde buralardaki sarnıçlarda da su bulamama gibi bir durumla karşılaşabilirsiniz. Yine de yanınızda 2-3 metrelik kopmayacak sağlam bir kamp ipi, hatta suya atılan dezenfektan haplardan bulundurmanızı tavsiye edebiliriz. Ağzı açık veya iyi kapanmamış sarnıçlara hiç güvenmeyin zira içine düşüp ölmüş bir hayvan olup suyu içilemez duruma getirmiş olabilir. Yine de buralarda hayvanlarını otlatan köylüler çoğunun ağzını çalılarla kapamışlar diyebiliriz. Yemek konusu için tek önerimiz var bu da öğünlerinizi ve atıştırmalarınızı da düşünerek yanınızda taşımanız. Yol üzerinde değil market, meyva ağacı, köy bile yok. Yatıkardıç bölgesinde yayla türü bir yerleşim var ama geçeceğiniz mevsime göre insan olmayabilir. Nisan sonu yürüyüşümüzde kimseler yoktu.

Konaklama: Finike-Myra (Demre) Alacadağ geçişi çadırlı konaklama ile mümkün. Pansiyon ve köy yok. Sadece yol üzerinde görülebilecek (Yatıkardıç bölgesi) yayla evlerinin tahta balkonlarında da eğer kimseler yoksa uyku tulumunda konaklanabilir. Sonuç olarak bu susuz parkurda çadır varsa konaklama sorun değil. İyi bir performans ile 1 günlük kamp ile bitirilebilecek bu parkur için ilk gece zirveye yakın bir düzlükte veya Kırkmerdiven civarlarında kamp atarak ikinci gün de performanslı bir yürüyüşle Myra'ya varmak mümkün ancak ikinci geceyi de bu bölgede geçirmeyi düşünenler kamplarını Belören'de atabilirler. Yerleşime doğru indikçe kamp keyfi azalıyor. Bu arada Finike'den bir günde Alakilise'ye varmak çok çok zor zira kafa fenerleri ile uzunca bir süre yürümek zorunda kalabilirsiniz. Demre'den Finike yönüne yürüyenler ise ilk gece Alakilise, ikinci gece Finike'ye inmeyip genellikle Belos'ta kamp atıyorlar. 

Parkur Zorluğu: Likya Yolu'nun en susuz ve zorlu parkurlarından biri. Bu bölgeyi yürüyeceklerin daha önce zorlu parkurlarda yürümüş olmaları, susuzluğa dayanabilmeleri tecrübe açısından iyi olur. Kelebekler-Kabak, Üçağız, Olympos bölgeleri gibi çok da rahatlık içermeyen ve dikkatli gerektiren bir parkur. YÜkseklik fazla olduğundan mevsimine göre yoğun sis de içerebilir. Bu parkurun bazı bölgelerinde işaret sorunu da yaşanıyor zira birçok bölgede devam eden orman çalışmaları bölgenin yapısını ve işaretleri adeta değiştirmiş. Bazı yerlerde orman müdürlüğü tarafından tel örgülerin ardında kalan işaretleri orman yolunu takip ederek yakalamanız gerekiyor. 1000 metrenin üzerinde yürüdüğünüz için doğa olayları, büyüyen bodur çalılar da işaretlerin kaybolmasını sağlamış. Önerimiz işareti kaybettiğiniz anda yolunuza devam etmeden en son gördüğünüz işarete geri dönerek patikayı aramanız gerekiyor. Finike çıkışında işaretlerin bazısı sizi orman yoluna bazısı deniz tarafından devam eden patikadan götürüyor. Sonuçta orman yolundan da yürüseniz yollar 600 mtere yükseklikte aynı noktada buluşuyor. 
Likya Yolu geneli için işaret konusunda söylenebilecek en önemli nokta yerleşim ve çalışma olan bölgelerde işaret sorunu her yerde var.

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resimin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Sabah saat 06:00 civarında okunan ezan ile Devlet Hastanesini geçtikten sonra kurduğumuz çadırdan Altuğ kafasını çıkartıyor ve güneşli bir günün müjdesini içeride ayılmaya çalışan Mehmet'e veriyor. Yol yorgunluğunu üzerimizden attık ve doğanın etkisiz elemanı olmaya hazırız.

Saat 06:30 gibi toparlanmaya başlıyoruz. Hazırlanırken çantalarımızın düzenini de yürüyüşe göre ayarlıyoruz. Zira gün içerisinde kolayca ulaşılması gerekenler yukarıda kalırken uyku tulumları ve giyecekler daha içerilere giriyor.

Çantaların düzenlenmesinin tamamlanmasının ardından saat 07:15'te yola çıkmaya hazır hale geliyoruz. Sular çanta ağırlıklarını arttırmış halde ancak yapacak birşey yok. Kişi başı toplam 3 litre su taşımak durumundayız.


Çadır manzaramız. Karşıda Kumluca ve Taşlıkburun (Gelidonya)

Çadırda yol hazırlıkları tamam. Yerler diken dün gece çadır tek kattı.
Çadırın dış brandasını yere serdik.

Son hazırlıklar

Toparlandık. Manzaramıza son bir kez daha bakıyoruz.

2013 Likya Yolu yürüyüşümüz başlıyor...

Yola çıktık ve yukarıya doğru dümdüz çıkıyoruz.
Elektrik direkleri üzerinde işaretler var.

İşaretler bizi Boldağ yolu üzerinden yerleşimden yukarıya doğru götürüyor ve son evin ardından parke taşlı yol yerini orman yoluna bırakıyor. Her zaman olduğu gibi ilk gün rehavet ve dalgınlığı ile işaret takibini kaçırdığımızı zannediyoruz ancak işareti en son gördüğümüz noktadan sonra başka alternatif yol olmadığından toprak orman yolunu takip ediyoruz.

Burada bir uyarı daha yapmak yerinde olur sanırım zira bir grup işaret de bizim dün akşam kurduğumuz kampın hemen aşağısında sola doğru, yani deniz tarafına bakan mahalle üzerinden deniz tarafından götürüyormuş (hastaneyi geçtikten sonra sola giren ikinci sokak). Bu durumu daha sonra mola verip GPS kayıtlarını kontrol ettiğimizde anlayacağız ki bu durum canımızı sıkmayacak da değil açıkçası. Sonuçta işaretlere bağlı kalmaya çalışıyoruz ama bizi bu yola götüren işaretler de görmüştük. Ancak işaretleri orman yolunda göremez olduğumuzda bir gariplik olduğunu anlamıştık.

GPS kayıtlarında bu parkura ait 3 rota mevcut ve ikisi bu yoldan, biri de çıktığımız tepenin deniz tarafından devam ediyor. Klasik bir yerleşim çıkışı kaosu yaşadık. Aslında bu Likya Yolu'nun gerçeği. Yerleşim olduğu yerde kaos yaşanması muhtemel. Zira hastane arkasında bizi diğer yola götüren bir işaret göremedik aksine bizi dümdüz yukarıya çıkardı.

Sonuçta içimiz rahat ve geri dönmemize gerek yok çünkü bu yolun sonunda yaklaşık 4 km. sonra diğer yol ile birleşiyoruz. Zamanla orman yoldan da yürünebilen, işaretlerinin yolun başına kadar devam ettiği alternatif bir parkur çizilmiş besbelli.

Toprak yol girişinde alternatif yol gibi görünen bir patikada her ne kadar işaret kontrolü yapsak da GPS kayıtları bizi orman yolundan devam etmemizi söylüyor. GPS'e daha fazla itiraz edemeden yükselmeye başlıyoruz. Zigzag çizilerek yapılan 550 metre rakımlı çıkış yaklaşık 4-5 km. sürüyor ki güneş etkisini göstermeye başladıkça can sıkıyor.


Yerleşimi arkamızda bıraktık. En son işaret hemen aşağıda.
Bu yoldan yukarıya doğru çıkacağız.

Yürüyeceğimiz yolun başı. "U" şeklinde döndükten sonra
bu yolu takip ederek yaklaşık 4-5 km. yürüyeceğiz.

Çıkış başladı. Sıcak da başladı.
Güneş enseden vurdukça yakıyor.

Yükselmeye başladık.
Az önce yürüyüşe başladığımız orman yolu aşağıda kaldı.
Orman yolundan yukarılara konuşa konuşa yürüyoruz.

Orman yolu boyunca yürüdüğümüz sınırlı gölge alanlardan biri.
Yükseldikçe çam ormanı artıyor.

GPS'e göre yukarıda görünen yola kadar çıkacağız.
Yolumuz uzun.

Finike aşağılarda kaldı. Manzaramız güzelleşiyor.

Arkamızdaki manzaraya sıkça dönüp bakıyoruz.

Bakmayın Mehmet'in böyle güldüğüne.
Yürüyüşün ilk günü olduğundan yol başında geçici yorgunluk yaşıyoruz.
Yol iyice aşağıda kaldı.

Yolumuz üzerinde karşıdan karşıya geçen tırtıl dizisi

Yükseldikçe aşağılarda kalan Finike ve deniz manzarasını da dönüp seyretmeyi ihmal etmiyoruz. Bu yürüyüşte belli oldu ki sıcakla da mücadele etmek durumunda kalacağız.

Verdiğimiz tek mola ile toprak yolun sahil tarafından yani tepenin diğer cephesinden gelen patika ile birleştiği noktaya saat 09:15'te ulaşıyoruz ve Likya Yolu tabelası önümüzde bizi selamlıyor. İşaretleri tekrar görüyor olmamız mutluluk verici ancak önümüzdeki upuzun patikaları bir kenara koyduk, tabelanın diğer cepheden giden yolu işaret ediyor olması keyfimizi biraz bozuyor ama bu bizden kaynaklı bir durum değil.

Bu durumu unutabilmenin tek yolu kahvaltı. Karnımız çok fazla acıkmasa da kahvaltıyı atlamak istemiyoruz. İşaretin bulunduğu 600 metredeki yemyeşil alanda kendimize gölge bir yer bularak kahvaltımızı ediyoruz. Bu sene de konseptimiz aynı. Lavaş, bal, şokella ve kuruyemiş. Yemekler her şekilde yeter, sadece suyumuzu idareli kullanmamız gerekecek gibi gözüküyor.


Çıkışımız devam ediyor.
Biraz daha yolumuz var ama sıcak hava zorluyor.

Uçurum kenarında hayata sıkı sıkı sarılmış bir sandal ağacı

Kuşbakışı Finike
Tez zamanda mola gerek bize!!!
İlk mola. Suyu idareli kullanmak zorundayız.

Çıkışa devam. Bir sarnıç var ama boş.

Ara ki bulasın. Aşağıda görünen bu alanda onlarca keçi var.
Hareket ettikçe belli oluyorlar.

Uzun bir çıkıştan sonra ilk gölge. Adeta bir nimet.

Çıkışta son 50 metre.

İlk tabela. Finike tabelası deniz tarafından giden patikayı gösteriyor.
Rakamlar doğru. Buna göre hesap yapılabilir.

Hemen önümüzde ters duran lahit, sırtımızı dayadığımız
sarnıç ve gölgede kahvaltı zamanı.

Kahvaltı tamam yürüyüşe kaldığımız yerden başlıyoruz.

Yorgunluğumuzu atlatıyor, tempo kazanmaya başlıyoruz.
Bu fotoğraftan anlaşılmıyor belki ama öyle...

Kahvaltı sonrası püfür püfür esen bu gölge alanda kayaların üzerinde boylu boyunca uzanarak yaklaşık yarım saatlik bir mola vererek gölgesiz orman yolunun yorgunluğunu üzerimizden atmaya çalışıyoruz. Kamp yaptığımız yerde de eski bir mezar kapağı ve sarnıç göze çarpıyor.

Yeniden sessizliğin ortasındayız ve fazla rehavet ve gevşemeye izin vermeden saat 09:50'de yeniden yola koyuluyoruz.

İşaretler yeniden yolumuzun üzerinde ancak yaklaşık 1 saat sürecek bu orman yolu yürüyüşü sırasında ağaç kesme çalışmalarının patika ve işaretlere verdiği zarara tanık olacağız.


Eğimi nispeten daha düz orman yolundan yürüyoruz.

Orman yolundan yavaşça yükselerek yürümeye başlıyoruz. Bitki örtüsünün iğne yapraklı çamlar olduğu bu bölgede yol kenarına konmuş arı kovanları gözümüze çarpıyor. Yürüdükçe artan orman çalışmasının çevreyi kelleştirdiğini görüyoruz. Geniş bir alanda çamlar kesilmiş sadece bir tane ortada bırakılmış ve üzerinde "ekolojik dengenin bozulmaması için kesilmemiştir" gibi bir yazı var. Muhtemelen bu çam türünün buradan yok olmaması amaçlanıyor. Artık bu türlü orman kesimlerine gözümüz alıştı. Umarız ilerleyen yıllarda buralarda orman harici bir yapılanma görmeyiz.

Çıkışımız devam ediyoruz ve çevrede tek tük yayla kulübesi görmeye başlıyoruz. Orman çalışmasının yanında kesim kapsamına girmeyen çayır ve koruganlıklar da gözümüze çarpıyor. GoogleMap gibi internet sitelerinden bakınca buradaki ağaç katliamı maalesef belli olmuyor. Önümüzdeki 1.5-2 km. boyunca dazlak kalmış bir alandan yürümeye devam ediyoruz.


Arı kovanları yol kenarında. Her yer arı. Ama zarar vermiyorlar.

Orman yolundan yürüyüşe devam ediyoruz.

"U" dönüşü ile kısa bir çıkış yapıyoruz. İşaret yok ama yoldan devam.
Orman kesiminin olduğu bazı işaretlerin kaybolduğu bir yerdeyiz.

Umarız yeniden orman olarak geri dönersin.

Çam ağacına sarılmış, sanki kesilmesini istemeyen
bir sandal ağacı. Doğa sevgisini böyle gösteriyor.

Orman çalışmasının tam ortasındayız.
Solumuzda geniş bir düzlüğe çıkıyoruz.

Geniş bir düzlük. Kesim çalışmaları burayı etkilememiş doğal olarak. 

Yürümeye devam ediyoruz. Bir sene önce bu yollar muhtemelen
çam ağaçlarının gölgesinden yürünen harika bir yolmuş.

Etrafta zaman zaman göze çarpan ufak çoban kulübeleri ve yayla yerleşimleri de var. Bunlardan birinin yanından geçiyoruz ama güleryüzümüze pek karşılık alamıyoruz. Cevaplar kısa ve tek kelimelik. Merhaba'ya "merhaba" karşılığı, buralarda su var mı sorumuza "yok", çok ağaç kesilmiş sorumuza da "evet" gibi yanıtları alınca şartları çok fazla zorlamamanın gerektiğini anlıyor ve yürümeye devam ediyoruz.

Yukarıda belirttiğimiz gibi ağaçların kesildiği geniş düzlüğün ortasında tek ağaç bırakılması da bir garip. Bu şanslı ağacın üzerine de doğa dengesinin korunması için kesilmediği ile ilgili bir tabela asılmış. Tek bir ağaç doğayı ne kadar hızlı düzenleyebilir bu da ayrı bir soru.

Bu arada işaretler konusunda bir uyarı yapalım, kesilen orman alanı içerisinde zaman zaman işaretleri görüyoruz ancak bu işaretler orman çalışması olmadan önce kalmış işaretler ve artık yeni örülmüş dikenli teller arkasında kalmışlar. Yürüyenler bilir, Likya Yolu işaretleri mümkün olduğunca patikalardan yürünür, zorunlu olmadıkça orman yol veya asfalt tercih edilmez. Dolayısıyla daha önce muhtemelen çam ormanı içerisindeki patikalardan yürünen bu bölüm artık orman yolundan yürünmek zorunda. Bu bölgelerde dikenli tellerin üzerinden atlayıp işaretleri takip etmeye uğraşmayın zira orman çalışması içerisinden yürümektense orman yolunu tercih edeceksiniz. Zaten eski işaretler de çok kısa bir süre sonra yeniden orman yoluna çıkıyor.

Selamsız amcayı arkamızda bıraktıktan yaklaşık 5-10 dakikalık yürüyüşün ardından orman çalışmasını nihayet sona eriyor ve yürüyüşümüze orman yolundan devam ediyoruz. Çam ağaçlarının ve ilkbaharla yemyeşil hale gelmiş bitki örtüsünün ortasından devam eden orman yolundan yürüyoruz.

Biz Belen'e doğru sola giden yola devam ettik ancak sağa giden yol ise Dinektepe'ye doğru gidiyordu. Dinektepe'de de mezar, hamam ve gözetleme kulesi kalıntıları var. Zaten görülmesi için Kate Clow'un haritasında patika harici kısa bir parkuru da görülüyor. Gidip görülüp yeniden bu yola geri dönülebilir.

Selam veriyoruz ama çok fazla konuşmak istemeyen selamsız bir çiftçi.

Ekolojik dengenin bozulmaması için soldaki ağaç böyle bırakılmış.
Yalnız ve mağrur.
Buralarda yoldan yürüyoruz zira işaretler
kesim çalışması sırasında talan olmuş.

Altuğ belgelemeye devam ediyor...
Orman kesim bölgesini arkamızda bıraktık sonunda.
Yaşasın gölge!!!

Tam yük yola devam ediyoruz.

İlkbaharın etkileri her yerde görülebiliyor.

Bu kadar yoldan yürümek yeter.
Belen'de yoldan ayrılıyoruz ve yönümüzü Belos'a çeviriyoruz.

Orman yolu soldan deman ederken biz sola sapıyoruz.
Burası Belen bölgesi. Soldaki yol Dinektepe'ye doğru gidiyor.

Yaklaşık 5 dakikalık bir yürüyüşün ardından sağa doğru kıvrılan orman yolunu takip etmeyi sonlandırıp sola doğru özel mülk girişine benzeyen, ancak kapısı kırık tel örgülü bir alana girerek daralan patikalara doğru ilerlemeye başlıyoruz. Bu bölge haritada yerleşim gibi görünen Belen mevkisi olsa gerek ama yürüyecekler için burada bir yerleşim veya köy olmadığını söyleyelim. Su bile göze çarpmıyor. Kulübelerin arkasında yer alan Serik tepesinde de antik kalıntıların olduğunu biliyoruz.

Buraya kadar özetlemek gerekirse Sarı Likya Yolu (Finike 4 km) tabelasını görüdükten sonra yolunuza, orman yolu üzerinden devam etmeniz gerekiyor. Tel örgüler arkasından kalmış ve dikkatli bakıldığında artık kullanılmadığı belli olan işaretleri takip etmenize gerek yok. Yolun 4. ve 8. km. olan bölümü genellikle orman çalışmasının olduğu yerler ve işaretler çok sık değil. Orman yolundan yürüyeceğiniz için karşınıza eninde sonunda çıkıyorlar.

Orman yolunu arkamızda bırakıp patikalara girdik. Önce bir araç genişliğinde olan yol git gide daralıyor. Belli ki "pat pat" denen ufak traktörler ile buradaki ekili alanların mahsullerinin toplanması ve çevrede bulunan birkaç yıkık çoban kulübesine ulaşmak için kullanılan çok dar bir motorlu araç yolu. Karşımıza yeniden bir lahit kapağı çıkıyor, ardından zamanında su toplamak için kullanılmış bir genişçe bir çukur. Likya Yolu yürüyüşümüz boyunca bu bölgeler kadar sıkça lahit, mezar, tarihi yapılarla karşılaştığımız yer olmamıştı açıkçası. Tek bir mezar taşı ama burada bir çalışma yapılsa ortaya kimbilir neler çıkar.

Hedefimiz Demre'yi (Beymelek Lagünü üzerinden) tepeden gören Belos antik şehrine ulaşabilmek. Saat 10:50 ve patikaya girmek keyfimizi yerine getiriyor. Sıcak da olduğundan orman yolu bir süre sonra sıkıcı ve yerden yansıttığı güneş ışınları ile çekilmez hale geliyor.


Patikalara giriyoruz. Girer girmez bizi antik kalıntılar karşılıyor.

Yemyeşil patikalar. Keyfimiz yerinde.

Muhtemelen zamanında su toplamak için kullanılmış, artık kör bir çukur.

Kör çukuru solumuzda bırakarak yürüyüşe devam ediyoruz.

Belen arkamızda kaldı ve yol tam anlamıyla keçi yoluna döndü.

Arkamızda kalan Belen yaylası

Tel örgülerin hemen yanından yürüyoruz.

Ne varsa karşı ağaçların arkasında var.

Patikadan ilerliyoruz ve Belos'a yaklaşıyoruz 

Yaklaşık 5-10 dakika boyunca yemyeşil bir bitki örtüsü içerisinden ve tel örgülerin yanından devam eden dar patikadan yürümeye devam ediyoruz. Altuğ arkadan fotoğraf çekerek yola devam ederken, öncü kuvvet Mehmet'ten gördüğü manzara karşısında şaşkınlığını gizleyemediği bir ses geliyor. Arkadan gelen Altuğ da manzara karşısında oldukça etkileniyor. Demre ayaklarımızın altında. Yaklaşık 800 metre yükseklikteki bu tepeden meşhur mavi yengecin yetiştiği Beymelek Lagünü ve sayısız serayı görüyoruz. Zaten seralardan yapıları seçebilmek neredeyse imkansız. Buna benzer manzara karşımıza çok çıkacak ama ilk defa görmek daha farklı bir etki yapıyor.

Burada biraz mola vermemiz gerektiğini düşünüyoruz ve kısa bir süre soluklanıyoruz. Altuğ harita ve GPS kontrolü yaparak hemen ilerideki tepenin de Belos olduğunu söylüyor. Yolları, dağları, tepeleri yeniden aşmaya başladık. İşte yürüyüşün keyfi de bu. Bir tepe ve arkasında ne olduğu belli değil. Sır perdesi aralanıyor ardından diğeri. Büyükşehirin pasını atmaya başladık sonunda. Gerçi seneler önce bir tepe, diğer tepe derken Kaçkarlar'da Libler Gölüne kestirme inişimizi unutmak imkansız. Hayat gözümüzün önünden geçen bir film şeridiydi diyelim siz anlayın.

Bu harika manzarayı 10-15 dakika boyunca keyifle seyrediyor, sularımızdan ufak yudumlar alıyoruz. Hemen aşağımızdaki Demre'ye birgün sonra varacak olmamız da ayrı bir konu tabii. Haritadan da görülüyor ki sahilden uzaklaşarak daha içerilere yani kuzey batıya doğru yürüyeceğiz.


Manzaraya ilk çıkış. 800 metreden Demre'ye bakış.

Fotoğraf seansı başlıyor
Bu noktadan Demre ve Çayağız rahatlıkla görülebiliyor.

Demre ile özdeşleşen mavi yengecin yaşadığı Beymelek Lagünü

Hatıra zamanı. Çantalar hafif olunca yürümek de keyifli oluyor.

Bu fotoğraftan sonra dinlenmek için oturacağız.

Fotoğraf bitti. Cep telefonundan herşeyin yolunda olduğu
mesajlarını atıyoruz. Bu arada telefonları genelde kapalı tuttuk.
Gerektikçe açtık. Ulaşmak isteyen SMS ile ulaştı. Pil önemli.

İnsanın kendi kendini çekmesi gibi güzel birşey var mı??

İlkbahar'ın müjdecisi papatyalar

Zaman kaybetmeden yola koyularak saat 11:15'te yeniden yürümeye başlıyoruz.  Bulunduğumuz tepenin sırtlarından yürüyoruz ve işaret problemimiz yok. daha doğrusu bu bölgede yok. Daha yukarılara çıkıp ağaçların azalarak çarşak olduğu çorak bölgelerde yürüdükçe işaretlerin silinmeye yüz tutmaya başladığını göreceğiz. Ancak bu bölgelerde işaretleri kaybetmek çok zor.

Beymelek Lagünü üzerindeki tepenin taraçalarında Belos'un bulunduğu tepeye doğru yürüşümüze devam ediyoruz. Manzarayı seyrederek bu tek kişilik patikadan ilerlerken karşımıza Finike'ye doğru yürüyen Belçikalı bir çift çıkıyor ve 5 dakikalık kısa sohbetin ardından bulunduğumuz tepenin içerisindeki vadiye doğru hafif bir iniş yaparak ilerliyoruz. Vadi tabanına ulaştıktan sonra karşı tepeye geçiyor, Belos'a doğru yükselmeye başlıyoruz. Buralarda yol kaybetmek gibi bir sorun yok. Zaten tek ve belirgin bir patika var. İşaretler de yerli yerinde sayılır.


Belos'a giderken karşılaştığımız Belçikalı çift.

Bu sıcakta biz denize deniz de bize bakıyor.
Koşup atlanabilse 1 dakika bile düşünmeyeceğiz.

Belmelek sırtlarından manzaranın seyrederek
yürünebildiği rahat bir patikadayız.

Vadi bibine doğru girerek karşı tepelere geçeceğiz.

İki kişilik ekibimizin arkadan gelen "belge ve kayıt" masası, Altuğ

Belos sırtlarından panaromik bir bakış.
Belos karşıda görünen tepenin üzerinde.

Belos'a tırmanış başlıyor.

Hava sıcak, tepede olmamıza rağmen esinti yok. Yeşilliklerin arasından yürüyerek hemen karşımızda tepenin üzerinde görünen kalıntılara doğru yükseliyoruz. Belos eteklerine geldik ve 5 dakika süren orta seviye bir diklikteki bir tırmanışla Belos antik şehrine saat 11:55'te varıyoruz. Yürüyüşümüzün 9. kilometresi.


İşaret sorunumuz yok zaten tüm patikalar yukarıya çıkıyor.

Tepeye ulaşabilmek için son adımlar.

Belos'a giriyoruz.

Tepenin üzerine kurulu, Kekova'ya kadar geniş
bir görüşe sahip Belos'a ulaştık. İlk hedef tamamlandı.

Belos deniz seviyesinden yaklaşık 900 metre yükseklikte, kamp da yapılabilecek, çok büyük görünmeyen, tepeye kurulmuş antik bir şehir. İlk bakışta hala lahitleri üzerinde duran mezarlar, sarnıçlar, yıkılmış ama 2-3 sırası hala ayakta duran bir duvar veya yapı ve zirveye doğu kale türü kalıntılar göze çarpıyor.

Likya Yolu'nun yıllar yılı değişmeyen sadık bekçileri keçiler karşılıyor bizi Belos'ta. Biz onları, onlar bizi seyrede seyrede 15 dakika kadar burada bir mola veriyoruz. Performansımız yerinde ancak hava sıcak olduğundan geçen sene yaptığımız gibi saatler boyunca durmadan yürümek istemiyoruz açıkçası. 

Hakkında çok fazla bilgi olmayan ve detaylı araştırma yapılmamış Belos'ta molamız sırasında ağaçların arasından aşağıda Demre ve Kekova taraflarını da görebiliyoruz.

Belos'ta bayağı gevşedik. Dinlenmeye son vererek 12:10 gibi yola yeniden koyuluyor, hedefimizi zirve yolu olarak belirliyoruz. Bugün yürüyebildiğimiz kadar yürüyeceğiz. Belçika'lı çift Alakilise'ye yetişemeyeceğimizi ancak zirveye varabileceğimizi söylediğinden Karlıöz'ü geçebileceğimizi umuyor, hava kararana dek yürüyebileceğimizi düşünüyoruz.



Belos kalıntıları ve Likya bekçileri keçiler

Fotoğraf vermek istemeyen bir keçi grubu.

Mola zamanı. Her yerde kalıntılar var.

Mezarlar haricinde Belos'ta kale kalıntısı da var.

Yürümeye devam ediyoruz.
Daha çok yolumuz var.

Belos'un geçmişi hakkında çok fazla bilgi sahibi değiliz.

Yüzyıllardan bugüne kadar bozulmadan
gelebilmiş çok sayıda kalıntı var.

Bir sarnıç daha. İçilebilir gibi değil.
Sadece ağzı hayvan düşmesin diye gelişigüzel kapatılmış.

Tek kişilik patikadan yürümeye devam ediyoruz.

İşaret sorunu yok. Zaten patika da oldukça belirgin.

Belos'u arkamızda bırakarak, tepenin arkasına doğru kuzey sırtından iniyoruz. Geniş sayılabilecek bir patikadan yemyeşil ağaç ve çayırların arasından ilerliyoruz. İşaret sorunumuz yok. Yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından bir çoban kulübesine varıyoruz. Gölgesinde zaman geçiren genç çoban Bayram ile tanışıyoruz. Kendilerine ait genişçe bir sarnıçları var ve üzeri yağmuru süzen bez ile kapatılmış. Belli ki tertemiz su. Susuzluğumuz artmış durumda ve yanımızda yeterli su olması susuzluğu geçirmiyor. İnsanın psikolojik olarak suya doyması için tam böyle bir kuyu veya sebil şeklinde bir pınar lazım.

Bayram ile karşılıklı selamlaştıktan sonra suyun içilip içilmediğini soruyoruz. Beklediğimiz yanıtı alınca yağmur sularının doldurduğu bu kuyudan bize su vermesini rica ediyoruz. Sağolsun çok duamızı aldı. Gidip dolu koca kış yağmurlarla dolmuş kuyudan buz gibi suyu çekiyor ve kana kana suyu içiyoruz. Hatta takviye bile yapıyoruz. 

Yaz sonuna doğru suyu azalan kuyularda suyu saklamak ve korumak çok önemli. Kuyuyu temiz tutmak için ağzını kapayarak korumak gerekiyor. Burada çok sayıda sarnıç var ama suyunu içebilmek için yanınızda dezenfektan haplar, sağlam bir ip (outdoor mağazalarında incecik kopmayan ipler var) ve suyu çekebilmek için bir bardak/kap gerekebilir. Her su kaynağı kenarında ip ve teneke olmayabiliyor. Sonuçta çekilen suyun rengi kahverengi ve içerisinde yosun parçacıkları olabiliyor o yüzden süzerek içmekte fayda var. Bizim yanımızda dezenfektan hap yoktu o yüzden her sarnıçtan su içemedik.

Suyun heyecanından işaretleri gözden kaybettik sağolsun bize işaretleri gösteriyor ve kendisine teşekkür ederek yolumuza koyuluyoruz. 


Bu bölge yeşil alan olduğu için çok sayıda
otlayan küçükbaş hayvan sesi duyuyoruz.

Patika ağaçların arasından yürünen rahat bir patikaya döndü.

Yer yer tarla sınırı olan örme duvarların üzerinden atlıyoruz.

Yürüdüğümüz patikaya panaromik bir bakış.

Çok kısa bir süre sonra bir çoban kulübesine ulaşıyoruz.

Çevrede otlayan hayvanları bekleyen Bayram
bize sarnıçtan buz gibi su çekecek. İşte bu su içilir.

Bu sıcakta buz gibi suyu kana kana içiyoruz.

Bayram'a teşekkür ediyor, yola devam ediyoruz.

Aslında zorlu tırmanış buradan sonra başlıyor. Sarnıç'tan sonra 50-100 metre kadar yeşilliklerin arasından yürüdükten sonra yükseklikten dolayı azalan ağaçlar, çarşak çıkışlar daha bir belirginleşmeye başlıyor. Buraların sıcağından kurumuş ama aşırı yağmur ve sel zamanında suların gürül gürül aktığı her halinden belli olan bir dere yatağından tırmanışa devam ediyoruz. Kurumuş ağaçların dibinden devam eden patikada işaretler ve patika buralarda belirgin ama yine de silinmeye yüz tutan bazı yerler var. Yine de dikkatli olmak lazım.

Yaklaşık 1 km. kadar yürüyüşten sonra dere yatağını arkamızda bırakıyor ve önümüze çıkan bir sarnıcın dibinden sağa doğru çıkışımızı dikleştirecek şekilde ilerlemeye devam ediyoruz. İşaretlere bu bölgede dikkat etmek gerekiyor çünkü bu bölge tamamen çarşak ve doğa olayları sebebiyle işaretler kısa zamanda kaybolup gidiyor. Yine de tek tük işaret ve GPS yardımı ile bir tepenin yamacından çıkıyoruz. Arkamıza dönüp baktığımızda kuyunun bulunduğu yerin geniş bir çanak olduğunu anlıyoruz.

Bayram'ın kulübeden çıkışımız


Bayram'ın kulübesini arkamızda bıraktık.

En ilkel tarla kapısı. Eğilerek geçiyoruz.

Bu sıcakta ufacık bir gölgeden geçmek bile rahatlatıyor insanı

Hafif bir tırmanışla ilerliyoruz.

Zaman zaman işaretler silinmiş olsa bilepatika belirgin
ve bir sonraki işareti biraz yürüyünce görebiliyoruz.

Vadi yatağından yükselerek ilerliyoruz. Çıkış çok dik değil.

Geniş bir vadinin tam ortasından solumuza
vadi yatağını alarak hafif tırmanışla yürüyoruz.

Yükseldikçe gittikçe genişleyen bir alana doğru ilerliyoruz.

Arkamızda bıraktığımız vadi.
Tam bu vadinin ortasından yürüyerek buraya geldik.

Geniş düzlüğe çıktığımızda patika sağa sapıyor.
Burada işaret sorunu yaşanabilir zira her yer çarşak.

Tam bu sarnıcı geçtikten sonra sağa sapıyorsunuz.
Bu bölgede işaretlere dikkat edin. Zira her yer taş.

Güneş tepemizde ve çarşaklar üzerinden 200-300 metrelik yürüyüşün ardından dikeni bol  bir çalılığa giriyoruz ve burada işaret sorunu yaşamaya başlıyoruz. İşaretleri kaybettiğimizin farkındayız ve ayrı yönlere dağılarak patika arıyoruz. Altuğ GPS yardımı ile patikanın nerede olduğunu Mehmet'e gösteriyor ve işaretlere daha fazla aramadan GPS'in gösterdiği yöne doğru dikenlerin arasından ilerliyoruz. Dikenleri, çizilmeyi pek özlemişiz. Çok geçmeden çalıların arasında kalan işaretler de karşımıza çıkıyor ve patika da yeniden belirgin hale geliyor.

Çıkışımız devam ediyor. Zaman zaman işaretleri kaybetsek de her zorluğun bir güzelliği vardır diyerek yaklaşık 10 dakika kadar dikçe bir çıkış yapıyoruz. Arkamıza dönüp baktığımızda aşağıda kalan geniş çanağı ve Kekova'ya kadar geniş bir manzara görüyoruz. Bulunduğumuz konumda manzara harika!!! Manzarayı seven dikene katlanır.


Gölgede dinlenme zamanı.
Çölde su bulmak gibi birşey.

Geniş düzlük aşağıda kalmaya başladı. Yükseliyoruz.

Bu bölgede işaretlere dikkat etmek lazım.
Zaman zaman babalar da görülebiliyor.

Çıkışımız devam ediyor.
Birazdan ilerideki dikenli çalıların arasına gireceğiz.

Çıkışa başladığımız düzlüğün olduğu
geniş çanağa panaromik bir bakış.

Kısa sürede oldukça yükseldik. İşaret sorunu yaşıyoruz.
GPS yardımı ile buluyoruz zira çalılar işaretleri adeta örtmüş.

İşaretleri bulduk çıkışa devam ediyoruz.

Yükseldikçe hemen arkada Çayağız (Andriake),
sağ üstte Aşırlı ve Kekova adaları görülüyor.

Yorgunluk yok ama sıcaktan bayılmış bir haldeyiz.
Son çıkışlar. Birazdan tepenin arkasına geçeceğiz.

Mehmet tepe noktaya ulaştı sayılır.

Aşağıdaki çanaktan yaptığımız 15-20 dakikalık dik çıkış sona eriyor ve çıktığımız tepenin diğer tarafına doğru iniyoruz. İnerken aşağıda bir köy yolu gözümüze çarpıyor. 

Genişçe bir alana doğru indikten sonra patika bizi bu yola çıkartıyor. Yola çıkınca 5 dakikalık bir mola daha veriyoruz ve boylu boyunca yere uzanıp ayakkabıları, çorapları çıkartıp soluklanıyoruz. Bu bölgede rakım yaklaşık 1200 metre civarları.

Dibimize kadar bizi izlemeye gelen kaplumbağa ile kısa bir sohbetin ardından yola koyuluyor ve orman yolundan yukarıya doğru yürümeye başlıyoruz. Orman yolundan yaptığımız 700-800 metrelik bir yürüyüşün ardından işaretler bizi sola doğru çam ormanı içerisine sokarken yol sağa doğru kıvrılıyor. Biz girişe baba takviyesi yaptık ama yürümeye dalıp yoldan daha uzun yürümeyin zira geri dönmek zorunda kalırsınız.


Tepeye ulaşıyor ve aşağıda görünen yola kadar kısa bir iniş yapıyoruz.

İnmek biraz rahatlatıyor bizi.
Ancak her inişin bir çıkışı var.

Orman yoluna çıkmak üzereyiz. Burada da genişçe düzlükler var
ama tepenin diğer tarafı gibi çorak değil.

Orman yoluna çıkmak için son adımlarımız

Orman yoluna çıkıyoruz. Tam bu çam ağacının gölgesinde 5 dakika
mola veriyoruz. Yürümeye fotoğrafta görünen yoldan yukarıya
doğru devam edeceğiz.

Kısa süreliğine orman yolundan yürüyoruz ama çok uzun sürmeyecek.

Orman yolu geniş bir patikaya dönmeye başladı

Orman yolunun tam sağa kıvrılmaya başladığı anda biz sola saparak
çam ağaçları arasında patikaya giriyoruz. İşaretleri kaçırmayın.

Patika hafifçe yükselerek
gölgeden devam ediyor.

Girdikten 5 dakika sonra karşımıza bir kuyu daha çıkıyor ve yeniden tırmanmaya başlıyoruz. Çam ağaçlarının gölgesinde zaman zaman oldukça dik olan süren bu tırmanış yaklaşık 500-600 metre sürüyor ve Domuzkafa Tepesine doğru çıkıyoruz.  

Saat 14:15 gibi Domuzkafa Tepesinden Demre, Çayağız ve Kekova'nın harika manzarasını 1400 metreden seyretmeye başlıyoruz. Tüm Demre Ovası ayaklar altında hatta Myra kalesinin kurulduğu tepe de rahatlıkla görülebiliyor. Yaklaşık 5 dakikalık hafif bir tırmanış ile bu doyumsuz manzarayı seyrederek yürüyoruz. Patika ve işaret konusunda bir problem yok. Hepsi belirgin sayılır.


İşaretlerin yol gösterdiği patikadan yürüyoruz.
Çok geçmeden bu gölgeyi çok arayacağız.
Dik sayılabilecek bir çıkış başlıyor.

Çam ağaçları gölgesinden yürüyüş. Gölge iyi geliyor.

Zaman zaman buralarda çıkış oldukça dik hale geliyor.
Altuğ çok aşağıda kalmış görünüyor ama sadece 10-15 adım geride.

Çıkış dikliği azaldı. Bir sarnıca daha vardık.

O kadar çok sarnıç var ki yine de çoğunun
içilebilir olduğunu söylemek güç.

Yürüyüş düz ve gölge patikadan devam ediyor.

İşaret yoksa baba!! var.

İşaretin olduğu kayanın kırık olduğunu farkedince
babayı hemen dikverdi Mehmet sağolsun

Bir tepenin yamacından yürüyüşe devam ediyoruz.
Çam ağaçları seyrekleşmeye başlıyor.

İşte gölgenin son bulduğu an.
Merhaba yakıcı güneş!!

Domuzkafa'dan Demre, Çayağız ve Aşırlı adasını görebiliyoruz.

Manzaraya bir de panaromik bakalım

Sırttan Yatıkardıç yaylasına doğru ilerliyoruz.

Bu müthiş manzarayı durup seyretmemek olmaz.

Sırtta yürüdükten sonra yeniden çam ormanı içerisine giriyoruz.

Domuzkafa'nın tepelerinden yaptığımız yürüyüş yeniden çam ağaçları gölgesine girerek devam ediyor. Bu yürüyüş sonunda yaklaşık 2 km. sonra Yatıkardıç Yaylası'na ulaşacağız. Rahat sayılabilecek bir yürüyüşün ardından tam bir saat sonra (15:15) yatıkardıç'ın ilk yerleşimlerini görmeye başlıyoruz. Yatıkardıç bu bölgelerin 1450-1550 metre yükseklikteki en büyük yaylalarından biri sayılabilir. 

Yatıkardıç bölgesi kamp için de oldukça uygun bir yer. Çok sayıda sarnıç var. Hatta bunlardan birini kontrol etmek için yanına gidiyoruz. sarnıcın tepesi beton ile kapatılıp kapak yapılmış. temiz olabileceği düşüncesiyle suyu çekiyoruz ama çok çamurlu. Su içmeden yola devam ediyoruz ve 15:30'da Yatıkardıç yaylasının yoluna ve göbeğine çıkıyoruz. Buradan da Demre ve Kekova'yı seyredebilmek mümkün.


Manzara çam ağaçlarından dolayı kapandı ancak
bir tepenin sırtından Yatıkardıç'a doğru ilerliyoruz.

Eğimin çok az olduğu bir patikadan yürüyoruz.
İşaret sorunu yok.

Zaman zaman yolumuza çıkan,
kendi kaderiyle devrilmiş ağaçları da aşıyoruz.

Çam ağaçları yerini ardıç ağaçlarına bırakmaya başlıyor

Ağaçların dibinden iyi bir tempoda ilerliyoruz.

Bu bölgelerde patikayı şaşırma durumu yok.

İşaret sorunu da yok.

Yaylaya yaklaşınca hafif bir iniş yapıyoruz.

Yatıkardıç yaylasına giriyoruz. İlk yerleşim kalıntıları başlıyor.

Arkamızda bıraktığımız patika.
Domuzkafa-Yatıkardıç arası parkurun rahat ve güzel bölümlerinden.

Susuzluğumuz artmış durumda. İlk kuyuda duruyoruz.
Burada su çekmek için ip ve teneke de var.

Suyu kontrol ediyoruz ama çok çamurlu ve üzerindeki
çöpler, yosunlar fena bir görüntü ortaya koyuyordu.

Yanımızdaki sularla idare etmeye karar veriyoruz.
Yatıkardıç yaylasında evleri de orman yoluna çıktığımızda görüyoruz.

Yatıkardıç Bölgesi Finike ve Demre tarafından gelen sahiplerini her yaz ağırlayan bir yer. Çok sayıda yayla evi ve her evin kendine ait bakımlı bir kuyusu var. Üzerleri file ile örtülerek kış boyunca yağmur suyunun toplanmasına çalışılıyor. Hatta toplanan su yeterli olsa gerek ufak çapta tarla sulaması bile yapılıyor. Henüz kimse konaklamıyor ama burada kamp yapmak isteyenler, hatta yerleşim varsa su takviyesi de yapabilirler. Bizim her bir kuyuyu kontrol etme şansımız yoktu ama temiz olanlar mutlaka vardır.

Yatıkardıç bölgesindeki köy yolundan karşı tepeye doğru yaklaşık 1 km. yürümeye devam ediyoruz. Yol ayrımından sağa sapmadan dümdüz devam ediyoruz. "U" dönüşü yaparak sağa kıvrılarak aşağı doğru giden araç yolu Turunçova'ya (Yeşilyurt) iniyor.

Tek tük de olsa işaretler yolumuzun üzerinde ve dümdüz devam ediyoruz. Yol ayrımından yaklaşık 200-300 metre sonra yeniden bir işaret kaçırma sorunu yaşıyoruz ve GPS yardımı ile bizi sağa patikaya sokan işaretleri atladığımızı fark ediyoruz. Altuğ öncü kuvvet Mehmet'i geri çağrıyor ve patikaya giriyoruz.


Yatıkardıç bölgesine panoromik bir bakış.

Orman yolundan yürümeye devam ediyoruz.

Neredeyse her yayla evinin bir veya iki tane sarnıcı var.

Arkamızda bıraktığımız orman yolu.
Hemen önde iki sarnıç ve su toplama için serilmiş branda görülüyor.

Mehmet en çok bu yayla evini beğendi.

İşte bu ev. Verandasında bir ömür geçer hakikaten.

Sağa sapan Turunçova'ya devam eden yola sapmadan
dümdüz orman yolundan yürümeye devam ediyoruz. 

Fotoğrafın solunda yol gözüküyor ancak biz
bu yola girmeden dümdüz yürüyoruz.

Baktı çeken yok kendi kendini çeken fotoğrafçı.

panoromik bir bakış daha. Birazdan bu tepeleri aşacağız.
Hemen önde patika görülebiliyor aslında.

Çok gittin Mehmet!!! Geri dön!!!

İşte burası doğru yol.
Orman yolundan çıktık ve patikaya girdik yeniden.
Patikaya sapan işareti kaçırmayın!!

Çıkış birazdan başlıyor. Sol üstteki tepeyi aşacağız.

Dediğimiz gibi Yatıkardıç bölgesinde yaklaşık 1 km. kadar orman yolundan yürünüyor ardından yolun sağında bir patikaya girerek yürümeye devam ediyoruz. İşaretlere bu bölgede biraz dikkat edilirse bir sorun olmayacaktır diye düşünüyoruz. İstikametimiz yaklaşık 2.5-3 km.lik bir yürüyüşle 1600 rakımlı İncegeriş tepesi.

Yemyeşil bir patikadan yürüyoruz. Deniz seviyesinden yaklaşık 1450 metre yukarıdayız ve bitki örtüsü çoraklaşmaya, çam ağaçları yerini ardıçlara bırakmaya başladığı rahatlıkla fark edilebiliyor. Başlangıçta yol düz olsa da çarşaklı bir patikadan tırmanmaya başlıyoruz. Yaklaşık 15 dakika süren bu dik çıkış sonunda tam anlamıyla teras sayılabilecek bir noktadayız. Arkamıza dönüp baktığımızda oldukça aşağıda kalan Yatıkardıç yaylasının yanı sıra Finike, Kumluca hatta Gelidonya Feneri ve Beşadalar'ı oldukça net görebiliyoruz. İncegeriş'in sırtlarından yürüyüş ve doğu cephesinden tırmanışımız devam ediyor.


Çıkışa başladık. Patika uzaktan toprak gibi
gözükse de oldukça taşlı. Ayak burkulmasına dikkat.

Patika geniş zigzaglar çizerek yukarıya doğru çıkıyor.

Orman yolu ve yatıkardıç giderek aşağıda kalıyor.

Çıkışa devam ediyoruz.

Bir sırta daha varmak üzereyiz.

Özellikle Kumluca'yı rahatlıkla gören bir tepeye varıyoruz.
Taşlıkburnu (Gelidonya) bile görülüyor.

1-2 saat önce yakınından geçtiğimiz vericiyi (orman yoluna yakın) ve
Kumluca manzarasını buradan panaromik olarak seyredebiliyoruz.

Fotoğrafla belgeleme devam ediyor.

Hem manzara hem de gölge.
Dinlenerek değerlendirmek lazım.

Müthiş bir manzara. Ancak hepsi bu kadar değil.

Tepenin diğer cephesine doğru
kısa bir tırmanış yapıyoruz.

Yatıkardıç ve orman yolu çok aşağıda kaldı. Yürümek belki
motorlu taşıt yanında çok etkisiz bir şey ama çok yüce bir eylem.

Ardıçların arasından yaptığımız 5 dakikalık bir tırmanışla İncegeriş'in eteklerindeki bu tepe noktaya saat 16:10'da ulaşıyoruz. Öyle bir yerdeyiz ki arkamızda Finike, önümüzde Kekova, Çayağız ve Demre manzarası. Burası yaklaşık 1600 metrede İncegeriş'in eteklerinde bir teras adeta.

Kısa bir süreliğine bu harika manzarayı seyrediyoruz. Çıkışımız henüz tamamlanmadı ancak bugünün en yüksek noktalarından birinde olduğumuz anlaşılıyor. Suyumuzu idareli kullanmamız gerekiyor ve susuzluğumuz artmış durumda. Dilimiz damağımız birbirine yapıştı tabirinin adeta gerçek olduğu anları yaşıyoruz.


Mehmet diğer cepheye ulaşmak üzere.

Altuğ da tepeye ulaşıyor.
Deniz şeridi üzerinde neredeyse heryer bu noktadan görülebiliyor.

Fotoğraf çekiyoruz, çekiliyoruz.

Bu da diğer cephe. Buradan da Demre, Çayağız
ve Kekova rahatlıkla görülebiliyor.

Tam bu açık alanda bir sarnıç daha var ama içerisine bakılacak gibi değil. oldukça kirli gözüküyor. Buralara kimler ne zaman gelip burayı kazmışlar, örerek su toplamaya çalışmışlar, hayali bile gerçekten çok güç. 

Sarnıç dibinde kısa bir molanın ardından çıktığımız sırttan düz sayılabilecek bir patikadan Kuzeybatı'ya doğru yürüyoruz. Başlangıçta çıkışımız yok ancak ileride görünen ardıç ormanına doğru yaklaştıkça hafif hafif yükselmeye başlıyoruz. Buralarda patika ve işaret sorunu olabilir zira işaretlerin bazılarının silinmeye yüz tutmaya başladığını fark ediyoruz ancak patika belirgin ve yanlış yöne sapma ihtimali az.


Hedef İncegeriş.
Tırmanmaya devam.

Çok dik yükselmeden. Hafif çıkış bir eğimle
tepenin sırtından yürüyoruz. 

Patika belirgin ama işaretler
zaman zaman silikleşebiliyor buralarda.

İşaretler genellikle ağaçların üzerinde.

Yeşil bir alandan hafif bir tırmanışla yürüyoruz.

Yeniden ardıç ağaçları gölgesinde yürüyeceğiz.

Tepenin kuzey cephesine doğru yürüyoruz.

Ardıç ağaçları arasından yürümeye devam ediyoruz bu arada sağ tarafımızda tel örgüleri de fark ediyoruz. Bir süreliğine tel örgülere yaklaştığımızda Finike-Kumluca-Taşlıkburnu (Gelidonya Feneri) üçlüsünü başka bir açıdan görüyoruz. 

Çok kısa bir süre sonra karşımıza Belos'a ulaşmaya çalışan Alman bir çift çıkıyor. Akşam olmak üzere, susuzluğumuz artmış durumda olduğundan sohbetimizi kısa keserek yola devam ediyoruz. 


Ardıç ağaçları arasındaki açıklığa gittiğimizde manzara yine harika!!
Beşadalar ve Taşlıkburnu (Gelidonya) da görünüyor.

Ayakta kısa bir mola daha. Susuzluk had safhada.

Gölgelerde sık sık mola veriyoruz.

Altuğ'un gölgeye yetişme çabası.


Geceyi Belos'ta geçirmeyi planlayan Alman çift ile karşılaşıyoruz.

Yaşlarını görünce özenmemek elde değil .

Tel örgülerin orman içerisine iyice girdiği noktada sola doğru sapmamız gerekirken işaretleri görmekte zorlanıyoruz ve bu noktada işaret arıyoruz. Sonunda bu kaosu çözebilmek için GPS yardımı alarak yönümüzü tayin ediyor ve yürüyüşümüze İncegeriş'e yaptığımız son bir tırmanış ile devam ediyoruz. Tel örgülerin orman içerisine girdiği bu noktada sola doğru dikçe bir çıkış yapılması gerekiyor. İşaretler bu ormanlık alanda problem yaratmış durumda.

Dikçe çıkışımız yaklaşık 20 dakika boyunca devam ediyor ve ormandan çıktığımızı anlayıp patikanın düzleştiğini anladığımız noktada İncegeriş tepesine vardığımızı anlıyoruz. Saat tam 17:00 ve yükseklik 1680 metre. İşaretleri takip ederek kitaplarda yazdığı gibi 1700-1800leri görmedik. 


Tel örgüleri takip ettikten bir süre sonra
patika sola saparak bizi İncegeriş'e doğru çıkartıyor.

Çıkışa devam ediyoruz. Yanımızdaki suları idareli kullanmak
istediğimizden susuzluk tavan yapmış durumda.

Çıkıştan sonra yeniden bir sırttan düz yürüyoruz.

Ardıç ormanı arkamızda kaldı yeniden açık bir alandan
yürüyüşe hafif bir çıkışla devam ediyoruz. 

İncegeriş Tepesi'ne ulaştık

Arkamıza dönüp geldiğimiz patika da bakıyoruz.

İncegeriş'ten Kekova manzarası.
Görmeden, sindirmeden yola devam etmeyin.

Zaman kaybetmeden yürüyüşe devam ediyoruz ve karşımızda Karlıöz'ü de görüyoruz. Tabii Karlıöz'e tırmanmayacağız ancak daha inişe geçmek için  yolumuz var. Halen Kuzeybatı'ya yani içerilere doğru ilerliyoruz çünkü.

Hafifçe azalan bir iniş ile belirgin bir patikadan yürüyüşe devam ediyoruz. Bu arada merak edenlere şimdiden söyleyelim geçen sene yine bu seviye yükseklikte Tahtalı geçişi yaparak kilometrelerce kar üzerinden yürümüştük ama buralarda değil kar su kalıntısı bile yok.

Arkamızda İncegeriş ve Kekova manzarasını bırakarak Karlıöz eteklerine doğru hafifçe alçalarak ilerliyoruz. Harita ve GPS'e göre Karlıöz'ün eteklerinden karşı tepelere gerçerek yönümüzü güneye doğru çevireceğiz. Yürümeye başlayacağımız karşı cephede güneş etkisini kaybediyor ve gün ışığından en fazla 1.5-2 saat daha yararlanabileceğiz gibi gözüküyor.

Saat 17:45'te Karlıöz eteğindeki büyükçe bir sarnıcın kenarından işaretler yönümüzü değiştiriyor ve Finike-Demre parkurunun en kuzey noktalarındayız. Bulunduğumuz noktada Karlıöz'ün hemen arkasında yani dağın kuzey cephesinde Alacadağ Doğa Koruma Alanı var. 1 saate kadar yönümüzü güneye doğru çevirmiş olacağız.

Buradaki sarnıç daha önce gördüklerimize göre çok daha geniş ancak pek kullanılabilir gibi gözükmüyor.


Karlıöz eteklerine iniş başlıyor.

Patika belirgin. İşaretler zaman zaman kaybolabiliyor.

Karlıöz'e iniş devam ediyor.

İnerken sol tarafımızdaki vadide de
ters ışık oyunlarını seyrediyoruz.

Zaman zaman ardıç ağaçları arasında da geçiyoruz.
Herbirinin gövdesi oldukça heybetli.

Karlıöz sol tarafta görülüyor. Ancak bir sırttan yürüyerek geçeceğiz.
Zaten tırmanmaya da mecalimiz kalmadı desek yalan olmaz.
Karlıöz'ün arka cephesi de Alacadağ Milli Parkı

Tam bu sarnıcın olduğu noktada yönümüz Demre'ye dönüyor.
Dönüş yolumuz tam burada başlıyor.
  
Başlangıçta çarşak olan patika kısa yürüyüşün ardından patika görünümü kazanıyor ve çok dik olmayan bir tırmanış yapıyoruz. Geniş ve panoromik manzaralı bir alana saat 18:00 gibi çıkıyoruz. Arkamıza baktığımızda 1-2 saat önce yürüdüğümüz çorak İncegeriş sırtlarını görüyoruz. Bulunduğumuz sırt İncegeriş kadar çorak değil. 


Sarnıcı arkamızda bıraktıktan sonra hafif bir tırmanışla
yola düz devam ediyoruz.

Karlıöz sırtlarından yürüyoruz.
Eğim yavaş yavaş azalıyor

Karlıöz'den İncegeriş manzarası.
Karşı çorak görünen bölgeden geldik.

Karlıöz sırtlarından yaptığımız 10-15 dakikalık düz sayılabilecek bir yürüyüşün ardından yeniden ormanlık bir alana giriyor, kamp için oldukça uygun gibi görünen, ismini bilmediğimiz düz bir çayıra varıyoruz. Burası kamp için oldukça uygun ve saat 18:15. Bu geniş alanın çeşitli yerlerinde kamp yapıldığı da belli oluyor. Ortak kararımız sonucunda 1 saat daha yürüyebildiğimiz kadar yürüyeceğiz ancak burada 10-15 dakika mola vermek durumundayız çünkü sıcaktan oldukça bayılmış bir haldeyiz. Enerjimiz var ama tepemizdeki güneş ve özellikle de susuzluk tempomuzu oldukça düşürdü. Yürümeye devam etmek istememizin sebeplerinden birisi de güneşin etkisini kaybettiği cepheden, yani gölgeden yürüyecek olmamız.

Çayıra boylu boyunca uzandık ve yorgunluğun bedenimize girdiğini hissedebiliyoruz. Yine de birbirimizi ittirerek 18:35'te çantalarımızı yüklenerek yeniden yola koyuluyoruz.


Karlıöz eteklerinden manzara seyrediyoruz. Kekova görülüyor.

Yola devam etmek durumundayız.
Güneşin etkisini kaybettiği sırtlardan yürüyeceğiz.

Her ne kadar zaman zaman ardıç ormanına girsek de
Bu bölgelerde 1500 metreden sonrası çorak.

Tempolu bir yürüyüşten sonra yemyeşil bir çayıra vardık.
Burada saat 18:15'de mola veriyoruz ama daha yürüyeceğiz.

Ardıç ağaçları arasından giden güzel ve belirgin bir patikadan iniyoruz. 10 dakikalık bu inişin ardından yemyeşil bir düzlüğe daha varıyoruz. Bu düzlükte işaret sorunu yaşar gibi oluyoruz ama düzlük sonuna doğru ilerledikçe ve GPS yardımı ile düzlük sonunda işaret ve patikayı yeniden görüyoruz. Burası da güzel bir kamp alanı. 

Bu sefer mola yok ve geniş düzlüğü arkamızda bırakıp 2 dakikalık bir yürüyüşle orman yoluna çıkıyoruz. Çıktığımız orman yolunun dibinde bir mezar ve sarnıç gözümüze çarpıyor. Tam bu bölge ölmüşünden adını alan Erenler mevkii.


Yola koyuluyoruz. Yeniden ardıç ormanı içerisindeyiz.

Patika belirgin.

İşaretler çoğu zaman kütükler üzerinde.

Kamp için uygun bir çayıra daha varıyoruz.
Çok dik olmasa da Karlıöz sırtlarından inişe geçtik artık.

Çok yeşil olmasından dolayı burada biraz işaret sorunu yaşıyoruz
ama dümdüz aşağıya iniyoruz GPS sağolsun. Sağa sola sapmıyoruz.

Çayırdan hemen sonra Erenler'e varıyoruz.
Fotoğrafın ortasında mezar ve sarnıç görülüyor.

Çevrede büyükbaş hayvan ve insan sesleri var ama ortada yoklar. Buradaki sarnıçtaki suyun kullanılıp kullanılmadığını bilemiyoruz ama içinde su var. Mevsim ilkbahar olduğundan buralarda boş sarnıç görebilmek en azından bu mevsim için zor.

Orman yolundan yürümüyoruz. Sarnıcın hemen ilerisinden yukarıya çıkan patikadan yürümeye başlıyoruz. Tabii burada yine bir işaret kaosu var ve GPS'ten yardım alıyoruz. Ters yönden gelecekler için durum biraz daha kolay sayılabilir zira mezarı geçtikten 10-15 metre sonra sol tarafta bizim indiğimiz patika ve işaret görebilmek mümkün.

Sarnıcın hemen yanından Goncatepe'ye doğru ardıç ağaçları arasından yeniden yükseliyoruz. Çok dik ve uzun süreli bir çıkış yapmadan Goncatepe eteklerinden sabit bir rakımda batıya doğru yürüyoruz. Gün ışığından mümkün olduğunca çok yararlanmak istiyoruz ve patika da rahat olunca tempomuz oldukça artıyor. erenler bölgesini arkamızda bıraktıktan yaklaşık 2.5 km sonra yönümüz Goncatepe sırtlarında nihayet güneye dönüyor. Patika rahat olduğundan Erenler'den buraya 20 dakikada ulaştık. Çok yukarılarda yürümüyoruz ve aşağıda bizimle aynı paralelde giden orman yolunu da görebiliyoruz.


Sarnıcın hemen yanından tırmanış başlıyor.
Yeniden patikadayız.

Tırmanış başta dik gibi görünse de Goncatepe sırtlarından
aşağıda görünen orman yoluna paralel yürüyoruz.

Burada patika düz sayılır ama
çok sayıda ağaç yola devrilmiş.

Solda aşağıda kalan orman yolu da görülebiliyor.
Yani orman yolundan da yürürseniz sorun olmaz.
Aynı noktada buluşacaklar.

Birkaç saat önce yürüdüğümüz tepeler.
Akşam güneşinin aydınlatığı son tepeler.

Uzun zamandır ilk defa büyükbaş hayvan görüyoruz. Hava kararmaya başladığından sürübaşı hemen tepemizde tüm gücü ile bağırarak tepeleri adeta inletiyor. Biz bu çağrıya olumlu yanıt vermeden hızla yolumuza devam etmek durumundayız tabii. Bu arada çevrede yaşlılıktan yıkılmış ardıçların yanısıra kesilmiş olanlarına da rastlıyoruz.

Yaklaşık 500 metrelik bir yürüyüşün ardından adeta iş makinaları ile rezil edilmiş, değil işaret patikanın bile olmadığı, patikanın orman yolu ile kesiştiği noktaya geliyoruz. Saat 19:20 ve mezarın bulunduğu bölgeden buraya kadar 3 km. yürüdük. 

İş makinalarının berbat ettiği bu bölgede adım atabilmek, aşağıya inebilmek, indiğimizde kesilmiş koca ardıçların arasından kısa sürede yolu ve işaretleri bulabilmek adeta imkansız gibi.


Doğa şartlarına direnen bir işaret.
Daha ne kadar burada hizmet verir bilinmez.

Sırttan yaptığımız bu yürüyüşün sonlarına
doğru çok sayıda ardıç ağacının kesilmiş
olduğunu görüyoruz.

Zaman zaman işaret problemi de yaşıyoruz.
Yine de biraz bakınarak patika görülebiliyor.

Sıcak etkisini kaybettiğinden çok iyi bir tempoda yürüyoruz.
Adeta tren gibiyiz. Bir de yollara devrilmiş ardıçlar önümüze çıkmasa...

İşte patika sonu. Mezbelelik. Kaos.
İşaret yok ancak aşağıya inmekten başka çare de yok.

Kayalıkların üzerinden atlaya zıplaya artık olmayan yola iniyoruz ve burada GPS çok işimize yarıyor. Engel tanımayan GPS'e göre devrilmiş ardıçların üzerinden atlayıp yola devam etmek gerekiyor. 3-4 metre çapında gövdesi olan çok sayıda ağacın üzerinden atlamak zaman kaybına yol açıyor tabii. GPS Altuğ'da olduğundan burada öncü kuvvet oluyor bacaklar çizile çizile ağaç dalları arasından bata çıka patikaya çıkıyoruz. Patikaya ilk çıkan Altuığ işarti gördüğünü Mehmet'e haber veriyor.

Aslında asıl acı haberi bu yazıları bloga yazarken öğreneceğiz. Bu ağaçların kesilme sebebi buralarda yapılması planlanmış bir taş ocağıymış. Çok yazık. Daha fazla yoruma gerek yok herhalde.


Patikanın yolla bağlantısı kesilmiş adeta.
Kayaların üzerinden atlayarak iniyoruz.

Bir taşocağı için değer mi? İşaret zaten yok GPS yardımı alarak
patikadan yola indikten sonra sağa saparak kayaların dibinden inmemiz
gerekiyormuş. Ağaçların üzerinden atlar atlamaz işareti görüyoruz.

Papazkaya eteklerinden yüksekliğimizi her adımda çok dik olmasada azaltarak ilerliyoruz. Burası aynı zamanda Kırkmerdiven bölgesi. Kırkmerdiven'i göremedik ama Papazkaya eteklerinde kayalara oyulmuş merdivenlerden küçük bir mağaraya çıkılan yerin adı olduğunu biliyoruz.

Hava kararmak üzere ve çevrede kamp için bir düzlük görünmüyor. Aksine kayalık ve eğim ilerledikçe artıyor. Saat 19:30 ve yol kenarında gördüğümüz düzlük gibi tek çadır genişliğinde sayılabilecek bir yerde kampımızı atmaya karar veriyoruz.


Hava 15 dakikaya kararacak. Uygun bir kamp alanı arıyor gözlerimiz.
Ancak Papazkaya eteklerinde böyle bir imkan yok gibi 

Papazkaya (Kırkmerdiven) eteklerinde gerçekten kamp için tek şans.
Burası tek çadırlık. Bizim çadır bile sığmadı. Giriş o kadar dar ki
çadır girişimizi ağaç engelliyor.

Diren ağaçları arasında ilk gece kampımız...

Bir süre sonra çok geniş olmayan ve eğiminin az olduğu bir düzlük karşımıza şans olarak çıkıyor. Büyük şans çünkü yola devam etmiş olsak (ertesi gün bunu anlayacağız) değil kamp yapmayı ayakta durmanın zor olduğu bölgelere girecek, Papazkaya inişimizi neredeyse 5-6 km. uzaklıktaki Alakilise civarlarına kadar kafa fenerleri ile yapmak zorunda kalacaktık.

Bölgeyi biraz inceliyoruz. Kamp için uygun gibi görünüyor. Güneş tepemizde olmadığından yürüyüş tempomuz çok iyi. Acaba ileride daha iyi bir yer bulabilirmiyiz diye birbirimize soruyoruz ancak durumumuzu riske etmeden 1475 metrede bulunan Kırkmerdiven (Papazkaya) bölgesinde kampı atıyoruz. Çadırı bile ağaçlar arasına ucu ucuna sığdıracağız ama başka çaremiz yok maalesef.

hava kararmak üzere ve hızla çadırı ufak düzlüğe sıkıştırıyoruz. Hatta bir tarafımız yüksek sayılabilecek bir yerde ama çadır ağaca dayandığı için riskli bir durum söz konusu değil. Yer o kadar dar ki Altuğ'un ayaklar tam uzamıyor ağaca çarpıyor.

Yine de ağaçlar arasına sığdırdığımız bu çadırda çok uzun zamandır yapmadığımız nefis bir uyku ziyafeti veriyoruz kendimize. Doğanın tam göbeğindeyiz ve hava da 1500 metre civarlarına göre oldukça sıcak. Yarınki hedefimiz olan Myra için elimizdeki notlara ve haritalara bakıyoruz. Bu arada yola çıkmadan önce bize bu parkurun güncel bilgisini bu blog üzerinden paylaşan Caner'e de çok teşekkür ediyoruz. Onun bilgileri çok işimize yaradı açıkçası.

İlk gün için dağ bayırdan 25 km.?? Hiç fena değil...