a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

1 Ağustos 2015 Cumartesi

On 1.8.15 by altug   No comments
Kuru kuruya yürümek olmaz. Yürürken tanışmak lazım. Arkanı dönüp gitmek de olmaz.

2011'de (30 Mayıs 2011) Likya Yollarında yürürken Kalkan Üzümlü'de donumuza kadar ıslanmışken karşılamıştı Mehmet'le bizi. Altan Abi. Asabiyetin zirvesindeyedik. Tüm gün ıslanıp terimizin üzerimizdekileri kurutabildiği ender zamanlardan biriydi. Köye 400 metre kala öylesine bir sağanak yağmura yakalandık ki Altuğ sinirden yerleri dövüyordu adeta. Çantalar bile perişandı. Biz çorapların sularını özenle sıkarken ilk çayları bize ısmarlamıştı. Zorla çayı "yahu için be ya. soğutmayın" diyerek içirmişti.

Biz şehire döndük tabii kargaşadan unuttuk o güzel sakin dünyayı (bugün düşününce ıslandığımız anın bile özlendiğinin farkına varıyoruz) ama sağolsun o unutturmadı kendini aradı sordu. Utandırdı bizi.

Her telefonda davet etti durdu. Altuğ da "oralara gelirsem mutlaka uğrayacağım" dedi kendisine. Söz verdik ona.

Bu sene tatil amaçlı o bölgeye gittiğimizde uğradık oralardan geçerken. Çayını içtik. Bu sefer zorlamadı ama. Sakin sakin içtik. Sağolsun arabaya koyuverdi bahçesinin zeytinini, zeytinyağını, karpuzunu, sabununu.

Likya Yolu da hemen arkadaki tepelerden geçiyor zaten. Çavdır-Çayköy-Üzümlü. Burası Kalkan'ın sırtlarında bulunan Çayköy.

Yürümek her zaman iyi güzel, dağlar bayırlar yüzlerce yıl daha orada olacak ama tanışıp arkanda güzel arkadaşlıklar bırakmak, hatırlanmak bizim için her zaman daha önemli oldu. Yürüyecekler için örnek olması açısından bunu paylaşalım dedik. Bunun gibi o kadar çok köy var ki uğranacak...

Aslında bu günce birçoğumuz için rehber özelliği taşısa da aralarda tanıştığımız, selamlaştığımız insanları da yazmaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Her ne kadar imla ve yazım kuralları dışında olsa da Likya Yolu güncesinin anlatım biçimi samimi geliyor. Ne hissediyorsak onu yazmaya çalışıyoruz. Keyfimiz yoksa kısa, mutluysak satırlarca yazabiliyoruz.

Madem yazdık biçtik, şöyle bir hatırlayacak olursak 2011'de neler yazmışız? Bir bakalım:

"Tam bir Türk evladı gibi üst kattaki kullanılmayan boş lokantaya yayılıp ne kadar ıslak eşyamız varsa hepsini sandalyelerin üzerine serdikten sonra alt kattaki lavaboda elimizi yüzümüzü yıkayıp hayallerimizi süsleyen pide-alabalik-salata siparişimizi veriyoruz. Köy yerindeki bu sıcacık lokantada derinden gelen televizyon sesi ile tüm yorgunluğumuza rağmen güle oynaya yediğimiz bu akşam yemeğini ikimiz de hayatımız boyunca unutmayacağız. Yemekte yanımıza köy hakkında bilgiler vermeye çalışan Altan Abi ile sohbet ediyoruz. Eve döndükten sonra Altan Abi bize kargo ile zeytinyağı, bal, pekmez yollayacak. Köy meydanındaki bu lokantada pide hatta Üzümlü'nün yukarısındaki İslamlar köyünün buz gibi dere suyunda yetiştirilen güveçte alabalığı tatmadan geçmeyin diyoruz." (link)

Söz verdiğimiz gibi. Mayıs 2011'den sonra kendisine yeniden uğradık.

0 yorum:

Yorum Gönder