a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

24 Ekim 2013 Perşembe

On 24.10.13 by altug
Likya Yolu gösterimizi sunmak ve söyleşi için (Altuğ) 24 Ekim Perşembe günü Likya'nın göbeğinde, Antalya ANFAD'daydık (Antalya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği). Gösteriye ilgilerini esirgemeyen fotoğraf ve yürüyüş seven herkese çok teşekkür ederiz.


Öncesinde Kate Clow ile tanışma imkanı da oldu. Kendisine Likya Yolu için verdiği emekler için çok teşekkür ettim. Çok da güzel oldu.

Yaşına göre dinamizm'i, yaptıkları ve projelerini duyduktan sonra kendisini takdir etmemek elde değil.


Gösteri afişi
Antalya'da yaptığımız Likya Yolu gösterisi
bizlere Kate Clow ile tanışma fırsatını da sağladı.
Antalya'da gösteri sonrası hatırası
ANFAD Baaşkanı Mustafa Mutlutürk'e teşekkür ederiz

30 Nisan 2013 Salı

On 30.4.13 by altug
Susuz ve yorucu 2013 yürüyüşümüzün ardından (Finike-Kırkmerdiven-Alakilise-Demre-Gürses-Andriake) “bugün nerelere varabiliriz?”, “ne kadar yürürüz?” kaygısını bir kenara bırakarak kafamız rahat 2 gecelik planımızı yaptık. İlk geceyi Rıza’ya söz verdiğimiz gibi Aperlae’e de geçirip ikinci geceyi de Kaş’ta geçireceğiz. Sonrası rutin çalışma hayatına dönüş.

Bu blogu sadece yürüyüş parkurlarını anlatmak için oluşturmadık aslında. Sakin sakin yüründüğünde yapılacak çok şey, tanışılacak çok insan var aslında. O yüzden bu yazdıklarımızı sizler de aklınızın bir köşesine kaydedin ki buraları sadece yürüyerek geçmeyin. En azından kendinize 2-3 gün ayırmaya çalışın.

Çayağız’dan 1 günde Aperlae’ye gitmek mümkün olmadığından biz Üçağız’a taksi veya minibüs ile ulaşıp oradan da yürüyerek Aperlae’ye ulaşmayı planladık.

Dün geceyi bolca sohbet ile geçirdiğimiz Avustralya’lı turistlerin Noel Baba kilisesi ardından Myra’ya ulaşmaya çalıştıklarını, ancak yanlış yönlendirilerek fahiş taksi fiyatları ile Demre’ye götürüleceklerini öğrendikten sonra Altuğ “belki ihtiyaç olabilir.” diyerek yola çıkmadan not defterine yazdığı, geçen sene çok yardımını gördüğümüz Taksici İsmet’i aramaya ve ulaşımı onunla yapmalarına karar veriyoruz. Gerçekten de kızlara söylenen rakamın neredeyse yarısı fiyatına sabah Demre’ye götürecek onları. Sevinsek mi üzülsek mi? Bizler olmasak 4-5 km.lik mesafe için istenen fiyatı duyan herkes herhalde bu yazıyı okuyan herkes yürüyerek ulaşmayı tercih ederdi.

Sabah uyanıp tüm ekip hazırlandıktan sonra taksici İsmet Abi çıkageliyor. Bu arada bizim Üçağız’a nasıl ulaşacağımız meçhul. İsmet Abi’ye kızları Demre’ye götürürken bizi Demre-Üçğağız sapağında bırakmasını, bir şekilde oraya ulaşacağımızı söyleyeceğiz. Çayağız-Üçağız’a taksi parası ciddi rakam tutar dolayısıyla taksi parasını karşılamayı göze alamıyoruz açıkçası.

Arabaya bindikten sonra İsmet Abi “sizi neden bırakıyorum sapakta? Kızları bıraktıktan sonra sizi Üçağız’a götürürüm” diyor. Şaka olmalı. Hatta jest olması bakımından kızların ödeyeceği rakamı da bizim karşılayabileceğimiz çok hesaplı bir fiyata. Tereddütsüz “tamam!!” diyoruz. Arabada bir bayram havası esiyor tabii.

İsmet Abi sanki bizi yıllardır tanıyor gibi içten ve samimi davranıyor. Çevre köyleri, yolları da bildiğinden hiç sorun yaşamadan bizi istediğimiz yere ulaştırabilir.  Eğlenceli ve bol sohbetli bir araba yolculuğu bizi bekliyor.






Avustralya'lı turistleri Noel Baba Anıtının olduğu yere bıraktıktan sonra pastahaneden yanımıza simit, ayran alarak Üçağız'a doğru hareket ediyoruz. 

İsmet Abi pırıl pırıl arabasında bizi Üçağız'a doğru götürürken geçtiğimiz köyler ve yakınlarındaki antik şehirler hakkında bilgiler de veriyor sağolsun. Ne kadar doğru olduğu tartışılır ama bazı bilgiler doğru olmasa bile yöre insanından, kulaktan dolma bile olsa dinlemek eğlenceli.

Üçağız yoluna saptıktan sonra fotoğraf molası veriyoruz. İsmet Abi'nin araba o adar temiz ki daha biz mola verdiğimizde bile arabanın paspas larını temizliyor ki çamurlu bile değiliz. Hepmiz Üçağız'ın o harika manzarasında fotoğraf çekmeyi ve çekilmeyi ihmal etmeden saat 09:00'da Üçağız'a varıyoruz.

Üçağız





Demre'li taksici İsmet Duran

İsmet Duran'a buradan tekrar teşekkür edelim ve bu yöreye işi düşenlere seve seve yardımcı olacağını belirtelim (542-587 19 72 / 536-372 08 56). Blog içi yazılarda da belirtmiştik ama yine de kayıtlarınızda bulunsun. Demre'den Karaöz'e geçeceklere de yardımcı olacaktır muhtemelen.

Saat 09:00 ve gün daha yeni başlıyor. Andriake-Üçaüız arasını izin programımızın sıkışık olması sebebiyle yapamıyoruz. Aklımızda kalmıyor değil ama yapacak birşey yok. Hedefimiz Aperlae ve Rıza'nın Purple House'da bir gece konaklama.

Hergüne bir atraksiyon. Bizim güncenin ilk müdavimlerinden Emre, yola çıkmadan bize Üçağız'da İtalyan Gianni'de espresso içmemizi tavsiye etti. Buraya kadar gelmişken kahvesini içmemek olmaz diyerek Gianni'yi soruyoruz.

İsmet Abi'ye teşekkür ederek vedalaştıktan sonra Üçağız meydanda Gianni'yi soruyoruz. Malum saat daha erken ve dükkanı açılmamış. Cafesini çalıştırdığı restoranın (sahildeki restoran) tepesinden bize "birazdan gelin" şeklinde el ediyor.

Bu arada ne yapsak diye gezinirken kahve öncesi aklımıza buz gibi bir birayı paylaşmak geliyor.  Marketten buz gibi bir Filtresiz Bomonti kapıyoruz ve nerede içeriz diyerek Gianni'nin cafesine doğru geri yürüyoruz. Bu arada marketteki günlük gazetelere göz ucuyla bile olsa bakmak aklımıza gelmiyor.

Bu arada Gianni dükkanı açmış ve elimizde siyah bira poşeti ile bir sandalyaye yerleşiyoruz. Gianni yanımıza geliyor. Tonton ama bir o kadar da Türk tabiri ile fırlama bir italyan. Yılladır Antalya'nın çeşitli otellerinde çalışmış, Türkçe'yi gayet iyi bilen, yolu son 1 senedir Üçağız'a düşmüş bir Akdenizli. Yaşı almış başını gitmiş ama iş bitmemiş Gianni için uygun bir tabir olur. Kendisinden biramızı cafede içmek için izini kopardıktan sonra Sabahın 09:00'unda buz gibi birayı midelere indiriyoruz. Afiyet olsun.

Sonra yıllardır yanından ayırmadığı koca 1960 model kahve makinasında yaptığı harika kahvelerini içerken sohbet de başlıyor. Aslında hem bizimle sohbet ediyor hem de gelen gidenle. Çay yok. Sadece kahve. En güzelinden espresso, cappucino gibi.

Sohbetin sonu gelmiyor. Zaten Gianni’de son yok ama bizim daha yolumuz var. Kahveye daha sonra alışacak Mehmet bile kahvenin tadına baktıktan sonra sizler de bu tatlıdilli ve dinç İtalyan’a merhaba demeden yola devam etmeyin. Bu arada Altuğ 2 tane duble espressoyu indiriyeriyor mideye.


Afiyet olsun. Gianni'den izin aldık ama.

Gianni ve emektarı

Gianni nereye bu alet oraya. 1960 model.

Doppio Espresso da hazırlanıyor.



Üçağız'ın en gözde atraksiyonu. Kano.
Bunlarla batık şehri, Simena'yı gezebiliyorsunuz.




Bir birayı paylaşıp kahvelerden sonra yola koyuluyoruz. 2-3 saat kadar bir sene önce yürüdüğümüz yollardan yürüyeceğiz. Öğlen gibi Aperlae’de olmayı hedefliyoruz.

Yola çıkıyoruz ve Üçağız sahilinden sakin sakin yürümeye başlıyoruz. Artık bildiğimiz yollar olduğundan ve acelemiz olmadığından sindire sindire yürüyoruz buraları. Yol üzerinde gördüğümüz her yerde, her şartta kamp kurabilen Rus turistlerle merhabalaştıktan sonra -bu yolu yürüyenler hatırlayacaktır- denizin kenarında kaynayan tatlısu kaynağını inceliyor tadına bakıyoruz. Deniz sebebiyle hemen tuzlanıyor ama buz gibi.



Likya Yolunda her türlü koşulda ve en hesaplı kampı
yapabilenler Ruslar ve Ukraynalılar. Her yerden çıkabilirler.

Ne kadar gürül gürül kaynasa da tuzlu.

Üçağız’ın iç denizi durgun olduğundan çamur gibi duruyor, denizin dibinden suya girmek çok da keyifli değil gibi. Ama çok korunaklı bir doğal liman olduğu aşikar.

Keyifli ve eğlenceli bir yürüyüş ile Sıçak yarımadasının başındaki ilk yerleşime yani Ramazan’ın restoranına varıyoruz. Tamam işaretleri kendine has gelişigüzel bir dizayn ile restoranına yönlendirmiş ama kayaların üzerine koca koca “Restaurant”, “Lycian Way” yazmanın ne gereği vardı pek anlayamıyoruz. Buralara gelen zaten yürüyüşçülerden başkası değil.


Üçağız denizinin en dip noktası.




Semender olsa gerek.


Sıçak yarımadasının Üçağız tarafı.
Ramazan'ın yeri

Aperlae'ye adım adım.

Neredeyse tüm Likya Yolu boyunca ilk defa inek gördük.
Buraların tek hakimi keçi.



Her şart, her koşulda gezinebilen keçiler.
Yürürken çalıların arasından çıkabiliyorlar.

Saat 13:30’da Aperlae’ye varıyoruz. Altuğ bir önceki sene Rıza’ya verdiği sözü tutuyor ve yol boyunca taşıdığı (yarım kilo) Aperlae ile ilgili bilimsel araştırmaların fotokopilerini veriyor.Rıza’nın çocuğu kocaman olmuş. Daha geçen sene bile ufacıktı. Vızırı vızır etrafta geziniyordu. Önce sedirin altında dinlenmeye başlıyoruz. Adaçayı (çalbağ diyorlar Kekova tarafında), bira ve su keyfinin ardından denize girmeye karar veriyoruz ama öncesinde Rıza bize çadır kurabileceğimiz yeri gösterdikten sonra kendimize yer beğenerek, sonradan da angarya olmasın diye hemen çadırı kuruyoruz.


Haydi Rıza otur artık!!!

Aperlae hatırası

Dur bir daha çekelim.

Rıza’dan aldığımız deniz gözlükleri ile denize giriyoruz. Deniz mevsim itibariyle serin ancak umurumuzda değil. Denizin altında Aperlae batıklarını görebilmek mümkün. Geceyi teknolojiden uzak (elektrik yok, sadece Rıza’nın işletmesinin ihtiyaçlarını karşılayacak derecede elektrik var, cep telefonları tek nokta çekiyor. Uzun uzun konuşmaya imkan yok) geçireceğiz. Bizi avcunun içerisine almış teknoloji bağımlılıklarından kurtulmak zor da olsa bir geceliğine tüm teknolojiyi bir kenara koymaya değer.

Gece karanlığı çökünce buranın keyfi ayrı bir güzel oluyor. Karşımızda koca Sıçak yarımadasının silüeti ile sohbet ediyoruz. Yorgunluk da olsa saat 23:00 gibi çadıra gidiyoruz ve geceyi Rıza’nın arkadaşının yanımıza kurduğu çadırda horlamaları ile geçiriyoruz. Rıza bile onu duymuş olacak uyandırmaya geliyor ve ondan sonra susuyor. İşte gerçek sessizlik.


Aperlae sahili

Bu da Aperlae iskelesi

Aperlae'den Uluburun (Kaş) tarafına bakış








Ortalıkta deli dana gibi dolanıyoruz.


Tekne veya kano ile bile olsa Aperlae'yi gelip görmeniz gerekir.
Rıza'nın Aperlae'de evinin yanına koyduğu Aperlae'yi  yürüyüşçülere anlatan pano.
Bizi de Likya Yolu konusunda referans olarak göstermiş.
Teşekkür ederiz.
Ertesi gün Boğazcık’a kadar gitmeden, Kılınçlı Köyü’ne kadar çıkıp Rıza’nın bize Kaş’tan ayarladığı taksici ile Kaş’a geçeceğiz. Yani 3-4 saatlik bir sabah yürüyüşü yapacağız.

Sabah erkenden kalkarak etrafta zaman geçiriyoruz. Sabahın burada verdiği huzur bambaşka. Saat 07:30 gibi Rıza bizi hafif bir kahvaltı ile uğurlamak istese de istemiyor, kahve ve adaçayı ile yola koyuluyoruz. Aperlae maceramızın sonunda şu yorumu yapmak gerekir. Rıza işletmesindeki tüm yemeyi ve içmeyi Üçağız’dan tekne ile getirtiyor. Ardından pat pat dediğimiz ufak tekerlekli traktöre yükleyerek diğer taraftaki restoranın oradan (tekne oraya geliyor) getiriyor. Dolayısıyla “su bu kadar, bira bu kadar” derken emeklerini düşünmek gerekir. Daha önemlisi ailesini buradan geçindiriyor. Vegeteryan olduğunu da belirtelim.

Arkamıza muhteşem Aperlae manzarasını alarak sabah 07:45’de başlayan yürüyüşümüz ile Kılınçlı’ya doğu tırmanıyoruz. Aynı geçen seneki gibi. Çıkışımızı saat 10:00 gibi tamamlamayı planladık.

Buraları yürümek isteyen, performansının düşük olduğunu söyleyenlere kısa bir parkur tavsiyesi. Üçağız-Aperlae, Aperlae-Kılınçlı. Kılınçlı’da Rıza taksinizi ayarlar. Buraları gidin ve görün. Yaz sıcağında değil tabii.

Kılınçlı'dan bizi alan taksi tepedeki Aperlae tabelalasının dibinde fotoğraf çekilmemizin ardından bizi Kaş'a getirip bizi bırakıyor (Rıza tekrar sağolsun, bayağı hesaplı ve konforlu bir araçla geldik) ve Likya Yolu 2013 sezonunu burada üstüste geçireceğimiz ikinci 1 Mayıs ile sonlandırıyoruz.


Bu balıkçı sabah erken gelip sahilde kabuklar toplayıp gitti.

Tırmanmaya başladık. Aperlae'yi tepeden görüyoruz.

Aperlae şehir kalıntıları yukarı çıktıkça daha net gözüküyor.

Zararı yok. Semender herhalde.

2-2.5 metre yükseklikteki mezar

Yukarıya çıktıkça Üçağız manzarası da beliriyor.

2013'ün son yol göstereni

2013 yürüyüşü burada biter.
Kılınçlı hatırası.

Hayatımızda zaman denilen kavram iyide de kötüde de o kadar çabuk akıyor ki. Gerçekten ne yapsak, az zamanda Kaş'ta zamanı nasıl harcasak bilemiyoruz. Biliyoruz ama yapmak istediklerimiz Kaş'ta geçireceğimiz zaman dilimine sığmıyor maalesef.

Kaş Kamping'de (ilgilenenler için link, çadır da kabul ediyorlar: www.kaskamping.com) bungalowa yerleştikten sonra denize girmek kampingin iskelesine giderek yayılıyoruz. Akşam Kaş merkezine gidip balık için restoranları gezeceğiz.

Bilmeyenler için, Kaş Kamping Kaş merkezinden çok uzakta değil. Yürüme mesafesi. Çukurbağ yarımadasına giden yola girdikten sonra devlet Hastanesini geçtikten 300 metre sonra deniz tarafında.


Kaş Kamping iskelesinden manzara

Kaş


Yürüdüğümüz ilk sene yukarıdaki tepeden
inmiştik Kaş'a. Ne heyecandı ama...

Saat 16:00'dan sonra Kaş'a inerek restoranları geziyoruz. Ekibin balık sorumlusu ve sorunlusu Altuğ'un ince eleyip sık dokumaları sonucunda 2012'de olduğu gibi yine Dolphin Restoran en hesaplı fiyatı ve tazelikte balığı teklif edince Kaş rıhtımını 2013'te yine aynı noktadan, yüksek bir balkondan izlemek nasip oluyor. Tıpkı 1 Mayıs gibi. Menümüz sade sebil balık, 2çeşit meze ve rakı. Amaç bol balık az meze. Balığı ağlatmıyoruz da. Hatta restoran sahibi 3 kiloya yakın balık siparişi verirken bayağı bir şaşkındı. Balık olarak daha balıkçılardan yeni gelen Barbun ve sinarit var.


Masamızın manzarası.
Güneşi yeni batırdık.

Meis Manzarası

Balıkları beklerken.
Masa mezesizlikten ağlıyor ama bize beyaz peynir/kavun yeter

Bu son fotoğraf da balıklara saldırmadan önce olsun.

Ertesi gün tabii ki dönüş. Dönmeden 2012'de yaptığımız gibi yürüyüşü sahildeki restoranlardan birinde ızgara kalamar ve bira ile kapatıyoruz. Her ne kadar kalamar buraların kalamarı olmayıp dondurulmuş olsa da Kaş'ta yemesi ayrı bir keyif.

Dönüş mü? Hiç anlatmayalım. Ne gereği var? Ama bu sene Antalya'dan uçakla oluyor. Kaş Antalya arası yaklaşık 4 saat bu arada...