a walk by Mehmet Koçdemir and Altuğ Şenel

Facebook Link

30 Nisan 2012 Pazartesi

Toplam 9 günlük yorucu yürüyüşün ardından dinlenmeyi hak etmiştik aslında. Tutup bu yazıda kaç dakika ne yaptık, kaç kilometre kaldı, nelere dikkat edelim gibi bu bölüm için hiç de gerekli olmayan bilgiler vereceğimize sizinle Kaş'ta neler yaparak bu iki günü geçirdiğimizi çok uzatmadan ve özendirmeden anlatalım. Tabii biz de yaşımız geçip bunadıktan sonra okur hatırlarız tüm bunları.

Kaş'a vardığımız günün akşamı, çadırımızı kurup Kaş Kamping sahilinde dinleniyoruz bir süre. Hava kararmadan Kaş'a iniyor, karnımızı doyurduktan sonra boş boş geziyoruz. Bacaklarımız yürümeye nasıl alıştıysa bizi şuursuzca yürütüyorlar.


Yorgun olmamızdan dolayı Kaş'ta yapmayı planladığımız rakı-balık keyfimizi ertesi güne bırakıyoruz. Bünyelerimiz kalabalığa ve geçmiş günlerin çöken yorgunluğuna çok fazla dayanamadan Kaş Kamping'de çadırımızda sızıp kalıyoruz. 


Sabah uyandığımızda bize neden oda kalmadığını daha çadırdan kafayı dışarıya çıkardığımızda anlıyoruz. Sahildeki şezlonglarda bile turistler yatıyor. 

Belediye Çay Bahçesinde tost ve portakal sulu kahvaltının ardından soluğu berberde alıyoruz. Berberde masajlı saç ve sakal traşından sonra  KaşKamping'e geri dönüyor, boşalan bungalowlardan birine yerleşip, çamaşırları yıkadıktan sonra akşamüstüne kadar Kaş Kamping'de deniz ve güneşin keyfini sürüyoruz. Yorgunluk daha yeni yeni çıkıyor zira şezlongda  uzunca bir süre sızıp kalmışız.


Kaş'ın simgesi

Sabah saat 07:20. Kaş Meydanı

Kaş Çay Bahçesinde
sabah kahvaltısı hazırlığı

Berber öncesi kahvaltımızı yapıyoruz.

Berber sonrası. Ayna gibiyiz. Pırıl pırıl.

Akşamüstü yeniden Kaş'a gidiyor, mendirekte bira keyfinin ardından yolun başından bu yana yapmayı planladığımız rakı-balık sofrası için restoranları gezmeye başlıyoruz. Balık yiyecekseniz gezmeniz gerekir. Çeşit, tazelik, ortam çok önemli. balık yemiş olmak için yemeyiz. 

Restoranların bulunduğu bölgede attığımız 2 turdan sonra yine geçen sene de yediğimiz restoranda iki tanesi 1 kiloya varan barbun ve büyükçe bir baraküda ile anlaşıyoruz ve mezesi abartısız harika bir rakı sofrasında yürüyüşümüzü ıslatıyoruz.


Akşamüstü restoranlara satılmak üzere getirilen Akyalar.
İkisi toplam 37 kilo.

Bitti diye üzülmeyin daha var.

Kaş'ta akşamüstü keyfi.

Kaş güzel yer

Çalışınca dinlenmek lazım tabii.

Burada da zaman geçirmek lazım.

Yemek öncesi hazırlık

İşte balıklarımız. Barbun ve Baraküda.

Kadehler dostluğa kalkıyor.

Kaş'ta sıradan, bizim için farklı bir akşamüstü

Mezemiz az sadece rakı-balık

İki barbun tam 900 gr.

Ortam güzel. Manzara güzel. Daha ne olsun?

Ye ye bitmiyor balık. Daha olsa yeriz ama olsun.

Kaş'ta akşam. Sezon daha açılmamış. Çok yer boş.

Kaş meydanı.

Kaş'taki ikinci gecemizde yatakta uyumayı başardık. Dönüş günümüz olan 01.Mayıs'ta sabah erken kalkan Altuğ Kaş içerisinde aylak aylak gezinip kampa geri döndükten sonra toparlanıyoruz ve dönüş biletlerimizi almak ve Kaş içerisindeki 1 Mayıs kutlamalarını izlemek üzere yeniden Kaş'a gidiyoruz. Kaş için kalabalık sayılabilecek bir kalabalık ile kutlamalara destek veriyoruz.

Artık üzerimize dönüş hüzünü çöküyor çünkü 18:30 otobüsü ile hayatımıza kaldığı yerden devam etmek durumundayız. Kaş sahilindeki restoranlardan birinde kalamar ızgara ve bira ile 2012 Likya Yolu defterimizi kapıyor, kalan Finike-Demre parkurunu 2013'te yürümek üzere sözleşiyoruz.




Yola çıkmadan atıştırıyoruz.
Kalamar ızgara.

1 Mayıs gösterileri başladı.

1 Mayıs konserinin mobil sahnesi

İşte Kaş'ta 1 Mayıs kutlamaları


29 Nisan 2012 Pazar


AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
9.GÜN PARKUR DETAYLARI:
Başlangıç: 07:30
Bitiş: 16:40 (verilen tüm molalar dahildir)
Toplam mesafe: 23 km. (Daha detaylı hesap olarak Boğazcık - Sahile iniş (Üzümlü mevkii) 6 km., Üzümlü Sahil - Fakdere Mevkii 6 km., Fakdere - Limanağzı 6 km., Limanağzı - Kaş 5 km.)
Su: Parkur su kaynakları bakımından zengin değil. Hatta bu parkur üzerinde hiç su kaynağı yok denilebilir. Burada da yol boyunca sarnıçlar var ama sarnıçlar temiz gözükmüyor maalesef. Boğazcık'dan veya Kaş yönünden yürüyüşe başlayacakların yanlarında sularının tam ve yol boyunca idareli kullanılması gerekiyor. Fakdere civarında site türü bir yerleşimde 2014 yılından itibaren yerel işletmeciler su ve yemek desteği sağlıyor. Ayrıca Boğazcık Köyü'nün aşağısında bulunan, kamp için de uygun olan Üzümlü mevkiinde çeşme yapıldı ama her zaman akmayabiliyor. Bu parkurda mesafe biraz uzun olduğundan dolayısıyla işinizi şansa bırakmayın. Ufakdere'deki işletmeden de su ihtiyacınız karşılanabilir. Limanağzı'nda pansiyonlar mevcut. Bu parkurda suyunuzu bol taşımak ilerleyen sürelerde telaş yapmamanız anlamında mantıklı olacaktır.
Yemek: Bu parkur Likya Yolu'nun en az yerleşime sahip bölgelerinden biri. Ufakdere haricinde yerleşim yok. Harita üzerinde bazı köyler göze çarpsa da (Okçuöldüğü gibi) buralar aktif yerleşim olan yerler değil. Ufakdere sahilindeki yerleşimlerin birinde su ve yemek desteği bulunuyor. Sonuç olarak Kaş'tan başlayarak Boğazcık'a kadar genellikle sahil boyunca giden bu sakin ve uzun parkurda, eğer yol boyunca konaklama yapmayacaksanız yanınızda 1 öğün yemek ve ufak tefek atıştırma gibi kuruyemiş bulunması iyi olur. Bu parkur bir süre sonra yormaya başlıyor ve uygun bir zamanda mutlaka besin ihtiyacınızı karşılamalısınız.
Konaklama: Limanağzı-Boğazcık arası yerleşime kapalı bir bölge olduğundan doğal olarak pansiyon türü bir konaklama imkanı yok. Çadır yeri konusunda probleminiz olmayacaktır zira harika manzaralı bölgeler var çadır yeri bakımından. Fakat yanınızda su ve yemeğiniz konakla ve yürümeye yetecek miktarda olmalı. Kısacası bu parkurda çadır harici konaklama imkanı yok.
Üzümlü İskelesi adı verilen Bayındır Köyü'nden ulaşım olduğu bu mevkiide su ve çadır konaklama imkanı bulunuyor. yukarıdan inen yolun başında bulunan çeşmede zaman zaman su akmayabiliyor. İşi şansa bırakmamak lazım.
Ufakdere bölgesindeki yerel işletme çadır ile konaklamaya destek sağlıyor. Çadır yoksa 2-3 odası da bulunuyor. Kamp burada da atılabilir. İsa Hamaloğlu (242-834 80 65 / 534-812 59 37). Geçtiğimiz yıllarda buradaki işletme fahiş fiyatlarla yeme içme imkanı verip, yürüyüşçülerle tatsız dialoglara girdiğinden bu nokta bazı yürüyüşçüler tarafından uğranmaması gereken yer olarak gösteriliyor. Ancak 2016 yılından itibaren Ufakdere mevkiinde işletme değiştiğinden daha makul fiyatları var. Daha da önemlisi ilgi alaka var var. 
Parkur Zorluğu: Kekova bölgesinin en zor parkuru Kaş-Boğazcık arası denebilir. Genelde kayaların üzerinden yüründüğü, Limanağzı'na 2-3 km. kala Çobanplajı sonrasında önemli, hatta yorgunluk varsa riskli sayılabilecek kaya tırmanışları yaptığınız bir parkur.
Boğazcık sonrası sahile kadar önce köy yolu ardından zor olmayan bir patikadan denizin dibine kadar iniyorsunuz. Sahil sonrası çok dik çıkışı olmayan kayalık patikalardan yürüyorsunuz. Bu parkur üzerinde su olmadığı ve yolun %80'i dar sayılabilecek patikalardan oluştuğu düşünülürse yürüyüşün sonlarına doğru fazlaca zorlanabilirsiniz.
Boğazcık'tan çıktıktan yaklaşık 9-10 km. sonra Kekova tekne turlarında mola verilen İnönü Koyu'nun tepelerine (Okçuöldüğü mevkii) varıyorsunuz. Buradan yukarıya doğru çok dik olmayan bir çıkışın ardından "Limanağzı 6 km." Likya Yolu tabelasına ulaşıyorsunuz. Burada işaret problemi yaşayabilirsiniz. Ufakdere'ye doğru yapacağınız inişi patika aramadan direk olarak toprak köy yolundan yapmanız gerekiyor. İnişe başladıktan bir süre sonra işaret karşınıza çıkacak zaten.
Suyunuzu kesinlikle idareli tüketmeye özen gösterin. Ne olursa olsun harika Kekova manzarasının tadını çıkartmayı ihmal etmeyin. Çobanplajı, Fakdere gibi koylarda denize de girilebilir.
Tekrar hatırlatmakta fayda var. Bu parkuru sakin kalıp ve enerjinizi idareli kullanarak tamamlamanız gerekiyor. Bu parkur Likya Yolu'nun en zor parkurlarından biri değil ancak sıcak ve susuzlukla zor gelebilecek, hatta az da olsa deneyim gerektirebilecek bir parkur sayılabilir.
Önemli Bilgi (Boğazcık Köyü):: Son dönemlerde (2015 yılından itibaren) özellikle Kaş yönünden Boğazcık'a doğru yürüyenler için Boğazcık köyüne çıkış sırasında toprak köy yoluna çıkmadan önce işaretlerin bazı yerel şahıslar tarafından (maddi kazanç anlamında) değiştirilmiş olduğunu biliyoruz. Bu sebeple birçok yürüyüşçü Boğazcık'a çıkış sırasında yanlış yola giriyor ve uzun bir yürüyüş sonrası ring yaparak aynı noktalar ulaşıyor veya kayboluyor, bu durum da zaman kaybı ve paniğe yol açıyor. Bu sebeple, özellikle sahilden yukarıya doğru çıkarken GPS kullanılmasını (GPS cihazı veya cep telefonu) önemle tavsiye ediyoruz. Bu bölümlerde cep telefonu bazen çekmeyebiliyor.
Çıkış sırasında, GPS veya cep telefonundan rotayı görüntülemek mümkün değilse sol tarafa doğru baktıklarında telefon direklerini tespit etsinler ve direkleri takip ederek Boğazcık'a ulaşmaya çalışabilirler.
Bu ciddi sorunu yerinde gözlemleyip tespit ettiğimiz bir yayın yaptık. Bu LINK'e tıklayarak detaylara ulaşabilirsiniz.

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resimin üzerine tıklayınız.


HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Rahat bir gece ve huzurlu bir uykunun sabahında saat 06:00'da Altuğ Ali'nin eşinin dışarıya çıkarak tüm hayvanları ayaklandırması ile gözlerini açıyor. Her ne kadar Mehmet yürüyüş boyunca patlak olan şişme matının üzerinde son kez yattığını zannetse de bir gece daha yatmak zorunda kalacağını bilmeden uykusuna biraz daha devam etmek istediğini söylüyor zira matını Kaş Kamping'deki yatağa güvenerek Ali'nin pansiyonuna hibe edecek buradan ayrılırken. Ne yazık ki bu hayali gerçek olmayacak.

Altuğ çadırdan dışarı çıkarak Ali'nin eşinin hayvanlara yem vermesini seyrederek ayaküstü sohbetini yapmaya başlıyor sabahın 6'sında. Ne enerji ama!!

Sabahın 6'sında gözler açılmaya başlıyor.

Mehmet biraz daha yatmakta kararlı ama bu keyif çok uzun sürmeyecek

Kadıncağız çayın hatta kahvaltının da hazır olduğunu söyleyerek saat 06:30'da kahvaltıyı getiriveriyor. İlk gün yola çıkışlarımızda kendimizi lavaşa talim ettiğimizden bu tür kahvaltı sofralarını görmek ruhumuzu bayram ettiriyor adeta. Bu arada bu bölgede yürüyecek arkadaşların bu tür kahvaltıları cüzi bir ücret karşılığı yiyebileceklerini hatırlatalım. "Gönlünüzden ne koparsa" mantığı ile severek ve hevesle hazırlıyorlar. Çok da az bırakmayın tabii. Sonuçta onların turizm anlayışları da bu şekilde.

Kahvaltıyı gören Altuğ hemen Mehmet'i uyandırıyor. Mehmet zaten uyumamış ve hemen kalkacağını söylüyor ve çadırın içerisinde toparlanmaya başlıyor. Uzun zamandır bu kadar erken uyanmamıştık açıkçası. Aslında son gün, yani hedefimize ulaşıyor olmamızın verdiği de bir heyecan da var. Önümüzdeki yolun hemen bitmesi, Kaş'a vardığımızda hayal ettiklerimizi bir bir yapabilme isteği de var tabii.

Saat 06:50 gibi toparlanabildiğimiz kadar toparlanıp kahvaltıya oturuyoruz. Kahvaltı bu tür yürüyüşlerde gerçekten önemli. Zayıf bir öğün ile güne başlangıç yapılırsa sonraki öğünlerde ne yenirse yensin gerekli enerji yerine konamıyor maalesef.

Herşeyin doğal olduğu bir kahvaltı sofrasında karnımızı doyuruyoruz. Buraların adetini öğrendik. Ali'nin eşinden sofrada eksik gördüğümüz bir tutam nane istiyoruz. Hemen bulunduğu yerde evin bahçesinden bir tutam koyuveriyor sofraya. Sıcak suya daldırıveriyoruz ve "Aferin" alıyoruz. Ali'nin eşi "Siz bunu biliyorsunuz demek. Çaya da daldırın. Aferin!!" diyor. Yolculuk boyunca gururlandığımız anlardan biri. Bu kadar yürüyüşten sonra buraların alışkanlıklarını da özümsemek lazım tabii.


Kahvaltı soframız. Kırılmış kabuklu ceviz bile var. Herşey doğal.

Mehmet de uyandı. Hazırlıklar başladı. Toparlanıyoruz.

Kahvaltımızı ederken Ali de kalkıyor ve dışarıya çıkıyor. Hem kahvaltı ediyoruz hem de sohbet. Anlattığına göre bu gece Kaş tarafından misafirleri varmış. Onlar da Kaş'tan yürümeye başlayıp akşama doğru Boğazcık'a gelmeyi planlamışlar. Bu bölgede yaşayanlar birbirlerini haberdar edip, telefonla sizi bir sonraki köydeki tanıdığa yönlendiriyor. Köylüler arasında güzel bir dayanışma aslında. Böyle bir durumla karşılaşırsanız geri çevirmeyin. Telefon veya adresi almanız yararınıza olabilir.

İşin içerisine sohbet de girince 07:10 gibi kahvaltı bitiyor ve ihtiyaçlarımızı giderip çadırımızı toplayıp, çantalarımızı hazırlayıp yürüyüşe hazır hale gelmeye başlıyoruz. Erken kaltık, dolayısıyla yola da olabildiğince erken çıkmaya çalışıyoruz. Ali'ye borcumuzu sorduğumuzda bizi eşine havale ediyor ve eşinden buralarda duymaya çok alıştığımız "gönlünüzden ne koparsa" klasik cevabını alıyoruz. Dünkü akşam yemeği, bahçede çadır ve kahvaltıyı da gözönünde bulundurup onları üzmeyecek birşeyler veriyoruz.

Saat 07:30'a doğru Ali'nin pansiyonundan yola çıkarak yönümüzü Limanağzı'na çeviriyoruz. Bu parkurda su sorunu olacağını bildiğimizden yanımızda sularımızı dolu bulunduruyoruz. Dünkü yürüyüşümüzü hemen dibinde bitirdiğimiz, Boğazcık Köyü'nün hemen girişindeki Likya Yolu tabelasının yanından tam 07:30'da geçiyoruz. Hedefimiz olan Kaş'a tek bir araç kullanmadan, 9 günde ulaşıyor olmanın verdiği bir keyif var. Evet hedefe ulaşıyor olmak güzel ama o kadar güzel yerlerden geçtik ki daha şimdiden içimiz buruluyor.

Yaklaşık 5 dakikalık bir yürüyüşün ardından virajı döndüğümüzde karşımıza koskoca bir keçi sürüsü çıkıyor. Köylüler köy dışarısında bulunan keçileri ağıllarından çıkartmış, yüzlerce keçi koşturarak sahile inen köy yolunu işgal ederek üzerimize daha doğrusu çayırlara doğru yolumuzu keserek ilerliyorlar. Adeta keçilerin arasında kaldık. Oldukça eğlenceli.


Boğazcık'tan çıkıyoruz.

Keçiler geliyor gümbür gümbür!!!

Kekova'nın bekçileri: Keçiler...

Yolunuz açık, otunuz bol olsun.

Keçilerin arasında geçirdiğimiz kısa süren fotoğraf ve selamlaşmanın ardından yolumuza sahile doğru çok hafif alçalarak devam ediyor. Boğazcık Köyü deniz seviyesinden yaklaşık 300 metre yükseklikte bir köy. Köy çıkışından yaklaşık 2 km. kadar asfalt köy yolundan yürüyüşümüze devam ediyoruz. Buraya kadar bu parkurun Kekova bölgesinin en zorlu parkuru olduğuna dair bir belirti yok. Bu arada ortalıkta çeşme veya su belirtisi de yok. Dolayısıyla Boğazcık'ta sularımızı doldurmamızın doğru bir hareket olduğunu daha yolun başında anlamış bulunmaktayız. 

Aperlae-Kılınçlı tarafından gelip (veya Kaş yönünden) Boğazcık köyüne uğramadan yoluna devam edecek arkadaşların Boğazcık'tan su ve gerekirse yemek (ekmek, domates vs.) takviyesi yapmalarını tavsiye ediyoruz. Özellikle su sorunu yaşıyorsanız bu tavsiye önemlidir. Buralar gerçekten su açısından oldukça fakir.

Yukarıda belirttiğimiz 2 km.lik yürüyüşün ve sarı renkli ikinci bir Likya Yolu tabelasını geçmemizin ardından, yol ve işaretler bizi hafifçe sola doğru döndürüyor ve bu noktadan sonra karşımıza özenle örülmüş kubbe şeklinde bir sarnıç daha çıkıyor ancak suyunun pek içilebilir olduğunu düşünmüyoruz zira sarnıcın hemen aşağısında az önce rastladığımız keçi ağılları gözümüze çarpıyor. Bu sarnıçtan keçiler için su çekildiği belli oluyor. Bu arada tam bu noktada köy yolu yerini taşlıklı, kısa bir süre toprak bir yoldan yürüyecek olsak da yaklaşık 2.5 km.lik bir inişe bırakıyor. İnerken dikkat etmek gerekiyor.


Asfalt yol bitiyor. Parkur şimdi başlıyor.

Patikalar bu tabelanın az ilerisinden başlıyor. 

Büyük özenle örülmüş kubbe şeklinde bir sarnıç.
Aktif ama aşağıdaki keçi ağılları için kullanılıyor besbelli.

Sarnıçtan sonra patikadan aşağıya sahile doğru iniyoruz.

Karşımızda Egegediği Tepesi iniş devam  ediyor.

Kolay ama biraz dikkat gerektiren bir patika. Kaymamak lazım.

Sağımıza Egegediği Tepesini alarak deniz seviyesine doğru alçaldıkça etrafımızı saran ve ilk başta pek manzara olanağı vermeyen bitki örtüsü zamanla zeytin ağaçları haline geliyor ve karşımıza Aperlae antik kentinin bulunduğu Aşar Koyunun girişi, koyun hemen girişindeki İçada, İçada ve Sıçak Yarımadasının arasındaki kalan Akar Boğazı çıkıyor. Solumuzdaki İkizcetepe engel olmasa Aşar koyunun devamını da görmemiz mümkün olacak aslında. Tam karşımızda sabahın 8'inde bizi kendimize getiren, tüm yolun zorluğunu unutturacak harika bir manzara var karşımızda.

Patika boyunca yaklaşık 1 km. alçalarak yürüdükten sonra karşımıza üzeri açık ve ağzına kadar su dolu bir sarnıç daha çıkıyor. Suyu fotoğraflarda da görüleceği üzere biraz kirli. İçilirmi bilinmez ama kaynatmak lazım mutlaka. Tam bu ikinci sarnıcı geçtikten sonra toprak ve geniş sayılabilecek köy yoluna çıkıyoruz. Aslında bu yol yukarıda ayrıldığımız yolun devamı. Sadece işaretler bizi doğal olarak patikalardan götürüyor. Likya Yolu'nun kuralı bu. Öncelik patikada. Nerede olursanız olun gözleriniz işaretleri patikalarda aramalı.

Toprak yoldaki safamız çok uzun sürmüyor, toprak yolda keskin bir "U" dönüşünün ardından daha 2-3 dakika bile yürümeden yeniden patikaya giriyoruz. Zaten bu yol Aperlae tarafı yani doğuya doğru devam ediyor. Buralarda pek işaret sorunu yok denilebilir.


Aperlae'nin bulunduğu Aşar Koyu girişindeki
İçada ile solda bir kısmı görünen Sıçak Yarımadası 
arasında kalan Akar Boğazı görünüyor.

İkizcetepe eteklerinden inişimiz devam ediyor.

İçi dolu bir sarnıç daha. İçilmeyebilir.

Yeniden toprak yoldayız. İçada görünüyor solda.

Bu "U" dönüşünden sonra yeniden patikaya gireceğiz.

Toprak yoldan aşağıya doğru baktığımızda, yaklaşık yarım saat sonra dibine ineceğimiz koyu ve ufacık Körmen Adasını görüyoruz. Çok zor bir patika değil. Aslında yukarıdaki taşlıklı patikanın devamı diyebiliriz. Taşlar arası boşluk olduğundan burkulmalara ve kaymalara karşı dikkatli olunmalı. Kaş yönünden gelenler için ise o kadar yoldan sonra yorgunluk da çökmeye başladığında çıkarken de dikkatli olunması gereken bir yol.

Patika bizi İkizcetepe'nin yamaçlarından aşağıya doğru indiriyor. Dikliği çok fazla değil. Manzaramız Körmen adası, masmavi bir koy ve koyun hemen tepesinde yani solumuzda Pamuklu Tepe (177 m.) yer alıyor.

Toprak yoldan sahile inmemiz yaklaşık 40 dakika sürüyor ve saat tam 9:00'da aşağıya yani sahile iniyoruz. Sahil derken aklınıza kumsal vs. gelmesin. Buaralar kayalık ancak yüzmeye oldukça uygun. Hatta yanınızda yeterli suyunuz ve yiyeceğiniz varsa burada kamp yapmak için çok uygun yerler var. Biraz dikkat ederek burada yüzmenin keyfine varmanız gerekir. Biz yapamadık siz yapın.


Aşağıda görünen Körmen Adası önünden geçerek
Limanağzı'na doğru yürüyeceğiz.

Batonlar da olmasa ne yapardık kimbilir??

Sahile yaklaşitıkça iniş dikliği azalmaya başladı.

İşaret sorunumuz da yok.

Sahile inmeye az kaldı.

Sahile az bir yolumuz kaldı.
İkincetepe eteklerinden inişe devam ediyoruz.

Patika düzleşti ve kayalıklı iniş daha rahat bir hal aldı.

Sahile az kaldı arkada Dalboyun Tepesi görünüyor.

İniş de olduğu için tempomuz oldukça iyi sayılır.

2.5 km.lik bir yürüyüşle sahile ulaştık.

Sahile paralel yürümeye başlıyoruz.

Körmen Adasına oldukça yaklaştık.

Harika bir manzara var karşımızda.
Sağda Körmen adası, solda İçada.

Karşıda İçada görünüyor.
Buradan denize girilmez mi?

Asfaltın bittiği noktada saat 8:00'de yukarıdan başlayan 2.5 km.lik inişimiz saat 9:00'da sıfır noktası olan sahilde son buluyor. Bundan sonra sahile paralel yükselmeden yürüyüşümüze devam edeceğiz. Aslında bundan sonra Limanağzı'na devam eden bu uzun parkur hep bu yükseltilerde devam ediyor. Ara sıra 70-80 metrelik tırmanışlar olacak ancak seviye çoğu zaman deniz seviyesi.

Deniz seviyelerine indiğimizde de zeytin ağaçları devam ediyor. Hatta burada kamp kurulduğunu bile fark ediyoruz. Eğer malzemeniz burada kamp için uygunsa mutlaka Körmen adasının karşısındaki bu düzlükte kamp keyfine varmalısınız.

Yürüyüşümüze denizi solumuza alarak sahildeki kayalıkların dibinden devam ediyoruz. Burada patika nispeten toprak haline geliyor ve yürümek daha kolay oluyor. İşaret sorunumuz olmadığını da belirtelim.


Bu bölgelerde kamp için düzlükler var. Denize girmek de rahat. 

Sahilin hemen içerisinden yürüyüşe devam ediyoruz.

Patika sabah yaptığımız inişe göre çok daha rahat.

Körmen adası ve buraların olmazsa olmazı zeytin ağaçları.

Arkamıza dönüp baktığımızda nereden indiğimiz belli bile olmuyor.
Burası oldukça bakir yerler. Keşke böyle kalabilse.

Buralarda işaret sorunu yok ama babaları da görebilmek mümkün

Denizin ortasındaki küçük Körmen adasının önünden geçerek yürüyüşümüz tatlı iniş ve çıkışlarla yaklaşık 1.5 km. kadar devam ediyor. Geride bıraktığımız bu 1.5 km. boyunca patika zaman zaman taşlıklı ve daralsa da çok zor ve risk taşımayan cinsten. 1.5 km sonra Üzümlü adı verilen geniş bir düzlüğe ulaşıyoruz. Burada yukarıdan (muhtemelen Okçuöldüğü mevkii) gelen, yeni açılmış bir yol da gözümüze çarpıyor. Cep telefonlarının bile güç bela çalıştığı bu gibi yerlerde yol veya günümüz medeniyet (çöp, atık, ev gibi) kalıntıları gördüğümüz zaman garip hissediyor insan kendini. Buralar gerçekten günümüz medeniyetinin uğrayamadığı bakir ve özel yerler (gerçi Limanağzı'na yaklaştıkça pek böyle olmayacak ama??).  Sadece kuş ve denizin çırpıntısı dışında ses yok. Likya Yolu boyunca Gelidonya Feneri ve Kekova parkurları yürüyenleri çok değişik bir ruh haline sokuyor.

Denizin dibine kadar indik. Harika bir berrak bir deniz var. Yukarıda da dediğimiz gibi zamanı ve fırsatı olanlar buralarda denize girmeli mutlaka. Okçuöldüğü tarafından gelen yolun bitişindeki bu geniş düzlüğü arkamızda bıraktıktan sonra yürüyüşümüz zeytin ağaçları arasında uzanan düz bir çayırdan devam ediyor. Referans olması açısından Boğazcık ve bu bölge arası yaklaşık 8 km. diyebiliriz.


Tam Körmen Adası önündeyiz.

Deniz ve adalar elimizi uzatsak dokunacakmışız kadar yakın.
Buraları yürümek büyük bir keyif.

İçada ve Körmen Adası bir arada görülebiliyor.

Harika manzaralar eşliğinde dar bir patikadan ilerliyoruz.

Deniz dibimizde. Koşsak 2-3 adımda denize girecek kadar yakınız.
Teknelerden kısmen gördüğümüz yerleri şimdi karış karış yürüyoruz.

Yol boyu yürüyüşü fotoğraflayan Altuğ,
kendini çekmeyi de unutmuyor.

Okçuöldüğü'nden inen yol ve düzlük gözüküyor.
Buralarda denize girin.

Kamp için uygun Üzümlü bölgesine ulaşıyoruz.

Pamuklu Tepe'nin eteklerinden yolumuza devam ediyor, ana parçası denizin içerisinde kalan, sadece ufak bir bölümü görünen kayalığın önünden geçiyoruz. Bu noktalarda denizin dibindeki kayaların arasından yürüyoruz.

Yaklaşık 300-400 metrelik bir sahil yürüyüşünün ardından yönümüz yeniden Limanağzı tarafına (batı) dönüyor ve sahilden hafifçe içeriye doğru 15-20 metrelik bir yükseliş ile ilerlemeye devam ederken, sanki çok yükselmişiz gibi turkuaz renkli denizi, arkamızda bıraktığımız tepeleri, koyları ve tüm sahili bulunduğumuz 15-20 metrelik yükseklikte seyretmeyi ihmal etmiyoruz.


Yeniden denizin dibindeyiz.

Körmen Adası'nı arkamızda bıraktık. İleride sıçak yarımadası görünüyor.

Düzlüğü geçip zeytin ağaçları arasından ileriliyoruz.

Arkamızda bıraktıklarımız.

Rahat bir patika.
Adaçayı kokuları hala burnumuzda.

Kısa bir süre de olsa denizden biraz
içeriye girerek yürüyüşe devam ediyoruz.

Buaralarda patika kaybetmek zor çünkü çevrede başka alternatif yol yok.

Aşağıda anakara ile birkaç kaya ile bağlantısından ibaret olan Çılpacık Adasını görüyoruz. Her ne kadar buranın adı haritalarda ada olarak  geçse de bu kara parçası aslında bir kayalık denebilir.

Çılpacık'ı arkamızda bıraktıktan sonra batıya doğru ilerleyip bu burunun arkasına geçmeye başladıkça yeni bir koya vardığımızı anlıyoruz ve yukarılardan yaptığımız bu yürüyüşü kayalıkların üzerinden seke seke inmeye başlıyoruz. Burlarda biraz dikkat etmek lazım. Bu arada tam karşımızda iki burun görünüyor önceli ince uzun olan Devecik veya İnceburun hemen arkasındaki uzun ve daha büyük olan ise 1982 yılında keşfedilip, M.Ö. 14. yüzyıla tarihlenen, dünyanın ilkçağlardan günümüze taşıdığı eşyalar ile bozulmadan gelebilmiş batığı olan Uluburun batığının (Bodrum müzesi) çıkartıldığı bölge olan "Uluburun" hemen karşımızda. Her daim yepyeni bir manzara var karşımızda. Evet bu parkur zor ancak susuzluğumuzu unutup gidiyoruz adeta.


Çılpacık Adasının tam tepesindeyiz.

Yukarılardan yaptığımız yürüyüş
sona ermek üzere

Önde İnceburun arkasında meşhur Uluburun.

Kekova parkurları yürünmesi gereken parkurlar.

Emmoğlu ekibinin fotoğrafçısı Altuğ.

Bu arkadaş da ekibin öncü kuvvet Mehmet.
Yol boyunca az örümcek ağı yutmadı sağolsun.
Her işin kendine göre zorlukları var tabii.

Kayalıkların üzerinden geçiyor olmamız ve yürüyüşümüzün 9-10 km.sinde bir mola vermemiz gerektiğinin ortak olarak farkına varıyoruz. Birbirimizi dizginlemesek daha yürüyeceğiz ancak mola vermemiz de gerekiyor zira burası susuz ve uzun bir parkur. Enerjimizi idareli kullanmak durumundayız. İnşimizin bitip, yolun düzlendiği ilk gölgede mola vereceğiz. Mola için kriterlerimiz çok ancak kayaların tepesinde ve gölgesiz bir yerde mola vermek buralarda çok anlamsız.

Bu arada bu bölgeleri yazın yürümeyi düşünen arkadaşlara da buraları kesinlikle kavurucu yaz sıcağında yürümemeleri. Bu bölgeler Türkiye'nin sahil kesimlerinin herhalde yazın en sıcak noktaları.


Mola zamanı.

Şanslıyız. Yukarıdaki kriterlerimizi sağlayan gölgeye yaklaşık 5 dakikalık bir yürüyüşle ulaşıyoruz. çam ağaçlarının yarattığı bu ufak gölgede yaklaşık 10 dakikalık bir su ve atıştırma molası veriyoruz. Yorgunluk yok ve yolu yarılamış gibi sayılsak da önümüzde 7-8 km.lik susuz bir parkur var. Ne olursa olsun halimizden memnunuz.

İnsan oturdukça oturası geliyor ancak yola koyulmak durumundayız. Çantaları sırtlayıp işaret sorunumuzun da olmadığı bu bölgede yürüyüşümüze devam ediyoruz. Bu küçük koyun etrafından dolanarak yaptığımız 5 dakikalık bir yürüyüşün ardınan yıkılmış bir çaybahçesi tarzında bir yapıya geliyoruz. Kullanılan inşaat malzemelerine bakılırsa bu yapılar yakın dönemde yapılmış ancak buralar SİT alanı olduğundan yıkım emri çıkmış. Gerçi öyle bir yıkılmış ki yıkım demek yanlış olur. 2-3 günlük bir çalışma ile yeniden ayağa kalkacak şekilde yıkılmış. Birileri buraya imar izini almaya çalışıyor veya çıkmasını bekliyor besbelli. Çok yazık. Bu güzelim doğanın ortasında ne gereği var? Ancak görünen o ki ilerleyen yıllarda bu gibi binaları görmeye başlayacağız buralarda. Önce bir yapı. Sonra onun yolu. Ardından elektrik. Wireless interneti de unutmamak lazım. Sonrası malum.


Moladan hemen sonra karşımıza çıkan,
inşaatı durdurulmuş cafe tarzı bir yapı

İşaretlerin yol göstericiliğinde
tırmanışa devam ediyoruz.

Bu görüntüler canımızı sıksa da yürüyüşe devam ediyoruz. Patika düz ve denizden içerilere doğru giriyoruz. Yaklaşık 2-3 dakikalık bir yürüyüşle toprak bir köy yoluna çıkıyoruz. Bu yol yukarıdaki Bayındır Köy'ünden gelip sahile inen toprak yol. Yukarıdan gelen bu yol Pamuklu Tepe'nin tepesindeki ağıl ve ufak bir iki köy evinin bulunduğu yerden geliyor.

Tabii bu yoldan çok uzun yürümeyeceğiz ancak bu kısa mesafede az önce gördüğümüze benzer canımızı sıkan bir yapı ile daha karşılaşıyoruz. Bu yapı yıkılmamış denebilir. Hatta çatısı bile ayakta duruyor. Belli ki yıldızlı derece SİT alanı olan bu bölgede yapı dikildikten sonra belli bir süre yıllanmaya bırakılıyor ancak kapalı kapılar ardında izinler ve imar peşinde koşuluyor. Çok yazık. Zaten yeteri kadar sahillerimizi 5 yıldızlı otellerle doldurmuşken ne gereği var? Bu tür binaları yapan acaba kimler?

Yıkıma bizim de katkımız olsun diyerek bir iki taş sallıyoruz binaya doğru ve yürüyüşe devam ediyoruz. İnceburunun doğu cephesindeki turkuaz renkli harika koyu seyrediyoruz bir süreliğine. Toprak yoldan yeniden patikaya girerek bu turkuaz koyun en dibine doğru inmeye başlıyoruz. Çok yüksek bir noktada olmadığımızdan 1-2 dakika içerisinde bu ufak koyun en dip noktasındayız. Daha önce de dediğimiz gibi buralarda denize girebildiğiniz yerde girmenizi tavsiye ediyoruz yeniden.


Kısa bir çıkışın ardından yeniden bir toprak yoldayız.
Karşımıza çıkan bir can sıkıcı görüntü daha.
Yıkılmamış denebilir. Her an aktif hale gelecek gibi duruyor.

Bayındır Köyü'nden gelen toprak köy yolu.

Yıkıma bizim de katkımız olsun.
Binaya bir taş da bizden kampanyası.

Doğaya geri dönüş. Binanın manzarası aynen bu koya bakıyor.

Turkuaz bir deniz. Harika duruyor. Az sonra önüne kadar ineceğiz.

Toprak yoldan çıkarak inişe başlıyoruz.

Mümkün olsa buradan da denize girmek lazım. Ama yolumuz uzun.

Sıfır noktasının bulunduğu yerden yeniden ağaçlık ve çalıların arasından çok dik olmayan orta karar bir çıkış yapıyoruz ve yukarıdan sesler duyuyoruz. Çok geçmeden karşımıza bir baba oğul çıkıyor. Çocuğun elinde tuttuğu kovada daha taze yakalanmış iki tane mürekkep balığı (kalamar) var. Sabah sabah muhtemelen hemen arkamızdaki İnönü Koyundan geliyorlar ve evlerine dönüyorlar. Önümüzdeki yol hakkında bilgiler alıyoruz ve bu yapıları tam tahmin ettiğimiz gibi şimdi iktidar partisinin milletvekili olan birisinin yaptığını, geçici ve göstermelik olarak yıktırdığını ve imar izni alabilmek için uygun zamanı kolladığını söylüyor. Ne yazık ki birkaç seneye kalmadan buralar da butik oteller, teknelere hizmet veren, sahile merdivenlerle inilebilen, yolların asfaltlandığı bölgeler haline gelecek. Korkarız ki gördüğümüz bu yapılar öncü görüntüler.

Baba-oğul ile vedalaştıktan sonra çıkışa devam ediyor, 3-4 dakika sonra yukarıda bir başka düzlüğe çıkıyoruz. yaklaşık 10 dakika kadar süren düz sayılacilecek 200-300 metrelik bir yürüyüşün ardından Yaklaşık 500 metre sürecek, denizi arkamıza alarak Okçuöldüğü'ne doğru tırmanmaya başlıyoruz. Başlangıçta kayaların tepesinden sekerek yaptığımız, dikkat gerektiren bu çıkış yaklaşık 10-15 dakika sürüyor.


Kalamar avından dönen baba oğulun rızkı. İki tane yakalamışlar.

Patika buralarda biraz genişleyip düzleşiyor

İşaret sorunu da yok buralarda.

Yeniden çıkışa başlıyoruz.

Bu arada arkamıza baktığımızda Kaş'tan Kekova'ya doğru tekne turu yapmış insanların hatırlayacağı, teknelerin hemen daha ilk mola yeri olan İnönü Koyu'nu görüyoruz. Bu tekne turlarına zamanında biz de katıldığımızdan o zaman mayo terlik ile buralara gelip şimdi sırtta çantalarla aynı yerlerde bulununca haliyle garip bir ironi oluyor.

Yaklaşık 15 dakikalık kayalıklı çıkışın ardından eğim yeniden azalıyor ve patika bizi sarı renkli yol göstericimiz Likya Yolu tabelasının önüne ve toprak köy yoluna çıkartıveriyor. Tabelanın bulunduğu nokta Boğazcık'ı saymazsak bu parkurun en yüksek noktası. Deniz seviyesinden yaklaşık 120-130 metre yükseklikteyiz. Saat 11:15 ve tabelada Limanağzı 6 km. işaretlenmiş. Bu tabela Limanağzı için doğru sayılabilir ancak Boğazcık için yanlış. Tabela Kılınçlı (Apollonia) 9 yazıyor ama doğrusu Boğazcık 9 km. Boğazcık-Kılınçlı arası nereden baksanız 1-2 km. vardır. Apollonia ise dağın tepesinde bir antik yerleşim.


Çıkış giderek dikleşiyor.

Sağ taraftaki koy tekne turlarının yüzmek için durdukları İnönü Koyu.
Aşağıdaki binaların neden inşaa edildiği daha iyi anlaşılıyor.

Hatta dikliğin yanında kayaların
üzerinden sekerek çıkıyoruz.

Kayalık çıkış zeytin ağaçlarının olduğu bölgelerde dikliğini kaybediyor.

Yeniden yola çıkıyoruz.
Yolun başında Likya Yolu tabelası karşılıyor bizi

Bu tabelanın bulunduğu yer Boğazcık inişini
saymazsak bu yürüyüşün en yüksek noktası.

Limanağzı'na çok kalmamış ve saat daha erken. Keyfimiz yerinde, herşey yolunda. Bu toprak yol aşağıda yer alan Fakdere mevkiine doğru iniyor. Bu parkurun belki de işaret bakımından en kaos yeri. Bu yol belli ki yakın zamanda açılmış veya tadilat görmüş. GPS'e göre aşağıya yani Fakdere'ye doğru inmeliyiz. Haliyle gözlerimiz yoldan çıkıp patikaya giren bir yer arıyor ve buna benzer bir yere girip dalların ağaçların arasında saplanıyoruz. İkimiz de birbirinden farklı patikalara girdik ama ikisi de körlendi. Birbirimize seslenerek yeniden yola geri dönüyoruz. 

Yol üzerinde işaret yok. Gördüğümüz en son işaret Likya Yolu tabelasıydı. Biraz da yola bakınıyoruz ancak işaret gözükmüyor. Son çare olarak yoldan aşağıya doğru yürümeyi tercih ediyoruz ve 200 metre sonra Fakdere girişine yakın bir yerde işaret gözümüze çarpıyor. Kendimizi işarete o kadar bağlı tutuyoruz ki işaret göremediğimiz zaman Likya Yolu'nu kandırıyormuşuz hissine kapılıyoruz. Yoldan aşağıya doğru inerken sağımızda yukarılarda Bayındır köyünün yolunu, su deposu türünde bir yapı ve indikçe hemen karşımızda yükselen 400 metrelik Ağıllı Tepesini görüyoruz.

Özetle; işaret sorunundan dolayı Okçuöldüğü-Fakdere bölgesinde Likya Yolu tabelasından Fakdere'ye toprak yoldan inmeniz gerekiyor. kaş yönünden gelecekler için Fakdere'de sahilden içeriye girip elektrik direğinden yukarıya kadar Likya Yolu tabelasına kadar toprak yoldan çıkmanız gerekiyor.


Zeytin ağaçlarının arasından uzanan toprak yoldan Fakdere'ye iniyoruz.

İşaret gözükmüyor ama
toprak yolu takip ediyoruz.

Yukarıda köy yolları ve su deposu türü bir yapı göze çarpıyor.

Toprak yolun tepesindeki Likya Yolu tabelasından Fakdere girişine kadar köy yolundan yaklaşık 1.5 km. kadar yürüyoruz. Patikadan sonra işaretleri de görünce bu yol pek bir rahat geliyor. Yürüyüşümüzün 11. km.sinde Fakdere'ye varıyoruz.

Burada denizle buluşan, aktif ama bu mevsimde kurumuş bir dere yatağı ve düzgün yerel bir yerleşim gözümüze çarpıyor. Çevrede keçiler otluyor. Belli ki bu bölge çevre halk tarafından bir amaç dahilinde kullanılıyor. Yerleşim derken burada evler yok. Tek katlı 3-4 tane bina var. Depoyu andırıyorlar ancak bu bölge birine aitmiş gibi de bir durum var. Sonuç olarak aşırı bir görüntü kirliliği yok. (SONRADAN EK: 2016 yılında yaptığımız yürüyüşte öğreneceğiz ki bu binalar devlet tarafından Uluburun batığının çıkartılması sırasında çalışma ekibinin konaklaması için inşa edilmiş ve öyle kalmış.)


Fakdere'ye ulaşıyoruz.

Fakdere Tabelası

Aperlae'den Rıza daha şimdiden Purple House'un yolunu gösteriyor.

Fakdere'de yine keçiler tarafından karşılanıyoruz.

Sahile doğru yürüyoruz.

Fakdere'de yerleşim. İlerleyen yıllarda öğreneceğiz ki bu binalar devlet tarafından Uluburun batığının çıkartılması sırasında, ekibin konaklaması için inşa edilmiş.

İşaretler bizi kurumuş dere yatağından karşıya geçirerek sağımızda kalan Ağıllı Tepesinin eteklerinden sahilin dibinden yürüyüşümüze devam ediyor ve Fakdere'yi arkamızda bırakıyoruz. Yükselmeye başladıkça çoğu zaman arkamıza dönüp Fakdere koyunun muhteşem manzarasını seyrediyoruz. Koyun girişinde çok da küçük sayılmayacak bir ada da gözümüze çarpıyor.

Fakdere'yi arkamızda bıraktıkça yükselmeye başlıyoruz ve az bir yükselme ile Kekova bize harika manzaralarını sunuyor. 15 dakikalık bir yürüyüşün ardından Fakdere'nin son birkaç karesini, Sarıada ve arkasındaki Yunanistan'a ait Stroggili adasını fotoğraf makinemizin hafızasına kayıt ettikten sonra tırmanışımıza devam ediyoruz. Saat bu noktalarda 12:00'yi gösteriyor ve çok dik olmayan bir çıkış yapıyoruz.


Dere yatağından karşıya geçiyoruz.

Deniz harika görünüyor.

Dereden karşıya geçtik

Altuğ yol boyunca fotoğraf için durup
önden giden Mehmet'e yetişmeye çalıştı.

Fakdereyi arkamızda bırakarak yeniden patikaya giriyoruz.

Tırmanarak yolumuza devam ediyoruz. Fakdere Koyu aşağıda görünüyor

Öndeki küçük adanın yanısıra açıklarda
Güvercinli adası ve onun arkasında Sarıada görülüyor.

Fakdere manzaraları

Bir yandan çıkışa devam ediyoruz.

Arkamızda bıraktığımız Fakdere'nin harika deniz manzarası

Fakdere koyunun genel görünümü.

Fakdere koyunu arkamızda bıraktıkça tırmanış dikleşmeye başlıyor. Notlarımıza göre çok fazla yükselmeyeceğiz ama bu gibi çıkışlar bu parkurda oldukça dik kalıyor. Aslında geçtiğimiz günlerde tamamladığımız parkurlar yanında düz yol kalıyor. Yine de bacaklarımız Kekova'nın düz sayılablecek patikalarına alıştığından tırmanışlar dik gelebiliyor. Nankör dünya. İnsan ne çabuk unutuveriyor daha birkaç gün önceki acı dolu yürüyüşleri.

Şaka bir yana Fakdere sahilinden başlayan ve zaman zaman düz de olsa yaptığımız bu tırmanış deniz seviyesinden yaklaşık 110 metre yükseklikte ve yarım saat sonra yukarıdaki bir düzlükte son buluyor. Çobanburnu tepesinin yamaçlarında yaptığımız bu çıkışın bittiği rahatlıkla anlaşılabiliyor, belli ki Çobanburnu'nun doğu, yani Kaş yamacına geçtik.


Arkamızda bıraktığımız dağlar tepeler.
Kekova gerçekten çok özel bir yer.

Güvercinli adası ve arkasında bulunan Sarıada tam karşımızda.

Çalıların arasından yeniden yükselmeye başladık.

İnceburun, Uluburun ve İnönü Koyunun girişleri
bu noktalardan daha belirgin gözüküyor.

Çobanburnu tam önümüzde

Çobanburnu tepelerinde tırmanmaya başladık.

Tırmanıştan sonra geniş sayılabilecek bir düzlükte ilerliyoruz.

Doğa ile iç içe, 9 günlük yürüyüşümüzün en heyecan veren anlarından birini yaşayacağımızdan habersiz Çobanburnu'nun düzlüklerinde yaklaşık 5 dakika kadar yürüyoruz. Saat 12:40 ve yürüyüşümüzün 12. km.sinde karşımızda Meis'i ve Kaş açıklarındaki dalış kurslarının yapıldığı adaları görüyoruz. Kaş'ın gözünü (Meis) bu ilk görüşümüzde yürüyüşümüzü bitiriyor olmanın mutluluğu ve doğadan ayrılıyor olmanın hüzünü çöküyor bir anda üzerimize.

Kısa bir süre Meis'i seyrediyoruz. Hayallerimizi gerçekleştirmenin mutluluğunu tarif etmek çok zor.

Yürüyüşümüze devam ettikçe bitki örtüsünün izin verdiği noktalarda Meis'e giderek yaklaştığımızı görüyoruz. Bu arada Çobanburnu'nun tepelerinden yeniden inişe başlıyoruz. Bodur çalıların arasından Meis'i seyrede seyrede sakin bir iniş yapıyoruz ve inişe devam ettikçe aşağıdan sesler duyuyoruz. Çok geçmeden Boğazcık yönüne yürüyen bir grupla karşılaşıyoruz.


Düzlükten biraz devam ettikten sonra Meis karşımızda.
9 günlük yürüyüşün ardından hedefe varıyor olmamızın heyecanı var.

Çobankoyu'na doğru alçalıyoruz.

Zaman zaman durup manzara da seyretmek lazım.

Meis manzarası eşliğinde,
Çobanplajı'nı da aşağıda görmeye başlıyoruz.

Olay budur!!! Gerçekten çok mutluyuz.

Duyun sesimizi!!! Çekilen toplu fotoğrafı istiyoruz!!!

1 Mayıs resmi tatilini fırsat bilip Kaş'tan yürümeye başlayan Kocaeli'li bu eğlenceli grup dün Boğazcık'ta Ali'nin söylediği, onlar için hazırlık yaptığı grup olsa gerek. Yol boyunca ilk defa bizi bu blogda sima olarak tanımış bir grup ile karşılaşıyoruz. "Sizi tanıyoruz. Onlarsınız!!" diyorlar. Yazdıklarımızı, önerilerimizi bir bir okumuş hatta "print" almışlar. Yürüyüşün bize kattıklarını, ruh dinginliğini, huzuru bir kenara koyduk, işte tam burada bu blogda paylaştıklarımız ve buraları yürüyeceklere teşvik ettiğimizden ötürü kendimizle gurur duyduk. Meşhur olmuşuz da haberimiz yokmuş...

Bizim yaklaşık 2-3 saat yolumuzun kaldığını ancak Çobanplajından sonra dikkatli olmamız gereken kayalık geçişlerinin olduğunu bu eğlenceli gruptan öğreniyoruz. Biz de biraz acele etmeleri gerektiğini, saatin 13:00 olduğunu, önlerinde yaklaşık 13 km. ve susuz bir parkur olduğunu öğütlüyoruz kendilerine. Ayrılmadan hepberaber çektirdiğimiz toplu fotoğrafı bize göndereceklerini söylemişlerdi. Olur da içlerinden birisi bu satırları okursa bizimle çektirdikleri fotoğrafı buradan paylaşmak istediğimizi kendilerine iletiyoruz.


BÜYÜK ŞANS!!!!! SONRADAN EKLEME!!!
Altuğ'u Facebook üzerinden yaptığı LikyaYolu paylaşımları aracılığı ile

bulan Senem Emre bu yazı yayınlanmadan tam bir gün önce bu fotoğrafı
bize ulaştırdı. Teşekkür ediyoruz!!! İşte 9. gün hatırası!!!

Karşılıklı hatıra fotoğraflarının ardından biribirimize şans dileyerek yola koyuluyoruz. Yukarıdan cennet gibi görünen Çobanplajı'na doğru inmeye başlıyoruz. Buradaki çalılar biraz dikenli olup bacaklarımızı çiziyor olsa da hedefe yaklaşıyor olmanın verdiği mutluluk bu acıyı engelliyor adeta.

Yaklaşık 10 dakikalık bir inişin ardından Çobanplajı'na ulaşıyoruz. Zaman sorunumuz yok, inerken bizi cezbedici manzarası ve daha önceki tüm deniz fırsatlarını tepmemizden ötürü Çobanplajı'nda denize girmeye kararlıyız. Limanağzı'na yönelmeden önce son mola diyerek hem su hem de deniz molası veriyoruz Çobanplajı mevkiinde.

Deniz harika görünüyor ve beklemeden kendimizi Akdeniz'in masmavi sularına bırakıyoruz. Tüm geçmiş günlerin yorgunluğu burada denize karışmış gibi. O kadar çok karada kalmışız ki denize girmeden sırtımızda çanta, üzerimizde ayakkabı ve tshirt olmadan bir garip geliyor.

Deniz safamız yaklaşık 10 dakika sürüyor. Deniz gözlüklerimiz ile suya bol bol dalıp çıkıyor, kendimizi çitileyerek temizlenmeyi de ihmal etmiyoruz.


Bu sefer karar verdik, Çobanplajı'nda denize gireceğiz.

Karşımızda Meis, çalıların arasından hızlıca sahile iniyoruz.

Sahile yaklaştıkça heyecan artıyor.
Koşar adım iniyoruz adeta.

Çobanplajı. Harika bir deniz bizi bekliyor.

9 günlük yürüyüşün sonunda
deniz keyfi o kadar güzel geldi ki...

Biz denizden çıkarken plaja Kaş'tan balıkçılar geliyor.

Ağırlık azaltma hedefimizi tutabilmek için yol boyunca çantalarımızda havlu taşımadığımızdan doğal yol yani güneş ile vücutlarımızı 10-15 dakika kayaların üzerine havlu misali seriyoruz. Azalmaya başlayan içme sularımızdan susuzluğumuzu gideriyoruz. Beterin beteri var diyerek sularımızı bitirmemeye özen gösteriyoruz tabii.

Güneşin altında kuruduktan sonra ayakkabılarımızı ve çantalarımızı yeniden vücutlarımıza monte ettikten sonra yürüyüşümüze kaldığı yerden başlıyoruz. Yükseldikçe Çobankoyu'nun diğer koyunda yüzen, lüks teknesi ile koya demir atmış turistleri görüyoruz.

Yükseldikçe patika yerini kayalıklara bırakıyor. Kayalık ki çok dikkatli olmak lazım çünkü aralarındaki boşluklar bazı yerlerde oldukça geniş olduğundan atlamak gerekiyor hatta bazı noktalarda sürünerek, tutunarak, çok dikkatli ilerliyoruz. Bunda yorgunluğun yaratabileceği kazaları minimumda tutma isteği ve en çok kazanın dönüş yolunda yaşandığını bilmemizin etkisi de var tabii.

Tüm bu doğaya karşı duyduğumuz sevginin yeşerdiği yer olan Kocaeli'nin Karadeniz sahilindeki Kerpe'nin kayalıkları ve ormanlarında geçen çocukluk dönemlerimizden bu tür kayalık yürüyüşlerine oldukça aşinayız aslında. Geçen 9 günün yorgunluğu ve bugünkü 15 km.ye varan yürüyüşümüzün ardından bu kayalık geçişlerinde işimizi şansa bırakmıyoruz. 

Her iki yönde de yürüyecekler için Limanağzı-Çobanplajı arasındaki bu kayalık bölgede dikkatli olmalarını öneriyoruz.


Yürüyüşe devam ediyoruz. Plajın arkasında bir koy,
koyda da Amerika bayraklı bir tekne ve içerisinde Türk turistler var.

Kayalıklara tırmanarak yükselmeye başlıyoruz.
Bu da bizim denize girdiğimiz koyun yanındaki diğer koy.

Buralarda biraz dikkatliyiz. Bazı yerleri
çok dikkatli geçmek gerekiyor.

Buralarda işaretlere de dikkat etmek gerekli.

Kaş daha görünürde yok ancak Meis ve karşısındaki
küçük adalara selam ederek yola devam ediyoruz.

Yaklaşık 10-15 dakikalık zaman zaman tedirgin edici yürüyüşün ardından yeniden boyları 1 metreye varan çalıların arasından ilerlemeye başlıyoruz. Bacaklarımızı çizseler bile bu durumun kayalıklarda yürümekten daha iyi olduğu düşüncesindeyiz.

Kısıktepe'nin sırtlarından bir düzlüğe ve genişçe bir patikaya çıkıyoruz. Bu patika bizi bu çevre yerleşimlerde (muhtemelen Kaş veya Bayındır köyünde yaşayanlar) yaşayan köylülerin ekip biçtikleri genişçe bir araziye çıkartıyor. Geniş diyebileceğimiz bu arazinin ortasından geçtikten sonra hafifçe bir yokuş çıktıktan sonra karşımızca üzeri kubbe şeklinde örülmüş bir sarnıç çıkıyor. Aktif olan bu sarnıcın içerisinden arkamızda bıraktığımız tarlalar için su çekiliyor. Suyu kullanılır mı bilinmez ama Limanağzı'na çok fazla yolumuz kalmadı. Zaten suyumuz hala var.


Kayalık bölgeleri tamamladık.
Yeniden dikenli çalılar arasından ilerliyor,
bacaklarımızın çizilmesini kayalardan sekmeye tercih ediyoruz.

Patika genişledi. Hedef Limanağzı.

Ufak ufak tırmanışlar varancak daha önce 
geçtiğimiz yerlere göre bu bölgeler çok zorlu değil

Bu bölgedeki ekili alanları sulamakta kullanılan eski sarnıç.

Sarnıcı geçtikten sonra bu tarlaların girişi olan bir kapıdan çıkarak geniş sayılabilecek bir patikadan yürüyoruz. Hem ne kadar haritada Limanağzı yakın gibi gözükse de yorgunluğumuz yeni yeni çıkmaya başladığından, suyumuzu idareli kullanmamızın verdiği bir psikoloji ile klasik bitmeyen yol senfonisini dinliyoruz kafalarda. Yine de tempomuz kararlı ve sabit. İşaret sorunumuz da yok buralarda.

Yaklaşık 1 km.lik bir yürüyüşün ardından yemyeşil uzanan bir çayırdan Kaş'ı görmeye başlıyoruz. İçten içe duyduğumuz gurur iyice artıyor. Manzara molası vermeden yürüyoruz. Tren gibi olduk adeta.


Güzel bir tempoda yürüyoruz.

Tempo güzel ama biraz şuursuz yürüyoruz.
Susuzluk artıyor ve suyumuzu idareli tüketmek zorundayız

Zeytin ağaçlarının arasından çok geniş bir tarlaya çıkıyoruz. Burada otlar ilkbahardan nasibini almış, işaretleri kapayacak derecede büyümüş. Ancak burada çok yüründüğü için işaretler çok sık olmasa da patika rahatlıkla görülebiliyor. Zaten Limanağzı'na ulaşabilmek için bu çayırın sonuna kadar bir şekilde yürümek gerekiyor.

Tarlanın ortalarına geldiğimizde yolun ikiye ayrıldığını görüyoruz. Bir patika belirgin derecede Limanağzına giderken diğeri de Limanağzı'nın tepelerine doğru, farklı bir yöne doğru gidiyor. Önce ters yöne doğru yani sağa saparak ilerliyoruz. İşaretlerin bizi Limanağzı'ndan uzaklaştırdığını anlamamız çok uzun sürmüyor. Hemen GPS yardımı alarak geri dönüyor ve işaret ve patika ayrımının olduğu tarlanın dibine geri dünüyoruz ve diğer patikayı takip ederek Limanağzı'na doğru ileriliyoruz.


Limanağzı'nın tepesindeki tarlalara çıkıyoruz.
Part 2: Heyecan verici bir an daha.
Kaş'ı da tam bu noktada ilk defa görüyoruz.

Patika tarlaların üst tarafındaki duvarın
kenarından devam ediyor.

Tarlalrın orta kısmının bulunduğu,
Kaş'a giden patikanın ayrıldığı noktayı hemen burada
arkamızda bırakıp Limanağzı'nı görmeye iniyoruz.

Arkamızda bıraktığımız tarlalar

Limanağzı'na doğru iniyoruz.
Yemek ve dinlenme molası vereceğiz.

Patika darlaşıyor ancak aşağıdan
tekne seslerini duyabiliyoruz.

Yorgunluk başımıza vurmuş durumda. Mehmet acilen mola vererek öğle yemeği yememiz gerektiğini söylüyor. Haklı. Ancak Altuğ yolun neden ikiye ayrıldığını anlayabilmiş değil. Bu işaretlerin neden ikiye ayrıldığını Limanağzı'na varıp dinlenirken çözeceğiz. Tarlaların tam ortasındaki bu yol ayrımında Limanağzı'na yani Kaş yönüne (kuzey) doğru yaklaşık 10 dakikalık 400-500 metrelik bir yürüyüşle Limanağzı sahiline çıkıyoruz.


Limanağzı.

Yürüyecekler için bu tarlanın ortasındaki ayrım aslında Limanağzı'nı görmek isteyenler için. Kaldı ki buraya kadar geliyorsanız ekstra bir 10 dakikalık bir yürüyüşle burayı görmeniz gerekir. Kaş'tan buraya sürekli tekneler geliyor ve küçük otel ve restoranlar mevcut. Bizim ilk olarak saptığımız ve yukarıda tepelere doğru giden yol Kaş'a devam eden yol ki Limanağzı'ndan sonra tekrar bu noktaya dönmemiz gerekiyor.

Limanağzı'nda bir tekne çekek yerinde gölgede oturuyoruz ve çantalarımızdaki son ton balıklarını da afiyetle tüketiyoruz. Denize girenlere, yüzenlere gıpta ile bakıyoruz adeta. Köyden İndim Şehire filimindeki gibi günlerce aç gezen Kayserili kardeşler gibiyiz. Mehmet dinlenirken altuğ da yolu ve patikanın neden ikiye ayrıldığını Kate Clow'un notları ve GPS'ten çalışıyor.


Limanağzı'nda mola zamanı. Karşımızda 1-1.5 saat sonra ulaşmayı planladığımız Kaş'ı seyrediyoruz.

Limanağzı'nda bulunan tesisler 

Tüm bu çalışma sonunda ve tecrübemize göre bir uyarıda bulunalım. Toplamda 5 km. olan Limanağzı ve Kaş arasının Limanağzından sonraki ilk 2 km.si için 2 alternatif rota var. Biri Limanağzı sahilinden ilerleyerek biraz zorlu bir tırmanışla tepelere ulaşmak veya geri dönerek Limanağzı'nın arkasındaki tarladan yukarıya çok daha rahat bir patikadan çıkmak.

Kate Clow'un kitabından Limanağzı sahilinden yapılacak yürüyüşün riskli olabileceğini, bir yerde ipe tutunarak geçiş yapıldığını, şayet yük taşınıyorsa (sırt çantası gibi) sahilden yürünmemesi gerektiği yazıyor. Bu notları da okuduktan sonra geriye dönerek yarım saat önce yaşadığımız kaosu yaşadığımız noktaya geri dönerek (tarlaların orta bölümü) buradan yukarılara çıkmamız gerektiği konusunda uzlaşıyoruz. Tüm yürüyüşümüzün son 5 km.sinde maceraya hiç gerek yok.

Limanağzı mutlaka görülmeli. Oldkça dingin ve sakin bir yer. Kaş'tan sürekli tekneler çalışıyor, sizi buraya getiriyor, istediğiniz tesiste denizin ve doğanın tadına varıp istediğiniz saatte geri dönebiliyorsunuz. Buraya araba yolu yok. Kolaya kaçmayı düşünenlere duyurulur.

Saat 15:00 ve yola koyulma zamanı. Kaş için sabırsızlanıyoruz. Son parkur başlıyor ve enerjimizi az da olsa yerine getirdik. Limanağzı'ndan içeriye doğru geri yürüyerek ayrımdan çıkışa başlıyoruz.

Tarlaların ortasındaki Limanağzı-Kaş-Çobanplajı ayrımından kayaları yavaş adımlarla, sakin sakin tırmanıyoruz. İşaret sorunu yok ancak kayaları aşmak için adım adım çıkmak lazım. Yorgunlukla bitmiyorlar tabii. 


Tarlaların ortasından tepelere doğru ayrılan patikadan
kayalıklı bölgeden tırmanmaya başlıyoruz.
Kaya üzerinde işaret görülebiliyor.

Kayaların dibinden zorlu ve bol çalılı bir tırmanış yapıyoruz.
Susuzluk can sıkıyor.

Yaklaşık 5 dakikalık dikkat gerektirebilecek bir çıkışın ardından yol oldukça geniş bir patika halini alıyor ve Kaş'a kadar bu düzlükte gidiyor. Artık yolumuz düz ve rahat. Sağımızda Kaş'tan da görünen TV vericisinin bulunduğu (muhtemelen Kavgar, Dikiltaş veya Bahtsız Tepe) tepe var. Bu tepelerin yamaçlarından yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüş yapacağız.

Limanağzı'nın tepelerinden geçiyoruz ve deniz seviyesinden 90 metre yükseklikteyiz. Yolumuz çok rahat bir patika olduğundan uygun adım tutturup, yorgunluğa aldırmadan harika bir tempoda ilerliyoruz. Yaklaşık 2 km. sonra Limanağzı sahilinden gelen daha riskli yolun bizim yürüdüğümüz patika ile birleştiğini görüyoruz. Zaten en belirgin rota da bizim tercih ettiğimiz parkur. Buraya kadar tek parça geldik, ve maceraya girmemeyi tercih ettik. Sonuçta aynı noktaya çıkıyoruz.


Kayaların dibinden adeta sürünerek yaptığımız çıkış
bizi yukarıda geniş bir  düzlük ve Kaş'a kadar
yürüyeceğimiz rahat bir patikaya çıkartıyor.

Artık yolumuz düz. Tempomuz da güzel.

Arasıra böyle dar geçişler yapsak da
rahat bir patika.

Koşar adımlarla Kaş'a yaklaşıyoruz.
GPS'e bakarak adeta geri sayım yapıyoruz.

Bir süre sonra yolumuz üzerinde bir lahite rastlıyoruz. Buralarda Pylon adı verilen antik bir yerleşim de mevcut. Dolayısıyla burada geçmişin kalıntıları sadece tek bir lahitten ibaret değil. Lahitten sonra yaklaşık 15 dakikalık dar bir patikadan sonra zeytin ağaçlarının bulunduğu bir tarlaya varıyoruz. GPSe göre yerleşime ve yola çok yakınız.

İnanılmaz susadık ve suları çoktan tükettik. Artık depodan yiyiyoruz enerjileri. Tam bu sırada karşımıza zeytin ağacı gölgesinde keyif çatan iki köylü çıkıyor. Hayvanları otlarken onlar afiyetle buz gibi yedigün içiyorlar. Aklımızdan neler geçirmiyoruz ki ağzına kadar dolu o yedigün şişesini görünce ama davet almıyoruz maalesef. Çok gururluyuzdur. Köylülerden yola çıkmamıza 5 dakika kaldığını öğrenince içimiz rahatlıyor. 

Aynen dedikleri gibi oluyor ve 5 dakika sonra Kaş'a inen toprak yola çıkıyoruz. Bu bölge aslında Limanağzı'ndan araç ile ulaşılabilecek son nokta. Artık yerleşime doğru yavaşça alçalıyor, yürüyüşümüzü başlangıçta toprak, sonra çakıl ardından yerleşim başlayınca da asfalttan yapmanın zamanı. Artık sona yaklaşıyoruz.


Bu bölgede de tarihten izler görebilmek mümkün.
Bazı haritalarda Pylon olarak geçiyor.

Çok az bir yolumuz kaldı.

Çalıların arasından çizilmeye aldırmadan tren gibi ileriliyoruz.

Sonunda tarlaya çıkıyoruz. Susuzluk had safhada.
Tarlanın içerisinden geçtikten sonra yola çıkacağız.

4 kapılı araba olur da 4 kapılı arsa kapısı olmaz mı? Bal gibi olur.
Susuzlukta bile çevreyi inceleyerek yürümek lazım.

Aslında tüm yürüyüşün bittiği nokta burası.
Kaş içi yollara çıktık. Artık Kaş'tayız.

Susuzluğumuzun zirvesindeyiz. Aslında Kaş'a girişte buz gibi bira hayalimiz var ancak öncelik su olacak gibi duruyor. Daha önümüzde Büyükçakıl ve Küçükçakıl olduğundan önümüze çıkan ilk bakkaldan su almaya karar veriyoruz. Bekleyemeyecek durumdayız.

Hatta Altuğ bunu da bekleyemeyerek, hemen ileride gördüğümüz yerleşim başlar başlamaz evinden veya bahçesinden kendisine selam veren ilk kişiden su isteyeceğini söyleyecek kadar durumun vahim olduğunu belli eden bir karara varıyor. Şanslıyız zira daha ikinci evde bu hayal gerçek oluyor. Bahçesinde kedilerine yemek vermeye çalışan, Muğla'dan Kaş'taki evlerine oğlu ile tatile gelen Yıldız Teyze bize içtenlikle selam verip nereden geldiğimizi sorunca Altuğ tüm soruları eksiksiz cevaplandırıp su rica ediveriyor.


Bahçesinden içtiğimiz su dünyalara bedeldi.
Teşekkür ediyoruz Yıldız Teyze.

Sevgili Yıldız Teyze de tereddütsüz bizi bahçesine davet ediyor. Bahçede hortumdan akan suyu görüyoruz ve içilebilir şebeke suyu olduğunu öğrenir öğrenmez kana kana içmeye başlıyoruz. Bize içeriden bardak getirmeyi teklif ediyor ancak çantalarımızın dışında duran bardakları bağlı olduğu karabinalarından çıkartarak hortumdan akan sebil suyu içmeye başlıyoruz.

Yıldız Teyze bize kedilerini anlatırken, mideleri şişirecek kadar çok su içiyoruz (Altuğ 7, Mehmet 6 bardak). Bu suyun değeri kıymetini buradan yazılarla anlatmak imkansız. Altuğ heyecan ve mutluluğun verdiği şuursuz bir hareketle az daha Yıldız Teyze'nin gözü gibi baktığı kedilerden birini kapıya sıkıştırmak üzereyken hayvancağız son anda kurtarıyor paçayı.

Saat 16:15 ve Yıldız Teyze'ye çok teşekkür ederek yola koyuluyoruz ve sudan aldığımız enerji ile hızlı adımlarla Büyükçakıl'a doğru iniyoruz. Yaklaşık 5 dakika sonra Büyükçakıl plajına varıyor ve burada bulunan, bu yolculuğun son Likya Yolu tabelası altında fotoğraf çektirmeyi ihmal etmiyoruz. Antiphellos (Kaş) 1. km. Hayaller gerçek oldu. Daha geçen sene bu tabela altında Kaş'a tatile geldiğimizde mayolu, havlulu, terlikli fotoğraf çektirmiştik.

Hazır enerjimiz yerindeyken 2012 yürüyüşümüzün son yokuşu olan Büyükçakıl yokuşunu çıktıktan sonra ve karşımızda Kaş'ı görüyoruz. Tarifsiz bir mutluluk. Hedeflere kazasız belasız ulaşabilmenin mutluluğu bu. Şansımıza yoldan geçen birini çevirerek arkamıza Kaş'ı alarak son fotoğrafımızı çektiriyoruz.


Büyükçakıl hatırası.
Yürüyüşümüzün son Likya Yolu tabelası.


Ooo!! Mehmet Bey de son likya Yolu tabelası önünde!!
Kaş'a Hoşgeldiniz...

250 km.ye varan yürüyüşümüzün son 1 km.si.
Şaka gibi ama gerçek. İnanmak zor.

Büyükçakıl Plajı

Son yokuş. Turistler gider gezmeye biz yürürüz çile içerisinde.

Büyükçakıl'a çıkan yokuşun tepesinden Limanağzı çok güzel gözüküyor.

Ekibin fotoğrafçısının son durumu

Küçükçakıl'a iniş öncesi SON hatıra fotoğrafı.

Küçükçakıl'ı da arkamızda bırakarak saat 16:40'da Kaş meydanına iniyoruz. Yol başından bu yana hayallerimizi gerçekleştirme zamanı. Karşıdaki bakkaldan bilimum ithal biraları kapan Mehmet ile biraları hızlıca midelere deviriyoruz. Mutluluktan konuşamıyoruz. Nereleri anlatsak? Nereden başlasak? Garip bir şaşkınlık da var üzerimizde. Bu yüzden yazıyoruz işte!!!


Kaş meydanına doğru son adımlar.

Acelemiz yok. Sevdiklerimizle telefon görüşmeleri, 1 bira, 1 bira daha derken 40 dakika oturup sakin sakin, yorulmadan sohbet ediyoruz.Saat 17:30'da ayaklanıp Kaş Kamping'e doğru yol başından bu yana, yatakta uyuma hayali ile ilerliyoruz. Ancak hayallerimiz bu gecelik kampa gelen kalabalık Alman turist grubu sebebiyle gerçek olamayacak maalesef. Yeniden çadır kurmak zorunda kalacağız ve zatan yol boyunca patlak matı sebebiyle pişmanlık duyan Mehmet bu sefer de matını Boğazcık'ta Ali'nin pansiyona şilte amaçlı bağışladığı için daha da pişman olacak.

Yarın bungalowa geçeceğimiz için çok dağılmadan hızlıca çadırımızı kurup, sonrasında sahilde dinlenmek üzere harekete geçiyoruz ve kendimizi saat 18:30 gibi üstümüzü başımızı değişmiş,  birkaç saat önce şuursuzca yürüdüğümüz Limanağzı'nı, Kaş'ın arkasındaki tepelere baktğımızda da geçen sene patlak çantalarla yine şuursuzca indiğimiz Çukurbağ inişini seyrederken buluyoruz.


İşte hayallerin gerçek olduğu an.

Bu arada Yıldız Teyze'nin bahçede o kadar çok su içmişiz ki
Kaş'a indiğimizde mideler halen şişti.

Sevdiklerimizle telefon görüşmeleri başladı.
Herşey yolunda...

Bir yudum bile kalmayacak o şişede!!!!

Bu kadar dinlenme yeter.
Kaşkamping'e doğru yürümeye başlıyoruz.

Zaten sürekli yürüyoruz.

Çöpe at o boşları artık Mehmet!!!!

Antalya'dan Kaş'a vardık.
yazarak bu mutluluğu anlatmak gerçekten çok zor.

Bu gece bu çadırda yatacaksak rezervasyon yaptırmadığımız içindir. Mehmet eseri ile gurur duymalı!!!

Antik Likya Yolu. Blogumuza uğrayarak bizlere buraların yürünüp yürünemeyeceğini soranlar için diyeceğimiz hayallerinin peşlerinden gitmeleri. Buralar aslında bir hayal değil. Doğa ile başbaşa kendinizi dinlemek için belki yıllarca aradığınız fırsat. Deniz, tarih, doğayı dünyanın çok az yerinde bunları bir araya getirebilirsiniz. O yüzden burası Avrupa, hatta dünyanın sayılı ve çok turist tarafından  bilinen ve yürünen yürüyüş parkurlarından biri. Bu çevrede 5 yıldızlı oteller olunca maalesef biz Türkler tarafından bilinmemesi çok normal.

2013'ün yine bu zamanlarında yapacağımız Finike-Demre yürüyüşü için sözleşerek 2012 defterimizi de kapatıyoruz.

Geçen seneki son yazımızda dostluğumuzu bizi bir araya getiren , bugün hayatta olmayan babalarımıza borçlu olduğumuzu yazmıştık. Bu yürüyüş için yola çıkmadan tam bir gün önce çocukluğumuzun beraber geçtiği Mehmet Cevher (nam-ı değer Ayı Mehmetimiz) dostumuzu kaybettik ve toprağa verdik. Ertesi gün yürüyüş için Antalya'da buluştuk. Yürüyüşe başladığımız Hisarçandır'da gece uyku tulumlarının içerisine girdiğimizde çocukluğumuzun geçtiği bu tatlı insanı andık, gözlerimiz doldu. Zaman kısa ve yaşanması gereken çok şey var. Hiçbir hayali ertelememek lazım. Her zaman kalbimizdesin sevgili Mehmet!!!

BU BLOGDA AMACIMIZ BURALARI YÜRÜYECEKLERİN YOLLARINA IŞIK TUTABİLMEK. NE MUTLU YAŞADIKLARIMIZIN VE TECRÜBELERİMİZİN BİRAZINI AKTARABİLDİYSEK...

2013'DE FİNİKE-DEMRE ARASINDA GÖRÜŞMEK ÜZERE...